Ölümsüzlük!... yaşayan ve sonunun olacağını bilen bedenlere naziklik ile vurdumduymazlık arasındaki olağanüstü ayrıcalıklara sahip olmak mıdır? Yoksa ölümlülüğü özlemek midir? Fëanor bulunduğu anın şaşkınlığında henüz otokontorlünü ele geçirmişken, daha geçen hafta yaptığı araştırmaların kendisini buraya sürükleyeceğini tahmin bile edemezdi. Sorular silsilesinin kendini bildiğinden beri peşini bırakmayan bir uzvu gibi olduğuna alıştığından beri farklı maceralar ve cevaplar arayışında kendisini bulması artık ona yabancı ve ilginç gelmiyordu. Tüm olağanüstü sıradan yaşamların içinde büyücü olmanın ayrıcalıklarının tadına sorumsuzca tatma arzusunda olmanın hayali arada bir onu cezbetsede üzerine yüklediği sorumluluklar onu farklı bir zaman çizgisinde yürümeye zorluyordu. Her geçen gün o çizginin dışına çıkmak için yollarının yok olduğunun bilincinde!..
"Sizde haklısınız, bir odun parçası sizi yok edemez! Neyse karşımda böyle bir güzellik olacağını tahmin edememiştim, kabalığımı ruhumdaki şaşkınlığa verin lütfen!" sözlerin büyüsünde tüm nazikliğini takınan Fëanor, karşısında sert mizaçlı ve nemrut birini beklerken son derece alımlı ve genç görünümlü bir vampirin olması onun tüm hücrelerinin anlık şaşkınlığa uğramasına neden olmuştu. İlk vampirin nazikçe eliyle işaret ettiği kaya parçasında bedenini bıraktığında ellerini önünde birleştirdi ve gözlerini Iscariot'a dikerek konuşmasına devam etmeye karar verdi. "Ailemin başından geçenlere sizde şahit olsunuz. Benim sizden öğrenmek istediğim asıl soru şu; Ailem içinde ki bu iki taraf neden var oldu? İkiside temelde güç arzusunda iken diğerinin çoğunluğa eşitlik vaat etmesi dengeleri değiştirdi! İkiside temelde güçü ele geçirmek arzunda olabilir mi?" Fëanor sözleri birbirini ardına kendinden emin bir tonda sıraladığında karşısından gelecek cevapları merak ediyordu. Hala ismini anlamlandıramadığı yerde ilk vampirin tarihselliğine şahit olurken sorduğu sorular belkide kendi güçsüzlüğünün en önemli kanıtını teşkil ediyordu. Kısa bir sessizliğin ardından, Fëanor oturduğu yerden ayağa kalktı ve cebinden yıpranmış bir parşömen kağıdı çıkardı. Iscariot'un dikkati bu parşömene kaymışken, Fëanor sorusuna cevap beklemeden heyecanlı bir öğrenci edasıyla tekrar söze atıldı.
"Belkide cevabı zor sorular bunlar! Keşke büyücedünya da sizin güzelliğiniz kadar kusursuz olsaydı. Sizinle görüşmemde en büyük kılavuzum babamın güncesi oldu. Kendisi ailenin ikiye ayrılmasına dikkat çekmiş! İkiside büyünün doğasındaki temel dengelerde bir şeyler istiyorlarmış. Aslında benimde kafamı kurcalayan soru şu; Blacklerin karanlık diye bildiğimiz tarafı aileyi kurtardı ve birleştirdi sonra kayıplara karıştı. Aynı şekilde diğer tarafta! Ailenin aydınlığı isteyen kesmi ise bunun için savaştı. Ancak babam ve ailemin çoğu üyesinin katledilmesi bir tesadüf mü? Sorular, sorular ve sorular sizi yorduysam özür dilerim!"
Adamın nazik iltifatına tebessümle karşılık veren kadın, birkaç adım atarak taşa yerleşmiş adama yaklaştı. Ellerini önüne yerleştirdiğinde bir an için masum küçük bir çocuğu andırmıştı kadında. Bir büyüğü tarafından sorgulanacakmış gibi bekleyen masum bir küçüğü, daha da spesifik olmak gerekirse. Tabii, kadın öyle bir noktaya gelmişti ki zaman zaman tüm insanlar ona küçük çocuklar gibi geliyordu. Fani dertleri olan, bir sevgili meselesiyle can almaktan bile çekinmeyecek kadar çocuksu fani bedenler. Karşısındaki adam bir istisna sayılabilirdi belki de. Birçoğunun aksine dertleri bireysel değildi. En azından kadın öyle umuyordu, aksi takdirde saçma bir sebeple buralara kadar gelmesi azıcık sinirlenmesine yol açabilirdi. Ama hayır, bu adam ailesini kendisinden daha çok önemseyen biriydi belki de. Gözlerinden okuyabiliyordu bunu. Kaldı ki, tüm bu aile sorunlarının silsilesinden sonra buralara kadar gelmesi de tesadüf olamazdı en nihayetinde. Tehlikeli olabilecek bir araştırma yapmak ise, bir kadınla görüşmek uğruna, az bir şey değildi. Nereden bu günceyi öğrendiğine dair bir fikri olmayan kadın, güncenin kimisi için tehlikeli olduğunun bilincindeydi. Zevk için, merak için kullanıldığında kullanan kişiyi buraya atmaz, yanlış araştırmalara yönlendirirdi. Ama işte, karşısında duran adam tamamıyla sağlıklı ve yanındaydı.
Gelen sorular ilgi çekiciydi. Birçok gözü kapalı fanatik ve holiganın yerine, birilerinin temelleri sorgulaması göz yaşartıcıydı hakikaten. Sessizce soruları dinleyen kadın düşündü. Savaşta yer almıştı. Fiziksel değil belki de, ama savaşta bulunan her bir vampiri ve kurtadamı, o ve ilk kurt yönetmişlerdi. Kumandan. Yüzlerce yıldır duymadığı sıfatını geri almıştı üstüne. Başarılı da bir iş çıkartmıştı doğrusu. Bir satranç oynarcasına mükemmel şekilde hareket ettirmişti askerlerini. Her savaş gibi kayıpları olmuştu, sözünü dinlemeyen de, karşı tarafta savaşan da. Ama kimseyi zorlamamıştı zaten. Zorlayabilir miydi? Evet. Tüm vampirleri kontrol gücünü barındırsa da özgür iradenin önüne geçmek yapacağı son şeylerden biriydi. Savaşları izlerken içinde oluşan yoğun savaşma duygusunu ve kan arzusunu bu büyük savaşla doyurmuştu. Tarafını doğru seçtiğine dair şüphesinin olmaması ise içini en rahat eden şeylerdendi. Ama hiç spesifik olarak kelimelere dökmeyi düşünmemişti, tarafların köklerinin nerelere uzandığını. Bu bir ilkti işte.
Ayağa kalkan adamın çıkarttığı parşömene kaydı gözleri. Eski bir şeye benziyordu. Biraz topraklanmış, yıpranmış gibi bir hali vardı. Sararmış bile olabilirdi. Karşısında duran büyücünün kendisinden bile yaşlı olabilir miydi acaba? Ah, tahminler… Sormasına fırsat kalmadan, karşısındaki büyücü çocuksu bir telaş ve heyecanla cümleleri ardı ardına sıralamıştı. Konuşmanın ortasına doğru anca kırmızı gözlerini adamın gözlerine dikebilen kadın kafasından parşömeni uzaklaştırdı. Finwe Black… Yaşlı bunağın böyle bir iletişim cihazını bu kadar kolay ulaşılabilecek bir yere bırakması kadını rahatsız etti. Öyle ki, kırmızı gözleri bir an için daha parlak bir hal almıştı, lakin çok sürmedi. Kısa bir öksürükle boğazını temizleyerek dikkatini Finwe'den uzaklaştırdı. Can sıkkınlığını sonraya saklayabilirdi. “Ah, çok fazla soru!” Dudakları narin bir kıvrımla tebessümünü ortaya çıkarırken ufak gamzeleri de gözükmüştü. “İlkinden başlayalım o halde; güç… Bildiğin üzere, ailenizin karanlık tarafı Alman Fingolfin tarafından kuruldu, Fingolfin Black. Tanırım, gerçekten iyi bir adamdır. Seni temin edebilirim ki, tüm amacı her iki dünyanın başındaki diktatörden kurtulması ve en sonunda kendi ailesinin de özgürlüğüne kavuşmasıydı.” Adımlarını adama doğru ilerletti. Adamın birkaç santim önünde iki saniye duraksadıktan sonra yanından devam edip, az önce büyücünün oturduğu taşın hemen yanına oturdu. Ellerini belinin iki yanına, taşın üzerine yerleştirdi ve hafifçe gerindi vücudunu açarcasına. “Ama topluluk birey değildir. Fingolfin'e çok fazla kişi katıldı. Elbet aralarında Fingolfinin kazanacağına inandığı için, yeni düzende güç elde etme amacıyla katılanlar da oldu.” Tekrar dikleşti ve sol bacağını sağ bacağının üstüne atıp, ellerini dizinde birleştirdi. “Ama Fingolfin zeki biri. Bunun olacağını tahmin etmişti ki, içinde yer alıp, önemli sırları bilen ve topluluğun önemli görevlerinde bulunan kimselerin, bu boşalan pozisyonlara gelmesini kesinkes yasakladı. Aksi takdirde amaçları ailesince yanlış anlaşılabilir, haksız konuma düşebilirlerdi.” Birkaç saniye sessizlik ile dediklerinin iyice yerleşmesini bekledi. “Benzeri Maedhros için de geçerli. Ah Maedhros! Hayatımda tanıdığım en güç manyağı insanlardan biri, inan bana. Yüzlerce insanı kullandığı, binlercesinin ise ayağını kaydırdı, kendi yararı için. Maedhros grubunun birçoğu bundan faydalanan ve bunun farkında olan kişilerle kurulu. Ama arada saf, gerçekleri göremeyen, dikkatini sadece Maedhros'un yaptığı birkaç iyiliğe diken insan da bulunuyor. İnsanların koyun dediği kesim belki de. Ama neticede kendi görüşleri. Yani güç peşinde olmayıp inançları doğrultusunda hareket eden kişiler de mevcut.”
Derin bir nefes alıp soluklandı. Hikaye fazla uzundu ve bu sadece kısaltılmış haliydi. “Diğer kısma gelelim. İki tarafın da ortalıktan yok olması garipsenecek bir şey değil. Zira Maedhros güç kaybetti, ayrıca ortalıkta kelle avı var. Kendilerini bu güçsüzlükle göstermeleri intihar olurdu. İnandıkları, peşinden gittikleri liderlerinin akıl sağlığını kaybettiğini bahsetmiyorum bile.” Ama kesinlikle varlıklarını sürdürüyorlardı. İnlerinin yerini bile bilen kadın bu konudaki sessizliğini sürdürdü. “Fingolfin ise işini layıkıyla yerine getirdi. Ailesini virüsten arındırıp gücü bıraktı. Bunu yaparken tedbirleri almayı unutmadı. Bundan fazla karışmaları, tüm bu savaşın aslında mevkii ele geçirmek üzerine olması demek olurdu. Ayrıca aileye gerçekleri gösterdiler. Ailenin bir şeyler başarabileceğini de kanıtladılar. Ah siz insanlar! Daha ne yapmalarını bekliyorsunuz? Her saniye sizi yönetmelerini mi?” Yaşlı bir teyze gibi cık cıklamanın ardından sırıttı. “Ailenin birçoğu zaten savaşta yer aldılar, inanın bana biliyorum. Geri kalan kısmının katlini de siz çözebilirsiniz. Fëanor, zekisin!” Adama ilk defa ismiyle hitap etmişti görüştüklerinden beri. “Bu zekanı kullan. Yenilen bir taraf. Büyük bir savaş. Tahmin edersin ki tüm aile orada savaşmadı. Sence, bazıları özel bir şekilde görevlendirilmiş olamaz mı? Maedhros aptal değildi. Başına geleceklerinin bilincindeydi, en nihayetinde. Sence de böyle bir kayıp durumunda bir B planı olmaz mıydı?” Yine dediklerinin yerleşmesi için birkaç saniye suskun kaldı. “Maedhros düştükten sonra, güçlenmeleri için vakitleri olacaktı. Öyle de oldu. Ailenin toplanmasının zaman alması kimin yararına olurdu sence? Veya şöyle diyelim. Böyle bir durumda, onca kaybın suçlusu kim olurdu? Aile üyelerinin bir çoğunun birden yok olması, hazinelerinin talan edilmesi? Aile mirasına zarar gelmesin denmesine rağmen birçok bölümün çöktüğünü biliyorsun. Parçaları birleştir. Bu kimi kötü gösteriyor? Saldırıya geçen Fingolfin mi, yoksa savunmada bulunan Maedhros'u mu?” Çok düşünmüştü tüm bu konular üzerine. Dünyada var olmuş, olacak her stratejiyi tahmin edebilen ebedi varlığın bu tahmininin de kesinkes doğru çıkacağına hiç şüphe yoktu. Önemli olan, insanların bunu kendi başına çözmesiydi. Sohbet ettiği genç büyücü gidip bunu insanlara anlatmaya kalksa bile kimse inanmayacaktı, kendileri bulmaları gerekiyordu.