Gözlerini açtığında güneşin tepelerde olmasını umuyordu, ama dışarıdaki puslu havayı görünce şaşırdı, fazla uyumuş olmasına rağmen hava yeterince aydınlık değildi, yatağından doğrulup kollarını başının tam tepesine kaldırdı, birbirine bir tur doladığında omuzlarında ve kollarında hissettiği o tatlı ağrıyla yüzüne bir gülümseme yayıldı. Ardından sırtını iyice geriye doğru gererek vücudunun üst kısmını tamamen uyandırdı, ardından üzerinde hissetmeyi özlediği güneşin sarı huzmelerinin sıcaklığının hasretiyle yorganı atıp doğruca banyoya girdi. Havalar yavaş yavaş sıcak olsa bile hala serindi, Feanor kendini sıcak suyun altına attığı anda kas düğümlerinin hafif hafif çözüldüğünü hissedince rahatladı, saçlarının arasından akıp huylandıran su damlaları bir bütün halinde tüm vücudunu sarıyor ve ona çocukluğundaki battaniyesinin verdiği güveni veriyordu. Ama o bile Feanor'u tam anlamıyla kendini huzurlu hissetmesini sağlayamıyordu, burada istediğinden çok daha uzun zaman kalmıştı, artık kendi hayatına yeni adım atmalı, kendi evi olmalıydı. Ne var ki büyükanne’ye dün verdiği sözden sonra bu pek kolay olmayacaktı, onun için yepyeni bir iksir bulması gerekebilirdi ve bu en iyi şartlarda bile haftalarını alırdı. Derin bir iç geçirip aklındakileri toparlamaya dahi çalışmadan suya karışıp gittiklerini hayal etti, yaşlı kadına yardım etmeyi hem istiyor hem de istemiyordu, tam anlamıyla ikiye bölünmüştü. Onun yüzünü buruşturarak ettiği her hakaret gözünün önüne geldikçe Feanor bu yapmaktan vazgeçiyordu, fakat o anda yukarıda uyuyan yarı ölü hali gözlerinin önüne gelince kadını serbest bırakmak, bu son ricasına boyun eğmek geliyordu içinden. Ayrıca bu kadar kısa sürede bulacağı şeyin yararından ziyade zehirli bir etkisi olmayacağını kim, nereden bilebilirdi? Feanor bu konuda kendinden hiç emin değildi, genel anlamda malzemeleri iyi tanısa da birlikte etkileri bazen tahmin edilemez olabiliyordu, bu durum da iksir biliminin bilinmezlerindendi.
Banyodan çıkıp bornozunu üzerine geçirdi ve uzun siyah saçlarını sağa sola sallar, vanilyanın yoğun kokusu eşliğinde odasına geri döndüğünde içeride yengesini görmek Feanor'u korkutmuştu, bu korkuyla hızlanan kalp atışlarını yavaşlatma içgüdüsüyle elini göğsüne koydu,
” Yenge, ne yapıyorsun burada? “ diye sordu. Yengesi camın önünde oturduğu tekli koltuktan başını ona doğru döndürüp
” Ah, işte buradasın. “ deyip yüzüne yayılan gülümsemeyle parmaklarını siyah saçlarının arasından geçirdi. Yengesi çocukken onu hep büyülerdi, ilginç şekilde bir ilah gibi canlanırdı gözünde, şimdi tavırları ve yüzünün hatları onun kırklı yaşındaki haline çok benzese de hiçbir zaman etrafına onun gibi ışık saçmamıştı. Yetişkinliğinde bile ailesinin bu hiç solmayan ışıltılı gösterişinden ziyade babasının sade görünümüne sahipti, ne var ki kız kardeşi Jheny şaşılacak şekilde kendisinden çok annesine benziyordu. Saçlarının rengi ondan biraz daha açık adeta gümüşe benziyordu, gözleriyse ne annesi gibi gri-mor ne de kendisininki gibi yeşildi ama bu konuda da annesine daha yakın, mavi rengin en güzel tonundaydı. Gerçekten dün söylediğinde haklıydı. Kısa süre içinde daldığı bu düşünce balonundan yengesinin seslenmesiyle çıktı,
” Ne oldu? İyi uyuyamadın mı yoksa? “ diye sorduğunda hemen başını iki yana sallayıp bavuluna ilerledi,
” Yok, uyudum. Ama biliyorsun, evim dışında pek rahat hissetmiyorum. “ dedi kendine bavuldan giyecek bir şeyler çıkarırken. Onu başıyla onaylayan yengesi
” Biliyorum. Zaten küçükken de öyleydin. “ diye mırıldandı, söylemek istediği bir şey olduğu belliydi, Feanor bir an durup ona bu fırsatı vermeyi düşündüyse bile vazgeçti ve elindeki kıyafetlerle banyoya geri döndü, hızlıca üzerine dün giydiği pantolonu ve krem rengi bir boğazlı kazağı giyip saçlarındaki nemi havluya aldıktan sonra parmaklarıyla saçlarını tararken yengesinin yanına geri gitti.
Kadın hiç istifini bozmadan bir Yunan tanrıçası gibi asaletle otururken,Feamor onun karşısındaki koltuğun ucuna ilişti, bir iç geçirip konuşacağı sırada yengesinin doğrudan
” Dün ne konuştunuz büyük annen’ le? “ diye sordu. Bir an onun olandan bitenden haberi olduğunu düşündü, gözlerinde tam olarak neler olduğunu bilen fakat kendisinden duymayı isteyen bir bakış vardı, Feanor bu bakışları iyi biliyordu, derin bir nefes aldı ve sırtını yaslayıp
” Pek iyi şeyler konuşmadık, yenge. Yanına her gittiğimde beni sinirlendirmeyi nasıl başarıyor, bilmiyorum. Bir süre gayet güzel, hatta neredeyse eskisi gibi konuşmayı başarıyoruz ama bir anda öyle bir şey söylüyor ki… “ diye açıklarken dahi sinirleri ayaklanmaya başlamıştı. Birkaç derin nefesle kendini yatıştırmaya çalışırken yengesi kaşlarını çatarak
” Bunun sonu gelmeyecek, senin seçimlerinden hiçbirisi memnun değil ve bunu da dile getirmekten çekinmiyorlar. “ dedi, yengesinin bu sözü üzerine Feanor başka bir şeyler olduğunu anlamıştı. Gözlerini kısarak ona baktı, yüzündeki ifadeye baktığında sadece hoşnutsuz olduğunu görebiliyordu ve bunu görmek için dikkatle incelemeye gerek de yoktu,
” Bir şey olmuş, yenge. Seni rahatsız eden bir durum var. “ deyip konuşmasına fırsat vermeden hemen
” Söyle, lütfen. Zaten ikimizin de burada olmaktan memnun olmadığı açık, beklemediğimiz bir şey olamaz. “ diye biraz olsun umursamaz davranmaya çalışmıştı. Yengesi derin bir iç geçirip bir süre bekledi, camdan dışarı bakarken
” Rheya… dün buradaydı ve tabi ki konu dönüp dolaşıp sana geldi. “ dediğinde Feanor meraklanmıştı, halası her ne yapmışsa yengesi buna içerlemiş gibi görünüyordu, kadın dirseğini kolçağa koyup çenesini eline yasladı ve
” Sana büyücülük dünyasının erdemlerini, bir büyücü olmanın önemini, saf kanımızın değerini gerektiği şekilde aşılayamadığım için bunların olduğunu söyledi. “ dedi, sesinden buna gücendiği açıkça belli oluyordu, nasıl gücenmesin, ona adeta miras kalan Feanor'u yetiştiremediğini söylemişti.
Feanor şaşkınlıktan ağzının açılmasını engelleyememişti, kendisine söyledikleri bir yere kadar katlanılabilirdi ama yengesine söyledikleri sınırı aşıyordu, kocaman olmuş çam yeşili gözleriyle ona bakarken
” Yenge, burada kalmak zorunda değiliz. Bana söylediklerini bir yere kadar görmezden gelebilirim veya gereken cevabı veririm. Ama sana bu şekilde davranmaları, halamın böyle hadsiz bir söz etmesi… “ deyip durdu. Yengesi’ nin aldığı öfkeli nefesten daha fazlası olduğunu anlamıştı, kaşlarını çatıp
” Bir şeyler daha olmuş. “ diye mırıldandı, yengesiyle arasındaki ilişkiden bunu rahatlıkla söyleyebiliyordu. Kadın gergin bir gülüşle kaşlarını kaldırıp
” Charles da burada. Rheya’ nın sözleri üzerine söz söylemeden yapamadı, amcanı da sinirlendirdi. Büyük anne yanlarına ev cini Wood'u göndermeseydi işler daha da çirkinleşecekti. “ diye kısaca açıkladı, Feanor bir an ne kadar çirkinleştiğini merak etse de bunu sormadı. Onun yerine derin bir iç çekerek
” Buradan ne kadar çabuk gidersek o kadar iyi olacak sanırım. “ deyip yerinden kalktı, yengesinin şaşkın bakışları arasında yeni bulduğu kitapları aldı, eski notların ve evde bulduğu kitabı da alıp yengesinin yanına geri döndü. Şaşkın bakışlarını bir kitaplara bir Feanor'a değdirerek neler olduğunu anlamaya çalıştı, Feanor gülerek
” bunlar bana geçen gün getirdiğin kitaplar, içlerinde işime yarabileceğini düşündüğüm şeyler varmış, bunlar da… “ derken yengesi elindeki notları çekerek aldı, şaşkınlıkla dolu bir ton ile
” Bunlar amcanın notları! “ dedi, sesi biraz fazla yüksek çıkmıştı. Feanor notları yengesinin alıp kaşlarını çatarak
” Olabilir, ne olduklarını öğrenip ona geri getirecektim. “ deyip çoğunu anlamadığı yazılara tekrar göz gezdirdi,
” Ama bir türlü çözemedim. “ dedi, sesinde bu durumdan dolayı duyduğu sitem vardı.
Yengesi kaşlarını çatarak ona baktı,
” Feanor, amcan bu notları ne kadar aradı, biliyor musun? Artık çocuk olmadığın için seni azarlayacak değilim. “ dediği sırada Feanor gözlerini devirerek
” Merak etme yenge, senin yerine bunu yapanlar var zaten. “ dedi bir iç geçirip. Gülüşünü bastırmaya çalışan yengesi sahte bir kızgınlıkla
” Ama yaptığın kısmen yanlış. “ deyiverdi, bunun ne demek olduğunu düşünen Feanor merakla gözlerini kısarak
” Ne demek kısmen yanlış? “ diye sordu. Bunu yakalayacağını tahmin eden yengesi bir iç geçirip
” O notlar amcana da ait değil. Onları bir yerden buldu, ama senin gibi doğrudan almadı. Bunun yerine kopyasını çıkarıp kendine aldı. “ dediğinde Feanor kahkahalara boğuldu, demek amcasının olan bir şeyi almamıştı, onun bu halini görünce yengesi de daha fazla dayanamayıp gülmeye başlamıştı. Biraz sonra Feanor kahkahalarını bastırdı ve
” Burada ne bulacağımı bilmiyorum, yenge. Ama bulduğum şey beni buradan bir an önce çıkarsa iyi olur. “ dediğinde yengesi bir anda ciddileşti, omurgasını dikleştirip ona doğru eğilerek yaklaştı ve
” Bu da ne demek şimdi? “ diye sordu. Dün yaptıkları konuşmada büyükanne’nin kendisinden istediği iksirden bahsetmeye başladı, bunu yaparken konuşmalarının detayından bahsetmedi tabi, ama kadının da artık huzurla acı çekmeden ölmeyi istediğini söyleyince
” O kadın bunu hak etmiyor, Feanor. Senin büyük bir yüreğin var ve onu görünce üzüldüğünü biliyorum, amcan yıkılmıştı. Ama o senin bu iyiliğini hak etmiyor. “ dedi, hiddetlenmeye başlamıştı e bu çok belli oluyordu. Feanor bakışlarını yere indirip biraz bekledi, ne demesi gerektiği konusunda hiçbir fikri yoktu,
” Bilmiyorum, yenge. Ben de kendime aynı şeyi söyledim, ama ne kadar çabuk… buradaki işim biterse o kadar çabuk kendi hayatıma dönebilirim, diye düşündüm o anda. “ diye açıklamaya çalıştı, bu düşüncesi şu an kendisine de mantıksız geliyordu fakat kabul etmişti.
Yengesi kaşlarını çatarak tekrar geri yaslandı, bir süre Feanor'u inceledi, onun yüzündeki mahzun ifadeyi görünce tavrını biraz yumuşattı,
” Bu senin kararın tabi, ama… nasıl bir şey yapman gerekiyor? “ diye ilgisini başka yere yönlendirdi. Feanor çam yeşili gözlerini ona çevirip
” Bilmiyorum, olan bir iksir işine yarar mı, emin değilim. Ama olmayan bir şeyi yapmak… bu çok zor bir şey. “ diye fikrini söyledi, ardından kucağında duran notları ve kitapları önündeki sehpanın üzerine bırakıp yerinden kalktı,
” Büyük annenin iksirlerinden yapayım, lazım olacak gibi görünüyor. Gelmek ister misin?“ diye sordu, yengesi onu başıyla onaylayıp yerinden kalktı ve beraber odadan çıktılar. Bu sırada hemen ev cini Wood'u çağırıp yukarı, tavan arasına kahvaltı için bir şeyler getirmesini istedi, merdivenleri çıkarlarken büyükanne’nin odasının önünden geçerlerken halasını görünce Feanor ona hiç bakmadan doğruca yukarı çıktı, yengesi de hemen arkasındaydı. Geniş odaya girdiklerinde yengesi geçip koltuğa oturduğunda Feanor hemen masadaki kitabı eline aldı,
” İlginç şekilde iksirlerle uğraşmak aklımı boşaltıyor, kendimi bu işe verince… nerede olduğumun bir önemi olmuyor. “ dedi yengesine, bir yandan da masaya bıraktığı listeye bakıp bugün ne yapabileceğini düşünüyordu, iki tane iksiri gözüne kestirince hemen işe koyuldu.
Kitabı eline alıp ilk olarak Felç Önleyici İksir için gereken malzemeler için dolaba yöneldi, ilk olarak kuru malzemelerin bulunduğu dolabın önünde adamotu kökü aradı, bulduğunda hemen alıp unicorn boynuzu aradı, bu nadir malzemeden burada da fazla kalmamıştı, ama amcası gerektiği takdirde mutlaka bulurdu. Kuru otların önünde etiketleri incelerken yoğun kokulu kekiği görünce kitapta yazan miktarda çekip aldı ve ortadaki geniş tezgaha bırakıp sıvıların bulunduğu dolaba yöneldi, onu izleyen yengesi
” Çok düzenli ve sistemlisin. Malzemelerin yerini de hemen öğrenmişsin. “ diye mırıldandı. Feanor balı almış mor hellebore şurubunu ararken
” Evet, bu şekilde daha kolay oluyor ya da sadece alışkanlık. “diyerek cevap verdi, dikkati malzemelerdeydi, moondew çiçeği özünün bulunduğu şişeyi alıp cızkıpır özünü ve kanguru sütünü hızlıca aşağı raflarda bulduktan sonra unuttuğu son katı malzeme için bakındı etrafına. En sonunda bir kavanozun içinde çürümeyi önleyen bir sıvının içindeki cinperi kulaklarını aldı ve dolu kollarındaki şişeleri ve kavanozları tezgaha bıraktı, hemen sonra küçük gaz ocağını ve yükselticiyi yerleştirip altın kazanı yerleştirdi. Beherin içine gereken miktarda suyu doldurmak için asasını doğrultup
” Aguamenti. “ diye mırıldandı, hemen asasının ucundan çıkan suyun istediği çizgiye kadar yükselmesini bekledi. Su istediği yere geldiğinde hemen kazanın içine boşalttı ve sıcaklığı kitabında yazan tarifteki gibi ayarladı. Ardından balın miktarını ayarlarken
” Bazı iksirlerde bal, su gibi kullanılan temel bir malzeme, bunun sebebini hiç anlayamadım, biliyor musun? “ diye mırıldandı, yengesi pür dikkat onu izlerken
” Ben okul zamanında yaparken bununla ilgili balın bazı malzemelerin etkisinde yükseltici bir etkisi olduğundan bahsetmişlerdi. “ diye cevapladı, Feanor'un her hareketini özümsüyordu adeta.

Kazana eklediği balın kavanozunu kapatırken yengesine dönüp
” Bunu bize de söylemişlerdi, ama neden işte? Buna dair kaynaklarda çok farklı şeyler vardı, bu sebeple hiç araştırma sebebi bulamadım “ diye açıkladı, ardından kitaptaki tarifi kontrol edip yazan adımı uygulayabilmek için pirinç teraziyi önüne çekti. Dikkatlice göz kararı biraz adamotu kökü kesip tarttı, tarifte yazan miktarı ayarladıktan sonra bütün halinde kazana attı, yazdığı gibi karışımının saat yönünde döndüğünü hayalinde canlandırırken asasıyla kazanın dışından bir tur atmaya başlarken mırıldandı büyülü sözleri. Hayalindeki gibi çok açık sarı renkteki karışım dönerken içindeki adamotu kökü kazanın yan yüzeyine doğru çekildi. Turu bittikten sonra hiç durmadan yeni bir tura başladı, adamotu kökünün biraz daha dışa çekildiğini hayal ederken büyülü sözleri yine sözleri tekrar ettiğinde beklediği tepkiyi alınca gülümsedi. Asasını son turu için kazanın dışından çevirirken artık ortadaki girdabın da genişlediğini hayal etti, büyülü sözleri tekrarladığında karışım biraz hızlandı, büyüyü sonlandırdıktan sonra birkaç tur daha dönüp yavaşlayarak durdu. Hemen ardından ocağın küçük butonundan sıcaklığı artırdı ve kitapta yazan süre boyunca bakışlarını saatten ayırmadan bekledi, ardından yine yazan sıcaklık ayarına düşürdü. Küçük ölçü beherine cızkıpır özünü dökerek hemen kazana ekledi,
” Bir yerde cızkıpır özünün alınmasının çok zor olduğunu okumuştum. İksirlerde az miktarda kullandığımız kadarı bile birkaç tane yaratıktan alınıyormuş. “ diye bilgi verdi, yengesinin onu dinlerken ve izlerken yüzüne yerleşen gülümseme genişlemişti,
” Çok küçük canlılar, ne kadar öz çıkabilir ki zaten. “ diye yorum yaptı, yengesi de tezgahtaki malzemelerin daha birçoğunu kullanılmadığının farkındaydı.
O sırada hemen başka bir şişeden moondew çiçeği özünü alıp tarifte istenen kadarını beherle ölçerek ayarlayan Feanor ona cevap vermemişti, tekrar iksire yoğunlaşmıştı, dikkati dağılırsa çok değerli malzemeleri kaybedebilirdi. Çiçek özünü dikkatlice ekledikten sonra karaçam ağacından yapılma asasını sıkıca kavrayıp saat yönünün tersine kazanın dışından döndürerek büyülü sözleri söyledi, bu sırada içinde bulunan tek katı malzeme olan yumuşamış adamotu kökünün tekrar döndüğünü hayal etti. Tam da bu şekilde sıvının içinde dönen kökü izlerken durmadan asasını sağdan sola doğru bir kere daha götürüp tekrar başladığı noktaya dönerken karışımın dönme ivmesinin arttığını canlandırdı ve sözleri yineledi. İstediği gibi dönen karışımı görünce gülümseyerek kitabı kontrol etti, demlenme adımının geldiğini görünce hemen asasını bırakmadan soldan sağa aşağı indirip daha da sağa yukarı, bir ucu uzun V şekli çizerek büyülü sözleri söyledi, bu sayede yaptığı bütün tılsımların büyülü enerjisi karışıma işlemiş olacaktı. Kitabına baktığında bu aşamada karışımın renginin mavi ile mor arasında bir renkte olması gerektiği yazıyordu, az önce baktığında gördüğü rengi teyit etmek için çam yeşili gözlerini kazanın içine indirince gördüğü renkten memnun bir biçimde gülümsedi. Burnuna dolan koku ise biraz genzini yakıyordu, fakat bunun da olması gereken bir şey olduğunu okuyunca rahatladı. Gülümseyerek yengesinin yanına dönüp tahta bir sandalye çekti ve karışımın demlenmesini beklerken kahvaltısını yapmaya başladı, o kahvesinden bir yudum alırken yengesi ona hayran gözlerle bakıyordu,
” Sen gerçekten iksirlere baban kadar tutkunsun. O da böyle kendinden geçerdi yaparken. “ dedi yüzündeki gülümsemeyle, hep kendisine benzemesini umduğunu Feanor da biliyordu.
Çikolata kremasından yerken yengesinin sözlerini duyunca hem biraz şaşırdı hem de memnun olmuştu, yengesinin bu sözleri söylemesi üzerine
” Ona fazla benziyorum. “ dedi gülerek. Ardından yengesi de bir kahkaha attı, Feanor'un birkaç lokma yemesini bekledikten sonra
” bu yaptığın iksir ne için? “ diye sordu.Feanor derin bir iç geçirip Felç Önleyici İksir’ i anlatmaya başladı, bu iksir felç geçirenleri iyileştirmek için kullanılan iyileştirici bir iksirdi, zaten listede olan tüm iksirlerin ortak özelliği iyileştirici olmalarıydı. Yaptığı bu iksirle doğal hastalık şeklinde gelişen felci iyileştirilebileceği gibi Tam Vücut bağlama Laneti’ ni de bozabilirdi, ama büyük anne için felç kısmı geçerli olmalıydı,
” Bu iksiri kullanıyorsa durumu hiç iyi değil demektir, yenge. “ deyip devam etti. İksirin diğer bir etkisi de büyülenmiş nesnelerin veya sihirli yaratıkların sebep olduğu felçlere çare olmasıydı,
” Amcam bunu neden kullanıyor acaba? Bilmiyorum ama dikkatli olmak gerek bu iksiri kullanırken. “ diye ekledi ve fazlasının büyük annesinde ters etki yapabileceğini, felç halini çözmek yerine durumunu değiştirmeyebileceğini hatta daha da ağırlaştırabileceğini söyledi. Ayrıca yanlış yapıldığı takdirde büyük büyük annesi içtiği anda inme inmesi gibi kalıcı bir hasar da verebilirdi.
Bunu duyan yengesi şaşırmıştı, ama yüzünde üzgün olduğunu gösteren bir ifade yoktu,
” bu kötü bir durum tabi, ama sonuçta iksiri sen yapıyorsun ve şu ana kadar doğru gidiyorsun gibi görünüyor. “ diyerek onu biraz rahatlatmaya çalıştı sadece. Feanor derin bir nefes alıp saate baktı, demlenme süresinin sonuna yaklaşıyordu, bir iki lokma daha yedikten sonra kalkıp kullandığı materyalleri Akla Pakla yaparak temizledi ve malzemeleri yerine kaldırdı.
Demlenme süresinin sonuna geldiğinde tezgahı dolanıp mermer havanı eline alıp içine kekikleri koyarak tokmakla ezmeye başladı, bu kuru bir ot olduğu için çok uğraşmamıştı, hızlıca istediği gibi ufalanıp toz haline gelmişti. Bu kekik tozunu kazana ekledikten sonra bir maşa yardımıyla cinperi kulaklarından kitapta yazan miktarda alıp kazandaki karışımın içine atıverdi, cinperilerin haylaz yaratıklar olduğunu biliyordu, belki de o enerjik hallerinde dolayı bu iksirde yerler vardı ama neden kulakları, diye düşünmeden edememişti Feanor bu iksiri ilk öğrendiğinde. Kitaptaki yeni adımı kontrol ettiğinde hemen ocağın düğmesini çevirip sıcaklığı artırdı, beklemesi gereken süre kısmen uzundu, bu sebeple kulakların bulunduğu kavanozu hemen kaldırdı. Geri döndüğünde sürenin bitmesini bekledikten sonra düğmeyle oynayarak sıcaklığı tekrar düşürdü. Ardından gelen adımı bildiğinden karaçam ağacından yapılma asasını alıp karışımın dışında, kazanın çevresinde döndürdü, büyülü sözleri söylediği sırada sıvının da aynı yöne dönmesini bekledi. Sonuç beklediğini gibi olup sıvı ve içindeki parçacıklar dönerken duruşunu hiç bozmadan turu devam ettirerek bir kere daha aynısını yaptı, dönen sıvının ataletinin arttığını hayal etti ve büyülü sözleri dile getirdi. Karışımı tam da istediği gibi hızlanarak döndüğünde gülümsedi, bir kere daha aynı tura başlarken artık sıvının ortaya doğru hafifçe çöktüğünü ve sıvıların da katlar gibi kenara kaçmaya başladığını düşünerek büyülü sözlerini tekrarladı. Hemen beklediği tepkiyi aldığında artık son kez bunu tekrarlaması gerekiyordu, sakin bir bilek hareketiyle bir kere daha asasını kazan çevresinde döndürürken artık sıvının da iyice kazanın çeperine doğru gerilediğini hayal ederek büyülü sözleri tekrarladı son kez.
Sözlerin etkisiyle iyice ivmelenen karışımı rahat bıraktı, kazanın içindekiler yavaşlayıp durana kadar Feanor da tarifini kontrol etti, bu adımda yine sıcaklığı artırması gerekiyordu, öyle de yaptı. Sonrasında küçük behere dikkatlice mor hellebore şurubundan tarifinde yazan miktarda döktü, iki kere miktarı kontrol etmesinin ardından malzemeyi kazandaki karışıma ekledi ve hemen asasına sarılıp ucunu kazanın dışına hafifçe sürerek saat yönünde bir tur döndürmeye başladı. Daha yeni yayılmaya başlayan mor renkli sıvının dönüşün etkisiyle daha çabuk karıştığını hayal ederek büyülü sözlerin ağzından dökülmesine izin verdi. Ardından hemen turunu devam ettirerek o mor renkli hellebore şurubunu artık iyice nüfuz ettiğini ve sıvı kısmın tek renk olduğunu düşünerek bir kere daha sözleri tekrar etti. Ahenkle dönen sıvının içine eklemek için şişesinde duran moondew çiçeği özünden de gereken miktarda behere doldurdu, iki kere özellikle kontrol edip dikkatlice etrafa dökmeden kazanın içine aktardı. Hemen sonraki adımdan emin olmak için kitabına baktı, ardından asasını tekrardan kazanın çevresinde sürüyerek tekrar sıvının girdiği ortama adapte olmasını sağlamak için büyülü sözleri söyledi. Asasının tek turu biterken hemen ikinciye başladı, karışımın sıvı kısmının artık tamamen eşit olduğunu hayal ederek iksirini yönlendirecek büyülü sözleri tekrar etti. Tamamlanan büyünün etkisiyle yavaşlayarak dönen karışımın sıcaklığı tarife göre düşürülüyordu, Feanor bu detayı atlamadığına memnun olup hemen sıcaklığı düşürdü, ardından asasının ucunu soldan başlatarak sağ alt köşeye indirdikten sonra tekrar sağ tarafa doğru yukarı doğru bir tik gibi kaldırdı, bu esnada da büyülü sözleri söyleyerek karışımı demlenmeye bıraktı.
Bu iksir üç aşamalı olduğundan biraz zorlayıcı görünüyordu, oldukça meşakkatli bir iksirdi. Kitabı kontrol etti, yazana göre yaptığı iksirin rengini olması gerektiği yazan renkle karşılaştırdı, baktığında tıpkı gösterildiği gibi çok koyu, geceyi andıran bir mor renkteydi, tüm tavan arasını yayılan buharının kokusu şekerli çiçek özlerinin kokusunu andırıyordu, ilk aşama kadar şekerli değildi ama hala tatlıydı. Bu aşama sonunda beklemesi gereken süre oldukça az olduğundan hızlıca kullandığı malzemeleri kaldırdı, havan ve diğer kullandığı materyalleri de Akla Pakla ile temizledi, yengesi onu pür dikkat izlerken dikkatini yaptıklarına verdiği belli olan bir ifadeyle
” Ne kadar bekleyeceksin şimdi? “ diye sordu. Feanor dolaba malzemeleri yerleştirirken ona dönüp
” Çok değil bu sefer bir on dakika civarında bekleyeceğiz. “ diye yanıtladı ve kadının yanına geri dönüp ahşap sandalyeye oturdu, kahvaltısı bitmiş olsa da çikolata kremasından bir kaşık daha alıp şekerli tadının genzinden geçerken bıraktığı hafif yanmayı hissederken
” Bu tariften elli mililitre çıkıyormuş, toplam beş kere kullanabilecek, sonrasında… “ deyip omuzlarını silkti, yengesi başıyla onaylarken
” Umarım burada depolamak için gereken mor şişelerden vardır. “ diye mırıldandı, yengesi dalgın bir gülüşle
” Amcan burayı kendi iksir ofisine çevirdi, büyük anne için tüm iksirleri o yapıyordu. “ diye açıkladı. Derin bir iç geçiren Feanor başıyla onaylayıp saate baktı, vakit geçip gitmişti bile, hemen kitabı kontrol edip adımı inceledi. İlk olarak dikkatlice bütün halindeki adamotu kökünü kazanın içinden çıkarıp genişçe bir tabağın içine bıraktı, ardından asasını çıkardı, ucunu behere doğrultup içine su dolduğunu hayalinde canlandırarak
” Aguamenti. “ diye suyun istediği çizgiye kadar dolmasını ekledi, ardından dikkatle kazana boşalttı.
Kitapta gözüne değen adımı kontrol edip teyit ettikten sonra sıcaklığı yazan dereceye yükseltti, kısa bir süre beklemesi gerektiği için gözünü saatten ayırmadan saniyelerin geçmesini bekledi, sonrasında ocağın altından ateşin derecesini düşürdü. Temizlediği mermer havanını tekrar önüne çekip içine yazan miktardaki unicorn boynuzunu koyup biraz ezdi, boynuz toz hanine geldiğinde çıkardığı adamotunu da içine koyup döverek birbirine karışmasını ve koyu bir krema, bir macun kıvamı almasını sağladı. Havanda birleştirdiği malzemeleri kazana ekleyip karaçam ağacından yapılan asasını eline alıp kazanın dışından saat yönünün tersine ucunu çevirdi, bu sırada büyük ölçüde sıvı olan karışımın döndüğünü düşünerek büyülü sözleri söyleyerek iksiri şekillendirdi. Tam beklediği gibi karışmaya başlayan sıvının harekete devam etmesi için ikinci bir tura başladı, biraz daha hızlanarak döndüğünü hayalinde canlandırırken büyülü sözleri dillendirdi. Yavaşça üçüncü tura geçerken karışımın iyice hızlandığını hayal ederken artık iksirin sonlarına geldiğini tahmin etti. Büyülü sözleri söyleyerek istediği etkinin şekillendiğini görünce hemen son tur için asasını ucunu bir kere daha çevirdi, artık iyice ivmelenen karışımı son bir kere karıştırmak için büyülü sözleri bir kere daha söyleyip asasının dönüşünü sonlandırınca kendi ataletiyle dönen sıvıya biraz baktı. Sonra mor hellebore şurubu şişesini eline alıp küçük behere koyarak kitaptaki tarifte yazan miktarda ölçtü, bu çiçeğin şurubu oldukça değerli olduğundan dökmeden dikkatlice kazana ekledi. Hemen sonrasında ileride bırakmış olduğu seyrek beyaz sıvının bulunduğu şişeyi alıp dikkatlice ölçtü, kanguru sütünü de gereken miktarda alıp kazanın içine döktükten sonra tekrar asasına sarıldı.
Derin bir nefes alıp tekrar ucunu kazana doğrulttu ve bu sefer saat yönünde döndüğünü düşünerek büyülü sözleri seslendirdi, beklediği şekilde yavaşça dönmeye başlayan sıvının çevresinde, asasını son turu için bir kere daha zarif bir bilek hareketiyle çevirirken büyülü sözlerin sese dökülerek yayılmasına izin verdi. Kitabı kontrol ettiğinde artık son aşamanın da sonuna geldiğini ve demlenmesi için iksirini bırakması gerektiğini görünce rahatladı, neyse ki bir sorunla karşılaşmadan tamamlamıştı iksiri. Hemen kitabından iksirin depolanma koşullarını kontrol etti, aklında kaldığı gibi ışık alan fakat serin bir yerde muhafaza etmesi yeterli olacaktı, yengesinin önündeki parşömeni alıp masanın üzerinde duran tüy kalemi mürekkebe batırdı, iksir şişesini nereye bırakacağını amcasına not ettikten sonra beklemek üzere yerine oturdu.
Yengesi heyecan ve merak dolu gözlerle bir parşömene bir de Feanor'a bakarak
” Demek amcan bundan bahsediyordu. “ diye mırıldnadı, Feanor'un yüzündeki bakışı görünce hemen
” Senin tam bir iksir hayranı olduğunu, her şeyi en ince detayına kadar düşündüğünü söylemişti. İksirler normalde hemen kullanılacaksa bu koşullara uymayı pek sevmiyor amcan. Ama sen her birine uygun bir yer bulup onları da yazınca hoşuna gitmiş. “ diye açıkladı durumu. Feanor bu duyduğuna gülerek omuzlarını silkti,
” Eğitim aldığım insanlar bu şekilde yapı diyorlardı, kendim yapmazsam biraz saçma olurdu. Hem… bunları umarım hemen kullanmaz. “ diye temenni etti, acil bir ihtiyaç olduğunu hiç düşünmemişti fakat öyleyse durum düşündüğünden de kötü demekti. Buraya geldiğinden beri duran çikolata kremasından bir kaşık daha alıp saate baktı, bu süre içinde ne yapabileceğine dair fikri yoktu, fakat yengesi merak dolu bir sesle
” Büyük anne için yapabileceğin birkaç şey buldum, ama… bilmiyorum, tam olarak istediği şey olur mu? “ dediğinde Feanor da merak etmişti. Kaşlarını çatarak saati kontrol etti ardından yengesine dönüp
” Aslını istersen Huzur İksiri olabilir veya Yaşayan Ölüm İksiri, her ne kadar kulağa kötü gelse de en güçlü uyku iksiri ve daimi bir biçimde uyumasını sağlayacak başka bir şeyi bu kadar kısa sürede yapamam. “ diye fikrini söyledi. Bir iç geçiren yengesi sakin bir sesle
” Benim de aklımdan Yaşayan Ölüm geçti, ama… kendi başına bir şeyler denemeyi düşünmediğini varsayıyorum. “ diye tahmin ettiğinde Feanor başını iki yana salladı,
” Hayır, artık emin oldum kendim bir şeyler yaratamam, hele de bu kadar kısa zamanda. Zamanında yapan cadı ve büyücüler ya etkileri sonucu zarar verdiler ya da çok uzun uğraşlar sonucu bir yere vardılar ve burada öyle bir zamanımız veya riske girecek lüksümüz yok. “ diye fikrini söyledi, yengesi başıyla onaylarken aklından geçen düşüncelerin pek de parlak olmadığını anlamak için gözlerine bakmak yetmişti.
Feanor bunu sormayı düşündüyse bile vazgeçti, deneysel çalışmaya yönelseydi çıkabilecek sorunların kendisi de farkında, bu sebeple büyük annesine bunu yapamazdı, ama yengesi o karanlık ifadesiyle
” Aslında… “ deyip etrafına bakındı ve sesini iyice alçalttı.
” Sonsuza kadar uyumayı kendisi istiyor, ona uyuyabileceği değil de… asıl istediğini verecek bir şey yapsan? “ diye fikir belirtti, sesi o kadar kısıktı ki dudaklarını okuyarak ne demek istediğini tam olarak anlayabildi, anladığı anda da dehşete düştü. Şaşkınlıktan kocaman olmuş gözlerle
” Yenge, sen ne dediğinin fakında mısın? “ diye sordu, sadece bu çıkabilmişti ağzından, yengesi hemen onu sakinleştirmek için
” Bak, öyle bir şey değil. Kadın zaten ölmeyi istiyor, Feanor. Bunu ona daha erken vermek kötülük değil iyilik olur. “ diye açıkladı, fakat bu Feanor'un aklına yatmıyordu, mantıklı düşündüğünde böyle bir şey onun için imkansızdı. Çok uzun gelen bir an düşündükten sonra
” Yenge, bunu benim yaptığım anlaşılır, o zaman bırak aileden dışlanmayı doğruca… “ diye başladı ama devam edemedi, bu düşünce bile korkunçken yengesinin ona böyle bir şeyi önermesi çok daha korkunçtu. O an yengesinin gözündeki öfke ve hırsı görünce korktu, kim bilir aklına ne gelmişti de bu kadar sinirlenmiş ve böyle bir şeyi Feanor'a önerecek kadar gözü dönmüştü. Sakin kalmaya ve onu da mantığa davet etmeye çalışan Feanor
” Hem… bu kadının ölümü ne sana ne de bana bir yarar sağlar. Ben kısa süre sonra zaten gideceğim, isteğini yerine getirdim ve amcamı da memnun ettiğimi düşünüyorum. Bundan sonrasında ölmesi veya yaşaması… benim için pek bir şey ifade etmiyor. “ dedi, buraya geldiğinden beri bu fikirleri fazlasıyla netleşmişti. Artık yengesi ve amcası belki bir de Henry dışında buradaki herkes onun için sadece birer tanıdıktı, onlar için tıpkı büyükanne’ye üzüldüğü gibi üzülebilirdi ama artık kesinlikle bir aile bağı kalmadığını anlamıştı.