17 Nisan, 2026 08:32:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Dost mu düşman mı ?  (Okunma sayısı 27 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Dost mu düşman mı ?
« : 30 Temmuz, 2022 10:33:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bar taburesinin üzerinde öylece sallanıyordu. Algısını uyuşturacak kadar içtiği diğer bar kapanmıştı, belki de kavga falan çıkmıştı da atılmıştı. Bilmiyordu, omuzları ağrıyordu. Çocuklukluğundan beri her kavgasından sonra böyle oluyordu.

'Belki de psikolojiktir.'

Öyleydi, Fëanor fazla iri yarı biri olmamasına rağmen kuvvetliydi. Küçük yaşta karşı komşunun oğlunun bacaklarına sarılıp, kaldırarak yere vurduğunda -ki bu karşı komşuları olan güreş hocasının onu fark ettiği vakitti- babası onu karşısına almış, iki omuzunu da sıkıca kavramıştı. Bunu yaparken gülümsüyordu ancak gözlerinde korkunç bir öfke vardı. Öyle bakıyordu ki, sanki elleri birer giyotindi ve bu giyotin ufacık bir işaretle Fëanor'un başını bedeninden ayırmaya hazırdı.Fëanor'un  omuzları çürüyene, çığıra çığıra ağlamasına sebep olana kadar sıkmıştı. Fëanor bunu hatırlamıyordu artık. Eskide kalmıştı. Omuzlarını ovuşturdu. Parmaklarının arasında döndürdüğü kadehi bitirdi, önüne koydu. Alnını bara yasladı. Alkolizmin kıyısına hiç olmadığı kadar yakındı. Bu onu ürkütüyor olsa da kontrol etmek istemiyordu. Savrulmak ve o uçurumdan yuvarlanmak istiyordu. Parçalanmak ve yüz binlerce ufak sırçaya ayrılmak, kaybolmak istiyordu.

"Bir tane daha ver."

dedi alnını bardan kaldırmadan.

Bu sırada içeriye birisi girmişti.Adam ilk adımlarını attığında etraftaki doluluğa baktı ve iğrenç uğultuyu kısa bir süre dinledi. Etrafa kısa bir süre göz gezdirdikten sonra yüzünü ekşitti ve uğultudan biraz uzak bölümdeki barın yanına gitti ve kendisine ilk bakıldığında oldukça yakışmış siyah saçlı adamın iki yanına oturdu. Aralarında bir tabure aralık varken barmene el işareti yaptı ve yanına çağırdı. Barmen o sırada adamın istediğini hazırladığından birkaç saniye bekletmişti kendisini. Barmen sonrasında gelince "Aynısından." diyerek iki yanına oturduğu adamın içtiğini işaret etti. Barmen alkolü hazırlarken bu dediği ile adamın başını kaldırıp kendisine bakmasını umuyordu çünkü kim olduğunu merak etmişti nedense. Bu kadar bıkkın bir halde olan birisi anca kendisiyle aynı kafada olabilirdi şu anda.

Fëanor başını kaldırmadı. Bir süre öyle bekledi. Belki son iki kadehi içmemiş olsaydı başını kaldırıp bakabilirdi, ancak şimdi sadece kendi şeytanlarıyla başbaşaydı. Binlerce kayıp ruhun sadece tek kelime ederek dolaştığı zihninde izmihlal yaşanıyordu. Depresif olmaktan, hüzünlü olmaktan nefret ediyordu ancak kendine yardım edemiyordu. Bir şeyler yapmak istiyordu, bir şeyler başarmak; arzuladıklarını gerçekleştirmek istiyordu ancak hiçbiri olmuyordu. Kadınlarla tanışmaya çalışıyordu ancak çeşit çeşit sorunlar baş gösteriyordu, mesleğinde yükselmek istiyor ama haksızlığa uğruyordu. Tüm öfkesini hafta sonları ringlerde atmıyor olsaydı şimdiye kadar çoktan delirmiş olurdu. Kadehine doldurulan içkinin sesiyle başını kaldırdı.

"Çok sarhoşum."

dedi kendi kendine. Dirseğini bara, avucunun içini yanağına dayamıştı. Yanağına yaptığı baskı sonucu garip bir şekil alan yüzü sevimli gözüküyordu. Tanrı tarafından özenle hazırlanmış gibi gözüküyordu yüzü. Mimiklerinin ve hareketlerinin en doğal olduğu, leş gibi içki koktuğu ve kendisi de dahil her şeyden nefret ettiği bir vakitte böyle güzel gözükmek pek de kolay değildi sonuç olarak ama o öyleydi. Gözlerini sadakatsiz bir sevgiliyi izliyormuşcasına kadehe dikti. Umutsuzdu. Hiçbir şeyin düzelebileceğine inanmıyordu. Suç kendisinde de değildi, topluma ayak uyduramamıştı. Arada paramparça olmuştu. Alkol, sigara.. bunların hepsi ömrünü yavaş yavaş kırpmak içindi. Hayatını bitirmek için fazla umutlu, sağlıklı yaşamak için fazla umutsuzdu. Viskiden bir yudum aldı, bara bıraktı. Ağzı çoktan uyuşmuştu, hiçbir tat almıyordu.

Barmen viskiyi hazırlarken gözleri yanında ki adamın üzerindeydi. Adamın sarhoş olduğunu her halinden kolayca ve gülünç bir şekilde anlayabilmişti. Sanki kaslarını kullanımını yitirmiş gibi davranırken dirseklerinin üzerinde durmayı başarınca istemsizce kendisi de rahatlamıştı. Uzun bir süre bakıştığı viskisinden zar zor bir yudum anca alabilmişti. "Durum kesat..." dedi kendi kendine içinden. Önünde ki viskiyi alıp bir yan tabureye geçti ve adamın dibine oturdu. "Bünyeniz zayıf anlaşılan, ve işin ucunu da belli ki kaçırmışsınız biraz." Kendi önündeki bardağı tek dikişte hiç zorluk çekmeden kafasına dikmiş ve bar masasına sertçe çarpıp yenisini istediğinin işaretini vermişti. Tek kolunu bara yasladı ve adama doğru dönüp onu incelemeye başladı. İlk bakışta çok tatlı ve zayıf bir insan gibi duruyordu dışarıdan, neden bu kadar sarhoş olduğunun açıkalamasını da yapıyordu bu işte. Kendisine karşılık vermesini umarak ona bakmaya devam etti.

"Herhalde öyle.."

dedi sakince. Adamın kendisini izlediğini fark ettiğinde yarım ağız sırıttı, kadehi aldı. Barın arka kısmındaki şişelerden gözlerini ayırmadan içkisini içti ağır ağır. Sağ elinin parmaklarının eklemleri parçalanmıştı. Kimisi mosmordu, kimisinin ucunda ufak yaralar vardı.

"Üzgünüm ama ben sadece kadınlardan hoşlanıyorum."

Alayla konuştu. Adamın kendisine alıcı gözle bakmadığının pekala farkındaydı. Ancak yine de bu derin bakışlar pek de mantıklı değildi, sadece içmek istiyordu o. Ensesini çevirerek bakışlarını yanındaki adama çevirdi. Saçları bara doğru dökülüyordu. Gözleri kanlıydı, irisleri ise griye çalıyordu. Normalde onu kör zannedebilirdi ancak görme engelli birinin bu kadar keskin bir şekilde bakması da pek olası değildi.

"Özellikle de benden çok daha uzun olanlardan. 1.95 falan. Viking gibi."

Adama sırıtarak bakarken dedikleriyle ağzı açık kalmıştı. Sesli bir şekilde kahkaha atmak istiyordu, oldukça komik gelmişti bu kendisine ama yine de şaşırmamak elde de değildi. Seçeceği sözcükleri bile unutmuştu bu sefer. "B-Ben.. Şey ben de elbette onlardan hoşlanırım ama neden söyleme ihtiyacı duydunuz ki." Salağa yatma numarasıyla bu karmaşık diyalogdan kurtulmaya çalıştı. Fakat ister istemez gülmesini tutamamış ve sesli bir şekilde gülmeye başlamıştı. Gülmesi bittiğinde üzerinde ki garip bakışlara karşı [color =yellow]"Çok özür dilerim, istemsizce oldu."[/color] diye yanıt verdi. Gülmesi bittiğinde gözünde biriken yaşı parmaklarıyla aldı ve ikinci gelen viskisinde büyük bir yudum içti. "Ben daha çok 1,70 - 1,80 arası benden kısa, bana yerden bakacak kadınlardan hoşlanırım. Daha tatlı oluyorlar, her konuda..."Madem konuyu kadınlara getirmişti adam kendisi de devam ettirmişti. Konu iyice garipleşirken parmağını viski bardağının ağzında dolaştırıp asıl amacı için adamla tanışmak için harekette bulundu. "Ben Asher Silas, tanışmayı ister misiniz bilmem ama sizin neden burada olduğunuzu merak ettim. Pek alkol adamı değil gibisiniz." Elini uzatırken yüzüne de samimi bir gülümseme yerleştirdi. Normal şartta kaostan beslenirken bu durumda bu tavrı takınma gereği duydu kendinde.

Kekeleyerek 'Ben de onlardan hoşlanırım.' demesi üzerine kıkırdadı sessizce. Ardından Asher'ın gülmesiyle o da sırıttı.

"Sıkıntı yok."

dedi başını hafifçe geri atarak. Viskisinden son yudumu aldı.

"Teşekkür ederim bu konuda açık olduğun için."

Diyerek ekledi, Asher'ın da kadınlarla fikir belirtmesi üzerine. Elini uzatmasıyla ona doğru döndü, elini sıktı.

"Fëanor Black.. Yoo, normalde pek vurmaz ama bugün çok içtim. Keşke aram pek iyi olmasa, daha az para; daha çok hissizlik.. Öylesine geldim işte. Bir şeyleri kutlamaya.. Sen niye geldin?"

Adamın sonunda düzgün bir hayat belirtisinde bulunup sırıtmasıyla nedensizce mutlu olmuştu. Adamın tavrı da sarhoş olmasına rağmen çok düzgün ve yerindeydi. En azından bu mutlu etmişti kendisini. Elini sıkmasının ardından kendini tanıtmasıyla da kafasını memnun olduğunu belirtmek için salladı. Adam konuyu önce paradan açınca gözlerini devirdi. "Mugglelar, aynı zıkkımı içip daha az para ödüyorlar. Paraları çok değersiz, bir işe yaradıkları yok. Bir de onlar için çabalıyoruz  düşünebiliyor musun?" Sanki birikmişliği kusmayı bekliyordu Asher. Adamın alan yüz ifadesini görünce konuya çok saçma bir yerden girdiğini anladı ve hızla konuyu değiştirmeye çalıştı. "B-Ben öylesine içmeye geldim." Burada olmasının gerçeklerinden birisi buranın yöneticisin iş vereni olmalarıydı belki de, ama bunu söyleyip yüzsüzlük yapmak kendisine yanaşır bir şey değildi. Onun yanı sıra da daha demin dedikleri belki de yaptığı en büyük yüzsüzlük olsa da aniden gelen duygularla içini dökmüştü ne de olsa. Ne diyeceğini merakla beklerken dudağını ısırmaya başladı.

Kaşlarını çattı.

"Ne dedin, pardon?"

Başını kaldırdı. Bu kadar sarhoş olmuş olamazdı herhalde. Etrafına baktı, salak kukuletalar; bellerden sallanan asalar, garip kıyafetler, suratlar. Burası bir büyücü barıydı. Avucuyla yüzünü kapattı. Ardından avucunu ağır ağır aşağıya çekerek suratında sürükledi. Sokaklarda aptal saptal dolaşırken, belki bilerek; belki bilmeyerek girmişti. Aklına gelen bir fikirle sırıttı sonra.

"Bir şaka duymak ister misin?"

dedi sağ kaşını kaldırarak.

"Bir Muggle ve bir büyücü arasındaki temel fark nedir?

İşte beklediği tepkiyi tam anlamıyla almıştı. Belki de yanlış anlamış veya duymamış olmasından dolayı böyle dediğini düşünerek bozuntuya vermeden "Neden olmasın." diye karşılık verdi ilk sorusuna. Bir kavgayı kaybetmeden korkmuyordu çünkü güveni tamamen yerindeydi ama kavgaya hiç de girmek istemiyordu şu an. "Bilmem, nedir?" Diye söylendi istemeden sessizce.

"Muggle'ın M'sini büyük yazarım."

Kıkırdadı kendi kendine, hatta bu kıkırdama bir süre sonra histerikleşti. Katıla katıla gülmeye başladı.

"Dur. dur... bir tane daha var bak.. bu çok iyi.. Bunu da yapayım mı?

Adamın garipleşmesi biraz sinir bozucu ver korkunçlaşmıştı. Sadece adamın bir deli çıkmasından korkuyordu şu an, ya da büyük bir muggle hayranı. En son isteyeceği şeylerdi bu. Öyle olmasa da tırstığını belli ederek "Olur yap..." dedi. Bir eli asasındaydı bu sefer her duruma karşı.

"Dur.."

Barmene bardağı doldurması için işaret verdi, bardak doldu. Kafasına dikti. Sırıttı, işaret parmağını kaldırdı anlattıklarını desteklemesi için.

"Asalarına güvenmezler.."

dedi göz ucuyla elini attığı asasına bakarak.

"Çünkü bir büyünün geldiğini görebilirsin.. Ama bir yumruğun geldiğini.."

Dedi gülümseyerek, konuşmaya devam ederken ellerini iki yana açmış ve bar taburesinin üzerinde ona doğru dönmüştü. Bacakları omuz genişliğinden çok az daha genişti, dizleri oturduğundan ötürü kırıktı ve beli dikti.  Ardından sarhoş, hareketleri yavaşlamış bir adam kıyasında korkunç bir hızla bir sağ kroşe çıkarttı.

"Göremezsin."

Güç sadece koldan ya da omuzdan gelmiyordu. Bir profesyonele yakışır bir şekilde, özellikle vücuttaki en güçlü kaslar olan bacaklarından da güç alarak tüm vücuduyla vuruyordu. Omuzları bir kuş kadar serbestti ve bu ona hem enerji saklıyordu hem de hızını arttırıyordu.  Normal bir büyücü için bu hayatında yediği en güçlü yumruk olurdu muhtemelen. Zaten güçlü bir adamın bıçak keskinliğindeki tekniğiyle bilenmiş, 'benim' diyen dövüşçüleri bile yıkacak güçteydi. Sarhoş olmasa, belki de bu yumrukla birlikte kavga çoktan başladığı yerde bitebilirdi. İlk yumruktan sonra sertçe nefes verdi, aynı hızda nefesi aldı. Kafası inanılmaz güzelken bile 'telegraflama' hatasına düşmüyor, ikinci yumruk harekete geçmeden önce ilk yumruğu çekmiyordu. İkinci yumruk bir kroşe değil, direkti. İlkinden çok daha hızlı geliyordu ve Asher bu yumruğu yerse yüksek ihtimalle tabureden düşecekti. Ancak iki yumruğa dayanır da tekrar ayağa kalkabilirse, muhtemelen Fëanor bu dövüşü feci bir şekilde kaybedecekti. En son düello yaptığında hala okuldaydı ve büyüleri hatırlasa da bu kafayla asa hareketlerini yapması mümkün değildi.

Dudaklarını ısırıp tetikte bekliyordu ama yine de adamın kendisine salladığı yumruğu yiyip devrilmemesi neredeyse imkansızdı. Yumruğu yiyip bar masasına doğru biraz savrulunca önce aldığı darbeyi sindirip durumu kavramaya çalıştı, sonrasında da asasında tuttuğu eliyle asasını çekti ve savaş çığlığı gibi bir bağırış atıp sinirle adama döndü ve büyük bir odak, hırs ve güçle dibinde duran adama Expelliarmus büyüsünü yaptı. İçinden amaçladığı onu duvara yapıştırmaktı bu büyü ile. Son gördüğü ise asasından çıkan kırmızı plazmik toptu.

Büyünün vücuduna isabet etmesiyle geriye fırladı. Duvara sert bir şekilde çarpıp yere düştü.

"Ah!"

Yere yığıldı, ciğerden gelen homurtular çıkardı. Avuçlarını yere yerleştirdi, kendini ağır ağır kaldırdı. Bir küfür savurdu ve omuzlarını oynattı. Ensesini kıtlatttı. Kenara tükürdü, gözlerini Asher'a dikti. Bu manasız kavganın gereksizliğinin farkındaydı ama umurunda değildi. Çocukken de, okulda da böyleydi. Her ne kadar sempatik, yer yer sevimli biri olsa da.. Fëanor kavga etmeye bayılıyordu. Sırıttı, bacaklarından güç alarak kendini öteye fırlattı. Hareketi hem alkolün hem de az önce sertçe duvara yapışmasından ötürü yavaşlamıştı. Asher bu öne atılmayı çok kolay bir şekilde def edebilirdi. Ancak def edemezse, Fëanor onu yakalayacak ve muhtemelen hayatının en sıkıntılı dakikalarını yaşatacaktı.

Tam da istediği şekilde Fëanor duvara yapışınca yüzünde bir gülümseme oluştu. Onun yerden kalkışını büyük bir zevkle izledi bir yandan. Hırsla toparlanıp geri kalkışını görünce gözleriyle ve mimikleriyle takdir etti onu. Hızla üzerine atılışını fark ettiği anda kendisi de ona doğru koştu ve o daha kendisine sarar veremeden ona iyice sarıldı ve ikisini de daha düzgün bir yere cisimledi.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: Dost mu düşman mı ?
« Yanıtla #1 : 30 Temmuz, 2022 13:27:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Onu tam da knockturn yolunun oldukça uzağına. Binaların çok az olduğu topraklı ve tenha bir yerine cisimlemişti. Cisimlendikten sonra onu hızla iterek kendisinden ayırdı ve birkaç adım geriye giderek kendisini ondan uzaklaştırdı. "Mekanımı dağıtmana izin veremem kusura bakma." Geriye çekildikten sonra hiç beklemeden onu alaşağı etmek için Stupefy diyerek bayıltmayı hedefledi. "Sana zarar vermek istemiyorum."

Asasını yukarıdan aşağıya keskin bir çizgi olarak çizdi.

"Protego!"

Büyüyü engelledikten sonra asasını indirdi.

"Ben zarar görmeyi de, vermeyi de istiyorum ama."

dedi soğuk bir sesle.

"Kendini her bir varlıktan üstün gören büyücüler beni sinirlendiriyor ve.. açıkçası.. her ne kadar aramızdaki tüm bu olay bomboş olsa da... kavga etmek istiyorum. Kusura bakma. Suçlu benim burada.."

Asasını beline taktı, gömleğinin kollarını kıvırdı. Bunu yaparken konuşmaya başladı.

"Sana bir uyarı, ne yaparsan yap.. seni yakalamama izin verme. Çünkü olur da yakalarsam, erkekliğinden daha çok güvendiğin o çubuk parçası seni koruyamaz."

Asası sol elindeydi, asayı parmaklarında bir tur çevirdi.

"Şimdi..Neden asaya güvenmemelisin 101."

Hızla Asher'ın üzerine koşmaya başladı. Asası elinde bir kalkan gibi hazırdı, asayı saldırmak için kullanmayacaktı. Sadece mesafeyi kapatacak ve gelen büyüleri def edecekti. Düşününce, aslında dövüşmek için oldukça ilginç bir yoldu ve Asher muhtemelen asla böyle bir şey görmemişti. Fëanor bu tekniği olası bir büyü düellosu için uzun zamandır hazırda tutuyordu zaten. Hayatı boyunca boks yapmış, dolayısıyla yumruklardan etkilenmeyen bir rakibin kafasına kafasına atılan tekmeler ne kadar etkiliyse; daha önce maksimum birkaç kez yumruk yemiş büyücüler için de aslında yumruklar büyülerden daha etkiliydi. İnsan alışan, güçlenen bir varlıktı sonuçta. Ayrıca, büyücülerin büyük çoğunluğu yakın mesafede berbattı. Kavga denilen şeyin birbirine sallanan çubuklardan ibaret olması onları içten içe yumuşatıyordu aslında. İnsanın bazen sert yumruklar yemesi, atması ve etten, kemikten olduğunu anlaması gerekiyordu

Fëanor'un yaptığı büyüyü kolayca savuşturacağını biliyordu zaten. Onu dinledikten sonra kollarını kıvırmaya başlayınca kavganın başında hiç içinde olmayan ona zarar verme isteği birden bu özgüveni karşısında kat be kat artmıştı. Kollarını kıvırmasını izlerken yüzüne de aşağılayıcı ve takdir eden bir sırıtış eklemişti. "Ah  bak sen? Şimdiye kadar kimseye yenilmedim, şimdi de senin gibi birine kesinlikle yenilmeyeceğim bilesin."  Fëanor'un kendisini tatmin etmek için girdiği bu kavga şimdi de Asher'ın damarlarında akan her bir damlanın içindeki hırsını tatmin edeceği bir düelloya dönüşecekti. "Bir şey diyeyim mi? Aslında bence burada ki iki suçlu da biz değiliz. Kendimizi tatmin etmeye hakkımız var öyle değil mi?" Üzerine doğru gelmeye başlayan Fëanoru görünce sırıtışını arttırdı ve Ignimperio dedi. Asasından çıkan halat gibi alev Thora'ya ilerlerken ona vereceği işkence aklından geçiyordu. Bir yandan da söylediği sözler kendisini sinirlendirmişti. Elbette asası kendisini koruyan tek şeydi ve dediği sözlere de katılmıyordu. "Orada dur işteee... Elbette asama güveneceğim başka ne yapayım ki? Beni hiçbir zaman yüz üstü bırakmadı." Derken diğer elini de solunda duran genişletme büyüsü yaptığı kınına götürdü ve içinden kılıcını çıkarttı. "Ah dersen ki asanı bırakıp teke tek gel. Olur derim." Psikopatça bir kahkaha attı ve gözlerini bürüyen hırs ile Fëanor'a zarar verme eğilimini o an kat kat arttırdı.


Oluşan alevden halatla aydınlanan ortama karşı içinde bir gram bile korku yoktu. Fëanor dünyaya öfkeliydi, Fëanor'un başı ağrıyordu, Fëanor kontrolden çıkmış bir yaratık gibi önüne ne geçerse ısırmak istiyordu. Yukarıdan aşağı bir çizgi çekti.

"PROTEGO!"

dedi öfkeyle. Asasının ucunda saydam bir kalkan oluştu. Zaten asası bir kalkan gibi yukarıdaydı, dolayısıyla vücudunu koruyacak büyüyü tamamladı. Saydam kalkana sertçe çarpan halat kalkanın üzerinde turuncu parlamalar oluşturdu. Yüzünde korkunç bir hınç vardı.

"AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA!"

Bastığı topraktan kalkan tozlar ayaklarını gizliyordu neredeyse. O derece sert basıyordu, ona şarjlayan bir düşman varken kılıç gibi çekmesi zor bir silaha davranan rakibinin göğsüne omzuyla sertçe vurdu. Bu şarj direkt olarak göğüs kafesinin etrafına geldiğinden ve tamamlanışı dirseğin karın boşluğuna isabetiyle olduğundan nefesi kesecekti. Asher yediği darbeyle yere savrulduğunda hızla üzerine çullandı. Dövüşler ona bunu öğretmişti işte, asla bekleme; asla açık verme.

"BENİ HAFİFE ALMA PİSLİK!"

Asher'ın sağ çenesine sert bir yumruk yapıştırdı. İkinci yumruk ise direkt burnaydu, üçüncüsü sol çeneye.. Her yumruğunda daha çok öfkeleniyordu. Öfkesi azalmıyordu, kendini kontrol edemiyordu ve ne yaparsa yapsın duramıyordu. Yumruklarını birinci şahıstan değil de dışarıdan izliyor gibiydi, bir hayvandan farksızdı. Yere düşmüş kılıca uzandı.

"DURAMIYORUM!"

Dedi içinden. Bastırılmış bir öfkeydi onunki. Damarlarını genişletiyor, kaslarını çelik gibi yapıyor ve kalbini deli gibi hızlandırıyordu. İtilmiş, kakılmış, köşeye sıkıştırılmış bir vahşi hayvanın en sonunda dişlerini gösterip 'savaş' komutunu seçmesiydi bu. Yumrukları bu yüzden çok güçlüydü, öfke muştası kuşanmış kusursuz bir teknikle atılıyordu. Hayatında hiç bu kadar vahşi, bu kadar öfkeli hissetmemişti.


Fëanor'u yanan iplerle kırbaçlamayı hedeflerken kurtulup üstüne kendisine omuz atıp kendisini yere düşürmesiyle sudan çıkmış balık gibi hayretler içerisine girmişti. İlk defa böylesini yaşıyordu. Adam sıradan bir rakip değil adeta yok etme modunu açmış bir robot gibi öylesine bir güçle kendisine omuz atmıştı ki yere düştüğünde aldığı darbe ile kendisini toparlaması biraz sürmüştü. Asası hala bir elinde duruyordu ama kılıcı başka bir tarafa savrulmuştu. Kendisini toparladığında ilk gördüğü üstüne oturmuş aygır gibi sinirden deliye dönmüş Fëanor'du. "Lanet olsun..." Ne olacağını biliyordu ve beklediği de olmuştu. Solundan aldığı darbe yaşadıklarını gözünün önüne getirmişti resmen. Afallamış durumda burnuna aldığı darbe ile burun kemiğinin kırılma sesi bütün beyninin içinde yankılanmıştı adeta. Üçüncü darbenin ardından Fëanor sıradaki yumruğu heniz atmamıştı. Bilinci tam yerinde değilken onun kılıca uzandığını gördüğü anda sağ kolunu kaldırdı ve çenesi ağrırken konuşamadığından sözsüz bir şekilde Everte Statum büyüsünü yaptı. Fëanor bir anda kılıcı kavramaya çalışırken geriye savrulunca üzerinde bir rahatlama hissetmişti. Bir, iki saniye nefes aldıktan sonra yerden zorla kalkabildi. Dengesini toparladığında ağzında birikmiş kanı hemen yanına tükürüp boynunu kütletti. İçinde ki adrenalin bütün o acıyı unutturmuştu bir anda. Savrulduktan sonra yerden kalkmaya çalışan Fëanor'a bakıp yüzünde ki kanların ardından sırıtmaya başladı. Stupefy Confringo Mufflisto sinirle ve hırsla yolladığı üç büyünün ardından en ölümcül silahı olan büyüyü yapmak için içinde muhteşem bir arzu toparladı ve odaklanarak asasını sanki bir hançer saplar gibi Thora'ya yönlendirirken Nigrum Crepitus! diye bağırdı.. Kara enerji dalgası asasından çıktıktan sonra Fëanor'a ilerlerken kendilerinin fark etmediği ama uzun süredir kendi kavgalarını izleyen bir adam alçak çatılardan birinden yanlarına atlayıp siyah enerji küresine doğru Ebublio yaparak büyüyü kendi içerisinde patlatmıştı. Adam kendi büyüsünü engelleyince Asher bir anda kapüşonu yüzünü görünmez yapan siyahlarla bezenmiş adama döndürdü yönünü. "Dostum git buradan bu senin kavgan değil. " Adam hiç oralı bile olmamıştı bile. Adamın umursamaz tavrı ile öylece durmasıyla kollarını iki yana kaldırdı ve "Alooo!" diye bağırdı adamın yüzüne. Bu arada ağzının içinde yine bir sürü kan birikmişti. Ağzında biriken bütün kanı Asher gizemli adama doğru tükürdü. Kan adamın çizmelerine gelmişti. Hazır kolları da havadayken adam bunu fırsat bilip kendisini sözsüz yaptığı bir büyü ile geriye savurmuştu. Bir daha geriye savrulunca zar zor ayağa kalkabilmişti Asher. "Derdin ne senin? İki hırpalanmış adama karışıp bu kavgayı kendin kazanabileceğin gerçeğine gerçekten inandırdın mı kendini?" Adam tek kelime bile etmiyordu. Bir saniye bekledikten sonra ellerini pelerininin kapüşonuna götürüp yüzünü kapatan pelerini kaldırdı. Kapüşon kalkınca ardında yüzünü kaplayan kalıcı yaraya sahip kel ve sinirli bir adam belirmişti. "Bu düello değil, düello böyle olmaz. Yerde etkisiz halde duran bir adama ölümcül bir şekilde saldıramazsın." Adamın dediklerini duyunca umursamaz bir tavırla güldü. "Hıh! Kim engel olacak buna? Sen mi?" Hala içinde birikmiş halde olan sinir ve hırsla adama da kafa tutmaya kalkmıştı bu sefer. Adam ruhsuz gibi orada öylece kendisine bakıyordu. Sonrasında Fëanor'a döndü ve bir süre onu inceledikten sonra tekrar kendisine dönüp kısaca "Evet." diye yanıtladı pelerininin altında duran elini göz önüne çıkarıp Fëanor ile kendisinin tam arasında kalan noktaya doğru asasını doğrultup bağırarak Magium Gravitas! dedi. Birden adamın asasından siyah büyük plazma topu gösterdiği noktaya gidip oraya yapışmıştı. Büyü yere yapıştıktan sonra bir saydam ama gözle görülebilir bir  çekim alanı kendisini içine doğru çekmeye başlamıştı. Adam daha önce duymadığı be görmediği bir büyü yapmıştı. Hangi büyü olduğunu bile anlayamadan yüzünü ekşitti. Asasını adama doğru doğrultup sinirle Expelliarmus dedi. Asasından çıkan kırmızı plazmik top bir anda adama varamadan adamın yaptığı büyünün içine çekilmişti. "N-Ne?" Kafası oldukça karışmışken beklemeden başka bir büyü daha yaptı. Flipendo Büyüyü yaptığında asasından çıkan mavi plazmik top yine adama varamadan siyah plazmik topun içine çekilmişti. "Bu bok da ne?" Adam sözcüklerinden sonra asasını kendi kınına koyup kapüşonunu geri kapatmıştı. "Adil dövüşün." Son sözünün ardından gizemli adam anında oradan cisimlenmişti. Adam cisimlenince Asher biraz daha yakından büyüye bakınmaya çalıştı. Yavaşça kendisini de içine çeken bu kara plazmik topun ne olduğunu bir türlü anlayamamıştı Asher. Multatelum Asasından çıkan onlarca plazmik top her seferinde yerdeki çekim alanının içine çekiliyordu. Plazmik toplar büyününü içine çekildiğinde çekim alanı her seferinde büyümüştü. Az çok fikri oluşmuştu bu sefer. Geri geri gitmeye çalışıp büyünün içine çekilmemeye çalışıyordu ama her seferinde içine çekiliyordu. Asasını kınına koydu ve Fëanor'a döndü. "Demek ki bu işi senin yöntemlerinle halledeceğiz." Asasını kınına koyduktan sonra yumruklarını kaldırdı. Hala çok hırslıydı ama bu sefer korkuyordu. Adam ölüm makinesi gibi bakıyordu çünkü. Kavganın başında ettiği laflardan da anladığı kadarıyla yumruklarını çok sağlam olduğuna adım gibi emindi. Fısıldayarak "Şimdi de haksızlık bana karşı oldu ama..." dedi. Korkarak yumrukları havada Fëanor'u beklemeye başladı. Bir gözü ama hala kendisine yakın bir yerde duran kılıcındaydı. Onu almak için uygun zamanı bekliyordu.


Everte Statum'un etkisiyle geriye doğru uçarken hissettiği keskin acıyla birlikte bağırdı. Konumundan ötürü yükselirken havada birkez takla atmış, öyle yere düşmüştü. Yere düşüşün etkisiyle dudağı patlamış, kanı ağır ağır yere akmaya başlamıştı. Derin bir nefes verdi, dizlerinin üzerinde doğrulmaya çalışsa da düşüşün etkisi çok ama çok yoğundu. Alkol acı eşiğini arttırıyor olsa da, vücudunu kesen taş parçalarının yarattığı minör kanamalar şimdiden can yakmaya başlamıştı. Üzerine doğru püsküren plazmik topu fark ettiğinde refleksif olarak asayı yukarıdan aşağıya doğru indirdi.

"Protego!"

Plazmik top kalkanın saydam yüzeyine çarpıp dağıldığında derin bir nefes verdi, ancak buna kalmadan hemen ardından gelen devasa alev topuyla birlikte kalakaldı. Her şey bitmiş gibi hissediyordu ki, neden olduğunu anlamadığı bir sebepten asasını sola doğru kaldırdı.

"Carpe Portus."

Confringo büyüsünün ana alanından kendini kurtarmış olsa da, patlamanın hacminden tamamen kurtulacak kadar uzağa ışınlanamamıştı. Patlamanın yarattığı etkiyle metrelerce öteye savruldu. Kıyafetleri paramparça olmuş, vücudunda ciddi kanamalar meydana gelmişti. Genizden, hastalıklı bir adamın nefesini andıran bir nefes verdi. Alnına dokunan bir parmağı fark etti bu sırada, başını ağır ağır kaldırdı. Görüş başta bulanık olsa da zamanla netleşmişti. Bir çocuktu bu, muhtemelen 16-17 yaşlarındaydı. Saçları aynı Fëanor'un gibiydi. Burnu düzgündü, cildi parlaktı, gülümseyişi temiz ve güzeldi.

"Mahvolmuş görünüyorsun."

dedi gülümserken. Fëanor'un saçları çamurla kaplanmış, dudağı, kaşı açılmıştı. Saçlarını kaplayan çamurdan yüzü de nasibini almıştı. Çocuğun gözlerine bakmaya çalıştı, bakamadı. Yüzü her ne kadar ortaya çıksa da gözlerini göremiyordu. Anlamlandırmaya çalıştı, kalkmasına yardım etmesi için elini uzattı. Çocuk eli bileğinden kavradı.

"Ölüyorsun, Fëanor. Patlamadan sağ çıkabilmene bile şaşırdım doğrusu. Kafes seni güçlendirmiş, bir güreşçinin hamamböceği gibi olduğunu söylerlerdi de inanmazdım.."

Parçalanmış kıyafetinin arasından tenini sıyırıp geçen soğuk rüzgarlar üşütmüştü onu.

"Sen kimsin?"

Çocuk sırıttı.

"Önemi var mı?"

Fëanor yutkundu, kendi kanını yutmasının ağzında ve gırtlağında yarattığı metalik tatla yüzünü buruşturdu.

"Burası çocuklara uygun bir yer değil, git."

Çocuk kaşlarını indirdi duyduklarını saçma bulurcasına.

"Dünya çocuklara uygun bir yer değil ki.. Hatta bazen yetişkinlere bile uygun değil.. Asan kayıp, kim bilir nerede. Yine de kalkmak istiyorsun, değil mi? Dövüşmek istiyorsun. Öfken seni yiyip bitirmiş. Yıllar boyu gömdüklerin artık yüzeyden çok da uzakta değil. Kanıyorsun, ölümün eşiğindesin. Bu iyi. Uçurumun kenarında dans etmeden, ayaklarında sert bir zeminin olmasının kıymetini anlayamazsın. Kalkacaksın, dövüşeceksin. Belki öleceksin, belki de ölmeyeceksin. Bu pek de mühim değil. Mühim olan şey kalkman. Tüm hayatın boyunca oturup kaşlarını çattın sadece. Kaşların o kadar süre çatık kaldı ki bir vakit sonra yüzünün normal hali o oldu, öyle olunca; kavruldun."

Confringo'nun yaktığı çalıların çıtırtısı garip bir melodi oluşturuyordu. Çocuk elini uzattı, Fëanor'un elini tuttu. Anlayamadığı bir kuvvetle ayağa kalktı. Kalktığında çocuğun gözlerini gördü. Soluk bir maviydi, Fëanor bu gözleri daha önce yüzlerce kez aynada görmemiş olsaydı bu çocuğu kör zannederdi. Zannetmedi. Çocuk kendisiydi. Bir zombi gibi gözüküyordu. Üzerindeki yaralardan damlayan kan, yumruklarını kaplamıştı. İyice sıktı onları, sallanarak Asher'ın üzerine yürümeye başladı. Bu dehşet verici bir şeydi çünkü bu derece hasardan sonra ayağa kalkmak ve yürümek insanüstü bir şey gibi hissettiriyordu.

"Yediğim en ağır yumruk değil.."

dedi Fëanor. Bu sözü adamın kaybolduğu vakte tekabül ediyordu. Büyülerin çekim alanına doğru gitmesiyle sırıttı.

"Başka kartın kaldı mı, Asher?"

dedi başı öne eğikken. Ağır ağır başını kaldırdı, ay ışığı yüzündeki kanların üzerinde parladı. Gözlerinde hala aynı alev yanıyordu. Asher bir uzvunu kaybetmişti, Thora ise kangren bir bölgeyi kesip kurtulmuştu büyülerin denklemden çıkmasıyla. Yürümeye devam etti.

"KILICI MI ARIYORSUN?!"

Sırıttı.

"BUSUNUZ İŞTE SİZ! NE OLURSA OLSUN BİR TAHTAYA YA DA BİR METALE GÜVENEN AŞAĞILIK İSRAFLAR. Kılıcı yerden al. Almazsan, boynunu kıracağım."

Her varlık gözükaralıktan korkardı. Sırıttı.

"NİYE ÖLMEDİĞİMİ BİLMEK İSTER MİSİN APTAL?! BÜYÜN BENİ NİYE ÖLDÜRMEDİ SENCE?! BEN BİR VAMPİRİM ÇÜNKÜ! LÜTFEN KILICI AL! Erkekliğine değil, bir şeylere güvenirken pataklamak istiyorum seni.. Onurunu daha çok parçalamak istiyorum.."

Bu tabii ki de bir blöftü. Fëanor vampir falan değildi.


Adam ortadan kaybolduktan sonra Fëanor'un ağır adımlarla üzerine geldiğini görünce nedense tırstı. Cidden ilk defa belki bu kadar korkmuştu. En büyük güvencesi asası yoktu şu anda. Çok ağır bir şekilde kendisine yaklaşıyordu. Onun gelmesini beklemeden yerde ki kılıcı eline alıp düzgün bir pozisyon belledi kendisine. Yavaşça çekim alanına yaklaşırken ayakta durmakta zorlaşıyordu. Söylediklerine aldırış etmemeye çalıştı. Hepsinin bir manipüle oyunu olduğunu biliyordu çünkü. Fakat son cümlelerinde söylediği ayrıntı duraksatmıştı kendisini. Vampir olduğunu söyleyince göz bebekleri büyümüş ve kalp atışları hızlanmıştı. Bir kere yutkunduktan sonra yüzündeki ifadeyi değiştirmeden ona bakmaya devam etti. O kendisine yaklaşırken o da ona doğru yaklaşmaya başladı. Yakınlaşında gözlerini kısıp ona doğru bakmaya çalıştı. En sonunda fark ettiği ayrıntıyla gülümsedi. "Bağırırken ağzını çok fazla açıyorsun sahtekar!" Fëanor'un köpek dişleri hiçte bir vampirin denecek kadar uzun ve keskin görünümlü değildi. Hala bir şüpheyle beraber inanmamayı seçti. Ortalarında duran çekim alanı bir yandan çok korkutucu duruyordu. Sanki dokunsalar patlayacakmış gibi. Kılıcı elinde kendisini korumaya hazırdı ve korunmayı bekliyordu. Ona karşı atak yapmak hayatının hatası olacağı izlenimini yaratmıştı kendisine.

"Öyle mi dersin?"

dedi sırıtarak. Kolunu kaldırdı, dirseğinin bulunduğu kısmı yararak girmiş bir taş parçası parmaklarıyla tuttu. Tek bir hamlede çekip çıkarttı. Alkol acı eşiğini arttırıp sinirleri yumuşatmıştı ve adrenalin her şeyden daha baskındı şu anda. Kanla kaplı taşı öteye doğru attı.

"Gözlerin yanlış görmüşse ne yapacaksın Asher? Ailen oğullarının bir vampir tarafından kurutulup köşeye atılmış cesedini görmek ister mi?  Gerçekten riski alacak kadar gözükara mısın? Yoksa onlardan nefret mi ediyorsun? Belki seni kurutmam ve benim gibi bir şeye çeviririm.. Bir ölümlü ölümün üzerine bu kadar kolay yürüyebilir mi Asher? Hayatın yazı tura oynayabileceğin kadar değersiz mi?"

Az ötedeki kuru dallara çarptı bir anlığına gözleri. Kalktığından beri arkasında tuttuğu elini önüne çekti. El sanki kırılmış gibi oldukça ucube bir pozisyonda duruyordu. Eli bilek kısmından tuttu ve sertçe aksi yöne doğru çevirdi. Eş zamanlı olarak yerdeki kuru dallara basarak parçaladı. Aralarındaki mesafeden ötürü dalı görmese de, etraftaki sessizlikten çıkan bu kıtırtıyı duyabilirdi. Bileği kırık falan değildi tabii ki.

"Bir ölümlü uzuvlarını yerine takabilir mi Asher? Gözlerini kırpmadan?"

Dudağının kenarındaki kanı yaladı.

"Büyücüleri sıklıkla gözükaralık öldürüyor.. Özellikle asaları yokken yapılan.."

Kıkırdadı, hala yürümeye devam ediyordu. Asher bir karar vermeliydi.


Cidden aşırı kararsızdı bu durumda. Gerçekten yanlış görme ihtimali oldukça yüksekti. Bu sefer de bağırarak konuşmadığından karanlığın da az etkisiyle net görünmüyordu. Yaptığı hareketler ve konuşması bir deliyi andırıyordu sanki, psikopatlaşmış ve kaybedecek bir şeyi olmayan bir deliyi. Yaklaşmasını durdurdu ve kendisini çeken alana karşı dik durup daha fazla yaklaşmamaya başladı. Konuşmamayı tercih ediyordu bu sırada. Taş parçasını neredeyse hiç bağırmadan kollundan çıkarışını izleyince kendi canı acımıştı adeta. Adamın da ne kadar hırs ve adrenalin dolu olduğunu buradan anlayabilmişti. Ne kadar vampir de olsa bir insan bu hareketten kesinlikle acı duyardı. Ölümsüzlük acı duymaya engel değildi ne de olsa... Daha sonrasında yaptığı hareket geriye doğru adımlarını başlatmıştı zaten. Kırık elini düzeltişinde çıkan ses kulak tırmalayıcı ve mide bulandırıcıydı. "Sen vampir değilsin, sen bir psikopatsın. Ölümüm kesinlikle senin gibi birinin elinden olmayacak. Bunu bilerek sonuna kadar geri adım atmayacağım." Derken geri adımlarını kesti ve ayağının dibindeki taşa gözü çarptı. Bir taşa bir de çekim alanına bakınca aklında sonu belli olmayan ama kurnazca bir fikir oluşmuştu. Belki bu fikir kendisine de zarar verecekti ama denemeye değerdi. Bir hışımla eğilip taşı aldı ve var gücüyle taşı çekim alanına attı. Taş fiziksel olarak çekim alanına değdiği anda çekim alanı muhteşem bir enerji patlaması yaratarak patlamıştı. Enerji patlaması bir anda kendisini taklalar attırarak neredeyse 10 metre geriye fırlatmıştı. Fëanor'u görememişti ama o daha yakındı çekim alanına. Kendisi bu hasarı aldıysa o nasıl yaralanmıştı kim bilir. Çarptığı yerde acıyla kıvranmaya başladı. Düşüşünü yavaşlatıp daha az hasar almasını sağlayan tek şey toprak zemindi. Kollarıyla acılı bedenini sarmışken yerde dönerek kıvranmaya başladı. Artık çekim alanı da yoktu. Düşerken tam fark etmemişti ama fırlayan kılıç baldırının bir kısmını kesmişti. Bacağını kavradığında acıyla bağırdı bir kez.

Asher taşı aldığında aniden kesik bir nefes aldı. Fırlayan taşın alana doğru ilerlemesiyle kendini elinden geldiğince uzağa attı. Yüzükoyun bir şekilde düştükten sonra başını korumaya aldı. Patlamaya ayakta değil yerde yakalandığından ötürü etkisi tabii ki yıkıcıydı ancak Fëanor alana karşı mesafesini korumuştu. Patlama sırasında ağzı açık olduğundan da ciğerlerine baskı binmemişti. Üzerine yağan toprak parçalarından ötürü rahatsızdı, ancak bu parçalar onu gizlemişti de. Ard arda iki patlamaya yakalanıp da dövüşecek halde olması tabii ki mümkün değildi ancak Asher da dövüşebilir gibi görünmüyordu. Derin bir nefes aldı. Sırt üstü döndü. Eğer şehir bölgesinde dövüşüyor olsalardı şimdiye kadar ikisi de şarapnelden ölmüş olurdu. Ayaklarını, ellerini kontrol etti. Uzuvlarında bir problem yoktu ancak kalkıp da savaşacak enerjisi yoktu. Asher bağırdığına göre yaralanmış olmalıydı. Elinici cebine attı, bir sigara çıkarttı ve yaktı. Derin bir duman alıp üfledi. Sırıttı, Asher’a çevirdi bakışlarını.

“İlk kez mi yaralanıyorsun şeker çocuk?”

Koluna saplanmış taş parçasının yarası felaket bir şekilde ağrımaya başlamıştı şimdi. Bir doktora baktırması gerekecekti, asası neredeydi acaba.. gereksiz düşüncelerdi bunlar. Sigaranın, manzaranın tadını çıkartmak varken.

Bacağında ki kanamayı eliyle kapatmaya çalışıyordu. Asası görünürlerde değildi bu yüzden endişelendi. Fakat Fëanor'a döndüğünde onun keyifli bir sigara molasında olduğunu görünce güldü ister istemez. Duyduğu gülüşünü arttırırken cevap vermeden önce biraz bekledi. Hala asasını etrafta ararken tam başının bir metre önünde yerde olduğunu gördü. Yavaşça oraya sürünürken de konuşmaya başladı. "Hayır tabii, ama kendimi korumakta oldukça iyi olduğumdan genelde yara almadan kurtulurum. Sen gördüklerim arasında ilksin. Tebrik mi etsem? Sövsem mi bilemedim?" Asasına ulaştığında alıp dişlerinin arasına sıkıştırdı. İki eli de boşalınca yarasının olduğu bacağındaki pantolonunun diz kısmından tuttu ve var gücüyle çekerek diz kısmından itibaren olan yeri yırttı. Yarası alınca ağzında ki asasını aldı ve baldırının olduğu yerde ki kesiğe doğrultup tuttu ve Ferula dedi. Ayağına sargıyı sardıktan sonra bacaklarını Fëanor'un olduğu tarafa uzatarak oturup kollarını bacaklarının üztüne koyarak asasıyla onamaya başladı. Sıkılmışlık belirtisiydi bu biraz da. Asasını elinde çevirirken sırıtarak konuşmaya başladı. "İkimiz de birbirimizi öldürmeden buradan gideceğimizi sanmıyorum. Kişiliğini çok sevdim, bana beni hatırlatıyor. Daha hayatım boyunca hiç kimseye yenilmedim, şu anlık da yenilmeye niyetim yok. Sana önerim, gel anlaşmalı bitirelim? Daha fazla yara almadan. Çünkü eminim burada hadi diyelim ki beni yere serdin, bu aldığın yaralarla birlikte benim sana vereceğim diğer hasarlarla yaşayacağın kan kaybı ya seni öldürür ya da bayıltır ki o durumda da ölürsün. Anlayacağın çakma vampir enerjin de seni kurtaramaz. Sadece söylüyorum. Ha diyorsan seni buraya gömmeden gitmeyeceğim, hodri meydan." Cümlesinin ortalarında kalkmak için hazırlanmaya başlamıştı bile. Dizlerini içeri kırdıktan sonra elleriyle yerden destek alarak zar zor ayağa kalkabildi. İki elini de sırtına koyup iyice gerindi ve ağrısını gidermeye çalıştı. Yaşlı dedeler gibi hissediyordu şu anda kendini.


Bir şey demedi. Parmaklarının arasındaki sigaradan bir duman daha aldı. Ardından bulunduğu yerde doğruldu. Vücudunda yoğun ağrılar baş göstermeye başlamıştı yavaş yavaş. Yine de ayağa kalktı oldukça zorlanarak. Öyle aşırı iri yarı biri değildi kesinlikle ancak dayanıklılığı takdire şayandı. Aslında bu dayanıklılığının kaynağı da illegal dövüşlerdi. Fëanor bir güreşçi olduğundan genelde başlarda enerjisini korur ve defansta kalırdı. Bu sırada tekmeler, yumruklar, dirsekler, dizler yerdi ancak yıkılmazdı. Karşısındaki biraz yavaşlayadursun, Fëanor bir yılan gibi rakibine yapışırdı. Zaten yapıştıktan sonra da giyotininden kurtulan fazla dövüşçü olmazdı. İradesi yüksekti, kaybetmeyi sevmiyordu ve geride kalan kimsesi yoktu. Kaybedecek bir şeyi de yoktu. Ona bu arzuyu veren de buydu aslında. Kaybedecek hiçbir şeyi olmadan ölmek istemeyişi. Bir süre olduğu yerde sallandı. Asası yerdeydi, eğildi ve aldı. Bir süre asaya baktı.

"Biz niye dövüşüyorduk?"

Sigarasından son dumanı alıp kenara fırlattı.

Sırtında ki onca ağrıya rağmen dik bir şekilde durmaya çalışırken birkaç metrelik bir alanda volta atmaya çalıştı. Ağzı her adımda hissediliyordu ama bu daha fazla hissedeceği acıya engel olacak şeydi. Yürüyüp kendi etrafında dönmeye devam ederken Fëanor'un umursamaz tavrı dikkatini çekmişti. Belki de zaman kazanmaya çalışıyordu, belki de dövüşmek istediğine ikna edip blöf yapıyordu. Hiçbir senaryo kulağa hoş gelmiyordu. "Ah niye mi? Eğlence olsun diyeydi sanırım, egolarımızı tatmin etmek için ya da. Kim bilir?" Ellerini sırtını üzerinde tutarken ayakta kendisi de zor duran Fëanor'u birkaç metre daha yaklaştı. İçinden geçirdikleriyle sırıttı. "İşte dibimdesin seni şeytan." Ani bir hareketle bir anda asasını kaldırıp son gücüyle odaklanarak Legilimens dedi.

İşte o anda kendi dünyası karardı ve yenisi göz önüne geldi. Her şey soluk renklerdeydi. Asher birden bilmediği bir yerde tanrısal bakış açısına geçmişti sanki. Görülmesi gerekenler dışında kendi istediği bir şeyi göremiyordu Asher. Bir anda bulunduğu odadan içeri pelerini havada uçuşan bir profesör girmişti. Yüzünde en ufak bir duygu belirtisi yoktu profesörün. Kapı açılıp profesör içeri girince bakış açısı da değişmişti Asher'ın. Şu an baktığı yönde profesör siyah saçlı ve kahverengi gözlü -aslında soluk mavi ama görüntünün solukluğu ile beraber kahverengi gibi anlaşılıyor- bir çocuğun önüne oturmuştu. Asher neden şu an bu görüyü gördüğü hakkında bir fikri yoktu. İstemeden olmuştu sanırım bu sefer ama çok titizlikle görüyordu ortamı. Profesör bir anda duygusuz yüzüyle yalandan bir gülümseme yakalamaya çalışmıştı. "Fëanor, bugün nasılsın? Senin gibi uslu çocukların tam şu saatte arkadaşlarıyla oyun oynuyor olması lazımken neden seni buraya çağırdığım hakkında bir fikrin yoktur muhtemelen değil mi?"

Bu cidden Fëanor muydu? Öyle ise görüyü görürken bile gülmesi gelmişti. "Elbete yoktur... Fëanor, sen çok zeki ve özel bir çocuksun bunda ben ve bütün profesörlerde hem fikiriz. Ama acilen bir çeki düzen vermen lazım kendine. En azından bir çeki düzen vermesen burada bir gün daha kalamayacaksın haberin olsun." Profesörün yüzündeki ifade yine duygusuzlaşmıştı.

Fëanor'un nedendir bilinmez ebeveynlerine benzeyen kişiler daha deminki profesör ile konuşuyordu. Fëanor çaktırmadan onları dinlerken duvara yaslanmış ve gözlerini kapatmıştı o sırada. "Oğlunuz Bay ve Bayan Black, oldukça zeki. Hocalarımız kendisiyle gurur duyuyor ama bazı garip davranışlar sergiliyor ve hiç çalışmıyor. Bununla beraber beraber kendini diğer çocuklardan soyutluyor. Ayrıca şu da var ki..." Profesör cümlesini duraklatmışken Fëanor anında gözlerini fal taşı gibi açmıştı. Korkuyla parlayan gözleri çaresizliğini her halinden belli ederken bir de alacağı cezayı düşününce yutkunmuştu. Anlamışlardı işte o kitabı çaldığını. "Çocuğunuz geçen gün kara büyülerle ilgili bir kitap okurken gördüm. Bu aşırı normal bir şey o kitabı herkes okuyabilir ama aşırı içine gömülmüş gibiydi kitabın ve bunu gizlice yapıyor gibiydi." Bayan ve Bayan Black bir anlığına endişeli bir şekilde göz göze gelmişlerdi. Bu sırada  Fëanor'da muhteşem bir rahatlığa ermişti. Hayalindeki senaryo gerçekleşmemişti çünkü. Fëanor bir anda hiç beklemeden koşup oradan ayrılmıştı. O kaçınca da nirde sahne bulanıklaşıp yok olmuştu.

Asher bir önceki görüden onu saran ellerle birlikte hızla çekildi, bir başka odadaydı artık. Oldukça tanıdık bir odaydı aslında burası. KSKS profesörünün ofisindeydi. Fëanor sandalyede oturuyordu. Gözleri donuktu, profesör bir şeyler söylüyor; çok ciddi bir akademik kapasitesi olduğundan bahsediyordu fakat Fëanor dinlemiyor gibiydi.

"Thora!"

dedi Profesör sertçe.

"Ne yapmak istiyorsun?"

Fëanor bir süre duraksadı, yarım ağız sırıttı.

"Bir dondurmacı olmak istiyorum?"

Profesör kaşlarını çattı.

"Ne demek bu?"

Sırıttı iyice.

"Şık bir dükkanım olacak, tüm aromaları kendim yapacağım.. Hepsi alın teriyle, gerçak manada değil tabii.. Büyüye alışanlar pek bilmez bu deyimi.. İşlemin hiçbir noktasında büyü kullanmayacağım."

"Ama neden? Neden bir.. Muggle gibi yaşamayı istiyorsun ki? Sen onlardan daha üstün bir varlıksın.. Niye onların seviyesine iniyorsun?"

"Muggle'lardan farklı olduğunuzu düşünüyorsunuz.. Asanızı sallayıp onlardan üstün olduğunuzu.. Siz büyüyle tembelleşip aptallaşırken onlar gelişti. Her yönden gelişti. Dünyanızda hala kölelik var, zulüm var, acı var.. Muggle'lar bunların çoğundan kurtuldu. Oysa siz.. o kadar geridesiniz ki.. Söyleyin, profesör.."

Duruşu dikleşti, bir profesöre böyle kafa tutabiliyor olması şaşırtıcıydı. Ona doğru eğildi sonra.

"En son ne zaman bir şeyi yaparken terlediğinizi ve yorulduğunuzu hissettiniz? Ne zaman kaslarınız günlerce ağrıdı?"

Kıkırdadı, bu gülüş bir bıçak gibi kesildi sonra.

"Ama eminim her gün aynaya bakıp tüm o Muggle'lardan, melezlerden ve bulanıklardan ne kadar nefret ettiğinizi düşünüyorsunuzdur.."

Profesörün ağzı açık kalmıştı, hiçbir şey söyleyemedi.

"Kafanıza saniyede 300 kilometreyle yaklaşan bir mermiden Protego sizi koruyabilir mi? Bence.. siz siz olun Muggle'lardan tek farkınızın sopa sallamak olduğunu bilin. Büyü eskisi kadar güçlü değil, profesör. İnsanoğlunun Bombarda'dan çok daha yüksek tesirli patlayıcıları, Öldüren Lanetten çok daha kuvvetli kitle imha silahları var..Ne yapacaksınız? Aradaki duvar düşüp de büyücü dünyası açığa çıktığında ve başkanlar büyü bakanının tahakkümünde olduğunu itiraf ettiğinde Ne yapacaksınız? Binlerce insanın anılarına girip, zihinlerine adeta tecavüz ettiğiniz öğrenildiğinde ne durduracak insanoğlunun öfkesini? Hiçbir şey. Her birinizi avlayıp öldürecekler. Köşelerde, deliklerde, şatolarda.. fark etmeyecek. Her birinizi öldürecekler ve siz tamahkarlığınızın, kibrinizin ve böbürlenmelerinizin çürüttüğü bataklıkta boğulacaksınız.. Büyücüler kahvelerini tek bir asa hareketiyle orta şekerli olarak kaynatırken Muggle'lar sizi çoktan geçti. Bu yüzden, dondurmacı olmak istiyorum; Profesör. Gelişmemiş toplumunuzun önce kendi içinden başlayarak çökmesini ve her şeyin yerle bir olmasını izlemek için. O zaman ne safkanlık, ne kudret ne de bilgi kurtaracak sizi. İnsanoğlunun dişleri arasında çiğnenecek ve parçalanacaksınız.. Bu yüzden.."

dedi gülümseyerek.

"Dondurmacı olacağ---------"

Konuşmalar silikleşti. Profesör öfkeyle oturduğu koltuktan kalktı ve kapıyı gösterdi. Bağırışları kulağında yankılansa bile tüm sesler karışmıştır. Asher, Fëanor'un yüzündeki sırıtışa odaklandı; her şey buharlaşarak kayboldu. Gözlerini açtığında, Fëanor karşısında; ayaktaydı. Asası elindeydi.


Fëanor'un zihnine girdiğinde canlananları görmek için harcadığı enerjisi onlarca yüksek tesirli lanet atmaya eş değerdi neredeyse. Fëanor karşısında asasını kendisine doğrultmuş bekliyordu. "Fëanor b-ben..." Amacı gerçekten bu değildi. Planı zihnine girdiğinde zayıf noktasını bulmaktır ama bu kadar ileri gitmeye hedefli değildi. İster istemez bu pozisyona girince devamını da getirmek istemişti ama. Her türlü suçlu kendisiydi. Belki de bu yaşına kadar hiç yenilmemişti ama onun kadar olmuştu şu an. Gardı düşüktü, Fëanor istese bir fiske ile bile kendisini yere serebilirdi. "Sen bu dünyaya çok fazlasın. Dondurmacında galleon geçecek mi yoksa sadece Muggle parası mı?" Bunu derken istemeden gülmüştü. Ciddiliği bozuyordu yine. Her ne kadar gülse de elinin altındaki asası emrine amade bir şekilde koruma amaçlı kullanılmayı bekliyordu.Tek istediği birbirlerine daha fazla zarar vermeden anlaşmalı bir bitiş yapmaktı. Bu yenilgi skorunu da hâlâ tap taze ve sıfır sayısında tutmaya da yetiyordu hem. Tek duymak istediği bir "Tamam"lafıydı.

Yarım ağız sırıttı.

"Görmeyeceksin ki o günleri, niye merak ediyorsun?"

Omuz devirdi, öksürdü.

"Gidelim artık, hadi."

Hafızasına girmiş olmasından rahatsız gibi görünmüyordu ki bu çok ilginçti, cisimlenmek için asasını kaldırmıştı ki duraksadı. Gözlerini Asher'ın üzerine dikti.

"Yerinde olsam insanların zihninde dolaşmazdım.. Keza kolay etkilenen biri gibi duruyorsun."

Gülümsedi. Asasını kaldırdı ve ortadan kayboldu.