17 Nisan, 2026 10:06:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Güç seninle olsun!  (Okunma sayısı 60 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Güç seninle olsun!
« : 03 Temmuz, 2022 20:48:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Hava kapalı ve yerler yağmurdan dolayı ıslak olduğundan dışarısı çok serindi evin etrafında gece yakabilmek için içinde yakmalık odunlar odunlar bulunan geniş çaplı demir kaseye benzeyen ateş yakmalık yerlerde ateş yakmak istiyordu. Asasını ceketinin iç kısmındaki kınından yavaşça çıkarttı. Yaklaşık kırk santimetre uzunluğundaki asasının ucuyla yanan bir ateş silueti çizerken diğer yandan aynı anda “Incendio ” dedi incantasyonun ikinci hecesini vurgulayarak. Büyünün gerçekleşmesi sonucunda asasının ucunda turuncu bir renk belirdi ve hedef aldığı yer birden ateşe verildi. Bahçede bu ateşi yakacağı yerden birkaç tane olduğu için Incendio büyüsünü tekrarladı.Feanor etrafta ateşleri yaktıktan sonra derin bir nefes aldı. Asasını hedefe uzatarak asa hareketini yaptıktan hemen sonra “ Parvus Crepitus ”  diye haykırdı ancak o esnada başka şeyler düşünüp kafası çok dolu olduğundan tamamen asasını boşa sallamıştı. Kendi kendisine sinirlendi ve kendisine gelebilmek için bir süre soğuk havanın bedenine çarpışını hissederek hareket etmeden olduğu yerde bekledi. Zihnini bu sefer biraz olsun boşalttıktan sonra asasını evinin bahçesinde daha öncesinde yapmış olduğu hedef tahtasına yöneltti. Asasının ucuyla eğik bir çizgi hareketi yaparak “ Parvus Crepitus ” diye haykırdı inkantasyonun baştan üçüncü ve sondan ikinci hecesini vurgulayarak. Bunun üzerine vücudundaki büyü akışını hissettiğinden büyüyü başarıyla gerçekleştirdiğini anlasa da karşısında canlı bir hedef olmadığından mütevellit hiçbir etkisi olmamıştı. Eğer ki bu büyüyü karşısında canlı bir kurban olduğunda yaparsa, kurban üzerinde bomba gibi patlayıp onun ağır hasar almasına sebebiyet verebilirdi. Bu büyü statik büyülerden farkla sürdürülebilir bir irade ve konsantrasyon akışı gerektirirler Bunun sonucunda kurban çok ağır yaralanabilir veya sonucunda ölebilirdi. Derin bir nefes aldı ve kafasını biraz olsun rahatlatmak için Feanor'un meditasyondan çok rahatlayıp kafasını boşaltmasını sağlayan şey viskiydi. Bu yüzden verandada duran viskisine uzandı ve birkaç yudum aldıktan sonra tekrar hedef tahtasının karşısına geçti. Daha önce uygulamalı olarak denemediği ancak teorikte bildiği bir büyüyü denemek istiyordu. Asasını hedef tahtasına tutarak derin bir nefes aldı ve asasının ucuyla bir tik işareti çizerek bir diğer yandan “Flagrate ” diye haykırdı büyünün inkantasyonunun ilk hecesini vurgulayarak. Büyünün etkisi ortaya çıktığında büyü tamamlanmıştı ve asanın ucundan Feanor'un hedeflediği yere doğru ucundan ateş yanan bir ok çıkarmıştı. Asasının ucundan çıkan ok hedeflediği tahtaya yazı yazmasına neden olmuştu.

Feanor ne çok büyü var diye düşünüyordu çoğu zaman. İleride o olgunluk ve bilgiye ulaştığında kendisi de bir büyü keşfetmek isterdi elbet. Kafasındaki bu düşünceler yüzünden bu günlerde büyüleri yaparken hata yapma olasılığı artıyordu. Bu yüzden pratik yaparak hem vücudunu hem de iç huzurunu sağlaması gerekiyordu. Biraz önce yaktığı etrafta yanan ateşi hissedebiliyordu. Asasını tahta hedefe doğru tutarak büyüyü gerçekleştirebilecek kadar konsantrasyonunu sağladıktan sonra asasını sallarken aynı zamanlamayla birlikte “ Scorching ” dedi bu büyünün incantasyonunun ilk hecesini vurgulayarak. Büyülü sözlerinde ağzından çıkmasıyla birlikte etrafta yanmakta olan ateşleri asasının ucunda topluyor ardından topladığı ateşleri karşısındaki tahta hedefe doğru yönlendiriyordu. Bu büyü Feanor'u her ne kadar zorlasa da içten içe vücudunun geliştiğini hissedip direncinin arttığını farkına varmasa da onu tatmin ediyordu. Bir süre bu dinamik büyüyü uyguladıktan sonra konsantre olmayı bile isteye bırakarak büyüyü sonlandırdı. Büyüyü sonlandırmadan önce tahta hedefe o kadar çok kez büyük miktarda ateş fırlatmıştı ki sonlandırdığında tahta hedef alevler içindeydi. Feanor hiç vakit kaybetmek istemedi. Her ne kadar soğuktan dolayı üşüse bile etrafta yanabilecek çalı çırpı ve ağaçlar vardı bu yüzden asasını yanan hedefe doğrultarak ucuyla bir vuruş yaptı ve hızlı müdahale etmek adına “ Aqua Eructo ” diye haykırdı büyünün incantasyonunun  ilk ve sondan ikinci hecesini vurgulayarak söylemişti büyülü sözcükleri. İradesi ve konsantrasyonu tamamen yeterli olduğundan dolayı diğer etmenlerle de birleştiğinde bu büyüyü kolaylıkla yapabilmişti. Büyü sayesinde asanın ucundan mavi bir ışık efekti çıkmıştı ve hemen ardından asasının ucundan fışkıran çok tazyikli su çıkması sayesinde yanan tahta hedefi hızla söndürebilmişti. Bir nevi bu büyüyü yaptığı büyünün karşıtıymışçasına kullanmıştı. Derin bir oh çekerek iç huzurunu yatıştırdı.

Tahta hedefe bakakaldığında gördü ki hedef tahtası olarak kullandığı bu nesne tamamen yanmıştı. Artık çok bir işe yarayacak durumda değildi. Kendisine yeni bir tane zaten yaparım diye düşünerek asasını ona doğru doğrulttu ve dimdik kolu asası ile eşit hizada duruyordu. Hedefine doğru asasını tutarken “ Evanesco ” diye kelimeler aktı dudaklarından incantasyonun sondan ikinci hecesini vurgularken. Hem canlı hem de cansız nesneleri yokluğa kavuşturan bir büyüydü bu büyü. Büyüyü hedefine yaptığında karşısındaki yanmış tahta hedef yok olmuştu. Feanor derin bir nefes aldı ve yavaşça verandaya geçip oturdu.

Dostu urban'ın verdiği kitap önünde duruyordu. Feanor sanıyordu ki Urban'ın yanına gitmeden önce orada bombarda büyüsünü yapmıştı dükkana karşı. “ Her neyse bakalım burada ne varmış. ” dedi ve önündeki kitabı açtı. Bu geçen günlerde Feanor'un arkadaşlarıyla eğlenmeye gittiği partideki ceset gibi duran yaratıklardan bahsediyordu. Bu yaratıkların sadece bir kara büyücünün kara büyüsü ile canlandırıldığını okuduğundan Feanor dumura uğramıştı. Mağaradayken üzerlerine saldıran inferiusları demek bir kara büyücü canlandırmıştı. O an Feanor'un kafasındaki soru “ Kim ve neden böyle bir yaratığı canlandırmak ister ki? ” diye mırıldanıyordu bir yandan düşünürken. Ancak bunlar zombilerden farklı birer yaratıklardı. Bu cesetler Nekromansi denilen yani anlamı yeniden canlandırma olan bir büyü dalı ile yaratılırlardı. Feanor durdu ve düşündü “ Bunlar aslında ölü varlıklar. Ahh ahh! Kim ölü varlıkları birer ordu gibi kullanmak ister ki! “ diye geçirdi aklından. Sonra yanıldığını fark etti. Eğer ki İskoçyada ki o mağarada kalabalık olmasalardı o inferius ordusu orada bulunanları öldürebilirdi. Derin bir nefes aldı ve viskisinden bir yudum aldı ardından diğer sayfaya geçti. Bu cesedi yeniden canlandırmak için gereken büyülerin çok karmaşık ve bir o kadar zor olduğu Feanor sayfanın yarısının boş olduğunu görünce bir tılsım büyüsü ile tılsımlanarak saklanmış olabileceğini düşündü bu yüzden asasını çıkartıp parşömen kağıdına doğrultarak asasının ucuyla yukarıdan basık bir spiral çizerken diğer yandan aynı zamanlamayla “ Revelio  ” dedi incantasyonun ikinci hecesini vurgulayarak. Feanor bu büyüyü yaparken başarılı olmuştu. Bunu vücudunda hissedebiliyordu ancak okuduğu kitabın sayfasında hiçbir değişiklik yoktu. Sanırım sayfanın bu kısmı ya bir şekilde silinmiş yada hiç yazılmamıştı. 9. yüzyıl sonlarında bir kara büyücünün de kendisine bir inferius ordusu yaratmaya çalıştığı yazıyordu bu bilgi ile harmanlanmış tarihin tozlu sayfalarında. Bu inferius denen varlıkların bulutlu gözüken bembeyaz gözleri vardı. Feanor o an bu cümleleri okurken gözünün önünde karşısında bir sürü kendilerine doğru gelmekte olan inferiuslar canlandı. “ Ne korkunç bir geceydi! ” diye mırıldandı. Soluk beyaz derilerinden neredeyse dışarı fırlamak üzere gibi olan kemikleri gözüktüğünden hem insanı iğrendirecek gibi duruyordu hem de yakınındakilere korku saçıyordu. Feanor ilk karşı karşıya geldiğinde ne yapacağını bilemeyip onlara doğru birkaç Sectumsempra büyüsü sallamıştı. Oysaki zaten ölü olan varlıkları bu şekilde öldürmesinin imkanı olmadığından o zamanlar bi haberdi. Üzerinden sarkan kıllar ile birlikte garip vücut şekilleriyle yerde sürünürcesine kendilerine doğru gelmeleri korkutucuydu. Neyse ki o esnada kalabalık olmalarından inferiuslara karşı nasıl savaşacağını bilen kişiler vardı. İskoçyada ki en büyük şansları da buydu, kalabalık olmaları çok işlerine yaramıştı. Birisi Protego Diabolica ile yanlarına çok fazla yaklaşamamaları için bir ateşten bir çember oluşturmuştu. Bu çember sayesinde yapan kişinin müttefiklerine zarar vermeden gelen düşmanları savuşturarak yakan bir büyüydü. Zaten Feanor o anda da anlamıştı ki inferiusları yok etmenin yolu onları yakmaktan geçiyordu.

Bu yapılan güçlü mü güçlü karanlık tılsım sayesinde kendilerine çok fazla yaklaşamamalarını sağlamışlardı. Yapılan bu karanlık tılsım kurbanı bir süreklilikle birlikte olumsuz olarak etkilerken rahatsızlık düzeylerinde acı ile ölmelerine sebebiyet vermesi gerekirdi ancak inferiusların ruhları olmadığından bir acı duymuyorlar ancak yok olmalarını sağlıyorlardı. Yapan karanlık büyücünün kuklaları diye de adlandırılabilecek inferiusları yok etmenin yolunun onları ateşe vermekten geçtiğini anladığında zaman kaybetmeden gelenlere karşı Incendio büyüsünü atmaya başlamıştı. Bu büyü karşısındaki inferiusları ateşe vermek için kullanılabilecek mükemmel bir büyüydü. Bir alev fıskiyesi yaratan bu tılsım sayesinde önüne gelen inferiusları cayır cayır yanıyordu. Herkesin yaptığı çeşit çeşit ateş çıkaran büyüler sayesinde inferiusları alt etmiş hepsini ana karadan silmişlerdi. Elindekileri masaya bırakıp viskisinden bir yudum aldı ve evin kenarındaki ağaçlık alana doğru ilerledi. Artık yeterince vücudunu dinlendirmişti. Birkaç büyü daha salladıktan sonra odasına çıkarak elindeki son iksir araştırmaya devam edebilirdi. Asasını ceketinin iç astarındaki kından çıkartarak ağaçlık alana doğru uzattı. Konsantrasyonunu sağladı ve asasının ucuyla yan çevrilmiş bir tik şekli çizerek “ Verdimillious ” diye haykırdı büyünün inkantasyonunun baştan ikinci hecesini vurgulayarak. Bu büyüyü yapmasının sonucu asasının ucundan kırmızı bir ışık çıkarken, kırmızı kıvılcımlar fışkırdı. Bunu küçük çapta yaralamak veya dikkat dağıtmak için kullanabilirdi. Ancak bu büyü hiçbir şekilde metal bir zırha işlemezdi. Feanor içinden “ Bundan kime ne! Zırhla gezen büyücü ve cadı mı var sanki… “ diye geçirdi gülerek. Ardıdan verandanın altındaki tüm eşyalarını toplayıp asasını kınına yerleştirdi ve  evine girdi.Feanor içeri girdiğinde uzun saatler boyunca soğuk havada pratik yapıp bir şeyler çalışmanın etkisindeyken fark etmemişti. Ancak içeri girdiğinde evde yanan şöminenin verdiği sıcaklık sayesinde donmaya yüz tutmuş derisi yumuşamış ve biraz mayışmıştı. Bu yorgunluğu sadece vücudunda değil aynı zamanda zihni de yorulmuştu. Aslında planı biraz olsun yeni hazırlamak istediği iksir üzerinde çalışmaktı ancak yatak odasına geçip bir süre kestirmenin kimseye bir zararı olmayacağını düşündü. Odasının kapısını açarak içeri girdi ve arkasından kapıyı kilitledi. Ayağındaki parlak kunduralarını çıkarttıktan sonra kendisini üzerindeki takımları çıkartmadan yatağa fırlattı. Ne de olsa uyumak değil kestirmekti niyeti. Bu ikisi Feanor için çok farklıydı. Yatakta iki elini kafasının altına götürüp tavanı izlemeye başladı. Ceketi biraz olsun rahatsız ettiğinden sürekli yatakta olduğu yerde kıpraşıp duruyordu. Bir süre sonra odanın da sıcaklığının vermiş olduğu rahatlıkla uyuya kaldı.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: Güç seninle olsun!
« Yanıtla #1 : 05 Temmuz, 2022 15:27:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Onca mücadele ve düşüncenin etkisiyle uyuyakalmıştı. Gözlerini açtığında karanlık sanatlara ve karanlık tılsımlara karşı savunduğu evin çatısı ile bir müddet bakıştı. Sakince yerinden doğrularak masanın üstünde duran B harfini eline aldı. Asasıyla beraber hala yanmakta olan şömineye doğru yaklaştı. Şöminenin altından çıkan çekmeceye doğru dikkatlice bakmaya başladı. Black kelimesinden sadece ‘’B’ harfi eksik kalmıştı. Burada bir gizem olduğunu biliyordu. Elinde tuttuğu B harfini yavaşça gediğine oturtmaya çalıştı.  Black kelimesi tamamlanmıştı. Artık gizem çözülmeliydi. Ama en ufak bir kıpırtı dahi olmamıştı. Ailesinin bu kadar basit bir bilmece bırakmayacağına oldukça emindi. Karanlık tılsımlara ya da iksirlere karşı muhakkak korunaklı olmalıydı. Asasını yazının bulunduğu tabakaya doğrultarak bileğini sağdan sola yavaşça hareket ettirerek tabakanın üzerinde gezdirdikten sonra çektiği hayali çizginin üzerinde spiral şeklinde soldan sağa zikzaklar çizerek  ‘’Aparacium’’  dedi. Asasından çıkan beyaz ışık tabakanın üzerinde yayılmaya başladığı sırada Black kelimesinin altında gizemli bir yazı belirmeye başladı.  Düzden gidersin tersine, sakın sen gitme aksine yazılan kelimeyi sesli bir şekilde okuduktan sonra bunun bir bilmece olduğuna kanat getirdi. Asasını tekrar tabakaya doğrultarak bileğiyle yavaşça ince bir şekilde dairesel haraket çizdi.  ‘’Reverte’’  kelimesi dudaklarından dökülürken tabakada bulunan harfler yavaşça tersine dönmeye başladı. Bu dönüşün etkisiyle yazıların üzerinden çıkan kırmızı ışıklar metruk evin tavanında birleşerek bir ateş topuna dönüştü. Ateş topunun yaydığı sıcaklıkla geriye doğru savrulmuştu. Asasını hemen bu ateş topunun üzerine doğrultarak aynı eski çap şövalyelerin kalkanına benzer bir bilek hareketi yapmaya başladı. Oldukça zor olan bu bilek hareketini soğuk kanlılıkla bitirdikten sonra yüksek sesle ‘’Finite Incantatem’’  dedi.Asasının ucundan çıkan kırmızı ışık ateş topuna çarpasıyla etrafa dağılan küller yüzünden öksürmeye başladı.. Etrafa saçılan küllerin yanı sıra odanın içini kaplayan siyah bir bulut görüşünün kısıtlanmasına neden oluyordu. Elleriyle dumanı dağıtmaya çalışıyor kendisine bir görüş arıyordu.. Sinirlenmiş bir şekilde ayağa kalktığı sırada masmavi gözleri sanki ateş püskürüyor yumruğu balyoz misali gözüküyordu. Asasını etrafa sallayarak dumanı biraz olsun dağıtmayı başarsa da pek etkisi olmamıştı. En son şöminenin yerini tahmin ederek asasını doğrulttu. Yüksek sesle ‘’Surgito’’ diye haykırdı.. Karşı tılsımın etkisiyle havada oluşan siyah bulut bir anda kümelenerek tabakaya doğru çekilmeye başladı.. Bu karşıt tılsımı Hogwarts yıllarında öğrenmemişti. Karanlık sanatların en derinini bile ortaya çıkartma efektine sahip olan bu tılsımı büyücülük dünyasında öğretilmemesi kendisine oldukça garip gelmişti. Karanlık sanatlar ile korunan bu tabakanın gizemi şimdi çözülmüştü.. Sırrı çözmek için kullandığı karşıt tılsımın etkisiyle oluşan ateş topunun sıcaklığının etkisi etrafa zarar vermiyor kutuyu açana adeta zarar veriyordu. Böyle bir karanlık sanatı ancak ve ancak bir Black yapabilirdi. İyi de ama ailesi hem bu sırrı çözmesini istiyor hem de onu tehlikeye atıyordu. Peki ya neden? Neden bu kadar zor? Neden bu kadar tehlikeli ? Neden neden neden.. Düşünmekten, planlamaktan, sürekli çözüm üretmekten yorulmuştu. Peki ya karanlık sanatlar konusunda bu kadar ustalaşmasaydı ne olacaktı. Bu gizemleri ya öğrencilik yıllarında çözmeye çalışsaydı. Hogwarts yıllarında bile karanlık sanatlara karşı savunma profesörü bu karanlık sanatlar konusunda uyarıları fazlaydı.Tabakanın kapağı artık açılmıştı..

Tabakaya dikkatle baktığında içinde bir kaç kalın kitap, her zaman ki gibi bir kaç eskimiş parşömen ve altın sarısı renginde bir Black arması bulunuyordu. Dikkatli bir şekilde kutudakileri çıkartarak arkasında duran masanın üstüne koydu. Masanın etrafında dolaşarak eski ve yeni kutuyu görecek bir konuma oturdu. Kutudan eski bir parşömeni eline alarak yeni gizemlere yelken açmaya başladı.. Eline aldığı parşömenin bir mektup gibi yazıldığını fark etti. Yavaşça açarak okumaya başladı.

Gün bitiyor, dünya eriyor. Bazı muggle bilim insanlarının ilerlettiği teknolojinin ve insanların aç gözlülüğü yüzünden doğa ananın kızgınlığı artıyor. Buna dur demenin vakti geldi. Bizim amacımız mugglelara karşı değildir ve hiç bir zaman olmamalıdır. Onlar bizi ne kadar katletse de ne kadar onlardan gizli yaşasak da onlara karşı sert bir tutum içinde olmamalıyız. Onların yarattıkları bu depremleri düzeltmeliyiz. Ama sonuca kimseye boyun eğmeden, kimseden korkmadan ilerlemeliyiz. Bizler gerek diğer büyücülere karşı gerek savaş ve kaos isteyen mugglelara karşı da mücadele edeceğiz. Bu savaşı biz başlatmadık ama bizler bitireceğiz. Dünya genelinde uygulanmakta olan bakanlık yasalarını bir hiçe say. Elinde ne varsa savaş. Gün gelir bu savaş sırasında bakanlık tarafından yakalanabilir, yargılanabilir hatta ve hatta Azkaban’a dahi gönderilebilirsin. Bu durumda da bakanlığın değişmesi gerektiğini anlayacak ve onun içinde mücadele edeceksin. Gün gelecek karanlık sanatlarla uğraşacak ve bu uğraş yüzünden sana karanlık damgası yaftalayacaklar. Aldırma. Devam et. Sen busun. Sana bıraktığımız bu kitapları dikkatlice oku ve sindir. Bu evi kullan. Bizler seni bulacağız. Seni bulduğumuzda hazır olmalısın. Tek olarak güçlü olmalısın ama ekip olarak yenilmez olursun. Birliğin getireceği kuvveti kullan.

Mektupta okudukları karşısında şoke olmuş bir şekilde yanan şömineyi izlemeye başladı. Mektubu daha bitirmeden kanı çekilmiş bir şekilde düşüncelere daldı..Mektubun kalanını okumak için tekrar parşömene göz gezdirmeye başladı..

Kutunun içinde bıraktığımız bir kitap var ki onu daha iyi irdelemelisin. Karanlık Kuvvetler; Kendini Koruma Rehberi. Bu kitap sayesinde bir çok uğursuzluk ve tılsımlar öğreneceksin. Bogies lanetinden kurtadamlara kadar bir çok bilgi içinde mevcut. Bu kitap Hogwarts ders kitabı baskından daha fazla ayrıntı içeriyor. Üzerinde aldığımız notları da atlamadan oku. Bu notlar sayesinde karanlık sanatlara karşı daha çok güçlenecek kendini savunurken nasıl atak yapacağını kavrayacaksın. Unutma öğrenmenin yaşı sihrin sınırı yoktur. Nox

Mektubun bitmesiyle parşömeni katlayarak yeleğinin ön cebinde iliştirdi. Bahsedilen kitabı eline aldığında Quentin Trimble tarafından yazıldığı ve 1.baskı olduğunu okumuştu. Siyah deri kaplı olan bu ağır kitabın büyülü nesi müdafaa için mükemmel bir zemin sağladığını anlamıştı. Kitabın sayfalarını çevirmeden kutunun içine baktı. Biraz düşündükten sonra tek tek ilerlemenin faydalı olabileceğini düşündü. Asasını havaya kaldırarak soldan sağa doğru bir bilek hareketi yaptı. Şöminenin ışığı dahil evin içindeki ışıklar kısılmıştı. Kitabın sayfalarını çevirerek ön söz kısmını atlamıştı. Arka sayfaya geldiğinde kurt adamın dişleri zehirli olduğu için kurt adam ısırıkları iyice ve sihirli bir şekilde temizlenmelidir yazıyordu. Bununla birlikte kurt adam olduktan sonra tedavisinin olmadığı ve ne pahasına olursa olsun ısırılmaktan kaçınılması gerektiği yazıyordu. Başını tavana çevirerek  ‘’İyi de biz bunu daha Hogwarts’ın ilk senesinde görmüştük. Hatta ve hatta kurt adamların detaylarını 4. Senemizde daha ayrıntılı işlemiştik’’dedi.  Sayfaya tekrar baktığında küçük bir anektotun olduğunu gördü. Anektotta Kurt adamdan kurt adamların zayıflıkları ve karşı mücadelesi yazıyordu.  Biraz düşündükten sonra kitabın kurt adam bölümünde bu bilgilerin olmabileceğine kanaat getirdi. Kitabın içeriği sandığından daha ağır olmaya başlamıştı.

Karanlık sanatlarla ilgili çok fazla detay içeren bu kitabı daha sonra daha sakin bir kafayla okumaya karar vererek kapağını kapattı ve masanın üzerine bıraktı. Kutuda duran diğer kitabı eline aldığında beyaz işlemesiz sade ama bir o kadar da ağır bir kitap olduğunu anladı. Kitabın üzerinde bir şeylerin yazmaması ilgisini daha da fazla çekmişti. Kapağını açtığın siyah ve altın işlemeli büyük puntolarla Defansif Büyü Teorisi yazıyordu. Hemen altında ince bir not eklenmişti. El yazısı olan bu notta  Wilbert Slinkhard yazıyordu. Bu kitabı direk hatırlamıştı. Hogwarts yıllarında okuduğu bu kitaptan karşı uğursuzlukların sadece uğursuzlukları daha kabul edilebilir kılmak için kullanılan bir terim olduğunu karşı uğursuzlukların doğru isimlendirilmediğini çok alçaltıcı bir düşünce tarzına sürüklediğine kanaat getirmişti. Aslında bu kitap savunmacı büyü teorisinin agresif bir şekilde kullanılabilecek her hangi bir savunma tılsımının, sihrinin yada lanetin kullanılmasını caydırdığı görüşünü karanlık sanatlara karşı savunma profesörüne de anlatmıştı.  Karanlık Sanatlar gerçekten bu kadar basit olamaz dedi alaycı bir tavırla. Bir arka sayfayı çevirdiğinde yer alan başlıkları gördü. Parmağını yavaşça sayfada bulunan maddelerin üzerinde gezdirerek sesli bir şekilde okumaya başladı.  Birinci bölüm yeni başlayanlar için temel bilgiler. Burası da bıdı bıdı. İkinci bölüm yaygın savunma teorileri ve bunların türetilmesi. Bu bölüm teori değil uygulama olmalı. Zaten yanına bizimkiler notu da düşmüş maddeleri okumaya devam ederken yüzünde gülümse oluşmaya başladı. On beşinci bölüm karşı uğursuzluklarla ilgili bölüm burayı okurken işaret parmağıyla iki üç kere maddenin üzerine vurdu. Aslında ihtiyacı olabilecek bölüm burasıydı.Maddelere göz gezdirirken alt kısımlarda Otuz dördüncü bölüm misilleme yapmama ve müzakere yazısı dikkatini çekmişti. Aslında doğru bir maddeydi. Asa kullanmadan önce bir sihirbaz beynini kullanmalıydı. İnsanları ikna etme ya da zihin okuma mücadele için iyi bir başlangıç olabilirdi. Maddeleri okuduktan sonra kitabı yavaşça kapatarak siyah deri kaplı Quentin Trimble tarafından yazılan Karanlık kuvvetler kendini koruma rehberi adlı kitabın üzerine bıraktı. Arkasına yaslanarak şömine ateşininin rahatlatıcı sesiyle mektubu düşünmeye başladı..

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: Güç seninle olsun!
« Yanıtla #2 : 05 Temmuz, 2022 20:39:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Düşüncelerinin arasında kaybolmuş bir şekilde rüyasında sıçradı. Tüm bu gizemin verdiği ağırlık üstünden kalmış gibi hissediyordu. Toparlanmış eski bir kulübe, farklı bilgiler içeren kitaplar, bir mektup ve yapılması gereken işler. Öğrendiği ve öğreneceği bilgiler ışığında gelecek günlerde yapılması gerekenleri planlaması gerektiğinin farkındaydı. Asasını yavaşça kaldırarak büyük güçlükle oluşturduğu kalkanı tek hamle ile ortadan kaldırmıştı. Gizemler çözüldüğüne göre artık buranın korunmasına gerek bile yoktu. Hayatının bir kaç haftasını sadece bu kulübede geçirmiş olmasının verdiği huzurla metruk kulübeden dışarıya doğru ilerlemek için uzandığı koltuktan doğruldu. Masanın üstünde hala duran eşyalarına aldırış etmeden adımlarını dışarıya doğru atmaya başladı..


Kulübenin dışına çıktığında doğa ananın sesiyle derin bir nefes aldı. Bu huzuru bir daha hissedemeyeceği hissine kapılmasından dolayı strese kapılmış olsa da aldırış etmeden yeleğinin cebinden tütün tabakasını çıkardı. İçin bir adet tütünü alarak dudaklarının arasına götürdü. Yeleğinin diğer cebinden çıkardığı kibriti ile dudaklarının arasında dans eden tütününü alevlendirdi. Yanan kibrit çöpünü bileği ile sallayarak söndürdü ve ardından sönen kibrit çöpünü kibrit kutusuna geri koydu. Sigarasından derin bir nefes alarak başını gökyüzüne çevirdi. Güneş ışıklarının ağaçların arasından sızan ışınları yüzünde dans ediyor kanını ısıtıyordu. Dumanını üfleyerek ‘’Çok az kaldı...’’ dedi.. Yavaş adımlarla kulübenin hemen ilerisindeki su birikintisine doğru ilerledi.. Suyun dibinde bulunan kayaya yavaşça oturarak etrafı izlemeye başladı. Ağaçların bir birleri ile konuşması adeta bir masal gibi geliyordu. Suyun sesi onlara eşlik ediyor kuşların cıvıltısı arasında kaybolan kalp atışını duyamıyordu. Sigarasından bir nefes daha alarak sigarasının ucuna yavaşça üflemeye başladı. Üflemenin etkisiyle ortalığa saçılan kıvılcımların arasında fikirler beynine işlemeye başladı.

’’Peki ya bir kulüp’’ dış sesinin oluşturduğu düşüncesi ile aklına farklı fikirler gelmeye başlamıştı. Oluşturacağı kulübün üyeleri en azından Hogwarts’da derse giren aile üyelerini eğitebilir, mücadeleye hazırlayabilirdi. Bir amaca hizmet etmek onlarında başlıca görevi olmalıydı. Yavaşça taşın üstünden doğrularak metruk kulübeye doğru baktı. Sigarasından sonra bir nefes alıp elinin içinde bir anda yok etti. Heyecanına, korku ve endişe eşlik ediyordu. Yavaş adımlarla kulübenin yanındaki boş araziye doğru ilerledi. Düşüncelerine odaklanarak asasıyla yarım ‘’U’’ şeklinde havada görünmeyen bir şekil çizdi. Gözlerinin önüne buraya yapacakları gelmişti. Boş araziye bir yapı inşa etme fikri çok cazip geliyordu. Öğrenciler burada karanlık sanatlara karşı ve iksirler hususunda kendilerini eğitecekler kuklaların üstünde bilek hareketlerini geliştireceklerdi. Tek bir sorun vardı. Yapacakları büyüler izleme tılsımları yüzünden bakanlık tarafından öğrenilecekti. Hogwarts dışında büyü yapmaları kesinlikle yasak olan büyücülerin ya yaşlarını beklemek zorundaydı yada bu izlemeye büyülerini ortadan kaldıracak bir tılsım keşfetmesi gerekiyordu.. Ailesinin bıraktığı karanlık sanatlar ve iksirler ile ilgili kitapları bu öğrencilere aşılaması gerektiğinin farkındaydı. Kitapların bölümlerinde yer alan yeni başlayanlar için temel bilgilerin yanı sıra teorik bilgileri ve misilleme yapmadan müzakere durumlarını öğretmesi için aslında bir engel yoktu.. Kendisi gibi kalan aile üyelerini saldırıdan önce savunma alanında geliştirmek önceliği olmalıydı. Uğursuzluklar ve nazarlara karşı ufak ufak kendilerini savundukları taktirde bunları daha uygun bir şekilde kullanmaları sağlanabilirdi. Eğer bir mücadeleye gireceklerse mücadelenin ortasında ne yapacakları konusunda kafaları karışmaması gerekiyordu. En çok bulundukları konumlarda protego büyülerini kullanmaları önem arz ediyordu. Uygulayacakları uğursuzluklar sayesinde rakiplerini geçici süre durdurmak da bunun bir parçasıydı.

Kalabalık gruplarda sayı dezavantajlarını bu sayede lehlerine çevirebilirlerdi. Büyücülük dünyasının kötüye gittiği bir çok gruba ayrıldığı bu dönemde ailesinin kendisini koruması çok ama çok önemliydi. Gelecek Postası'nda geçen haberlere göre Saleem Cadıları Hogwarts yakınlarında sürekli kol gezdiğini biliyordu. Hatta bunlardan bir tanesi ile kendisi ve dostlarıyla mücadele vermişti. Okulda öğrendiği uygulamalar haricinde kendisini geliştirmesi bu saldırıların savrulmasında etkili olmuştu. Karanlık sanatlara karşı savunma konusunda sadece asa hareketleri ya da incantasyonun yeterli olmayacağına oldukça emindi. Bu yüzden karanlık iksirlerinde eğitimimin olması gerektiğini biliyordu. Peki ya bunu nasıl sağlamalıydı. Bakanlık Seherbazı ve Black ailesinden olmasından dolayı çoğu yerde ve kişide ağırlığı vardı.Ancak bu zor dönemlerde ne kadar doğru adım atabilirdi. Kendi penceresinden bakıldığında karanlık sanatlara karşı savunmada zamanlama ve fizik hareketleri önemliydi. Ailesini ve ekibini ancak bu şekilde eğitebilirdi. Ama ne olursa olsun bu eğitimler bu mücadele için oldukça yetersizdi. Belki de bu yapacağı yapı sayesinde bir nebzede olsa korkuları yenmek ve teorileri uygulamaya dökmek yararlı olabilirdi. Araziye baktıkça fikirleri kendisini okul yıllarına götürmüştü.. Öğrendiği bilgilerde kara büyü olarak da bilinen karanlık sanatlar, esas olarak kurbana zarar vermek, kontrol etmek hatta ve hatta öldürmek için kullanılan her türlü sihre deniliyordu. Ama karanlık sanatlar kendisi için mutlak kötülük anlamını taşımıyordu.. Litaretürlerde karanlık sanatlar genelde onu kullananlar için yozlaştırıcı olarak kabul edilse de ruhunu iyilik ile beslediğin sürece karanlık sanatların ruhu bölemeyeceğine inanıyordu. Etrafta dolaşan kirli ya da teorik bilgilere asla inanmıyor kendi yolunda kendi amacında karanlık sanatları yorumluyor ve uyguluyordu. Eğer bu düşüncelerini kendi ailesinin öğrencilerine aşılarsa onların geleceğinin daha güvenli olacağına inanıyordu.

Ünlü bir yazar önceki dönemlerde Hogwarts'ta baş yöneticilik yapmış olan müdüruun hayatı ile ilgili yazmış olduğu kitapta  ‘’Bir kişinin karanlık sanatlara karşı direnmesinin yada onları yenmesini sağlayacak güçlü olan tek şeyin aşk olduğu’’  cümlesi aklına gelmişti. Bu aşk kendisinde çocukluğundan beri vardı. Doğa aşkı. Bu doğa aşkı aslında ailesinin bir mücadelesiydi. Sihir bakanlıkları aslında bu karanlık sanatları kontrol edemedikleri için yasak getirip tüm büyücü ve cadılarda karanlık sanatların kötü olabileceği algısını kazandırmıştı. İnşa edeceği bu bina sayesinde bu algıyı bir nebze olsun kırarak gelecek kuşaklara farklı bir kültür aşılamak istiyordu.. Zaten karanlık sanatlar tamamen kötü olsa büyücü nüfuzunca sosyal olarak ta kabul edilemezdi. Evet affedilmez lanetler yasak olsa da kullanım alanına göre bu durum göz ardı edilebiliyordu. İşte tam da bu noktada karanlık sanatların kötü olma ya da kara büyücü olarak gösterilme durumuna tezatlık oluşturuyordu. Bu düşüncelerini kendi öğrenci akrabalarına aşılamak birinci önceliğine yerleşmişti. Bu algıları kendi kandaşları üzerinde kırarsa onların fikirleri Hogwarts'a doğru yayılır ve ailelerine kadar uzanabilirdi. Bu sayede bu mücadelesinde emsali görülmemiş büyük bir kitle desteğini arkasına alabilirdi. Araziden yavaşça metruk kulübeye doğru ilerlerken kafasında oluşan fikirlerin havada kalmaması için parşömene geçirme kararı almıştı..

İçeriye girdiğinde asasını kenara koyup parşömeni ve masada duran tüy kalemini eline aldı. Büyük ve kalın puntolarla  Karanlık Sanatlar ve Amaçlarımız  yazdı. Bu amaçların içerisinde gözlerini korkutmamak için ufak şaka nazarları yazması gerektiğini biliyordu. Temel amacı aslında neler olduğu değil nasıl savunulduğu olmasıydı. Karşı uğursuzluklar, karşı lanetler, uğursuzluk engelleri, koruyucu tılsımlar ve daha nice aklındaydı ama nereden başlaması gerektiğini aslında pek bilmiyordu.Bu konuda yardım alması gerekiyordu ama kimlerle nasıl iletişime geçeceğini bilemiyordu.Fransa da aile malikanesine gelen maskeli adama şimdi tam şuanda ihtiyacı vardı aslında. Olmadık zamanda kendisine uğrayan adama şuan nasıl ulaşabilirdi. Bu gizemleri çözmesinde ipuçlarını gösteren bu karanlık adam elbette karanlık sanatlar konusunda oldukça yatkındı. Başka insanlara bel bağlamamış bu saatten sonra bağlamayı da düşünmüyordu aslında. Bu fikirlerden arınarak önceliği savunmaya vermeyi planladı. Başka boş bir parşömen çıkartarak önüne koydu. Yanında duran asasını alarak parşömene noktasal şekilde doğrulttu. Parşömene uğursuzluk uygulamak ilk savunma hamlesiydi. Aklında ki fikre göre parşömene kendi elleriyle ismini ve gönülden attıkları imzalara karşı ihanet ederlerse açığa çıkacaklardı. Bu mücadele oldukça ciddi olduğu için basit bir uğursuzluk düşünemezdi. Odağını parşömene vererek ağzın bir kaç kelime dökülmeye başladı. Asasından çıkan mavimsi ışık parşömenin üzerine yayılmaya başladı. Düşüncelerinde buraya ihanet edenin gözünün altında bir kan birikintisi oluşacak ve dili bu bölgeye geldiğinde bağlanacaktı. Kulakları duyduklarının aksine çınlamaya boğulacaktı. Asasından çıkan mavi ışık parşömene yayıldıkça bu uğursuzluk gerçekleşmeye başlıyordu. Bu yapacağı ilk hamleden sonra izinsiz gelecek büyücülere karşı bir plan yapmalıydı. Caterwauling tılsımı sayesinde bunu yapabilirdi. Ancak bu tılsım yüzünden malikanede yaşayanlar bu durumu fazla abartı görebilir hatta rahatsızlıklarını dile getirdiklerinde ailesel iç çatışmaya neden olabilirdi. Başarıya ulaşması için her şeyi göze alması gerekiyordu. Öncelikle bu metruk kulübeden başlasa belki de alıştırma aşaması olarak görülebilirdi. Hafifçe ayağa kalkarak asa olmayan sol elini dur işareti gibi kaldırdı. Masmavi gözlerini yavaşça kapatarak odaklandı. Asasını yukarıya doğru kaldırarak havada dairesel şekilde hareket ettirmeye başladı. Büyülü sözleri içinden mırıldanmaya başladı.

Büyü sözleri içinden söylemeyi başladıkça asasından çıkan puslu bir ışık malikaneye yayılmaya başladı. Tılsımın etkisi duvarlara çarptıkça bir uğultu duyuluyordu. Gözlerini açmadan asasını zemine doğru indirmeye başladı. Sanki bir orkestra yönetir gibi kendi eksini etrafında dönerek büyü sözleri içinden geçirmeye devam etti. Duvarlarda yayılmaya başlayan tılsım bu sefer zemine doğru yayılıyordu. Bu tılsım sayesinde yabancı ya da istenmeyen büyücüler, cadılar metruk kulübeye girdiklerinde büyük bir çınıltı duyulacaktı. Bu alarm sayesinde bilgileri ele geçirilmeyecekti. Uğultunun bitmesiyle tılsım tamamlanmıştı. Yavaşça sol elini indirerek gözlerini açtı. Şömineden yansıyan ateş mavi gözlerini parlatıyordu. Ufak bir sırıtma ile başarıya ulaştığı için kendisiyle gurur duyuyordu. Mekanı bir nebze basit bir tılsımla geçici olarak koruduğuna göre sıra gelmişti içeride ki eşyaların korumasına. Okulda öğretilmeyen bir tılsıma kitaplarda denk gelmişti. Bu tılsım hırsızlık karşıtı uğursuzluktu aslında. Tek tek cisimlere baktığında bunun uzun zaman alabileceğinin farkındaydı ama bir şekilde başlaması gerekiyordu. Asasını masada duran cisimlere doğrultarak sessizce  ‘’Pack’’ dedi.. Masada bulunan cisimler yavaşça açık olan kutuya doluşmaya başladı.. Yavaş yavaş kutuya dolan cisimler tamamlanınca kutu kendisini sert bir şekilde kapattı. Asasını kutuya doğrultarak bileklerini soldan başlayarak köşeli ‘’P’’ şeklinde hareket ettirerek aşağıda son buldurdu.  ‘’Colloportus’’  diye yüksek sesle incantasyonunu tamamladıktan sonra kutunun elle açılmasına engel olarak kitledi. En azından bu kutunun çalınmasına, hırsızlığa uğramasına engel olabilmek için hırsızlık karşıtı uğursuzluğu uygulayabilirdi. Kutuyu şöminenin altında duran bölmeye yavaşça koyarak kapağını kapattı. Şöminenin ateşi gözlerinde nefret duygusuna sebep oluyordu. Asasını rafa doğrultarak içinden mırıldanmaya başladı. Asasından çıkan yeşil ışık rafa vurarak yerleşmişti.

Metruk kulübenin içi ve mevcut kutunun olduğu yer hırsızlık karşıtı uğursuzluklarla korunduğuna göre artık çalışmalarına başlayabilirdi. Yan tarafa karanlık sanatlar için oluşturacağı yapının inşasını aslında Pierre'ye devredebilirdi. Bu yüzden kendisini biraz daha akademik yönde geliştirme yoluna adım atmak istiyordu. Masada duran Quentin Trimble tarafından yazıldığı ve 1.baskı olan, siyah deri kaplı olan bu ağır kitabı eline aldı. Sayfalarını çevirirken aklına takılan o meşhur kemeri okumaya başladı. Kitapta yazılanlar haricinde ailesinin aldığı notları okumayı tercih etmişti. Bu notlar onun daha hızlı ilerlemesini sağlayacaktı. Ailesine olan nefreti artık son bulmuştu. Damarlarında akan Black kanının verdiği cesaret ve zekilikle adalet duygusunu harmanlamıştı. Artık yapacağı hamleleri düşünmeye odaklanmıştı. Ölüm odası olarak adlandırılan yer tasvir ediliyordu. Daha önce sanki orada bulunmuş hissiyatı ile okumaya başladı. Wizengamot'un on mahkeme salonuna benzeyen geniş, dikdörtgen ve loş bir oda olduğu yazılıydı.. İyi de ama Wizengamot ne alaka diye düşünürken yan tarafında ince bir not dikkatini çekti.  Londra Sihir Bakanlığı'ndan önce kurulan konsey, detaylı bilgiler ilerleyen sayfalarda..  sesli bir şekilde bunu okuduğunda şömineden parlayan yeşil gözlerin daha da parıldadığı görülebiliyordu. Bu karanlık sanatların daha kötü sayılmadan önce denetlendiği yer olabilirdi. Sayfaları değiştirerek Wizengamot'un bahsedildiği bölüme geldi. Günümüzde yer alan Modern Wizengamot olarak tabir edilen yer aslında İngiltere Sihir Bakanlığı'nın ana yasama organı ve yüksek mahkemesi olarak geçiyordu. Yaklaşık 50 üyeden oluşan bu kurul karanlık sanatların kullanımı ve denetlenmesine baktıkları hakkında çeşit çeşit notlar alınmıştı. Ufak bir not daha düşülmüştü.  Bu konseye ulaşıp içine girmemiz gerek.  notu okurken aklına İngiltere Sihir Bakanlığı'nda çalışan kuzenleri gelmişti. Notların devamını okumak için odaklandı..

Sihir bakanı kıdemli müsteşarı bu gurubun lideri konumunda olduğundan bahsedilmişti. Aslında sihir bakanının asistanı olsa da çoğu bilgi ve kararlar bu kişinin elinin altında geçtiği kırmızı yazıyla yazılmıştı.. Hemen altında çizilen resme odaklandı.. Çizilen resimde karanlık sanatların yanlış kullanımı ve cezaları ile ilgilenen üyelerin cübbelerinin tasviri bulunmaktaydı.. Bu kişilerin üstünde gümüş harf ile işlenmiş W harfi vardı ve bu cüppe erik rengi ile boyanmıştı.. Gayet ürkütücü görülen bu resmin altında karanlık sanatlar ile ilgili denemelerini alt katlarda bulunan zindanlarda yapıyorlar yazılıydı.  Nasıl olabilir böyle bir şey. Karanlık sanatlara karşı kötü bir tutum sergileyen bakanlık nasıl olur da bunları kendileri denerler  şaşkınlığını gizleyemeyen Feanor önceki sayfalara geri dönmeye karar verdi. Ölüm odası ile ilgili notların devamında odanın ortasında yaklaşık 6 metre derinliğinde bulunan batık bir taş çukurun olduğu yazılıydı.. Gözünün önüne bu batık çukuru getirmeye çalıştı. Acaba işkencede ölen ya da karanlık sanatları uygularken yakalanan büyücüler ve cadılar bu çukura mı atılıyordu. Çukurun sihirsel bir özelliği var mıydı ? Aklına takılan bütün soruları yan tarafında bulunan parşömene yazmaya devam etti. Çukurun ortasında merdivenli bir şekilde bir alanın olduğu yazılıydı. Ayrıca bu çukuru taş duvarlar tıpkı Hogwarts'ın surları gibi çukuru koruduğu yazılıyordu. Bu alanın üstünde bir kemer olduğu belirtilmiş ve ok çıkartılarak kemerin kabaca şekli çizilmişti. Kemeri sanki bir şair tasvir ediyordu. Odadaki havanın durgunluğundan ve soğukluğundan bahsederken kemerin içindeki perdenin hafif rüzgarlarla dokunulmuş veya üflenmiş gibi dalgalandığı yazıyordu. Perdenin renginin özellikle siyah olduğundan bahsedilmişti. Alt taraflara doğru indikçe perdenin iki dünyayı birbirine bağladığı bir portal olduğundan bahsedilmişti. Perdeden geçen birinin sonsuza kadar ölüm dünyasında kalacağı yazılıydı..

Notları okurken aklına mükemmel bir fikir gelmişti. Daha önce belki bu fikir düşünülmüş olabilirdi ama yine de çok heyecanlanmıştı..  "Ölümü YENMEK!"  diye bağırarak bir anda ayağa kalktı. Evet gerçekten ölümü yenmek istemesi aslında onu karanlık bir büyücü yapmazdı. Doğa anaya karşı düşmanlıkla yaşayan muggle'lara karşı en büyük silah ölümü yenmek olacaktı. Ölümü yendiği taktirde karşısında hiç bir güç barınamazdı.. Bunu kendisinden bile saklaması gerekiyordu.. Şöminenin üstünde bulunan aile armasına bakarak sinsi bir gülümseme attı. Yerine otururken masanın üzerinde bulunan tütün tabletinden bir tane tütün çıkartarak dudaklarının arasına yerleştirdi. Ölümü bu denli yenme isteği tüm vücudunu kaplamıştı. Yanında bulunan asasını yavaşça şömineye doğrultarak yarım ay şeklinde bileğini çevirdi ve  ‘’Accio köz kıvılcımları’’ dedi.. Köz kıvılcımları kendisine doğru gelirken yamul bir dağ şeklini alacak şekilde bileğini hareket ettirerek  ‘’İmmobulus’’  dedi.. Asasının ucundan çıkan mavi ışıklar gelen közlere isabet eder etmez yanan közler havada bir anda asılı kalmıştı. Bu dondurma tılsımını sadece bu tarz basit hareketler için değil duellolarda rakiplerine karşı bir uğursuzluk olarak da kullanmayı biliyordu. En sevdiği büyülerden bir tanesiydi. Rakibin donması kadar komik düşürücü bir durum olamazdı. Donduğu taktirde ona istediği şekli verebilirdi ki bu tılsım üzerinde duo ve maxima gibi ek incantasyonlarla besleyip geliştirmeyi bile düşünmüştü. Bu tılsımın geniş bir alana yayılması halinde oluşabilecek bir etkiyi hiç bir büyücü aklına dahi getiremezdi.. Havada duran kıvılcımlardan tütününü ateşlendirdikten sonra her zaman kullanmaktan çekinmediği karşıt tılsımlardan biri olan yok etme tılsımını uyguladı..  ‘’Deletrius’’  dedikten sonra havada immobulus tılsımının etkisinde olan kıvılcımlar bir anda ortadan yok olmuşlardı. Sigarasından derin bir nefes alarak kitabın geri kalanına göz gezdirmeye devam etti..

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: Güç seninle olsun!
« Yanıtla #3 : 15 Temmuz, 2022 15:04:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Peki ya ölümü yendiği taktirde ölüm odasında bulunan o ihtişamlı ölüm ile yaşımı ayıran perde arasında geçiş yapabilir miydi. Bir gizem daha ortaya çıkmıştı. Mücadelenin sonsuz döngüsü içerisinde ölümü yenmenin getirisinden daha çok götürüsünü düşünemiyordu bile.. Hiç bir büyünün ölülerin yeniden uyanmasını sağlamayacağını biliyordu elbette ama ölümü yenip bu kemeri kullanabildiği taktirde ölülerin paylaşılmayan bilgilerine ulaşabilir miydi ? Tam da bu noktadan daha önce üst notlarda da geçen bu konseye ulaşıp içine girmemiz gerek yazısından buranın kullanılması ile ilgili bir ip ucunu yakalamıştı. Ölümü yenmek ölümsüzlük anlamına gelmiyordu aslında. Siyah deri kaplı kitabı yavaşça kapatarak biraz düşünmeye başladı. Sigarasından bir nefes daha alarak okul yıllarında haylaz Peeves'ı aklına getirmişti. Evet o da bir ölümsüzdü ve ölümü yenmemişti.  O bir poltergeistti. Onlara yok edilemez kaos ruhu deniliyordu. Neden yok edilemezlerdi. Belki bunu bulduğu taktirde karanlık sanatların esas önemini kavrayabilirdi. Bir iksir yada bir tılsım mı buna sebep olmuştu yoksa yaradılış gereği mi ? Tüm bunların yanı sıra ölümsüzlük kavramını biraz düşününce bu kavramın başlangıçta zaten canlı bir unsur olmadığı ve asla ölmeme ya da ölememe durumu olduğunu anlamıştı. Bir sandalye de aslında ölümsüzdü. Sadece parçalara ayrılır ya da evrimleşirdi. Karanlık sanatların ölümsüzlük ile uzaktan yakından alakası olamazdı. Bu düşüncelerden yola çıkarak doğru yolda olduğunu bir kez daha anladı. Evet kendisi için ölümsüzlük istemiyor kendisinin ölümü yenmesini istiyordu. Bu durum da pek tabi karanlık sanatlarla mümkün olabilirdi. Unicorn kanından yapılan bir iksir sayesinde ölümü yenmek için bir kalkan oluşturulabilir miydi ? Bunu daha derin bir şekilde araştırması gerektiğine karar verdi. Gözlerini sertçe kapatarak bu sorudan kendisini vazgeçirmeye çalışıyordu.
Kara kitabın kapağını açtığında  Karanlık Sanat ve Hukuk  bölümüne parmağını götürdü.  Sayfa on sekiz  diyerek parmağını sertçe sayfaya vurmaya başladı. on sekizinci sayfayı çevirerek notları ve kitapta yazılanları okumaya başladı. Büyücülük dünyamızda pek çok kişi karanlık sanatlara karşı çatık kaşlı gibi görünseler de affedilmeyen lanetler haricinde belirli koşullarda teşvik edilebilirlerdi. Bu noktayı biraz anlayamamıştı.  Karanlık sanat karanlık sanattır. Ya teşvik edersin ya karşı çıkarsın. Olacak iş değil  kızgın bir tavırla kalan notları okumaya devam etti.. İki farklı okulun karşılaştırılması yazıyordu. Not bölümünde bir tablo çizilmişti. Tablonun başında büyük harflerle yazılmış Hogwarts ve Durmstrang Enstitütüsü yazılıydı. Tablonun alt taraflarını okudukça sinirli hali daha da alevlenmişti. Sanki bir ejderhanın burnundan solur gibi solumaya başlamıştı. Hogwarts'ın altında karanlık sanatlara karşı savunma öğretilir yazarken Durmstrang Enstitüsünün altında karanlık sanatlar öğretilir yazıyordu. Bu durum hiç hoşuna gitmemişti. Büyücü toplumu karanlık sanatlarla uğraşan kişilere çatık kaşlarla bakarken Avrupa'nın uzak kuzeyinde bulunan Durmstrang Enstitüsü öğrencileri karanlık sanatlarda uzmanlaşmış birer büyücü olarak mezun oluyorlardı. Yaratılan bu ikircilik hiç ama hiç hoşuna gitmemişti. Bu konuya da elbette sıra gelecekti ama önce biraz daha güçlenip başlıca maddelerini bitirmesi gerekiyordu. Sayfanın aşağılarına doğru indikçe bilgiler daha da ilginçleşiyordu. Birincil derece meselesi dikkatini çekmişti. Bu yan başlıkta üç affedilmez lanetlerden bahsediliyordu. Üç affedilmez lanetin savaş sıralarında izin verilerek kullanıldığı yazılıydı. Peki ya kimin savaşı. Her zaman savaş bakanlıkların çerçevesinde mi olmak zorunda. Etnik gruplar yada ideolojik düşüncelerin savaşında kimden izin alınmalıydı ? İzin verecek mertebe bu karara nasıl ulaşacaktı. Evet burada da bir önce ki not aklına geldi.
’’Bu konseye ulaşıp içine girmemiz gerek.’’  her notların sonunda bu cümle beyninin için Quidditch toplarından biri olan Altın Snitch gibi vızıldıyordu. Bu üç affedilmez lanetin izinsiz kullanılması durumda yaşam boyu Azkaban cezasına çarptırılmasından da bahsedilmişti. Altına düşülen ince yazılmış not daha da dikkatini çekti. Bazı sihir türleri daha iyi huylu kullanımlara yada karanlık kullanımlara sahip olabilirler bu nedenle her zaman yasa dışı değillerdir. Beyninin içinde çarpışan yıldırımlar yüzünden sürekli farklı yönlerde düşünmeye başlamıştı. İyi huylu kullanım. Peki ya üç affedilmez lanet nasıl iyi huylu kullanımı olabilir ki ? Adı da üstünde halbuki affedilmez. Bakanlıkların kullandıkları işkence yöntemlerini beyaz olarak gösterilmesi için yayılan bir dedikodudan ibaret olabileceği görüşü beyninin her köşesine işlenmişti. Hemen yan tarafta kırmızı yazılarla Japonya'da karanlık sanat uygulama yazılıydı. Evet bu yazıdan anladığı kadarıyla her ülkenin kanunları farklılık gösterebiliyordu. Bu yüzden bir kişiyi başka bir ülkeye kaçırarak karanlık sanat uyguladığı taktirde o ülkenin yasalarına göre mi bakacaklardı yoksa kimlik ibrazına göre mi ? Düşündüğü bütün bu durumların düzeltilmesi gerektiğini biliyordu. Bu yüzden belki de ülkelerin bakanlıklarına sivil darbeler yapılabilir kanunlar yeniden düzenlenebilirdi. Karanlık sanatların ortak bildirgesi oluşturulması konusunda yan tarafta boş bir parşömene notlarını geçirdi. Kitaba tekrar döndüğünde ebeveynlerinin notlarının arasında ölüm yiyen kelimeleri dikkatini çekmişti.Karanlık bir lord olarak bilinen büyücünün Britanya adasında yaşayan büyücülük toplumunun kontrolünü elinde tuttuğu sıralarda karanlık sanatların her yönünü öğretmesi için Amycus Carrow isimde bir müridini profesör olarak Hogwarts'a gönderdiği yazıyordu. Bu yazıya gülümseyerek tepki verdi.
Sonunda birilerinin aklına gelmişti Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'nda karanlık sanatları öğretmek diye içinden geçirdi sırıtarak. Bu dersin sadece mürit öğretti diye tekrar eski haline yani karanlık sanatlara karşı savunma müfredatına getirildiğine oldukça emindi. Peki ya bu müritler gerçekten bu kadar bilgili ve düşünceli olarak eylemlerini sürdürdüyse neden kötü olarak tabir edildiler. Gerçekten müritlik ne idi. Adam öldürüp işkence etmek mi ? Hayır hayır hayır müritlik bu olamaz ve bu değildir.. Kafasının içinde tekrardan bludgerlar çarpışmaya başlamıştı. Bu müritler karanlık sanatlar konusunda ustalaştığına oldukça emin olmakla birlikte bu ustalaşma yolunda nasıl ilerlediklerini oldukça merak ediyordu. Sayfayı yavaşça çevirdiğinde başlık olarak  Bilinen Kara Büyülerden Karanlık Tılsımlar  yazılıydı. Karanlık bir tılsım, öncelikle, nesneyi sürekli olarak olumsuz bir şekilde etkileyen ve genellikle değişen rahatsızlık düzeyleriyle ilişkilendirilen herhangi bir tılsım olarak tanımlanır yazısını okuduğunda bunun her zamanki gibi akademik ve teorik olarak yazıldığını anlamıştı. Hogwarts derslerinde de bu cümleleri duyduğuna emindi. Karanlık tılsımların uğursuzluk, nazar ve lanetler olarak katagorilere ayrıldığını zaten ders yıllarında öğrenmişlerdi. Feanor'un bu kategorilerde aradığı bunlara karşı koymak ve güçlendirmekti. Aslında ebeveynlerinin tuttuğu notlarda gözleri bu bilgileri arıyorlardı. Altında yer alan notlarda tamda buna benzer bir bilgiye rastlamıştı. Bazı büyülerin kara büyü olarak kabul edilmediği ancak karanlık sanatlar yada karanlık amaçlar için kullanıldığı taktirde bu kategoride yer alabileceği yazılıydı. Tekrar bir ikilem beyninin içinde oluşmuştu. Kime göre karanlık yada kim uyguladığında karanlık oluyor ? Dipsiz bir kuyu olan bu karanlık sanatlar tam bir Quidditch maçını andırıyordu. Ya sonsuza kadar yada hemen. Arkasına yaslanarak okumaya devam etti.