Düşüncelerinin arasında kaybolmuş bir şekilde rüyasında sıçradı. Tüm bu gizemin verdiği ağırlık üstünden kalmış gibi hissediyordu. Toparlanmış eski bir kulübe, farklı bilgiler içeren kitaplar, bir mektup ve yapılması gereken işler. Öğrendiği ve öğreneceği bilgiler ışığında gelecek günlerde yapılması gerekenleri planlaması gerektiğinin farkındaydı. Asasını yavaşça kaldırarak büyük güçlükle oluşturduğu kalkanı tek hamle ile ortadan kaldırmıştı. Gizemler çözüldüğüne göre artık buranın korunmasına gerek bile yoktu. Hayatının bir kaç haftasını sadece bu kulübede geçirmiş olmasının verdiği huzurla metruk kulübeden dışarıya doğru ilerlemek için uzandığı koltuktan doğruldu. Masanın üstünde hala duran eşyalarına aldırış etmeden adımlarını dışarıya doğru atmaya başladı..
Kulübenin dışına çıktığında doğa ananın sesiyle derin bir nefes aldı. Bu huzuru bir daha hissedemeyeceği hissine kapılmasından dolayı strese kapılmış olsa da aldırış etmeden yeleğinin cebinden tütün tabakasını çıkardı. İçin bir adet tütünü alarak dudaklarının arasına götürdü. Yeleğinin diğer cebinden çıkardığı kibriti ile dudaklarının arasında dans eden tütününü alevlendirdi. Yanan kibrit çöpünü bileği ile sallayarak söndürdü ve ardından sönen kibrit çöpünü kibrit kutusuna geri koydu. Sigarasından derin bir nefes alarak başını gökyüzüne çevirdi. Güneş ışıklarının ağaçların arasından sızan ışınları yüzünde dans ediyor kanını ısıtıyordu. Dumanını üfleyerek ‘’Çok az kaldı...’’ dedi.. Yavaş adımlarla kulübenin hemen ilerisindeki su birikintisine doğru ilerledi.. Suyun dibinde bulunan kayaya yavaşça oturarak etrafı izlemeye başladı. Ağaçların bir birleri ile konuşması adeta bir masal gibi geliyordu. Suyun sesi onlara eşlik ediyor kuşların cıvıltısı arasında kaybolan kalp atışını duyamıyordu. Sigarasından bir nefes daha alarak sigarasının ucuna yavaşça üflemeye başladı. Üflemenin etkisiyle ortalığa saçılan kıvılcımların arasında fikirler beynine işlemeye başladı.
’’Peki ya bir kulüp’’ dış sesinin oluşturduğu düşüncesi ile aklına farklı fikirler gelmeye başlamıştı. Oluşturacağı kulübün üyeleri en azından Hogwarts’da derse giren aile üyelerini eğitebilir, mücadeleye hazırlayabilirdi. Bir amaca hizmet etmek onlarında başlıca görevi olmalıydı. Yavaşça taşın üstünden doğrularak metruk kulübeye doğru baktı. Sigarasından sonra bir nefes alıp elinin içinde bir anda yok etti. Heyecanına, korku ve endişe eşlik ediyordu. Yavaş adımlarla kulübenin yanındaki boş araziye doğru ilerledi. Düşüncelerine odaklanarak asasıyla yarım ‘’U’’ şeklinde havada görünmeyen bir şekil çizdi. Gözlerinin önüne buraya yapacakları gelmişti. Boş araziye bir yapı inşa etme fikri çok cazip geliyordu. Öğrenciler burada karanlık sanatlara karşı ve iksirler hususunda kendilerini eğitecekler kuklaların üstünde bilek hareketlerini geliştireceklerdi. Tek bir sorun vardı. Yapacakları büyüler izleme tılsımları yüzünden bakanlık tarafından öğrenilecekti. Hogwarts dışında büyü yapmaları kesinlikle yasak olan büyücülerin ya yaşlarını beklemek zorundaydı yada bu izlemeye büyülerini ortadan kaldıracak bir tılsım keşfetmesi gerekiyordu.. Ailesinin bıraktığı karanlık sanatlar ve iksirler ile ilgili kitapları bu öğrencilere aşılaması gerektiğinin farkındaydı. Kitapların bölümlerinde yer alan yeni başlayanlar için temel bilgilerin yanı sıra teorik bilgileri ve misilleme yapmadan müzakere durumlarını öğretmesi için aslında bir engel yoktu.. Kendisi gibi kalan aile üyelerini saldırıdan önce savunma alanında geliştirmek önceliği olmalıydı. Uğursuzluklar ve nazarlara karşı ufak ufak kendilerini savundukları taktirde bunları daha uygun bir şekilde kullanmaları sağlanabilirdi. Eğer bir mücadeleye gireceklerse mücadelenin ortasında ne yapacakları konusunda kafaları karışmaması gerekiyordu. En çok bulundukları konumlarda protego büyülerini kullanmaları önem arz ediyordu. Uygulayacakları uğursuzluklar sayesinde rakiplerini geçici süre durdurmak da bunun bir parçasıydı.
Kalabalık gruplarda sayı dezavantajlarını bu sayede lehlerine çevirebilirlerdi. Büyücülük dünyasının kötüye gittiği bir çok gruba ayrıldığı bu dönemde ailesinin kendisini koruması çok ama çok önemliydi. Gelecek Postası'nda geçen haberlere göre Saleem Cadıları Hogwarts yakınlarında sürekli kol gezdiğini biliyordu. Hatta bunlardan bir tanesi ile kendisi ve dostlarıyla mücadele vermişti. Okulda öğrendiği uygulamalar haricinde kendisini geliştirmesi bu saldırıların savrulmasında etkili olmuştu. Karanlık sanatlara karşı savunma konusunda sadece asa hareketleri ya da incantasyonun yeterli olmayacağına oldukça emindi. Bu yüzden karanlık iksirlerinde eğitimimin olması gerektiğini biliyordu. Peki ya bunu nasıl sağlamalıydı. Bakanlık Seherbazı ve Black ailesinden olmasından dolayı çoğu yerde ve kişide ağırlığı vardı.Ancak bu zor dönemlerde ne kadar doğru adım atabilirdi. Kendi penceresinden bakıldığında karanlık sanatlara karşı savunmada zamanlama ve fizik hareketleri önemliydi. Ailesini ve ekibini ancak bu şekilde eğitebilirdi. Ama ne olursa olsun bu eğitimler bu mücadele için oldukça yetersizdi. Belki de bu yapacağı yapı sayesinde bir nebzede olsa korkuları yenmek ve teorileri uygulamaya dökmek yararlı olabilirdi. Araziye baktıkça fikirleri kendisini okul yıllarına götürmüştü.. Öğrendiği bilgilerde kara büyü olarak da bilinen karanlık sanatlar, esas olarak kurbana zarar vermek, kontrol etmek hatta ve hatta öldürmek için kullanılan her türlü sihre deniliyordu. Ama karanlık sanatlar kendisi için mutlak kötülük anlamını taşımıyordu.. Litaretürlerde karanlık sanatlar genelde onu kullananlar için yozlaştırıcı olarak kabul edilse de ruhunu iyilik ile beslediğin sürece karanlık sanatların ruhu bölemeyeceğine inanıyordu. Etrafta dolaşan kirli ya da teorik bilgilere asla inanmıyor kendi yolunda kendi amacında karanlık sanatları yorumluyor ve uyguluyordu. Eğer bu düşüncelerini kendi ailesinin öğrencilerine aşılarsa onların geleceğinin daha güvenli olacağına inanıyordu.
Ünlü bir yazar önceki dönemlerde Hogwarts'ta baş yöneticilik yapmış olan müdüruun hayatı ile ilgili yazmış olduğu kitapta ‘’Bir kişinin karanlık sanatlara karşı direnmesinin yada onları yenmesini sağlayacak güçlü olan tek şeyin aşk olduğu’’ cümlesi aklına gelmişti. Bu aşk kendisinde çocukluğundan beri vardı. Doğa aşkı. Bu doğa aşkı aslında ailesinin bir mücadelesiydi. Sihir bakanlıkları aslında bu karanlık sanatları kontrol edemedikleri için yasak getirip tüm büyücü ve cadılarda karanlık sanatların kötü olabileceği algısını kazandırmıştı. İnşa edeceği bu bina sayesinde bu algıyı bir nebze olsun kırarak gelecek kuşaklara farklı bir kültür aşılamak istiyordu.. Zaten karanlık sanatlar tamamen kötü olsa büyücü nüfuzunca sosyal olarak ta kabul edilemezdi. Evet affedilmez lanetler yasak olsa da kullanım alanına göre bu durum göz ardı edilebiliyordu. İşte tam da bu noktada karanlık sanatların kötü olma ya da kara büyücü olarak gösterilme durumuna tezatlık oluşturuyordu. Bu düşüncelerini kendi öğrenci akrabalarına aşılamak birinci önceliğine yerleşmişti. Bu algıları kendi kandaşları üzerinde kırarsa onların fikirleri Hogwarts'a doğru yayılır ve ailelerine kadar uzanabilirdi. Bu sayede bu mücadelesinde emsali görülmemiş büyük bir kitle desteğini arkasına alabilirdi. Araziden yavaşça metruk kulübeye doğru ilerlerken kafasında oluşan fikirlerin havada kalmaması için parşömene geçirme kararı almıştı..
İçeriye girdiğinde asasını kenara koyup parşömeni ve masada duran tüy kalemini eline aldı. Büyük ve kalın puntolarla Karanlık Sanatlar ve Amaçlarımız yazdı. Bu amaçların içerisinde gözlerini korkutmamak için ufak şaka nazarları yazması gerektiğini biliyordu. Temel amacı aslında neler olduğu değil nasıl savunulduğu olmasıydı. Karşı uğursuzluklar, karşı lanetler, uğursuzluk engelleri, koruyucu tılsımlar ve daha nice aklındaydı ama nereden başlaması gerektiğini aslında pek bilmiyordu.Bu konuda yardım alması gerekiyordu ama kimlerle nasıl iletişime geçeceğini bilemiyordu.Fransa da aile malikanesine gelen maskeli adama şimdi tam şuanda ihtiyacı vardı aslında. Olmadık zamanda kendisine uğrayan adama şuan nasıl ulaşabilirdi. Bu gizemleri çözmesinde ipuçlarını gösteren bu karanlık adam elbette karanlık sanatlar konusunda oldukça yatkındı. Başka insanlara bel bağlamamış bu saatten sonra bağlamayı da düşünmüyordu aslında. Bu fikirlerden arınarak önceliği savunmaya vermeyi planladı. Başka boş bir parşömen çıkartarak önüne koydu. Yanında duran asasını alarak parşömene noktasal şekilde doğrulttu. Parşömene uğursuzluk uygulamak ilk savunma hamlesiydi. Aklında ki fikre göre parşömene kendi elleriyle ismini ve gönülden attıkları imzalara karşı ihanet ederlerse açığa çıkacaklardı. Bu mücadele oldukça ciddi olduğu için basit bir uğursuzluk düşünemezdi. Odağını parşömene vererek ağzın bir kaç kelime dökülmeye başladı. Asasından çıkan mavimsi ışık parşömenin üzerine yayılmaya başladı. Düşüncelerinde buraya ihanet edenin gözünün altında bir kan birikintisi oluşacak ve dili bu bölgeye geldiğinde bağlanacaktı. Kulakları duyduklarının aksine çınlamaya boğulacaktı. Asasından çıkan mavi ışık parşömene yayıldıkça bu uğursuzluk gerçekleşmeye başlıyordu. Bu yapacağı ilk hamleden sonra izinsiz gelecek büyücülere karşı bir plan yapmalıydı. Caterwauling tılsımı sayesinde bunu yapabilirdi. Ancak bu tılsım yüzünden malikanede yaşayanlar bu durumu fazla abartı görebilir hatta rahatsızlıklarını dile getirdiklerinde ailesel iç çatışmaya neden olabilirdi. Başarıya ulaşması için her şeyi göze alması gerekiyordu. Öncelikle bu metruk kulübeden başlasa belki de alıştırma aşaması olarak görülebilirdi. Hafifçe ayağa kalkarak asa olmayan sol elini dur işareti gibi kaldırdı. Masmavi gözlerini yavaşça kapatarak odaklandı. Asasını yukarıya doğru kaldırarak havada dairesel şekilde hareket ettirmeye başladı. Büyülü sözleri içinden mırıldanmaya başladı.
Büyü sözleri içinden söylemeyi başladıkça asasından çıkan puslu bir ışık malikaneye yayılmaya başladı. Tılsımın etkisi duvarlara çarptıkça bir uğultu duyuluyordu. Gözlerini açmadan asasını zemine doğru indirmeye başladı. Sanki bir orkestra yönetir gibi kendi eksini etrafında dönerek büyü sözleri içinden geçirmeye devam etti. Duvarlarda yayılmaya başlayan tılsım bu sefer zemine doğru yayılıyordu. Bu tılsım sayesinde yabancı ya da istenmeyen büyücüler, cadılar metruk kulübeye girdiklerinde büyük bir çınıltı duyulacaktı. Bu alarm sayesinde bilgileri ele geçirilmeyecekti. Uğultunun bitmesiyle tılsım tamamlanmıştı. Yavaşça sol elini indirerek gözlerini açtı. Şömineden yansıyan ateş mavi gözlerini parlatıyordu. Ufak bir sırıtma ile başarıya ulaştığı için kendisiyle gurur duyuyordu. Mekanı bir nebze basit bir tılsımla geçici olarak koruduğuna göre sıra gelmişti içeride ki eşyaların korumasına. Okulda öğretilmeyen bir tılsıma kitaplarda denk gelmişti. Bu tılsım hırsızlık karşıtı uğursuzluktu aslında. Tek tek cisimlere baktığında bunun uzun zaman alabileceğinin farkındaydı ama bir şekilde başlaması gerekiyordu. Asasını masada duran cisimlere doğrultarak sessizce ‘’Pack’’ dedi.. Masada bulunan cisimler yavaşça açık olan kutuya doluşmaya başladı.. Yavaş yavaş kutuya dolan cisimler tamamlanınca kutu kendisini sert bir şekilde kapattı. Asasını kutuya doğrultarak bileklerini soldan başlayarak köşeli ‘’P’’ şeklinde hareket ettirerek aşağıda son buldurdu. ‘’Colloportus’’ diye yüksek sesle incantasyonunu tamamladıktan sonra kutunun elle açılmasına engel olarak kitledi. En azından bu kutunun çalınmasına, hırsızlığa uğramasına engel olabilmek için hırsızlık karşıtı uğursuzluğu uygulayabilirdi. Kutuyu şöminenin altında duran bölmeye yavaşça koyarak kapağını kapattı. Şöminenin ateşi gözlerinde nefret duygusuna sebep oluyordu. Asasını rafa doğrultarak içinden mırıldanmaya başladı. Asasından çıkan yeşil ışık rafa vurarak yerleşmişti.
Metruk kulübenin içi ve mevcut kutunun olduğu yer hırsızlık karşıtı uğursuzluklarla korunduğuna göre artık çalışmalarına başlayabilirdi. Yan tarafa karanlık sanatlar için oluşturacağı yapının inşasını aslında Pierre'ye devredebilirdi. Bu yüzden kendisini biraz daha akademik yönde geliştirme yoluna adım atmak istiyordu. Masada duran Quentin Trimble tarafından yazıldığı ve 1.baskı olan, siyah deri kaplı olan bu ağır kitabı eline aldı. Sayfalarını çevirirken aklına takılan o meşhur kemeri okumaya başladı. Kitapta yazılanlar haricinde ailesinin aldığı notları okumayı tercih etmişti. Bu notlar onun daha hızlı ilerlemesini sağlayacaktı. Ailesine olan nefreti artık son bulmuştu. Damarlarında akan Black kanının verdiği cesaret ve zekilikle adalet duygusunu harmanlamıştı. Artık yapacağı hamleleri düşünmeye odaklanmıştı. Ölüm odası olarak adlandırılan yer tasvir ediliyordu. Daha önce sanki orada bulunmuş hissiyatı ile okumaya başladı. Wizengamot'un on mahkeme salonuna benzeyen geniş, dikdörtgen ve loş bir oda olduğu yazılıydı.. İyi de ama Wizengamot ne alaka diye düşünürken yan tarafında ince bir not dikkatini çekti. Londra Sihir Bakanlığı'ndan önce kurulan konsey, detaylı bilgiler ilerleyen sayfalarda.. sesli bir şekilde bunu okuduğunda şömineden parlayan yeşil gözlerin daha da parıldadığı görülebiliyordu. Bu karanlık sanatların daha kötü sayılmadan önce denetlendiği yer olabilirdi. Sayfaları değiştirerek Wizengamot'un bahsedildiği bölüme geldi. Günümüzde yer alan Modern Wizengamot olarak tabir edilen yer aslında İngiltere Sihir Bakanlığı'nın ana yasama organı ve yüksek mahkemesi olarak geçiyordu. Yaklaşık 50 üyeden oluşan bu kurul karanlık sanatların kullanımı ve denetlenmesine baktıkları hakkında çeşit çeşit notlar alınmıştı. Ufak bir not daha düşülmüştü. Bu konseye ulaşıp içine girmemiz gerek. notu okurken aklına İngiltere Sihir Bakanlığı'nda çalışan kuzenleri gelmişti. Notların devamını okumak için odaklandı..
Sihir bakanı kıdemli müsteşarı bu gurubun lideri konumunda olduğundan bahsedilmişti. Aslında sihir bakanının asistanı olsa da çoğu bilgi ve kararlar bu kişinin elinin altında geçtiği kırmızı yazıyla yazılmıştı.. Hemen altında çizilen resme odaklandı.. Çizilen resimde karanlık sanatların yanlış kullanımı ve cezaları ile ilgilenen üyelerin cübbelerinin tasviri bulunmaktaydı.. Bu kişilerin üstünde gümüş harf ile işlenmiş W harfi vardı ve bu cüppe erik rengi ile boyanmıştı.. Gayet ürkütücü görülen bu resmin altında karanlık sanatlar ile ilgili denemelerini alt katlarda bulunan zindanlarda yapıyorlar yazılıydı. Nasıl olabilir böyle bir şey. Karanlık sanatlara karşı kötü bir tutum sergileyen bakanlık nasıl olur da bunları kendileri denerler şaşkınlığını gizleyemeyen Feanor önceki sayfalara geri dönmeye karar verdi. Ölüm odası ile ilgili notların devamında odanın ortasında yaklaşık 6 metre derinliğinde bulunan batık bir taş çukurun olduğu yazılıydı.. Gözünün önüne bu batık çukuru getirmeye çalıştı. Acaba işkencede ölen ya da karanlık sanatları uygularken yakalanan büyücüler ve cadılar bu çukura mı atılıyordu. Çukurun sihirsel bir özelliği var mıydı ? Aklına takılan bütün soruları yan tarafında bulunan parşömene yazmaya devam etti. Çukurun ortasında merdivenli bir şekilde bir alanın olduğu yazılıydı. Ayrıca bu çukuru taş duvarlar tıpkı Hogwarts'ın surları gibi çukuru koruduğu yazılıyordu. Bu alanın üstünde bir kemer olduğu belirtilmiş ve ok çıkartılarak kemerin kabaca şekli çizilmişti. Kemeri sanki bir şair tasvir ediyordu. Odadaki havanın durgunluğundan ve soğukluğundan bahsederken kemerin içindeki perdenin hafif rüzgarlarla dokunulmuş veya üflenmiş gibi dalgalandığı yazıyordu. Perdenin renginin özellikle siyah olduğundan bahsedilmişti. Alt taraflara doğru indikçe perdenin iki dünyayı birbirine bağladığı bir portal olduğundan bahsedilmişti. Perdeden geçen birinin sonsuza kadar ölüm dünyasında kalacağı yazılıydı..
Notları okurken aklına mükemmel bir fikir gelmişti. Daha önce belki bu fikir düşünülmüş olabilirdi ama yine de çok heyecanlanmıştı.. "Ölümü YENMEK!" diye bağırarak bir anda ayağa kalktı. Evet gerçekten ölümü yenmek istemesi aslında onu karanlık bir büyücü yapmazdı. Doğa anaya karşı düşmanlıkla yaşayan muggle'lara karşı en büyük silah ölümü yenmek olacaktı. Ölümü yendiği taktirde karşısında hiç bir güç barınamazdı.. Bunu kendisinden bile saklaması gerekiyordu.. Şöminenin üstünde bulunan aile armasına bakarak sinsi bir gülümseme attı. Yerine otururken masanın üzerinde bulunan tütün tabletinden bir tane tütün çıkartarak dudaklarının arasına yerleştirdi. Ölümü bu denli yenme isteği tüm vücudunu kaplamıştı. Yanında bulunan asasını yavaşça şömineye doğrultarak yarım ay şeklinde bileğini çevirdi ve ‘’Accio köz kıvılcımları’’ dedi.. Köz kıvılcımları kendisine doğru gelirken yamul bir dağ şeklini alacak şekilde bileğini hareket ettirerek ‘’İmmobulus’’ dedi.. Asasının ucundan çıkan mavi ışıklar gelen közlere isabet eder etmez yanan közler havada bir anda asılı kalmıştı. Bu dondurma tılsımını sadece bu tarz basit hareketler için değil duellolarda rakiplerine karşı bir uğursuzluk olarak da kullanmayı biliyordu. En sevdiği büyülerden bir tanesiydi. Rakibin donması kadar komik düşürücü bir durum olamazdı. Donduğu taktirde ona istediği şekli verebilirdi ki bu tılsım üzerinde duo ve maxima gibi ek incantasyonlarla besleyip geliştirmeyi bile düşünmüştü. Bu tılsımın geniş bir alana yayılması halinde oluşabilecek bir etkiyi hiç bir büyücü aklına dahi getiremezdi.. Havada duran kıvılcımlardan tütününü ateşlendirdikten sonra her zaman kullanmaktan çekinmediği karşıt tılsımlardan biri olan yok etme tılsımını uyguladı.. ‘’Deletrius’’ dedikten sonra havada immobulus tılsımının etkisinde olan kıvılcımlar bir anda ortadan yok olmuşlardı. Sigarasından derin bir nefes alarak kitabın geri kalanına göz gezdirmeye devam etti..