“Yeni ev.” diye mırıldandı. Kendisi bile sesini zor duymuştu.
Duymaktan hiç hoşlanmadığı, midesini bulandıran bu sözler onun hayatta kalması ve ablasının yerini sağlamlaştırması için elzemdi. Kadının her adımında önünde eğilenler, bakışlarıyla bile karşılaşmaya cüret edemeyenlerin yanından geçerken ne kadar güçsüz olduğunun tekrar gözüne sokulduğu yetmezmiş gibi, bir de bu yabancı toprakları evi olarak görmesinin beklenmesi kabul edilemezdi. Gerçi bir şansı da yoktu ya.
İçeri girmeden önce gördükleri bile istemese de burada güvende olacağını açıkça göstermişti. Büyücü kimliğinin ona verdiği gücü kontrol edene kadar burada bir sorun yaşayacak gibi durmuyordu. Kadının onu kimin yanına getirdiği belli olmasa da kadının sözünü yerine getireceğinden şüphe duymuyordu. Bu alışılmadık güven hissi tenini karıncalandırıyor, kalbini ağrıtıyordu. Birine güvenme lüksü yoktu. Hele ki güvenin binlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olduğu avlar hala devam ederken saflık etme şansı yoktu. Kadın ne derse desin yalnızca kendisine güvenmeliydi. Duydukları yalan, gördükleri illüzyon olabilirdi. Ancak kalbi ve mantığı onu asla bilerek yanıltmazdı, yanıltmamalıydı.
Victoria kadını incelerken bunu belli etmeden yapmak için çaba sarf etse kadının onun bu adi hilelerini gördüğü belliydi. Ne de olsa koca bir adayı tek başına yönetip, etrafındakilerin ona hem saygı duymasını hem de ondan korkmasını sağlamak herkesin harcı değildi. Üstüne, namı dünyanın öbür ucuna, hasretle andığı memleketine, yayılması da tesadüf olamazdı. Karşısındaki kibar bir ifadeyle ona bakan kadın hafife alınmayacak biriydi. Üstelik, karşısındaki kadın ne kadar alımlı ve kudretli dursa da güvenilir olduğundan emin olamazdı küçük kız. Ablasıyla, Sanchez ailesinin başıyla, yaptığı anlaşmanın şartları hala bir sırken ne zaman sırtından bıçaklanacağını bilemezdi. Bu nedenle yanında kaldığı süre boyunca aldığı eğitimleri aklından çıkarmayacak, Sanchez soyadını kirletecek her türlü hareketten kaçınacaktı.
Kanını kirletmektense ölmeyi yeğleyecek küçük kızın şiddetle, vahşetle küçük yaşta karşılaşmasının üstüne bir de güvende hissettiği tek yerden, ablasının yanından, ayrılması onu öyle etkilemişti ki kaç ya da savaş içgüdüleri hiç olmadığı kadar baskın çıkmaya başlamıştı. Aldığı her nefesi, attığı her adımı, söylediği her sözü her zamankinden fazla düşünüyor; kalbindeki sancıyı azaltmak için yaptığı her hareketin canını yakması önlemek için insanüstü bir çaba sergiliyordu.
Kendisini sakinleştirmek için son kez nefes alıyormuş gibi derin bir nefes aldı. Ablası ona olanları anlattıktan sonra nefesi daha çok kesiliyor, kalbi daha çok ağrıyordu. Gerçeklerle baş edemeyecek kadar zayıf olduğunu kendisine yediremiyordu. Bunun zayıflık olmadığını ise bir kez olsun düşünmemişti. Derken başı dönmeye başladı. Dünya başına yıkılıyor gibi hissetti, nefesi boğazına düğümlendi. Şimdi olamazdı; yabancı topraklarda, kimsesizken olmazdı.
“Hayır.” diye feryat etse sözleri fısıltıdan ibaretti.
Ateşin sıcaklığı tenini yakmakla tehdit ederken içi buz gibi soğuk, nefesi düzenliydi. Ateşin yarattığı karmaşa konağı, hatta tüm şehri kaosa sürüklemişken küçük kız saçlarına yapışmış isleri düşünüyordu. Çığlıklar herkesi uyandırmışken, kara geceyi gündüze çeviren alevler etrafı sarmışken küçük kız aynanın karşısına geçmiş saçına bakıyordu. Hizmetkarlarının özenle taradığı, annesinin hediyesi olan şakayık çiçeğini andıran saç süsünün üstündeki isler canını öyle sıkıyordu ki her şeyi yıkmak istiyordu.
Ateşler her geçen saniye ona yaklaşırken odaya atılan onlarca kova su faydasızdı. Küçük kızın da oradan çıkmaya niyeti yok gibi gözüküyordu. Babasının odasının ateşler içinde kalması bir tesadüften çok daha fazlasıydı. Küçük kızın geleceğinin bir yansıması gibiydi.
Neden sonra, dışarıdaki sesler azaldı. Ateş dinmeye başladı. Odanın kapısı açılınca küçük kız kafasını gelene çevirdi. Annesinin her daim kibar ve anlayışlı ifadesinin dehşetle sarsılmış olduğunu gördü. Küçük kız bunu görmezden gelip annesine doğru koşup beline sıkıca sarıldı. Annesinin hemen arkasında ablası vardı. Annesinden çok da farklı olmayan yüzü Victoria’nın canını sıksa da görmezden geldi. Annesinden ayrılıp onlara artık külden başka bir şey kalmamış odaya gösterip masumca gülümsedi.
“Biliyorum, bir leydi temizlik yapmamalıdır ama bir istisna yapabiliriz, değil mi anne? Nasıl olmuş, beğendin mi?”
Victoria, başını annesine çevirince gözlerindeki şok ifadesi onu hazırlıksız yakaladı. Annesi yaptığı temizlikten hoşlanmamıştı. Neden? Evet, bir leydi ellerini böyle kirletmemeliydi ama ailesindeki pislikleri temizlemek onun görevi değil miydi?
“Beğenmedin mi, anne?”
Temkinli sesi bir fısıltıyı andırıyordu. Annesinin yüzündeki ifadeyi gören küçük kız, bir adım geri gitti. Ne ablası ne de annesi memnun gözükmüyordu. Neden? Yüzlerindeki ifadeyi hayal kırıklığına yoran küçük kız ne yapacağını bilemedi. Her zaman olduğu gibi ağlayarak bu işten kurtulamaz mıydı? Ama neden ailesini mutlu edemiyordu? Neden!