17 Nisan, 2026 09:41:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: İnan dayanamam,bu dünyaya yaranamam...  (Okunma sayısı 42 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
İnan dayanamam,bu dünyaya yaranamam...
« : 15 Temmuz, 2022 15:27:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Feanor, İskoçya'ya geldiğinde biraz olsun bu tatilin kendisini rahatlatabileceğini, rahatlatırken konsantre olmasını sağlayıp zihnini ve beynini de disipline edebileceğine inanıyordu. Ormanda kalacağından bitkilerin arasında toprağa bu kadar yakınken vücudundaki kötü enerjiyi atıp burada rahatlayabileceğine inanıyordu. Anahtarla cisimlendiği yer nispeten kamp yapmayı planladığı ormana biraz uzaktı. Yavaşça geldiği yerden yürümeye başladı. Uzun bir süre yürüdükten sonra ormanın başlangıcındaki ağaçlar seyrek seyrek karşısına gelmeye başlamıştı. Ağaçların arasından yavaşça geçerek ormanın derinliklerine ilerliyordu. Yerde bir sürü çimlenmeye başlamış çiçekler ve ormanın içerisinde uçuşan böcekler vardı. Yerler ıslaktı ve nemliydi. Yavaşça ormanın içine ilerlerken düzlük ortası boş bir alan bulmuştu. İçinden “ İşte burası! Kamp alanım olacak. “ diye geçirdi. Bu tatilde kafasını dinlerken bir yandan iksir malzemeleri stoku için birkaç şey toplayabileceğini düşünüyordu. Ne çok ağır ne de bulunması çok zor şeylerdi. Ancak şehrin ortasında bulamayacağı şeylerdi. Biraz boynuzlu salyangoz bulmalı bunu yaparken birazda bitki araştırmasına çıkıp ökse otunun meyvelerinden ve biraz ısırgan otu toplamayı istiyordu. Bu üç malzemenin yanında daha zor olan pıtırkurt bulmaktı. Pıtırkurtu bulduktan sonra onların sümüklerini toplamak ise en kolayı. Elindeki çantayı yere doğru bıraktı. Ceketinin içindeki kını eliyle yokladı. Asası orada duruyordu. Biraz rahatlamak için geldiği için spor bir takım elbise giymişti. Ceketi hiç gergin olmadığı için asasını hissedemiyor sürekli düşürmüş hissiyatına kapılıyordu. Yavaşça çantasının yanına doğru ilerledi. Ve içinden avcunun içinden biraz büyük uzunlamasına bir paket çıkarttı.
Çıkarttığı minik paketi yavaşça yere doğru bıraktı. Asasını almak üzere elini ceketinin iç tarafındaki kına doğru götürdü. Asasını yavaşça kınından çıkarttı. Asası kendisine ilk günden beri çok güçlü bir şekilde bağlıydı Feanor'un tam olarak bilmediği bir sebepten dolayı. Feanor bunu asasının özüne bağlasa da asalar konusunda usta biri değildi. Neredeyse kırk santimetre uzunluğundaki asasını küçük paketine doğru uzattı. Kolunu dimdik bir odun gibi sıkı bir şekilde tutarken ne az ne çok denebilecekbir irade gücüyle konsantrasyonunu ayarladı. Konsantre olduğunda asasının ucuyla aşağı doğru bir hareket ile birlikte sonuna asasının ucuyla saat yönünde bir daire ekledi ve aynı zamanlamayla birlikte “ Engorgio ” dedi dudaklarından dökülen bu inkantasyonun hecelerinde ikinci heceyi vurgulayarak. Asasının ucundan çıkan buz mavisi bir ışık ile birlikte bu statik büyü sayesinde yerde duran nesneyi büyütebilmişti. Bu büyüyü dilese tüm hayvan veya bitkilerde rahatlıkla kullanabilirdi. Ancak cansız bir nesneye yapıldığı kadar risksiz olmazdı bu. Bir canlıya yapılması halinde o canlıyı yaralayabilirdi. Feanor büyüyen paketin içini açarak çadır için gerekenleri çıkarttı ve çadırı kuracağı yere doğru götürüp bıraktı. Asasını yerde duran çadır kurmak için getirdiği malzemelere dimdik bir şekilde tutarak “ Erecto! ” dedi inkantasyonun ortanca hecesini vurgulayarak. Büyülü sözcüklerin dudaklarından çıkmasıyla birlikte karşısında duran malzemeler birleşmeye önündeki muşamba da düzleşmeye başladı. Feanor bunlar olurken asasını yavaşça havaya kaldırdı. Bu yaptığı büyü dinamik bir büyüydü. Çadır tamamen kurulana kadar asasını indirmeden irade gücünü kullanıp konsantrasyonunu ayarlayarak büyüyü yapmaya devam ediyordu. Bir süre sonra yapı artık son halini aldı ve Feanor konsantrasyonunu bozarak asasını yavaşça aşağı indirdi. Bu büyü sayesinde karşısında çadır gibi küçük bir yapı hazır bir şekilde duruyordu.
Feanor karşısında duran, hemen biraz önce Erecto tılsımı ile hazırladığı çadıra elindeki asasını tekrar doğrulttu. Konsantrasyonunu ve irade gücünü ayarladıktan sonra çadırın içini tılsımlayarak çadırın iç boyutlarını arttırmak istiyordu. Ancak bunu yaparken çadırın dış boyutunda hiçbir değişiklik olmayacaktı. Bakanlık da çalışan bir Seherbaz olduğu için bu büyüyü yaparken bir sıkıntı yaşamayacaktı. Çok zor bir büyü olmasa da bakanlık tarafından sıkı bir kontrole tabii tutuluyordu bu büyünün yapımı ve yapan kişiler bazı durumlarda ciddi araştırmalara maruz kalabiliyorlardı. Konsantre olduktan sonra asasının ucuyla minik bir hareket ile birlikte aynı zamanlamayla “ Capacious extremis” kelimeleri ağzından çıktı ilk kelimenin ikinci ve ikinci kelimenin de yine ikinci hecesini vurgulayarak. Bu statik tılsımı çadıra uygulamasıyla birlikte çadırın boyutu artmıştı. Asasını bira aşağı indirip çadırın girişinden kafasını içeriye soktu. İçerisi dışarıdan gözüken boyutuna göre kocaman denilebilecek kadar büyümüştü. Kafasını tılsımı uyguladığı çadırdan çıkarttıktan sonra etrafına bakınırken yavaşça yere doğru konan bir kuzgun gördü yerde zıplaya zıplaya ilerleyip bir şeyler arıyordu. Asasının ucunu kuzgunda doğru çevirdi Asasının ucu ile dik ve düz bir çizerken diğer yandan konsantrasyonunu ayarladı. Düşük bir irade gücü harcayarak yapmak istiyordu yoksa çok küçük bir hayvan olduğu için sersemletmek yerine daha ağır bir zarar verebilirdi. Asanın ucuyla hareketi tamamladığı anda aynı zamanda  “ Stupefy ” dedi kısık bir ses tonuyla incantasyonun ilk hecesini vurgulayarak. Bu büyü yapıldığı hedefi sersemleterek bilinçsiz bir hale getiren bir tılsım büyüsüydü. Asanın ucundan kırmızı bir ışık çıkmasıyla beraber asasının hedefinde duran kuzgun biraz geriye doğru sarsılarak kendinden geçti. Feanor asasını aşağı indirdi ve kuzgunun yanına gitti. Kuzgunu yavaşça boş eline aldı. Yaptığı bu statik tılsımı tutturmuş tek seferde işe yaramıştı.
Elinde tuttuğu kuzgun ile birlikte biraz önce tılsımlamış olduğu geniş çadırın içine girdi. Elindeki kuzgunu yavaşça yerine bıraktı. Asasını yere bıraktığı kuzguna doğrultarak minik bir asa hareketi yaptı. Bunu yaparken zihninde kuzgunun biçim değiştirerek çalışma masasına dönüştüğünü hayal ediyordu. O esnada asa hareketini yaparken aynı zamanlamayla birlikte “ Corvupifors ” dedi üçüncü heceyi vurgulayarak. İncantasyonu da söylemesiyle birlikte hedefinde duran kuzgun bir çalışma masasına dönüştü. Bu statik büyüyü tek seferde başarmıştı. Yıllardır kullanmıyordu. En son Hogwarts'da Başkalaşım dersliğinde öğrendiği bir büyüydü. Masanın yanına birde sandalye gerektiğini düşünerek tekrar dikkatini topladı ve asasının ucuyla bir hareketi ile asasının ucunu döndürü ve “ Sellios ” dedi incantasyonun bazı hecelerine vurgu yaparak. Bu başkalaşım büyüsü de rast gitmişti. Bu başkalaşım büyüsü sayesinde Feanor için az önce yine bir diğer başka başkalaşım büyüsü ile yaptığı masanın yanına oturmak için bir yer olmuştu. Büyü oluşurken asasının ucundan herhangi bir ışık oluşmamıştı. Ancak başarılı olduğunu anlamak için böyle bir şeye gerek yoktu. Bu statik büyüyü yapmasıyla birlikte asası ile hedefe aldığı yerde zaten bir sandalye oluşmuştu.
Feanor işlerini bitirip çadırı koymasıyla birlikte dışarıda bıraktığı eşyalarını tılsımladığı çadırın içine taşıdı birer birer. Her şeyi çadırın içine taşıyıp yerleştirdi. Çadırın içi tılsımlanmış olduğundan dışarıdan her ne kadar bir kişinin bile zor sığacağı bir çadır gibi gözükse de koca bir daire kadar büyüktü. Artık burada işi bitmişti. Yorulmaya başlamıştı ancak biraz olsun dinlenmek için uzanırsa uyuya kalabilirdi. Bu yüzden iksir malzemeleri toplama fikrini ilk baştan gerçekleştirip bitirmek istiyordu. Bu sayede kendisini biraz daha fazla yorardı ve yattığında derin bir uykuya rahatça dalabilirdi. Eşyaların hepsinin içeride olduğundan emin olduktan sonra yavaşça çadırdan çıktı. Burada kim gelip eşyalarımı çalar ki kafasıyla bir kilit tılsımı uygulamak istemiyordu. Zaten çalarlarsa çalsınlar asası yanındayken içeride çalınmaya değer hiçbir şey yoktu. Çadırın olduğu yeri belledikten sonra düz bir çizgide çadırdan uzaklaşıp ormanın içine doğru ilerlemeye başladı. Cebinde tuttuğu dört adet kap vardı. Her bir toplamayı planladığı eşya için ayrı bir saklama alanı… Bir tanesinin kapağını açtı. Ormanda yerlerin nemli olması yüzünden dışarı çıkmış boynuzlu salyangozları gördükçe elindeki açık kabın içine topluyordu. Uzun bir süre sadece bunları toplamak için odaklandıktan sonra yeterli sayıya ulaştığında kapağını sıkıca kapattı ve yandan asmalı çantasının içine yerleştirdi dolu kabı.
Artık sırada ökse otu ve ısırgan otu aramak vardı. Etraftaki ağaçlara bakınıyordu. Ökse otu elma armut, söğüt, kavak, meşe gibi ağaçların dallarının üzerinde bulunup onların üzerlerinde asalak olarak yaşayan bitkilerdi. Bu yüzden bu tip ağaçlardan birini görüp onun üzerinde asalak halde duran bir ökse otu görmeyi umuyordu. Bu ökse otu gibi asalak bitkiler kendi besinlerini üretemeyip diğer asalak olarak bağlı yaşadıkları bitkilerin yaptıkları besinlerden geçinirlerdi. Bu ağaçların üzerlerinde olmalarının nedeninin bu olduğunu biliyordu. Bu ökse otu gibi bitkiler bir besin üretmediklerinden güneş ışığına da ihtiyaç duymazlardı. Feanor bu bilgileri ve ökse otunun nasıl göründüğünü bilmesinden dolayı orman içinde rahatça bulabileceğine inanıyordu. Tam bu esnada ormanın içinde kendisini belli eden birkaç söğüt ağacı gördü. Yanına doğru giderek üzerindeki ökse otuna doğru uzandı. Sapları sürekli ikili olarak ayrılarak gitmişti. Yandan asmalı çantasındaki bir tane boş kabı çıkartıp açtı ve ökse otunun üzerindeki beyaz meyvelerine doğru uzandı. Meyveler o kadar yapışkandı ki dokunur dokunmaz Feanor'un eline yapışıyor kutunun içine bıraktıktan sonra da kolay kolay geçmiyordu. Bu bitkinin meyvelerinin bu kadar yapışkan olmasının sebebi emme organıyla konak bitkinin besin borularına yapışıp şeker ve minerali emmelerinden kaynaklı olmalı diye geçirdi aklından. Yeterince meyve topladığını düşündüğünde elindeki cam kabın ağzını kapayarak yandan asmalı çantasının içine yerleştirdi. Devamında diğer bir boş kabı çıkarttı çantasından. Isırgan otunun üzerindeki yapraklarında yetişen dokunduğunda direk olarak acı vermese de battıktan sonra cildi kaşındıran bir yapısı vardı. Bunu toplayacağını düşünerek bir eldiven getirmişti. Eldiveni eline aldı ve yere eğilip yavaş ve nazikçe bu yeşil bitkiyi toplayıp kopardıklarını kabın içine koymaya başladı. Bitirdikten sonra ısırgan otlarını koyduğu kabı çantasına yerleştirdi.
Artık biraz yorulmaya başlamıştı. Neredeyse tüm malzemeleri toplamıştı. Geriye sadece pıtırkurtları bulup onlardan pıtırkurt sümüğü elde etmek kalmıştı. Yavaşça geldiği yolu takip etmeye başladı. Kamp kurduğu alandan çokta fazla uzaklaşmamıştı. Bir süre ormanın içinde etrafındaki ağaçlara bakarak yürüyedurdu. Ormanın içinde yürümek Feanor'a iyi gelmişti. Yaşadığı yer dolayısıyla sürekli Londra’nın merkezinde muggleların kirlettiği pis havayı solumak zorunda kalıyordu. Böyle temiz bir havayı ciğerlerine solumak bile başlı başına rahatlatıcı gelmişti. Kısa bir geri dönüş yolundan sonra kampı kurduğu alana varmıştı. Omzunda asılı duran toprak rengi çanta ile dışarıdan küçücük gözüken çadırın içine girdi. Omzunda asılı olan çantasını çıkartmak için sol elini çantanın askılığına götürdü. Kafasının üzerinden dolandırarak çıkarttıktan sonra çantayı masanın içine bıraktı. İçinde duran topladığı malzemeleri içinde bırakıp avcunun içine sığacak kadar küçük duran pıtırkurt sümüğü toplamak için yeterli olacak cam şişeyi aldı ve ceketinin cebine koydu. Birazdan yatmayı düşünüyordu yatmadan önce çadırın etrafındaki alanı tılsımlayıp kendisini uyurken güvende hissetmek ve rahatça uyumak istiyordu. Yavaşça daha önceden tılsımladığı çadırın içinden çıktı ve etrafına bakındı.
Çadırın etrafında oluşturmak istediği koruma alanının yarıçapı kadar çadırdan uzaklaştı. Asasını almak üzere ceketinin iç cebine doğru götürdü elini. Bu bölgeyi hem büyülere karşı korumak hem de gelebilecek kişilerin burayı görememesini veya bir yaratığın uyurken kokusunu alıp çadırına dalmasına istemiyordu. Bu yüzden ceketinin iç tarafındaki astarına dikili kınında duran asasını tutar tutmaz nazikçe parmaklarının ucuyla tutarak çekti ve derin bir nefes aldı. Ormanın bu temiz havasında büyülere daha rahat odaklanıp kondisyonunu rahatça ayarlayabiliyordu. Asasını yavaşça havaya doğru kaldırdı. Avcunun içiyle bu tılsımı yapacağı yeri doğru gösterirken irade gücünü ayarladı ve aynı zamanda “ Protego totalum ” diyerek incantasyonun baştan ikinci ve sondan üçüncü hecesini vurgularken büyülü sözcükler dudaklarının arasından döküldü. Bu büyü sayesinde Feanor belirlediği alanı rahatlıkla bir süre boyunca koruyabilecekti. Bu protego kalkan büyüsünün bir varyasyonuydu ve affedilmez lanetler gibi çok güçlü lanetler dışında bir davetsiz misafirin atacağı büyüleri korunan alana kullanılmasını durdurmaya yarayacaktı.  Böyle bir şey olacağını düşünmese de evinde olmadığından bu kadar temiz havada kendisini bu püskürtmeye yarayan büyü sayesinde karanlık büyücülerden kendisini koruyabilecekti. Devamında sağ elinde tuttuğu asasını sol beline doğru çapraz bir şekilde indirirken konsantrasyonunu devam ettirerek odaklandı ve sesli bir şekilde ormanın temiz havasını ciğerlerine çekerek “ Salvio Hexia” dedi asasını çapraz bir şekilde indirirken aynı zamanlamayla avcunun içini de uygulayacağı alanın dışına doğru tutuyordu. Bunları yaparken inkantasyonun ilk ve baştan dördüncü hecesini de vurgulamayı ihmal etmeden büyüyü gerçekleştirdi. Büyü gerçekleşirken asanın ucundan Feanor'un görüş alanını puslu bir hale getiren bir görüntü oluşmuş ancak büyüyü tamamlar tamamlamaz bu etki kaybolmuştu.
Salvio Hexia tılsımı Feanor'un büyüyü uyguladığı bölgedeki nazarların bölgeden uzaklaştırılmasına yarayan bir nevi kovucu nitelik taşıyan bir koruma büyüsüydü. Bu büyüyü de tamamladıktan hemen sonra bir diğer koruma büyüsü türevini yapmak üzere aşağı doğru indirdiği asasını tekrar yukarıya doğru kaldırdı. Asasını yukarı doğru kaldırır kaldırmaz konsantre olup “Repello Muggletum” sözcükleri dudaklarından aktı incantasyonun baştan ikinci ve dördüncü hecesini vurgulayarak. Asasının ucundan puslu bir efekt çıkarken bu büyü sayesinde Feanor etrafa gelecek muggleların koruma sağladığı alanı görmesini veya girmesini engelleyecek bir şekilde tılsımlamış oldu. Feanor bu büyüyü uyguladığı alanın yakınına yaklaşan büyücü veya cadı olmayan bir kimse geldiğinde yapması gereken veya terk etmesi için sebebiyet verecek bir şeyi hemen hatırlayacak, aklına gelecekti. Bu aklına gelen acil bir şey sayesinde alan korunmuş ve bir nevi muggle kovucu işlevi taşıyacaktı. Bu büyüleri sırasıyla birkaç kez etrafta tekrarladı ve yapmak istediği tüm alanı koruma altına almış oldu. Devamında son olarak asasını havaya kaldırdı ve asasının ucuyla kafasının tepesinde bir daire çizerek aynı zamanlamayla konsantrasyonunu sağladı ve “ Cave inimicum ” dedi incantasyonun ilk ve dördüncü hecesini vurgulayarak. İncantasyonun, asa hareketinin, konsantrasyonun ve irade gücünün doğru ayarlanıp eksiksiz bir şekilde söylenmesiyle birlikte asasının ucundan hafif puslu mavimsi bir ışık yayan bir efekt ile birlikte büyü tamamlandı. Feanor'un bu büyüyü yapmasıyla artık sadece mugglelar değil diğer kesimler tarafından da kendisini gizleyecek bir büyü uygulamış oldu. Bu uyguladığı büyünün sınırları içerisinde bulunan kesim dışarıdan hiçbir şekilde gözükmeyecekti. Buna büyücü ve cadılarda dahildi ve sadece görüntüyü engellemekle kalmayıp aynı zamanda alandaki sesleri dışarıdan duyamayacak ve büyü başarılı olduğu için kokuları da alamayacaklardı.
Feanor kamp kurduğu alanın etrafını korumak için gerekli büyüleri yaptığında asasını aşağı indirdi ve derin bir nefes alıp asasını kınına yerleştirdi. Yavaşça çadıra yöneldi ve dışı minik ama içi geniş mi geniş çadırının içine girdi. İki elini etrafında gerdirdi. Yatmadan önce bu büyüleri yapması iyi olmuştu. Bavulunun yanına doğru ilerledi. Bavulunun içinde acıktığında yemek için kendisine birkaç sandviç yapmıştı. Bir tanesini çıkartarak uyku tulumunun üzerine oturdu ve yavaşça üzerindeki ince örtüyü çıkartarak yemeye başladı. Yemeğini bitirdikten sonra elindeki boş mendil ile kirlenmiş ağzını sildi ve mendili katlayıp çantanın içine kaldırdı. Gece pıtırkurt avına çıkmadan önce biraz olsun uyumak istiyordu. Vücudu gerek yolun gerekse keşfin sonunda yorulmuş bitkin düşmüştü. Uyku tulumunu açtı. Ancak tulumun vücudundan çıkan ısının içeride muhafaza edilmesini sağladığından mütevellit kalın kıyafetleriyle girerse çok fazla etki etmeyeceğini düşünerek üzerindeki takım elbisesini çıkarttı. Ceketinin iç tarafındaki kınından asasını aldıktan sonra tulumun içine girdi yavaşça. Kimsenin olmadığı ıssız bir ormanda olduğundan asasını yanından ayırmak istemiyordu. Her ne kadar dışarıya koruma tılsımları uygulamış olsa da asası yanındayken kendisini daha çok güvende hissediyordu. Bir süre temiz havanın etkisiyle uyuyamayıp olduğu yerde kıpırdanıp dursa da en sonunda uyuya kaldı.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: İnan dayanamam,bu dünyaya yaranamam...
« Yanıtla #1 : 16 Temmuz, 2022 12:11:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
(Beş saat sonra)

Gözlerini yavaşça açtı. Uyku tulumunun içinden hareket edeceği çok fazla bir yer olmadığından put gibi yatıyordu. Tulumun içi her ne kadar sıcak olsa da Feanor uyandıktan sonra artık içinde durmak bunaltıcı hale gelmeye başlamıştı. Olduğu yerde bir sağa bir sola kıpırdanıp kendisini tulumun içinden çıkartmaya çalışmaya başladı. Bir süre boyunca kıpırdanarak çabaladıktan sonra sonunda tulumunun içinden çıkmayı başarmıştı. Çadırın içinin karanlık olmasından dolayı yavaşça ayağa kalktı. Her ne kadar karanlık olsa da kıyafetlerini üzerine giyecek kadar ay ışığı çadırının tentesinin üzerine vurup içeriyi aydınlatıyordu. Feanor düzgünce kenara bıraktığı kıyafetlerini üzerine giydikten sonra en son ceketini de üzerine geçirdi ve asasını kınına yerleştirdi. Derin bir nefes alıp yatmadan önce ceketinin iç cebine koyduğu pıtırkurt sümükleri için yanında taşıyacağı minik cam kabı kontrol etti. Hazır olduğundan emin olduktan sonra ayakkabılarını giyerek çadırın dışına çıktı. Çadırın dışına çıktığında kalkan hala duruyordu. Şu an çadırın etrafının korunmasını gerektiren bir durum yoktu. Bu koruma tılsımlarına yönlendirdiği irade gücünü sonlandırarak tüm koruma türevi Selvio Hexia, Protego Totalum gibi yaptığı büyülerinin bozulmasını sağladı. Ardından kınında duran asasına yöneltti elini. Asasını kınından sert bir hareketle havayı kesercesine bir sesle çıkarttı. Artık dışarıda ateş yakmasının vakti gelmişti. Hava hem kararmış hem de soğumuştu. Asasının ucunu çadırın birkaç adım ilerisine çevirdi. Konsantre oldu ve asasının ucuyla bir ateş silueti çizerken diğer yandan aynı zamanlamayla birlikte incantasyonun ikinci hecesini vurgulayarak “ Incendio” dedi. Büyülü sözcüklerin asa hareketi ile buluşmasıyla birlikte asanın ucundan turuncumsu bir ışık efekti çıktı ve Feanor'un hedefindeki yerden patlayan bir ateş gibi harlanarak alev yükselmeye başladı. Bu büyü bir şeyi ateşe vermeye yarayan veya boş bir yerde bir ateş üretebilen statik bir büyüydü. Bu tılsımın farklı yükselticileri olmasına rağmen Feanor en varsayılan halini kullanmıştı. Feanor bu sefer ormanın farklı bir tarafına gidecekti ki karşısındaki bir su birikintisi gideceği yolu kapıyordu. Henüz yeni indirmiş olduğu asasını su birikintisine doğru uzatarak kuraklık tılsımı yapmak istiyordu. Asasını dimdik bir şekilde tutarken aynı zamanlamayla kuraklık tılsımının bazı heceleri vurgulayarak. İncantasyon ile kalan diğer etkenler buluştuğunda Feanor'un hedefindeki su birikintisini kurutmuştu. Artık önündeki engeller kalkmıştı ve gidip ormanda yapmak istediği işi yapabilecekti. Ancak gece geç saatte olmalarından mütevellit önünü görmekte zorlanıyordu. Asasını hafifçe yukarıya doğru kaldırdı ve vurgulayarak “ lumos ” dedi. Büyülü sözcüklerin dudaklarından akmasıyla birlikte asasının ucu birden aydınlanmıştı ve etrafa beyaz, gümüş renkte bir ışık saçıyordu. Asası ile etrafını aydınlatması ile ormanın içine doğru ilerlemeye başladı. Feanor elindeki asa ile bir süre orman üzerinde ilerledi. Feanor karşılaştığı her büyük gibi duran kayanın altını pıtırkurt bulabilmek ümidiyle kaldırıyordu. Bu aradığı tek x derecede tehlikeli olan sihirli yaratıklar rutubetli hendeklerde yaşıyorlardı. Gördüğünde tanıması çokta zor olmayacaktı. Etli bir yapısı vardı ve yaklaşık olarak 20, 25 santimetre ye ulaşan boylarıyla kalın mı kalın kahverengi bir solucanımsı yaratıklardı. Neredeyse hiç hareket etmediklerinden yakalaması hiçte zor olacak bir şey değildi. Bu yüzden eğer ki bir hendeğin altında bulursa tek bir tanedense birden çok pıtırkurt bulacağını düşünüyordu.  Bir kayayı kaldırdığında altında oluşturduğu hendeğin altında birkaç adet pıtırkurt duruyordu. Feanor bulabildiği için biraz rahatlamış bir ifade takınıp gülümsedi. Parça parça gibi gözüken bir yapısı vardı. Feanor yüzünü ekşiterek “ İğrenç! ” dedi ve elini cebine götürüp sümüklerini toplarken rahatsız olmamak için getirdiği eldivenlerini eline geçirdi. Bir ucunu diğer ucundan ayırabilecek kadar bu hayvanları iyi tanımadığını fark etti. Eline aldı ve incelemeye başladı. İçinden düşündüklerini sesli bir şekilde “ Bunun hangi tarafı önü? Hangi tarafı arkası? ” diye mırıldandı. Ayırt etmek Feanor için imkansızdı. Bu bitki olan her şeyi yiyen kurda baktı “ En sevdiğin yiyecek marul değil mi minik dostum… ” dedi gülümseyerek. Ardından ciddi tavrına geri döndü. Etrafında insanlar varken yapmayacağı şeyleri yoklarken de yapmak istemezdi. Ceketinin iç cebinden avcunun içine sığacak kadar olan küçük kabı çıkarttı. Tuttuğu bu omurgasız yaratığın alt tarafını yavaşça kabın iç tarafından dışına gidecek şekilde al tarafını sürükleyerek sümüğünü toplamaya çalışıyordu. Ardından bunu bırakıp şişeyi doldurmak için bir diğerini aldı. Bedenini şişeye sürterken etrafındaki derilerini ayıran ufak halkaları elindeki titreşimler sayesinde hissedebiliyordu. Daha iki tanesini yapmıştı ve şişenin neredeyse yarısı dolmuştu. Tekrar sürterken elindeki titreşimi hissetti. Şişenin içine pıtırkurtun kıvamlı sümüğü yavaşça akıyordu. Zaten iksirlerde de bu salgıyı yapılan karışıma kıvam vermek için kullanılıyordu. Aynı zamanda iyileştirici iksirlerde önemli bir malzeme olarak da yer alırdı. Bu işlemi yaparken gözüne birkaç cm uzakta olduğu için rahatça inceleyebiliyordu. Çok karışık denilebilecek bir anatomileri vardı. Başı ve kuyruğunun aynı gözükmesinin sebebi gözleri ve dişleri olmamasıydı. Bu farkındalığı çok azaltıyordu. Sadece yemek yediği zamanlarda anlaşılabilirdi. Şuan ise yemek yedirmesi mümkün olmadığından ağzının olduğu tarafı anlaması imkansızdı. Bu pıtırkurtların organları üç, yedi dakika içerisinde yok olurdu ve büyücülere hiçbir zararları dokunmazdı. Feanor'un eldiven takmasının sebebi derilerine dokunduğunda parçalanmasını bir tık engellemekti. Her ne kadar tamamen engelleyemese de bunun etkisi vardı. Aşırı hassas bir deriye sahiptiler. Bunu eline aldığı andan beri farkındaydı. Daha önce bakanlıkta çalışan bir büyüzoolog arkadaşından duyduğu üzere bu yaratıkların içini görebilmek için büyüye başvurmuşlar ancak sadece et görmüşlerdi. “Ne ilginç yaratıklar var… “ diye geçirdi içinden. Pıtırkurtlar çift cinsiyetli canlılardı ve bu yüzden kendi kendilerine üreyebilirlerdi. Artık neredeyse sümük ayıklama işlemini bitirmişti. Bu yaratığı mugglelarda görebilirdi ve can dostu birer solucan olarak görürlerdi. Sümüğünü toplama işlemi bittiğinde kapağını kapatıp iç cebine koydu ve yavaşça ayağa kalktı.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: İnan dayanamam,bu dünyaya yaranamam...
« Yanıtla #2 : 16 Temmuz, 2022 12:20:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Feanor toplaması gereken bütün malzemeleri toplamış geriye kamp alanına dönüp viskisini yudumlamak kalmıştı. Yavaşça geri dönüş yolundayken sol tarafındaki ağaçların arasından gelen bir hışırtı hissetmesi üzerine asasını çekerek döndü ve yere doğru bakarak asasının ucuyla bir düğüm şekli çizerken aynı zamanlamayla  “Lumos” dedi incantasyonun gerekli yerlerine vurgu yaparak. Elindeki asasının ucundan çıkan gümüş renge benzer ışığı yavaşça yere doğru tuttuğunda ayaklarının dibinde bir sürü küçük örümcek etrafta geziniyordu.
Hemen asasının ucunu az önce ses gelen ormanın içine doğru kaldırıp tuttu. Şüphelendiği şeyin olmamasını umuyordu. Eğer ki şüphesi doğru çıkarsa çok büyük tehlike altında olabilirdi. 5x bir yaratıktan şüpheleniyordu. Bu büyük ayak seslerinin hışırtısı ve yerdeki örümcekler Feanor'u bu şüpheye iten yegane şeydi. Bu düşündüğü yaratık Akromantula idi. İnsan dilini konuşabilen sekiz gözlü devasa bir yaratık. Ve 5x in anlamının büyücü katili olduğu düşünülürse bu karanlık yaratık ciddi derecede tehlikeliydi. Ormanın içinden insan dili şeklinde konuşma sesleri duyuyordu. Ancak bu daha çok içten gelen cızırtılı bir konuşma gibiydi. Daha görmeden birazdan etrafından bir akromantulanın fırlayacağına neredeyse emin olmuş gibiydi. Bir anda dar ağaçların arasından insan boyundan büyük kocaman bir örümcek çıktı. Feanor o an hızla bir nefes aldı ve asasını karşısındaki akromantulaya doğru doğrultarak “ Arania Exumai ”diye haykırdı incantasyonun ikinci ve sondan üçüncü hecelerini vurgulayarak. Asasının ucundan mavi bir ışık çıkmasıyla beraber hedefindeki akromantula bir patlamayla geriye savruldu. Eğer ki büyüyü ıskalasaydı ve bir taşa çarpsaydı kocaman bir iz oluşturabilecek bir büyüydü. Yani bir dev örümceği geriye savuran bir büyüyü insanlar üzerinde kullanmak çok tehlikeli olabilirdi. Feanor akromantulanın arkasından büyük siyah ve kıllı bacaklarıyla başka akromantulalar da olduğunu fark ettiğinde arkasını dönerek kamp alanına doğru koşmaya başladı. Kamp alanına varsa ne değişecekti sanki ama yerinde beklemek akromantulanın o kadar zehirli dişleri varken yakınında durmak akıl karı olmazdı. İlk öldürdüğü örümcek yaşlı olmalıydı. Diğerlerine göre çok fazla büyüktü. Kalbi adrenalinden çok hızlı atıyordu. Bu geceki yemekleri olmak istemiyordu. Ne de olsa akromantulalar canlı av yani Feanor gibi tek başına yakalanmış bir taze et veya kendi ölü akrabalarını yiyerek besleniyorlardı. Feanor koşarken kıskaç sesleri geliyordu.
Taze et buldukları için heyecanlanmış olduklarının göstergesiydi bu. Aynı zamanda heyecanlandıklarını anlaması da kendisini öldürmek için bir yandan koşarlarken bir yandan zehir ürettiklerinin de bir göstergesiydi. Akromantulalar etoburdu. Feanor koşarken kafasını yavaşça geriye doğru çevirdi ve tekrar asasını bir tanesine daha doğruca tutarak “ Arania Exumai ” diye haykırdı ve çıkan mavi ışıkla birlikte bir patlama oluşmuş ve arkaya doğru fırlamıştı bunun sonucunda bir tanesine daha çarparak durmasına sebebiyet vermişti akromantulanın ölü bedeni. Feanor büyüyü yaptıktan sonra soluklanmaya vakit bulamadan tekrar koşmaya başladı. Bu sefer sayılarını sayabilmişti. Geriye arkasından yaşayan altı akromantula kalmıştı. 5 metreye kadar varan bacaklarıyla ölümcül korkunç gözüküyorlardı. Koşarken ağaçların tepelerinde yürürken hiç ama hiç fark etmediği kubbe şeklinde ağlar örülmüştü. Düz koşuyordu ve neredeyse onu yakalamak üzereydiler. Farklı bir şey yaparak onları atlatmak en azından şaşırtıp biraz olsun zaman kazanmak istiyordu. Asasını hazır tutarak hızla arkasını döndü ve en öndekine asasının ucunu doğrultarak tekrardan “ Arania Exumai” diyerek haykırdı ve karşısındaki örümcek mavi bir patlamayla geriye doğru savruldu. Bu büyüyü yaptıktan hemen sonra hızla bir ağacın arkasına geçip başka bir yöne doğru koşmaya başladı. Kamp alanının etrafında koşmak onu bir adım öne geçirebilirdi. Derken ayak tabanları sırtına vura vura koşmaya başladı. Normalde bu yaratıklarında duyguları vardır. Ancak aç oldukları zaman onlarla konuşup iletişim kurabilmek neredeyse imkansızdır. Bu yaratıkların dişileri erkeklerinden büyüktür. Bunu düşününce ilk öldürdüğü akramantulanın bir dişi olabileceği aklına geldi. Artık koşmaktan nefes nefese kalmıştı. Tekrar arkasını dönerek kendisine en yakın olan dev örümcek akromantulaya Arania Exumai büyüsünü yaptı ve aynı güzergahta koşmaya devam etti.
Bu en başta öldürdüğü dev akromantula bir dişi olabilirdi ve bir dişi akromantula tek seferde yüz taneye kadar yumurta yumurtlayabilirdi. Bu yumurtaları beyaz ve büyüktü. Neredeyse Feanor'un kafasının iki katı kadardı diyebilirdi.Hayatı gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçiyordu kaçmaya devam ederken. Ormanın içinden çıkıp boş bir düzlüğe gelmişti. Bir süre daha ovanın ortasına koştuktan sonra olduğu yerde durup tekrar arkasını döndü. Düello pozisyonu alarak asasını kaldırarak kendisine doğru koşmakta olan 4 tane uzun ve kıllı bacaklarıyla gelen yaratıklara baktı. Artık neredeyse dibine kadar gelmişlerdi ve teker teker etkisiz hale getirecek vakti yoktu. Olduğu düz ovada irade gücünü ayarlayarak asasının başının üzerinde çember şeklinde çevirmeye başladı ve “Ignis Imperium!!” diye haykırarak bir süre etrafında çevirmesiyle birlikte aynı zamanlamayla asasının ucundan kızıla kayan bir altın renginde çıkan bir ışıkla birlikte, Feanor asasını hareket ettirdikçe yaptığı alev halkası da yanan bir kement gibi dönerek aynı yönde hareket ettiriyordu. Bu dinamik büyü sayesinde oluşturduğu alev dalgasının içinde kalan akromantulalar kavruluyordu. Alev çemberine yakalanmayıp üzerine koşan bir akromantulaya asasının ucu ile alev topları göndererek etkisiz hale getirmişti. Yavaşça büyünün dinamik etkisi sayesinde irade gücünü düşürerek sonunda konsantrasyonunu bozdu. En sonunda kavrulmuş akramantula cesetleri, etrafta yanmakta olan otlar vardı. Her yerde kar olduğu için etrafta konsantrasyonunu bozduğunda çok büyük bir ateş yığını kalmamıştı. Kalan ateş yığınına doğru asasını tutarak “Partis Temporus” dedi ilk ve dördüncü heceyi vurgulayarak. Vurgulamasıyla birlikte karşısındaki kalan ateş yığını içerisinde bir boşluk yaratmıştı. Asasıyla konsantrasyonunu ayarlayarak çemberin içinden çıkarak asasını indirdi.
Feanor alevlerin arasından çıktıktan sonra indirdiği asasını yavaşça aşağıya doğru indirdi ve ceketinin iç tarafındaki kınına yerleştirdi. Yavaş adımlarla ilerlemeye başladı. Son bir kez arkasına dönerek etrafı kontrol etmişti. Artık sigarasının ucunda yanan közden fazlası gibi durmuyordu. Yavaşça tekrar ormanın içine doğru girerek kamp alanına doğru ilerlemeye başladı. Bir süre boyunca ormanın içinde dolaştıktan sonra tam kaybolduğuna kendisini ikna edeceği sırada kamp alanına yaktığı ateşe gördü ve gülümsedi. “ Sonunda! ” diyerek bir oh çekti ve kamp alanına girdi. Ateşin başından gelen sıcaklık onu çok fazla etkilemiyordu çünkü yaşadığı adrenalin sayesinde vücudu tamamen kızışmıştı. Yavaşça çadırdan içeriye doğru girdi. Hiçbir şey olmamışçasına bavulundan sandviçini çıkartarak yatağının üzerine oturdu ve yemeye başladı. Bitirdikten sonra ceketinin iç cebinden sigara tabakasını çıkartıp içinden bir sigara aldı ve dudaklarının arasına götürüp ucunu yaktı. Derin bir nefes alıp dumanı dışarıya doğru verirken ayağa kalktı. Sigarasını ağzında tutarken cebinde duran malzeme kutularını çıkartarak gideceği zaman için şimdiden hazır olmaları için bavulunun içine yerleştirdi. Bu sırada biten sigarasını söndürerek üzerindeki kıyafetleri yavaşça birer birer çıkarttı ve katlayarak kenara koydu. Bu aktivitelerin hepsini yaparken henüz üzerindeki şoku atlatamadığından mütevellit olsa gerek hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu.  Çok fazla büyü kullanmasından dolayı vücudu yorgun düşmüştü. Uyku tulumunun içine girdiğinde her yeri ağrıyordu. Bu temiz havada bir uykunun kendisine iyi gelmesini umuyordu. Adrenalinden ve günün yoğunluğundan kaçmaya çalışırken tehlikeli bir maceraya atıldığının farkında değildi. Bir süre sonra kafasındaki bu düşüncelerle uyuya kaldı.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: İnan dayanamam,bu dünyaya yaranamam...
« Yanıtla #3 : 16 Temmuz, 2022 14:03:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
(Altı saat sonra)

Feanor yavaşça uyku tulumunun içinden kıvranarak çıktı. Gece yatmadan önce katlayarak koyduğu kıyafetlerini bir bir giydikten sonra asasını kınına yerleştirdi. Bugün dönüp dönmemek arasında kararsızdı. O sırada gelen bir patronus çadırın içine girdi ve dolaşmaya başladı. Kısmen ruh koruyucusu olarak da bilinirdi.Amcasından gelen patronustu bu aile içinde bir sorun olduğunu hemen hissetti. Ama ne olduğuna dair bir fikri yoktu. Bu patronus tılsımı en meşhur ve en güçlü savunma büyülerinden biriydi. Anı zamanda acil durumlarda iletişim içinde kullanılabilirdi.  Patronus denilen Feanor'un o an gözüyle gördüğü hayvan kısmi pozitif bir enerji kuvvetiyle yapılmış olan iki tür patronustan bedensel olandı. Bu bedensel patronusta karşısındaki sincap gibi belirli bir forma sahip bir patronus tılsımıydı. Aynı zamanda bu tılsımın çok eski çağlardaki büyücü ve cadılar tarafından kullanılarak günümüze kadar ulaşmış bir büyü olduğunu gerek okulda gerekse yıllarca eğitim aldığı cadı ve büyücülerden öğrendiğinde net bir şekilde görmüştü. Az önce dönüp dönmemek arasında yaşadığı ikilem bir anda kaybolmuştu. Bir an önce hazırlanarak Londra’ya dönmek istiyordu. Asasını çıkartarak hazırladığı çantalardan birine yerleştirmek istediği nesneye doğru tuttu. Asasının ucuyla yukarıdan aşağı bombeli bir çizgi çekerken aniden sola doğru kaydırıp hafifçe vurdu ve aynı zamanlamayla " Wingardium Leviosa " büyünün bazı hecelerini vurgulayarak büyünün incantasyonunu tekrarladı. Büyülü sözcükler dudaklarından dökülmesiyle hedefindeki nesneyi yavaşça havaya kaldırdı ve asasını hareket ettirerek uçurduğu nesneyi bavulunun içine yerleştirdi. Ardından asasını yavaşça indirerek koyduğu bavul dahil tüm eşyalarını alıp çadırın dışına çıktı.
Çadırın dışına çıkar çıkmaz elindeki eşyalarını yavaşça yere doğru bıraktı. Dün gece tılsım yoluyla yaktığı ateş çoktan sönmüş közü soğumuştu bile. Aşağıya doğru tuttuğu asasını kaldırarak ucuyla asa hareketini yaparken aynı zamanlamayla asasını tılsımladığı çadıra doğru tutarak genel karşıt tılsım büyüsü olan “Finite Incantatem” in incantasyonu belli heceleri vurgulayarak dudaklarında döküldü. Dudaklarından büyülü sözcüklerin dökülmesiyle genişletme büyüsü bu statik büyü sayesinde bozulmuştu. Hızla aşağı devrilen çadırı toplayarak bir arada duran bir paket haline getirdi. Ancak taşımak için çok büyük olduğundan bu sefer asasını toplanmış çadıra doğru tuttu. Asasının ucu ile sol yukarıdan başlayan bir V işareti çizerken aynı zamanlamayla birlikte “ Reducio ” dedi inkantasyonu tam ve eksiksiz söyleyerek. Büyünün gerçekleşmesiyle birlikte asasının ucundan mor bir ışık çıkarken hedefindeki nesnenin genişleme tılsımı kullandıktan sonra geri almak için kullandı ve hedef yavaşça küçüldü. Ardından Feanor asasını indirerek ceketinin iç tarafındaki dikili kınına yerleştirdi.
Feanor topladığı eşyaların hepsini bavulunun içerisine yerleştirmişti. Bavulunu kaldırıp yavaşça ormanda kamp yaptığı yerden İskoçya adası üzerinde anahtarın bulunduğu yere doğru yürümeye başladı. Anahtarın başına geldiğinde minik bir tepenin en ucundaydı ve yırtık bir terlik şeklindeydi. Dokunmasıyla birlikte anahtarın diğer bağlı olduğu noktada bulacaktı kendisini. Bilmiyor olsa aklına gelecek ilk soru bu kadar açık alandaki bir şeye yanlışlıkla bir muggle da mı dokunmuyor olurdu. Ancak biliyordu ki mugglelar dokunsa bile bu anahtarlar ona göre korunduğu için hiçbir işlevi olamayacaktı. Feanor derin bir nefes aldı ve etrafına bakındı. Etrafta hiç kimse gözükmüyordu. Üzerini başını düzeltip elindeki çantayı sıkıca kavrayınca elini karşısında duran dokunsal anahtara doğru uzattı. Dokunur dokunmaz itfaiye musluğu şeklindeki bu dokunsal anahtar aktif hale geldi ve gelir gelmez karnından öne, sırtından ise arkaya doğru bir şeylerin çekilmeye başladığı hissetti. Sanki minik bir kara delik açılmış ve içine sürüklenmişti. Yolculuk sırasında vücudunun içindeki organların sallandığını hissediyordu. Hatta tüm organlarının birer birer yer değiştirdiğine yemin bile edebilirdi. Uzun zamandır anahtarları aktif olarak kullanan biri olmasına rağmen birçok farklı gök kuşağı rengi görüyordu yolculuk sırasında. Bu ışımaların sebebinin dün gece kendisini çok fazla yoracak büyüler yapmış olup bedeninin yorgun düştüğüne yordu. Eninde sonunda anahtarın diğer ucuna Godric's Hollow'a ulaşmıştı.