Feanor, İskoçya'ya geldiğinde biraz olsun bu tatilin kendisini rahatlatabileceğini, rahatlatırken konsantre olmasını sağlayıp zihnini ve beynini de disipline edebileceğine inanıyordu. Ormanda kalacağından bitkilerin arasında toprağa bu kadar yakınken vücudundaki kötü enerjiyi atıp burada rahatlayabileceğine inanıyordu. Anahtarla cisimlendiği yer nispeten kamp yapmayı planladığı ormana biraz uzaktı. Yavaşça geldiği yerden yürümeye başladı. Uzun bir süre yürüdükten sonra ormanın başlangıcındaki ağaçlar seyrek seyrek karşısına gelmeye başlamıştı. Ağaçların arasından yavaşça geçerek ormanın derinliklerine ilerliyordu. Yerde bir sürü çimlenmeye başlamış çiçekler ve ormanın içerisinde uçuşan böcekler vardı. Yerler ıslaktı ve nemliydi. Yavaşça ormanın içine ilerlerken düzlük ortası boş bir alan bulmuştu. İçinden “ İşte burası! Kamp alanım olacak. “ diye geçirdi. Bu tatilde kafasını dinlerken bir yandan iksir malzemeleri stoku için birkaç şey toplayabileceğini düşünüyordu. Ne çok ağır ne de bulunması çok zor şeylerdi. Ancak şehrin ortasında bulamayacağı şeylerdi. Biraz boynuzlu salyangoz bulmalı bunu yaparken birazda bitki araştırmasına çıkıp ökse otunun meyvelerinden ve biraz ısırgan otu toplamayı istiyordu. Bu üç malzemenin yanında daha zor olan pıtırkurt bulmaktı. Pıtırkurtu bulduktan sonra onların sümüklerini toplamak ise en kolayı. Elindeki çantayı yere doğru bıraktı. Ceketinin içindeki kını eliyle yokladı. Asası orada duruyordu. Biraz rahatlamak için geldiği için spor bir takım elbise giymişti. Ceketi hiç gergin olmadığı için asasını hissedemiyor sürekli düşürmüş hissiyatına kapılıyordu. Yavaşça çantasının yanına doğru ilerledi. Ve içinden avcunun içinden biraz büyük uzunlamasına bir paket çıkarttı.
Çıkarttığı minik paketi yavaşça yere doğru bıraktı. Asasını almak üzere elini ceketinin iç tarafındaki kına doğru götürdü. Asasını yavaşça kınından çıkarttı. Asası kendisine ilk günden beri çok güçlü bir şekilde bağlıydı Feanor'un tam olarak bilmediği bir sebepten dolayı. Feanor bunu asasının özüne bağlasa da asalar konusunda usta biri değildi. Neredeyse kırk santimetre uzunluğundaki asasını küçük paketine doğru uzattı. Kolunu dimdik bir odun gibi sıkı bir şekilde tutarken ne az ne çok denebilecekbir irade gücüyle konsantrasyonunu ayarladı. Konsantre olduğunda asasının ucuyla aşağı doğru bir hareket ile birlikte sonuna asasının ucuyla saat yönünde bir daire ekledi ve aynı zamanlamayla birlikte “ Engorgio ” dedi dudaklarından dökülen bu inkantasyonun hecelerinde ikinci heceyi vurgulayarak. Asasının ucundan çıkan buz mavisi bir ışık ile birlikte bu statik büyü sayesinde yerde duran nesneyi büyütebilmişti. Bu büyüyü dilese tüm hayvan veya bitkilerde rahatlıkla kullanabilirdi. Ancak cansız bir nesneye yapıldığı kadar risksiz olmazdı bu. Bir canlıya yapılması halinde o canlıyı yaralayabilirdi. Feanor büyüyen paketin içini açarak çadır için gerekenleri çıkarttı ve çadırı kuracağı yere doğru götürüp bıraktı. Asasını yerde duran çadır kurmak için getirdiği malzemelere dimdik bir şekilde tutarak “ Erecto! ” dedi inkantasyonun ortanca hecesini vurgulayarak. Büyülü sözcüklerin dudaklarından çıkmasıyla birlikte karşısında duran malzemeler birleşmeye önündeki muşamba da düzleşmeye başladı. Feanor bunlar olurken asasını yavaşça havaya kaldırdı. Bu yaptığı büyü dinamik bir büyüydü. Çadır tamamen kurulana kadar asasını indirmeden irade gücünü kullanıp konsantrasyonunu ayarlayarak büyüyü yapmaya devam ediyordu. Bir süre sonra yapı artık son halini aldı ve Feanor konsantrasyonunu bozarak asasını yavaşça aşağı indirdi. Bu büyü sayesinde karşısında çadır gibi küçük bir yapı hazır bir şekilde duruyordu.
Feanor karşısında duran, hemen biraz önce Erecto tılsımı ile hazırladığı çadıra elindeki asasını tekrar doğrulttu. Konsantrasyonunu ve irade gücünü ayarladıktan sonra çadırın içini tılsımlayarak çadırın iç boyutlarını arttırmak istiyordu. Ancak bunu yaparken çadırın dış boyutunda hiçbir değişiklik olmayacaktı. Bakanlık da çalışan bir Seherbaz olduğu için bu büyüyü yaparken bir sıkıntı yaşamayacaktı. Çok zor bir büyü olmasa da bakanlık tarafından sıkı bir kontrole tabii tutuluyordu bu büyünün yapımı ve yapan kişiler bazı durumlarda ciddi araştırmalara maruz kalabiliyorlardı. Konsantre olduktan sonra asasının ucuyla minik bir hareket ile birlikte aynı zamanlamayla “ Capacious extremis” kelimeleri ağzından çıktı ilk kelimenin ikinci ve ikinci kelimenin de yine ikinci hecesini vurgulayarak. Bu statik tılsımı çadıra uygulamasıyla birlikte çadırın boyutu artmıştı. Asasını bira aşağı indirip çadırın girişinden kafasını içeriye soktu. İçerisi dışarıdan gözüken boyutuna göre kocaman denilebilecek kadar büyümüştü. Kafasını tılsımı uyguladığı çadırdan çıkarttıktan sonra etrafına bakınırken yavaşça yere doğru konan bir kuzgun gördü yerde zıplaya zıplaya ilerleyip bir şeyler arıyordu. Asasının ucunu kuzgunda doğru çevirdi Asasının ucu ile dik ve düz bir çizerken diğer yandan konsantrasyonunu ayarladı. Düşük bir irade gücü harcayarak yapmak istiyordu yoksa çok küçük bir hayvan olduğu için sersemletmek yerine daha ağır bir zarar verebilirdi. Asanın ucuyla hareketi tamamladığı anda aynı zamanda “ Stupefy ” dedi kısık bir ses tonuyla incantasyonun ilk hecesini vurgulayarak. Bu büyü yapıldığı hedefi sersemleterek bilinçsiz bir hale getiren bir tılsım büyüsüydü. Asanın ucundan kırmızı bir ışık çıkmasıyla beraber asasının hedefinde duran kuzgun biraz geriye doğru sarsılarak kendinden geçti. Feanor asasını aşağı indirdi ve kuzgunun yanına gitti. Kuzgunu yavaşça boş eline aldı. Yaptığı bu statik tılsımı tutturmuş tek seferde işe yaramıştı.
Elinde tuttuğu kuzgun ile birlikte biraz önce tılsımlamış olduğu geniş çadırın içine girdi. Elindeki kuzgunu yavaşça yerine bıraktı. Asasını yere bıraktığı kuzguna doğrultarak minik bir asa hareketi yaptı. Bunu yaparken zihninde kuzgunun biçim değiştirerek çalışma masasına dönüştüğünü hayal ediyordu. O esnada asa hareketini yaparken aynı zamanlamayla birlikte “ Corvupifors ” dedi üçüncü heceyi vurgulayarak. İncantasyonu da söylemesiyle birlikte hedefinde duran kuzgun bir çalışma masasına dönüştü. Bu statik büyüyü tek seferde başarmıştı. Yıllardır kullanmıyordu. En son Hogwarts'da Başkalaşım dersliğinde öğrendiği bir büyüydü. Masanın yanına birde sandalye gerektiğini düşünerek tekrar dikkatini topladı ve asasının ucuyla bir hareketi ile asasının ucunu döndürü ve “ Sellios ” dedi incantasyonun bazı hecelerine vurgu yaparak. Bu başkalaşım büyüsü de rast gitmişti. Bu başkalaşım büyüsü sayesinde Feanor için az önce yine bir diğer başka başkalaşım büyüsü ile yaptığı masanın yanına oturmak için bir yer olmuştu. Büyü oluşurken asasının ucundan herhangi bir ışık oluşmamıştı. Ancak başarılı olduğunu anlamak için böyle bir şeye gerek yoktu. Bu statik büyüyü yapmasıyla birlikte asası ile hedefe aldığı yerde zaten bir sandalye oluşmuştu.
Feanor işlerini bitirip çadırı koymasıyla birlikte dışarıda bıraktığı eşyalarını tılsımladığı çadırın içine taşıdı birer birer. Her şeyi çadırın içine taşıyıp yerleştirdi. Çadırın içi tılsımlanmış olduğundan dışarıdan her ne kadar bir kişinin bile zor sığacağı bir çadır gibi gözükse de koca bir daire kadar büyüktü. Artık burada işi bitmişti. Yorulmaya başlamıştı ancak biraz olsun dinlenmek için uzanırsa uyuya kalabilirdi. Bu yüzden iksir malzemeleri toplama fikrini ilk baştan gerçekleştirip bitirmek istiyordu. Bu sayede kendisini biraz daha fazla yorardı ve yattığında derin bir uykuya rahatça dalabilirdi. Eşyaların hepsinin içeride olduğundan emin olduktan sonra yavaşça çadırdan çıktı. Burada kim gelip eşyalarımı çalar ki kafasıyla bir kilit tılsımı uygulamak istemiyordu. Zaten çalarlarsa çalsınlar asası yanındayken içeride çalınmaya değer hiçbir şey yoktu. Çadırın olduğu yeri belledikten sonra düz bir çizgide çadırdan uzaklaşıp ormanın içine doğru ilerlemeye başladı. Cebinde tuttuğu dört adet kap vardı. Her bir toplamayı planladığı eşya için ayrı bir saklama alanı… Bir tanesinin kapağını açtı. Ormanda yerlerin nemli olması yüzünden dışarı çıkmış boynuzlu salyangozları gördükçe elindeki açık kabın içine topluyordu. Uzun bir süre sadece bunları toplamak için odaklandıktan sonra yeterli sayıya ulaştığında kapağını sıkıca kapattı ve yandan asmalı çantasının içine yerleştirdi dolu kabı.
Artık sırada ökse otu ve ısırgan otu aramak vardı. Etraftaki ağaçlara bakınıyordu. Ökse otu elma armut, söğüt, kavak, meşe gibi ağaçların dallarının üzerinde bulunup onların üzerlerinde asalak olarak yaşayan bitkilerdi. Bu yüzden bu tip ağaçlardan birini görüp onun üzerinde asalak halde duran bir ökse otu görmeyi umuyordu. Bu ökse otu gibi asalak bitkiler kendi besinlerini üretemeyip diğer asalak olarak bağlı yaşadıkları bitkilerin yaptıkları besinlerden geçinirlerdi. Bu ağaçların üzerlerinde olmalarının nedeninin bu olduğunu biliyordu. Bu ökse otu gibi bitkiler bir besin üretmediklerinden güneş ışığına da ihtiyaç duymazlardı. Feanor bu bilgileri ve ökse otunun nasıl göründüğünü bilmesinden dolayı orman içinde rahatça bulabileceğine inanıyordu. Tam bu esnada ormanın içinde kendisini belli eden birkaç söğüt ağacı gördü. Yanına doğru giderek üzerindeki ökse otuna doğru uzandı. Sapları sürekli ikili olarak ayrılarak gitmişti. Yandan asmalı çantasındaki bir tane boş kabı çıkartıp açtı ve ökse otunun üzerindeki beyaz meyvelerine doğru uzandı. Meyveler o kadar yapışkandı ki dokunur dokunmaz Feanor'un eline yapışıyor kutunun içine bıraktıktan sonra da kolay kolay geçmiyordu. Bu bitkinin meyvelerinin bu kadar yapışkan olmasının sebebi emme organıyla konak bitkinin besin borularına yapışıp şeker ve minerali emmelerinden kaynaklı olmalı diye geçirdi aklından. Yeterince meyve topladığını düşündüğünde elindeki cam kabın ağzını kapayarak yandan asmalı çantasının içine yerleştirdi. Devamında diğer bir boş kabı çıkarttı çantasından. Isırgan otunun üzerindeki yapraklarında yetişen dokunduğunda direk olarak acı vermese de battıktan sonra cildi kaşındıran bir yapısı vardı. Bunu toplayacağını düşünerek bir eldiven getirmişti. Eldiveni eline aldı ve yere eğilip yavaş ve nazikçe bu yeşil bitkiyi toplayıp kopardıklarını kabın içine koymaya başladı. Bitirdikten sonra ısırgan otlarını koyduğu kabı çantasına yerleştirdi.
Artık biraz yorulmaya başlamıştı. Neredeyse tüm malzemeleri toplamıştı. Geriye sadece pıtırkurtları bulup onlardan pıtırkurt sümüğü elde etmek kalmıştı. Yavaşça geldiği yolu takip etmeye başladı. Kamp kurduğu alandan çokta fazla uzaklaşmamıştı. Bir süre ormanın içinde etrafındaki ağaçlara bakarak yürüyedurdu. Ormanın içinde yürümek Feanor'a iyi gelmişti. Yaşadığı yer dolayısıyla sürekli Londra’nın merkezinde muggleların kirlettiği pis havayı solumak zorunda kalıyordu. Böyle temiz bir havayı ciğerlerine solumak bile başlı başına rahatlatıcı gelmişti. Kısa bir geri dönüş yolundan sonra kampı kurduğu alana varmıştı. Omzunda asılı duran toprak rengi çanta ile dışarıdan küçücük gözüken çadırın içine girdi. Omzunda asılı olan çantasını çıkartmak için sol elini çantanın askılığına götürdü. Kafasının üzerinden dolandırarak çıkarttıktan sonra çantayı masanın içine bıraktı. İçinde duran topladığı malzemeleri içinde bırakıp avcunun içine sığacak kadar küçük duran pıtırkurt sümüğü toplamak için yeterli olacak cam şişeyi aldı ve ceketinin cebine koydu. Birazdan yatmayı düşünüyordu yatmadan önce çadırın etrafındaki alanı tılsımlayıp kendisini uyurken güvende hissetmek ve rahatça uyumak istiyordu. Yavaşça daha önceden tılsımladığı çadırın içinden çıktı ve etrafına bakındı.
Çadırın etrafında oluşturmak istediği koruma alanının yarıçapı kadar çadırdan uzaklaştı. Asasını almak üzere ceketinin iç cebine doğru götürdü elini. Bu bölgeyi hem büyülere karşı korumak hem de gelebilecek kişilerin burayı görememesini veya bir yaratığın uyurken kokusunu alıp çadırına dalmasına istemiyordu. Bu yüzden ceketinin iç tarafındaki astarına dikili kınında duran asasını tutar tutmaz nazikçe parmaklarının ucuyla tutarak çekti ve derin bir nefes aldı. Ormanın bu temiz havasında büyülere daha rahat odaklanıp kondisyonunu rahatça ayarlayabiliyordu. Asasını yavaşça havaya doğru kaldırdı. Avcunun içiyle bu tılsımı yapacağı yeri doğru gösterirken irade gücünü ayarladı ve aynı zamanda “ Protego totalum ” diyerek incantasyonun baştan ikinci ve sondan üçüncü hecesini vurgularken büyülü sözcükler dudaklarının arasından döküldü. Bu büyü sayesinde Feanor belirlediği alanı rahatlıkla bir süre boyunca koruyabilecekti. Bu protego kalkan büyüsünün bir varyasyonuydu ve affedilmez lanetler gibi çok güçlü lanetler dışında bir davetsiz misafirin atacağı büyüleri korunan alana kullanılmasını durdurmaya yarayacaktı. Böyle bir şey olacağını düşünmese de evinde olmadığından bu kadar temiz havada kendisini bu püskürtmeye yarayan büyü sayesinde karanlık büyücülerden kendisini koruyabilecekti. Devamında sağ elinde tuttuğu asasını sol beline doğru çapraz bir şekilde indirirken konsantrasyonunu devam ettirerek odaklandı ve sesli bir şekilde ormanın temiz havasını ciğerlerine çekerek “ Salvio Hexia” dedi asasını çapraz bir şekilde indirirken aynı zamanlamayla avcunun içini de uygulayacağı alanın dışına doğru tutuyordu. Bunları yaparken inkantasyonun ilk ve baştan dördüncü hecesini de vurgulamayı ihmal etmeden büyüyü gerçekleştirdi. Büyü gerçekleşirken asanın ucundan Feanor'un görüş alanını puslu bir hale getiren bir görüntü oluşmuş ancak büyüyü tamamlar tamamlamaz bu etki kaybolmuştu.
Salvio Hexia tılsımı Feanor'un büyüyü uyguladığı bölgedeki nazarların bölgeden uzaklaştırılmasına yarayan bir nevi kovucu nitelik taşıyan bir koruma büyüsüydü. Bu büyüyü de tamamladıktan hemen sonra bir diğer koruma büyüsü türevini yapmak üzere aşağı doğru indirdiği asasını tekrar yukarıya doğru kaldırdı. Asasını yukarı doğru kaldırır kaldırmaz konsantre olup “Repello Muggletum” sözcükleri dudaklarından aktı incantasyonun baştan ikinci ve dördüncü hecesini vurgulayarak. Asasının ucundan puslu bir efekt çıkarken bu büyü sayesinde Feanor etrafa gelecek muggleların koruma sağladığı alanı görmesini veya girmesini engelleyecek bir şekilde tılsımlamış oldu. Feanor bu büyüyü uyguladığı alanın yakınına yaklaşan büyücü veya cadı olmayan bir kimse geldiğinde yapması gereken veya terk etmesi için sebebiyet verecek bir şeyi hemen hatırlayacak, aklına gelecekti. Bu aklına gelen acil bir şey sayesinde alan korunmuş ve bir nevi muggle kovucu işlevi taşıyacaktı. Bu büyüleri sırasıyla birkaç kez etrafta tekrarladı ve yapmak istediği tüm alanı koruma altına almış oldu. Devamında son olarak asasını havaya kaldırdı ve asasının ucuyla kafasının tepesinde bir daire çizerek aynı zamanlamayla konsantrasyonunu sağladı ve “ Cave inimicum ” dedi incantasyonun ilk ve dördüncü hecesini vurgulayarak. İncantasyonun, asa hareketinin, konsantrasyonun ve irade gücünün doğru ayarlanıp eksiksiz bir şekilde söylenmesiyle birlikte asasının ucundan hafif puslu mavimsi bir ışık yayan bir efekt ile birlikte büyü tamamlandı. Feanor'un bu büyüyü yapmasıyla artık sadece mugglelar değil diğer kesimler tarafından da kendisini gizleyecek bir büyü uygulamış oldu. Bu uyguladığı büyünün sınırları içerisinde bulunan kesim dışarıdan hiçbir şekilde gözükmeyecekti. Buna büyücü ve cadılarda dahildi ve sadece görüntüyü engellemekle kalmayıp aynı zamanda alandaki sesleri dışarıdan duyamayacak ve büyü başarılı olduğu için kokuları da alamayacaklardı.
Feanor kamp kurduğu alanın etrafını korumak için gerekli büyüleri yaptığında asasını aşağı indirdi ve derin bir nefes alıp asasını kınına yerleştirdi. Yavaşça çadıra yöneldi ve dışı minik ama içi geniş mi geniş çadırının içine girdi. İki elini etrafında gerdirdi. Yatmadan önce bu büyüleri yapması iyi olmuştu. Bavulunun yanına doğru ilerledi. Bavulunun içinde acıktığında yemek için kendisine birkaç sandviç yapmıştı. Bir tanesini çıkartarak uyku tulumunun üzerine oturdu ve yavaşça üzerindeki ince örtüyü çıkartarak yemeye başladı. Yemeğini bitirdikten sonra elindeki boş mendil ile kirlenmiş ağzını sildi ve mendili katlayıp çantanın içine kaldırdı. Gece pıtırkurt avına çıkmadan önce biraz olsun uyumak istiyordu. Vücudu gerek yolun gerekse keşfin sonunda yorulmuş bitkin düşmüştü. Uyku tulumunu açtı. Ancak tulumun vücudundan çıkan ısının içeride muhafaza edilmesini sağladığından mütevellit kalın kıyafetleriyle girerse çok fazla etki etmeyeceğini düşünerek üzerindeki takım elbisesini çıkarttı. Ceketinin iç tarafındaki kınından asasını aldıktan sonra tulumun içine girdi yavaşça. Kimsenin olmadığı ıssız bir ormanda olduğundan asasını yanından ayırmak istemiyordu. Her ne kadar dışarıya koruma tılsımları uygulamış olsa da asası yanındayken kendisini daha çok güvende hissediyordu. Bir süre temiz havanın etkisiyle uyuyamayıp olduğu yerde kıpırdanıp dursa da en sonunda uyuya kaldı.