17 Nisan, 2026 09:00:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Sırlar  (Okunma sayısı 42 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Sırlar
« : 25 Haziran, 2022 14:02:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Uyandığında etrafına bakındı, yarı açık gözlerine gelen fazla ışığın sebebini anlamak için dışarı baktığında güneşi görünce yüzüne bir gülümseme yayıldı, sonunda bahar gelmişti, her ne kadar takvime göre ortasına olsalar da Feanor bir türlü güneşi göremediğinden buna inanamıyordu, uzun zamandır onun için günler puslu birer kıştı. Kollarını yukarı kaldırıp gerinerek kaslarını açtı ve yüzündeki gülümsemeye yataktan kalkıp lavaboya gitti, yüzüne birkaç kere soğuk su çarparak zihnini uyandırdığında ciğerlerindeki nefes firar etti. Odasına geri döndüğünde üzerindeki pijamaları çıkardı, bavulun içinden kendine temiz bir pantolon aldı, uşağı Pierre nereye gittiğini bilmediği için ona hem cübbe hem de rahat edebileceği pantolon, tişört gibi kıyafetler koymuş olmalıydı. Dışarıdaki havaya aldanmaması gerektiğini bildiğinden ince, koyu lacivert bir kazak giydi, saçlarını parmaklarıyla düzeltirken dalgın bir biçimde beline kadar gelmesini sağlar, saçlarının arasına girmiş telleri bir arada tutan ellerini çekmeden dirseklerini iki yana açtı. Ardından derin bir iç geçirip ne yapacağını bilemeyerek odanın kapısında durdu, dün odasından çıkmayı istememiş ve annesinin kendisine getirdiği yiyecekleri dahi yiyememişti, ondan önce yaptığı iksirler onu fazlasıyla tüketmiş olmalıydı. Kapısı çalındığında şaşkınlıkla ne yapacağını bilemedi, tam önündeydi ve açarsa bekliyor gibi olacaktı, o kısa bekleyişin ardından kapıyı açıp kimin geldiğine baktığında yerlere kadar eğilen ev cini Wood'u görünce biraz daha şaşırdı. Ev cini tiz sesiyle ” Günaydın, efendi Feanor. Hanımı Wood’ dan sizi çağırmasını istedi. “ diye ona haber verdi, Feanor derin bir iç geçirip başıyla onaylayıp ” Tamam, ben gidiyorum şimdi, sen bana yiyecek bir şeyler getir. “ diye buyurdu.
Ev cini yerlere kadar eğilip cisimlendiğinde Feanor odadan çıktı, sakin adımlarla yukarı doğru çıkıp iki gün önce girdiği kapının önünde derin bir iç getirdi ve kapı kolunu bıraktığı nefesiyle indirip içeri girdi. İlk geldiği gündeki hastalıklı kasvet hala odaya hakimdi, yavaşça ardından kapıyı kapatıp daha önce oturduğu berjere doğru yürüyüp ucuna ilişti, büyük annesi geçen seferden daha kötü görünüyordu, her ne kadar onu iyileştirmeye veya daha kötüye gitmemesini sağlamaya çalışsalar da kadın ölüyordu ve bunu hiçbir iksir engelleyemezdi. Feanor derin bir iç geçirip ” Bugün nasılsın büyük anne? “ diye sordu, onun vereceği cevabı tahmin etmek zor değildi, keza yaşlı cadı zorla nefes alarak ” Nefes alamıyorum artık, Feanor… artık… çok daha kötüyüm. “ dedi, bu kısa cümleyi dahi söylerken yorulduğu belli oluyordu. Feanor konuşacağı sırada ev cini Wood dışarı cisimlendi, kapının önündeki şaklama odaya hakim olan sessizliğin içinde adeta yankılanmıştı. Ev cini içeri girerken mahcup bir edayla ” Wood, efendi Feanor için kahvaltı getirdi. “ diyerek içeri girdi, bir parmak şıklatmasıyla önüne sehpanın gelmesini sağladı, ardından bir şıklatma daha yaparak tepsinin yüzeye konmasını sağladı, ardından yerlere kadar eğilerek tek kelime etmeden dışarı çıktı. Büyük anne kısık bir sesle ” Kahvaltı dahi etmene izin vermedim, kusuruma bakma. Bu yaşlı cadının son zamanlarındaki taleplerini maruz gör lütfen. “ diye mırıldandı, Feanor onu onayladı, bu pek sorun değildi, ” Sorun değil. “ dedi gülümseyerek.

Feanor  kahvesinden bir yudum alırken büyük annesi yüzüne yayılan gülümsemeyle ” Madem öyle ben seninle konuşayım. Sen de bu sırada bir şeyler ye, lütfen. “ dedi, Feanor onu başıyla onaylarken büyük anne derin bir nefes almaya çalıştı. Kelimelerini toparlarken ” Daha ne kadar görüşebiliriz, bilmiyorum. Yanlış hatırlamıyorsam dostlarınla görüşmen var diye biliyorum. “ diye tahminde bulundu, bunu bilmesi aslında şaşırtıcıydı, Feanor gülümseyerek ağzındaki çikolata kremasını yutarken ” Evet, bir hafta sonra onlarla görüşmem gerekiyor. “ diyebildi, söylemek istedikleri aklına geldiği anda dilinden çıkmak istedi, ama boğazındaki düğüm bunu engelledi. Büyük anne onu başıyla onaylayıp birkaç nefes aldı, ”Kendi evine ve yeni hayatına dönmen gerektiğini biliyorum, Godfrey. Bu sebeple senden ben ölene kadar yanımda kalmanı isteyemem. “ dediği sırada Feanor 'un ağzındaki lokma büyümeye başlamıştı, yaşlı cadı bunu fark etmeden kendini toparlayıp ” Ama senden bir şey istiyorum. Bak, orada bir sürü iksir var, bunları amcan yapıyor ve bir süredir bana veriyor. “ dedi, fazla uzun cümleler kuramadığı belliydi. Feanor onu yormamak için lokmasını yutup başıyla onaylarken ” Evet, bir liste yapmış. İksirleri gördüm, hatta iki tanesini ben yaptım, bitiyordu sanırım, ama… “ deyip durdu, aklından geçenleri nasıl açıklaması gerektiğini bilemiyordu, söyleyecekleri onu bile huzursuz etmişti. Elindeki çatalı bırakıp oturduğu yerden kalktı, sakin adımlarla yatağın karşısında duran aynalı masanın yanına gitti, iksir şişelerini teker teker eline alıp bakarken ” Sana sık sık bir şeyler içiriyor olmalılar. Bunların bazılarını bir arada kullanmak seni zehirler, ayrıca… “ deyip bir iç geçirdi ve tekrar berjere oturdu. Derin bir iç geçirdi ve boğazına düğümlenen kelimeleri ” Üzgünüm ama hiçbir iksir ölümü alt edemez. “ dedi, sesi fısıltıdan biraz daha yüksekti, ama odada yankılanmıştı.

Büyük anne gülümseyerek başıyla onayladı, aklında bir şeyler olduğu belliydi ve buna onu da dahil etmek istiyordu, ” Biliyorum, zaten ölümden kaçmak gibi bir arzum yok, yeterince yaşadım. Huzurlu bir biçimde ölmek istiyorum. “ dediğinde Feanor ağzında kaşıkla öylece kalakaldı, söylemek istediklerini doğru anlayıp anlamadığından emin değildi. Onun bu şaşkınlığını gören büyük anne gülerek ” Senden beni öldürmeni istemiyorum, böyle bir şeyi sana yapamam. Her ne kadar onları… “ deyip durdu, birkaç derin nefes aldıktan sonra konuşabileceğine karar verdi ve ”…onaylamasam da istediğin bir hayatın var, onlara karşı sorumlulukların olduğunun farkındayım. “ diye bitirdi. Feanor onun kelimelerle şekillenen dudaklarına bakıyordu, seslere dönüşecek olan nefesinin çıkmasını bekliyordu, Büyük anne biraz durdu ve ” Sadece uyumak istiyorum, Feanor … beni uyutacak, zihnimi kapatacak bir iksir yapabilir misin? Huzurla ölmek istiyorum. “ diye sordu. Feanor bu sözlerden sonra büyük annesi için gerçekten üzüldüğünü hissetti, kadın bunların hiçbirini istemiyor, sadece acı çekmeden ölmeyi istiyordu, ne diyeceğini bilemeyerek ona baktı. Onun böyle sakin bir ölümü hak edip etmediği düşüncesi aklının ücra köşelerinde dolaşmaya başladı kaşları bu düşüncesinin verdiği dehşetle çatıldı, ” Ben… bilmiyorum, böyle bir şeyi yapabileceğimden emin değilim. “ dedi dalgın bir biçimde, hem ona bu iyiliği yapmak istediğinden emin olamıyordu hem de amcası bile böyle bir şeyi yapamıyorsa kendisinin yapabileceğinde pek emin değildi. Büyük anne onu alıp götüren öksürüğü zorla savuşturmaya çalıştı, daha kolay nefes alabildiğinde ” Feanor , lütfen. Bunu senden başka kimseden isteyemem. “ deyip birkaç kere sıkça nefes aldı, ardından ” Amcan şu iksirlerle beni bir şekilde kurtarmaya çalışıyor, ama bu imkansız, az önce sen söyledin. “ diye açıkladı, haklıydı ve bunu ikisi de biliyordu.

Amcasıyla ilgili söylediklerinin doğruluğuysa Feanor'u üzdü, aralarında ne geçerse geçsin ona çok değer veriyordu, ” Amcam, her ne olursa olsun sana çok değer veriyor, bu kesin. “ dedi gülümseyerek, ama içinde yine o öfke yükseliyordu ve Feanor ” Buraya son gelişimde yaptıklarınızın, özellikle de senin sözlerinin beni ne kadar üzdüğünü görmesine rağmen sana değer veriyor. “ dedi, yüzündeki gülüş solmamıştı ama sesindeki tondan asıl hisleri anlaşılıyordu. Birkaç derin nefesten sonra konuşacak mecali bulan büyük anne” Biliyorum, Feanor , biliyorum. Zaten bu sebeple onun bana vermeyi reddettiği ölümü senin vermeni umacak kadar çaresizim. Sen zamanında babandan aldıklarınla ve yıllardır kendini geliştirmen ile çok daha iyi bir iksir ustası oldun, bana bu huzuru ancak sen verebilirsin. “ dedi, ama fazla hızlı konuştuğu için bir anda sözlerinin sonu öksürükle kesilmişti. Bunu fırsat olarak bilen Feanor arkasına yaslandı, ” Bana ettiğiniz o hakaretlerden sonra… bana vermediğiniz o huzuru istemen ilginç. “ dedi, sesi fazla sakindi, fakat bu sakinlik insanın içini ürperten cinsteydi, ” Halbuki sadece ailem olmanızı istemiştim. Yanımda olmanızı, mutlu olduğum anları paylaşmayı… “ derken içindeki kalbi kırık kocaman Feanor yıllar önceki çocuğa dönmüştü bir anda onu yavaş yavaş ele geçiriyordu. Büyük anne elini ona uzattı, yüzündeki ifadeden acı çektiği anlaşılıyordu ama bu acının sebebi kendi bedeni miydi yoksa Feanor muydu, bilemiyordu, yaşlı kadın elini onun dizine koyarak ” Lütfen, artık bu meseleyi açmayalım. Seni incitmeyi istemiyorum… “ diye mırıldanıp nefes aldı, tek nefes yetmiyordu kadına, ” Ama bu durum benim midemi bulandırıyor, Feanor . Sana yalan söyleyemem. Muggle dostların hatta bu konu da önemsediğin hiç kimse kabul göremez“ dedi, bu söylediklerini öyle sakin ve öyle umursamaz bir tavırla dile getiriyordu ki Feanor şaşkındı, ama kadının sözünü kesmeden dinledi.

Kısa nefeslerin ardından ” Bizim ailemiz yüz yıllarca kanını korumaya yemin etmiş, bu uğurda savaşmış cadı ve büyücülerle dolu. “ dedikten sonra büyük anne bakışlarını doğruca torununa çevirip gülümsemeye çalışarak ” İnan bana her şey daha farklı olabilirdi. O yanında olmamızı istediğin mutlu anların her birinde seninle olabilirdik. “ deyip kısık seslerle anlatmaya başladı. Seçtiği hayatta safkan kişiler olsaydı burada düzenlenen o büyük Noel yemeklerine katılabilirdi.Yaşlı kadının sözlerinden duyduğu hoşnutsuzluğu belli eden bir ifadeyle ” Ben… böyle bir şeyi kesinlikle istemezdim. Kabul etmediğiniz hayatımı bu dünya üzerindeki hiçbir şeye değişmem, ama sana bunlardan bahsedecek değilim. “ dedi, yüzü bu düşünceyle buruşmuştu. O anda aklına büyük anne’nin esas sorusu geldi, oturduğu yerde duruşunu dikleştirerek ” Benden istediğin şeyi yapmak için bazı araştırmalar yapmam gerek. Eğer böyle bir iksir varsa bile bir anda onu bulamam, yoksa… bu çok daha uzun zaman alacaktır. “ dedi, sesi kadını uyarır gibiydi, bunu bir anda yapamayacağını bilmesini istiyordu.
Onun bu cevabı üzerine Büyük anne’nin gözleri parladı, ” Yapacaksın yani? “ diye sordu teyit almak ister gibiydi, bunu gerçekten istediği belliydi. Feanor onun çaresizliğini görünce başıyla onaylayıp ” Deneyeceğim, en azından böyle bir iksir arayacağım ya da… yapmayı deneyeceğim. “ diye cevap verdi, ona yardımı olabilecek bir şey yapmayı hiç istemiyordu, ama kadının durumu gözünün önündeyken içi el vermemişti. Ona amcası kadar zaafı yoktu, fakat karşısındaki kadın artık… bitmişti, dahası onu incitebilecek hiçbir şey yapamazdı, yaptıklarını telafi etmesi için de çok geçti, ona beslediği öfke belki de hiç yok olmayacaktı ama nedense çok çabuk saklanma eğilimi vardı, hep bir şeylerin altına giriveriyordu bu öfkesi. Oturduğu koltuktan kalkıp kazağının kollarını tutup çekti ve ev cini Wood'u çağırdı, dışarı cisimlenip yavaşça içeri giren yaratığa çoktan bitmiş olan kahvaltısının boşlarını almasını söyledi, ev cini hemen istenileni yaparak sayıklamaları eşliğinde dışarı çıkıp tekrar cisimlendi. Feanor da derin bir iç geçirip ” Ben gitsem iyi olacak, hem diğerleri de seninle vakit geçirmeyi istiyorlar. “ dediğinde kadın başıyla onayladı, ifadesinden rahatlamış olduğunu anlayabiliyordu, gülüşü daha da yayılmıştı. Kapıdan çıkarken durup son bir kere daha döndü ve ona baktı, ardından aklından geçenleri içinde buhar edip yok etmişti.Kadın onların adını bile bilmiyor olmalıydı, konuştuktan sonra aklına gelen bu düşünceyle güldü ve odadan dışarı çıktı. Ardından kapıyı sessizce çekip derin bir nefes aldı, nasıl yapacaktı istediği iksiri? Böyle bir iksir varsa babası bun kesin biliyor olmalıydı, eğer yoksa… kendisi nasıl yapacaktı ki? Aklındaki sorularla birlikte hızlıca üst kata çıktı, burada bir şeyler bulmayı umarak etrafı karıştırmaya başladı, belki babasının notlarını aydınlatırsa orada kendisine yarayacak bir şeyler bulabilirdi, fakat öncesinde notları aydınlatmak için Latince bir kaynak bulmalıydı.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: Sırlar
« Yanıtla #1 : 25 Haziran, 2022 19:35:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Gecenin zifiri karanlığı kendini dışarıda göstermeye başladığında dahi Feanor arayışından vazgeçememişti, buradaki kitaplara bir an önce bakması ve varsa bir kaynak bulması gerekiyordu. Ne var ki tüm kitaplıklara bakmıştı fakat hiçbir şey bulamamıştı, burada bu kadar eski kitabın olduğu yerde hiçbir şey bulamazsa artık gerçekten farklı aksiyonlar alacaktı. Artık neredeyse pes edeceği sırada birkaç gün önce yengesinin ona gösterdiği bazı kaynakları masanın üzerinde gördü, kaşlarını çatarak sakince incelemeye başladı, bu kaynaklar oldukça eskiydi fakat bir çeviri için kullanabilirdi. O anda kitapları getirdiğinde dikkat etmemiş, masanın üzerine bırakmasını istemişti, fakat şimdi dönüp baktığında yengesinin tüm kütüphanede isteyebileceği iki kitabı ona getirdiğini görünce hem zaman kaybettiği için üzüldü hem de işine yarar bir şeyler bulduğu için sevindi. Heyecanla bu iki kitabı yanına aldı, yarın belki de tüm gün odasında çalışır ve bunları incelerdi, bu Latince’ den çevirilerin artık bir yere varmasını çaresizce istiyordu. Kitapları göğsüne sıkıca bastırıp seri adımlarla ofisten çıktı, büyük annesinin ondan yapmasını istediği iksirle ilgili bir şeyler bulabileceğini düşünmese de yanından hiç ayırmadığı iksir kitabını da bunun için kontrol etmeyi aklına not etti, hiçbir şey bulamazsa amcasına sorabilirdi. Kararlı bir biçimde odasına girip kapıyı kapattığı anda kitapları koltuğun üzerine bıraktı ve kıyafetlerini de çıkarıp yatağına gitti,çıplak kaldığında kendini yumuşak yüzeye bırakıverdi. Daha iki nefes almıştı ki uyku sessizce gelip yanına sokuluverdi ve ona sormadan Feanor'u kendi alemine doğru yolculuğa çıkardı.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: Sırlar
« Yanıtla #2 : 25 Haziran, 2022 20:03:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Gözlerini açtığında güneşin tepelerde olmasını umuyordu, ama dışarıdaki puslu havayı görünce şaşırdı, fazla uyumuş olmasına rağmen hava yeterince aydınlık değildi, yatağından doğrulup kollarını başının tam tepesine kaldırdı, birbirine bir tur doladığında omuzlarında ve kollarında hissettiği o tatlı ağrıyla yüzüne bir gülümseme yayıldı. Ardından sırtını iyice geriye doğru gererek vücudunun üst kısmını tamamen uyandırdı, ardından üzerinde hissetmeyi özlediği güneşin sarı huzmelerinin sıcaklığının hasretiyle yorganı atıp doğruca banyoya girdi. Havalar yavaş yavaş sıcak olsa bile hala serindi, Feanor kendini sıcak suyun altına attığı anda kas düğümlerinin hafif hafif çözüldüğünü hissedince rahatladı, saçlarının arasından akıp huylandıran su damlaları bir bütün halinde tüm vücudunu sarıyor ve ona çocukluğundaki battaniyesinin verdiği güveni veriyordu. Ama o bile Feanor'u tam anlamıyla kendini huzurlu hissetmesini sağlayamıyordu, burada istediğinden çok daha uzun zaman kalmıştı, artık kendi hayatına yeni adım atmalı, kendi evi olmalıydı. Ne var ki büyükanne’ye dün verdiği sözden sonra bu pek kolay olmayacaktı, onun için yepyeni bir iksir bulması gerekebilirdi ve bu en iyi şartlarda bile haftalarını alırdı. Derin bir iç geçirip aklındakileri toparlamaya dahi çalışmadan suya karışıp gittiklerini hayal etti, yaşlı kadına yardım etmeyi hem istiyor hem de istemiyordu, tam anlamıyla ikiye bölünmüştü. Onun yüzünü buruşturarak ettiği her hakaret gözünün önüne geldikçe Feanor bu yapmaktan vazgeçiyordu, fakat o anda yukarıda uyuyan yarı ölü hali gözlerinin önüne gelince kadını serbest bırakmak, bu son ricasına boyun eğmek geliyordu içinden. Ayrıca bu kadar kısa sürede bulacağı şeyin yararından ziyade zehirli bir etkisi olmayacağını kim, nereden bilebilirdi? Feanor bu konuda kendinden hiç emin değildi, genel anlamda malzemeleri iyi tanısa da birlikte etkileri bazen tahmin edilemez olabiliyordu, bu durum da iksir biliminin bilinmezlerindendi.

Banyodan çıkıp bornozunu üzerine geçirdi ve uzun siyah saçlarını sağa sola sallar, vanilyanın yoğun kokusu eşliğinde odasına geri döndüğünde içeride yengesini görmek Feanor'u korkutmuştu, bu korkuyla hızlanan kalp atışlarını yavaşlatma içgüdüsüyle elini göğsüne koydu, ” Yenge, ne yapıyorsun burada? “ diye sordu. Yengesi camın önünde oturduğu tekli koltuktan başını ona doğru döndürüp ” Ah, işte buradasın. “ deyip yüzüne yayılan gülümsemeyle parmaklarını siyah saçlarının arasından geçirdi. Yengesi çocukken onu hep büyülerdi, ilginç şekilde bir ilah gibi canlanırdı gözünde, şimdi tavırları ve yüzünün hatları onun kırklı yaşındaki haline çok benzese de hiçbir zaman etrafına onun gibi ışık saçmamıştı. Yetişkinliğinde bile ailesinin bu hiç solmayan ışıltılı gösterişinden ziyade babasının sade görünümüne sahipti, ne var ki kız kardeşi Jheny şaşılacak şekilde kendisinden çok annesine benziyordu. Saçlarının rengi ondan biraz daha açık adeta gümüşe benziyordu, gözleriyse ne annesi gibi gri-mor ne de kendisininki gibi yeşildi ama bu konuda da annesine daha yakın, mavi rengin en güzel tonundaydı. Gerçekten dün söylediğinde haklıydı. Kısa süre içinde daldığı bu düşünce balonundan yengesinin seslenmesiyle çıktı, ” Ne oldu? İyi uyuyamadın mı yoksa? “ diye sorduğunda hemen başını iki yana sallayıp bavuluna ilerledi, ” Yok, uyudum. Ama biliyorsun, evim dışında pek rahat hissetmiyorum. “ dedi kendine bavuldan giyecek bir şeyler çıkarırken. Onu başıyla onaylayan yengesi ” Biliyorum. Zaten küçükken de öyleydin. “ diye mırıldandı, söylemek istediği bir şey olduğu belliydi, Feanor bir an durup ona bu fırsatı vermeyi düşündüyse bile vazgeçti ve elindeki kıyafetlerle banyoya geri döndü, hızlıca üzerine dün giydiği pantolonu ve krem rengi bir boğazlı kazağı giyip saçlarındaki nemi havluya aldıktan sonra parmaklarıyla saçlarını tararken yengesinin yanına geri gitti.

Kadın hiç istifini bozmadan bir Yunan tanrıçası gibi asaletle otururken,Feamor onun karşısındaki koltuğun ucuna ilişti, bir iç geçirip konuşacağı sırada yengesinin doğrudan ” Dün ne konuştunuz büyük annen’ le? “ diye sordu. Bir an onun olandan bitenden haberi olduğunu düşündü, gözlerinde tam olarak neler olduğunu bilen fakat kendisinden duymayı isteyen bir bakış vardı, Feanor bu bakışları iyi biliyordu, derin bir nefes aldı ve sırtını yaslayıp ” Pek iyi şeyler konuşmadık, yenge. Yanına her gittiğimde beni sinirlendirmeyi nasıl başarıyor, bilmiyorum. Bir süre gayet güzel, hatta neredeyse eskisi gibi konuşmayı başarıyoruz ama bir anda öyle bir şey söylüyor ki… “ diye açıklarken dahi sinirleri ayaklanmaya başlamıştı. Birkaç derin nefesle kendini yatıştırmaya çalışırken yengesi kaşlarını çatarak ” Bunun sonu gelmeyecek, senin seçimlerinden hiçbirisi memnun değil ve bunu da dile getirmekten çekinmiyorlar. “ dedi, yengesinin bu sözü üzerine Feanor başka bir şeyler olduğunu anlamıştı. Gözlerini kısarak ona baktı, yüzündeki ifadeye baktığında sadece hoşnutsuz olduğunu görebiliyordu ve bunu görmek için dikkatle incelemeye gerek de yoktu, ” Bir şey olmuş, yenge. Seni rahatsız eden bir durum var. “ deyip konuşmasına fırsat vermeden hemen ” Söyle, lütfen. Zaten ikimizin de burada olmaktan memnun olmadığı açık, beklemediğimiz bir şey olamaz. “ diye biraz olsun umursamaz davranmaya çalışmıştı. Yengesi derin bir iç geçirip bir süre bekledi, camdan dışarı bakarken ” Rheya… dün buradaydı ve tabi ki konu dönüp dolaşıp sana geldi. “ dediğinde Feanor meraklanmıştı, halası her ne yapmışsa yengesi buna içerlemiş gibi görünüyordu, kadın dirseğini kolçağa koyup çenesini eline yasladı ve ” Sana büyücülük dünyasının erdemlerini, bir büyücü olmanın önemini, saf kanımızın değerini gerektiği şekilde aşılayamadığım için bunların olduğunu söyledi. “ dedi, sesinden buna gücendiği açıkça belli oluyordu, nasıl gücenmesin, ona adeta miras kalan Feanor'u yetiştiremediğini söylemişti.

Feanor şaşkınlıktan ağzının açılmasını engelleyememişti, kendisine söyledikleri bir yere kadar katlanılabilirdi ama yengesine söyledikleri sınırı aşıyordu, kocaman olmuş çam yeşili gözleriyle ona bakarken ” Yenge, burada kalmak zorunda değiliz. Bana söylediklerini bir yere kadar görmezden gelebilirim veya gereken cevabı veririm. Ama sana bu şekilde davranmaları, halamın böyle hadsiz bir söz etmesi… “ deyip durdu. Yengesi’ nin aldığı öfkeli nefesten daha fazlası olduğunu anlamıştı, kaşlarını çatıp ” Bir şeyler daha olmuş. “ diye mırıldandı, yengesiyle arasındaki ilişkiden bunu rahatlıkla söyleyebiliyordu. Kadın gergin bir gülüşle kaşlarını kaldırıp ” Charles da burada. Rheya’ nın sözleri üzerine söz söylemeden yapamadı, amcanı da sinirlendirdi. Büyük anne yanlarına ev cini Wood'u göndermeseydi işler daha da çirkinleşecekti. “ diye kısaca açıkladı, Feanor bir an ne kadar çirkinleştiğini merak etse de bunu sormadı. Onun yerine derin bir iç çekerek ” Buradan ne kadar çabuk gidersek o kadar iyi olacak sanırım. “ deyip yerinden kalktı, yengesinin şaşkın bakışları arasında yeni bulduğu kitapları aldı, eski notların ve evde bulduğu kitabı da alıp yengesinin yanına geri döndü. Şaşkın bakışlarını bir kitaplara bir Feanor'a değdirerek neler olduğunu anlamaya çalıştı, Feanor gülerek ” bunlar bana geçen gün getirdiğin kitaplar, içlerinde işime yarabileceğini düşündüğüm şeyler varmış, bunlar da… “ derken yengesi elindeki notları çekerek aldı, şaşkınlıkla dolu bir ton ile ” Bunlar amcanın notları! “ dedi, sesi biraz fazla yüksek çıkmıştı. Feanor notları yengesinin alıp kaşlarını çatarak ” Olabilir, ne olduklarını öğrenip ona geri getirecektim. “ deyip çoğunu anlamadığı yazılara tekrar göz gezdirdi, ” Ama bir türlü çözemedim. “ dedi, sesinde bu durumdan dolayı duyduğu sitem vardı.

Yengesi kaşlarını çatarak ona baktı, ” Feanor, amcan bu notları ne kadar aradı, biliyor musun? Artık çocuk olmadığın için seni azarlayacak değilim. “ dediği sırada Feanor gözlerini devirerek ” Merak etme yenge, senin yerine bunu yapanlar var zaten. “ dedi bir iç geçirip. Gülüşünü bastırmaya çalışan yengesi sahte bir kızgınlıkla ” Ama yaptığın kısmen yanlış. “ deyiverdi, bunun ne demek olduğunu düşünen Feanor merakla gözlerini kısarak ” Ne demek kısmen yanlış? “ diye sordu. Bunu yakalayacağını tahmin eden yengesi bir iç geçirip ” O notlar amcana da ait değil. Onları bir yerden buldu, ama senin gibi doğrudan almadı. Bunun yerine kopyasını çıkarıp kendine aldı. “ dediğinde Feanor kahkahalara boğuldu, demek amcasının olan bir şeyi almamıştı, onun bu halini görünce yengesi de daha fazla dayanamayıp gülmeye başlamıştı. Biraz sonra Feanor kahkahalarını bastırdı ve ” Burada ne bulacağımı bilmiyorum, yenge. Ama bulduğum şey beni buradan bir an önce çıkarsa iyi olur. “ dediğinde yengesi bir anda ciddileşti, omurgasını dikleştirip ona doğru eğilerek yaklaştı ve ” Bu da ne demek şimdi? “ diye sordu. Dün yaptıkları konuşmada büyükanne’nin kendisinden istediği iksirden bahsetmeye başladı, bunu yaparken konuşmalarının detayından bahsetmedi tabi, ama kadının da artık huzurla acı çekmeden ölmeyi istediğini söyleyince ” O kadın bunu hak etmiyor, Feanor. Senin büyük bir yüreğin var ve onu görünce üzüldüğünü biliyorum, amcan yıkılmıştı. Ama o senin bu iyiliğini hak etmiyor. “ dedi, hiddetlenmeye başlamıştı e bu çok belli oluyordu. Feanor bakışlarını yere indirip biraz bekledi, ne demesi gerektiği konusunda hiçbir fikri yoktu, ” Bilmiyorum, yenge. Ben de kendime aynı şeyi söyledim, ama ne kadar çabuk… buradaki işim biterse o kadar çabuk kendi hayatıma dönebilirim, diye düşündüm o anda. “ diye açıklamaya çalıştı, bu düşüncesi şu an kendisine de mantıksız geliyordu fakat kabul etmişti.

Yengesi kaşlarını çatarak tekrar geri yaslandı, bir süre Feanor'u inceledi, onun yüzündeki mahzun ifadeyi görünce tavrını biraz yumuşattı, ” Bu senin kararın tabi, ama… nasıl bir şey yapman gerekiyor? “ diye ilgisini başka yere yönlendirdi. Feanor çam yeşili gözlerini ona çevirip ” Bilmiyorum, olan bir iksir işine yarar mı, emin değilim. Ama olmayan bir şeyi yapmak… bu çok zor bir şey. “ diye fikrini söyledi, ardından kucağında duran notları ve kitapları önündeki sehpanın üzerine bırakıp yerinden kalktı, ” Büyük annenin iksirlerinden yapayım, lazım olacak gibi görünüyor. Gelmek ister misin?“ diye sordu, yengesi onu başıyla onaylayıp yerinden kalktı ve beraber odadan çıktılar. Bu sırada hemen ev cini Wood'u çağırıp yukarı, tavan arasına kahvaltı için bir şeyler getirmesini istedi, merdivenleri çıkarlarken büyükanne’nin odasının önünden geçerlerken halasını görünce Feanor ona hiç bakmadan doğruca yukarı çıktı, yengesi de hemen arkasındaydı. Geniş odaya girdiklerinde yengesi geçip koltuğa oturduğunda Feanor hemen masadaki kitabı eline aldı, ” İlginç şekilde iksirlerle uğraşmak aklımı boşaltıyor, kendimi bu işe verince… nerede olduğumun bir önemi olmuyor. “ dedi yengesine, bir yandan da masaya bıraktığı listeye bakıp bugün ne yapabileceğini düşünüyordu, iki tane iksiri gözüne kestirince hemen işe koyuldu.

Kitabı eline alıp ilk olarak Felç Önleyici İksir için gereken malzemeler için dolaba yöneldi, ilk olarak kuru malzemelerin bulunduğu dolabın önünde adamotu kökü aradı, bulduğunda hemen alıp unicorn boynuzu aradı, bu nadir malzemeden burada da fazla kalmamıştı, ama amcası gerektiği takdirde mutlaka bulurdu. Kuru otların önünde etiketleri incelerken yoğun kokulu kekiği görünce kitapta yazan miktarda çekip aldı ve ortadaki geniş tezgaha bırakıp sıvıların bulunduğu dolaba yöneldi, onu izleyen yengesi ” Çok düzenli ve sistemlisin. Malzemelerin yerini de hemen öğrenmişsin. “ diye mırıldandı. Feanor balı almış mor hellebore şurubunu ararken ” Evet, bu şekilde daha kolay oluyor ya da sadece alışkanlık. “diyerek cevap verdi, dikkati malzemelerdeydi, moondew çiçeği özünün bulunduğu şişeyi alıp cızkıpır özünü ve kanguru sütünü hızlıca aşağı raflarda bulduktan sonra unuttuğu son katı malzeme için bakındı etrafına. En sonunda bir kavanozun içinde çürümeyi önleyen bir sıvının içindeki cinperi kulaklarını aldı ve dolu kollarındaki şişeleri ve kavanozları tezgaha bıraktı, hemen sonra küçük gaz ocağını ve yükselticiyi yerleştirip altın kazanı yerleştirdi. Beherin içine gereken miktarda suyu doldurmak için asasını doğrultup ” Aguamenti. “ diye mırıldandı, hemen asasının ucundan çıkan suyun istediği çizgiye kadar yükselmesini bekledi. Su istediği yere geldiğinde hemen kazanın içine boşalttı ve sıcaklığı kitabında yazan tarifteki gibi ayarladı. Ardından balın miktarını ayarlarken ” Bazı iksirlerde bal, su gibi kullanılan temel bir malzeme, bunun sebebini hiç anlayamadım, biliyor musun? “ diye mırıldandı, yengesi pür dikkat onu izlerken ” Ben okul zamanında yaparken bununla ilgili balın bazı malzemelerin etkisinde yükseltici bir etkisi olduğundan bahsetmişlerdi. “ diye cevapladı, Feanor'un her hareketini özümsüyordu adeta.




Kazana eklediği balın kavanozunu kapatırken yengesine dönüp ” Bunu bize de söylemişlerdi, ama neden işte? Buna dair kaynaklarda çok farklı şeyler vardı, bu sebeple hiç araştırma sebebi bulamadım “ diye açıkladı, ardından kitaptaki tarifi kontrol edip yazan adımı uygulayabilmek için pirinç teraziyi önüne çekti. Dikkatlice göz kararı biraz adamotu kökü kesip tarttı, tarifte yazan miktarı ayarladıktan sonra bütün halinde kazana attı, yazdığı gibi karışımının saat yönünde döndüğünü hayalinde canlandırırken asasıyla kazanın dışından bir tur atmaya başlarken mırıldandı büyülü sözleri. Hayalindeki gibi çok açık sarı renkteki karışım dönerken içindeki adamotu kökü kazanın yan yüzeyine doğru çekildi. Turu bittikten sonra hiç durmadan yeni bir tura başladı, adamotu kökünün biraz daha dışa çekildiğini hayal ederken büyülü sözleri yine sözleri tekrar ettiğinde beklediği tepkiyi alınca gülümsedi. Asasını son turu için kazanın dışından çevirirken artık ortadaki girdabın da genişlediğini hayal etti, büyülü sözleri tekrarladığında karışım biraz hızlandı, büyüyü sonlandırdıktan sonra birkaç tur daha dönüp yavaşlayarak durdu. Hemen ardından ocağın küçük butonundan sıcaklığı artırdı ve kitapta yazan süre boyunca bakışlarını saatten ayırmadan bekledi, ardından yine yazan sıcaklık ayarına düşürdü. Küçük ölçü beherine cızkıpır özünü dökerek hemen kazana ekledi, ” Bir yerde cızkıpır özünün alınmasının çok zor olduğunu okumuştum. İksirlerde az miktarda kullandığımız kadarı bile birkaç tane yaratıktan alınıyormuş. “ diye bilgi verdi, yengesinin onu dinlerken ve izlerken yüzüne yerleşen gülümseme genişlemişti, ” Çok küçük canlılar, ne kadar öz çıkabilir ki zaten. “ diye yorum yaptı, yengesi de tezgahtaki malzemelerin daha birçoğunu kullanılmadığının farkındaydı.

O sırada hemen başka bir şişeden moondew çiçeği özünü alıp tarifte istenen kadarını beherle ölçerek ayarlayan Feanor ona cevap vermemişti, tekrar iksire yoğunlaşmıştı, dikkati dağılırsa çok değerli malzemeleri kaybedebilirdi. Çiçek özünü dikkatlice ekledikten sonra karaçam ağacından yapılma asasını sıkıca kavrayıp saat yönünün tersine kazanın dışından döndürerek büyülü sözleri söyledi, bu sırada içinde bulunan tek katı malzeme olan yumuşamış adamotu kökünün tekrar döndüğünü hayal etti. Tam da bu şekilde sıvının içinde dönen kökü izlerken durmadan asasını sağdan sola doğru bir kere daha götürüp tekrar başladığı noktaya dönerken karışımın dönme ivmesinin arttığını canlandırdı ve sözleri yineledi. İstediği gibi dönen karışımı görünce gülümseyerek kitabı kontrol etti, demlenme adımının geldiğini görünce hemen asasını bırakmadan soldan sağa aşağı indirip daha da sağa yukarı, bir ucu uzun V şekli çizerek büyülü sözleri söyledi, bu sayede yaptığı bütün tılsımların büyülü enerjisi karışıma işlemiş olacaktı. Kitabına baktığında bu aşamada karışımın renginin mavi ile mor arasında bir renkte olması gerektiği yazıyordu, az önce baktığında gördüğü rengi teyit etmek için çam yeşili gözlerini kazanın içine indirince gördüğü renkten memnun bir biçimde gülümsedi. Burnuna dolan koku ise biraz genzini yakıyordu, fakat bunun da olması gereken bir şey olduğunu okuyunca rahatladı. Gülümseyerek yengesinin yanına dönüp tahta bir sandalye çekti ve karışımın demlenmesini beklerken kahvaltısını yapmaya başladı, o kahvesinden bir yudum alırken yengesi ona hayran gözlerle bakıyordu, ” Sen gerçekten iksirlere baban kadar tutkunsun. O da böyle kendinden geçerdi yaparken. “ dedi yüzündeki gülümsemeyle, hep kendisine benzemesini umduğunu Feanor da biliyordu.

Çikolata kremasından yerken yengesinin sözlerini duyunca hem biraz şaşırdı hem de memnun olmuştu, yengesinin bu sözleri söylemesi üzerine ” Ona fazla benziyorum. “ dedi gülerek. Ardından yengesi de bir kahkaha attı, Feanor'un birkaç lokma yemesini bekledikten sonra ” bu yaptığın iksir ne için? “ diye sordu.Feanor derin bir iç geçirip Felç Önleyici İksir’ i anlatmaya başladı, bu iksir felç geçirenleri iyileştirmek için kullanılan iyileştirici bir iksirdi, zaten listede olan tüm iksirlerin ortak özelliği iyileştirici olmalarıydı. Yaptığı bu iksirle doğal hastalık şeklinde gelişen felci iyileştirilebileceği gibi Tam Vücut bağlama Laneti’ ni de bozabilirdi, ama büyük anne için felç kısmı geçerli olmalıydı, ” Bu iksiri kullanıyorsa durumu hiç iyi değil demektir, yenge. “ deyip devam etti. İksirin diğer bir etkisi de büyülenmiş nesnelerin veya sihirli yaratıkların sebep olduğu felçlere çare olmasıydı, ” Amcam bunu neden kullanıyor acaba? Bilmiyorum ama dikkatli olmak gerek bu iksiri kullanırken. “ diye ekledi ve fazlasının büyük annesinde ters etki yapabileceğini, felç halini çözmek yerine durumunu değiştirmeyebileceğini hatta daha da ağırlaştırabileceğini söyledi. Ayrıca yanlış yapıldığı takdirde büyük büyük annesi içtiği anda inme inmesi gibi kalıcı bir hasar da verebilirdi.

Bunu duyan yengesi şaşırmıştı, ama yüzünde üzgün olduğunu gösteren bir ifade yoktu, ” bu kötü bir durum tabi, ama sonuçta iksiri sen yapıyorsun ve şu ana kadar doğru gidiyorsun gibi görünüyor. “ diyerek onu biraz rahatlatmaya çalıştı sadece. Feanor derin bir nefes alıp saate baktı, demlenme süresinin sonuna yaklaşıyordu, bir iki lokma daha yedikten sonra kalkıp kullandığı materyalleri Akla Pakla yaparak temizledi ve malzemeleri yerine kaldırdı.

Demlenme süresinin sonuna geldiğinde tezgahı dolanıp mermer havanı eline alıp içine kekikleri koyarak tokmakla ezmeye başladı, bu kuru bir ot olduğu için çok uğraşmamıştı, hızlıca istediği gibi ufalanıp toz haline gelmişti. Bu kekik tozunu kazana ekledikten sonra bir maşa yardımıyla cinperi kulaklarından kitapta yazan miktarda alıp kazandaki karışımın içine atıverdi, cinperilerin haylaz yaratıklar olduğunu biliyordu, belki de o enerjik hallerinde dolayı bu iksirde yerler vardı ama neden kulakları, diye düşünmeden edememişti Feanor bu iksiri ilk öğrendiğinde. Kitaptaki yeni adımı kontrol ettiğinde hemen ocağın düğmesini çevirip sıcaklığı artırdı, beklemesi gereken süre kısmen uzundu, bu sebeple kulakların bulunduğu kavanozu hemen kaldırdı. Geri döndüğünde sürenin bitmesini bekledikten sonra düğmeyle oynayarak sıcaklığı tekrar düşürdü. Ardından gelen adımı bildiğinden karaçam ağacından yapılma asasını alıp karışımın dışında, kazanın çevresinde döndürdü, büyülü sözleri söylediği sırada sıvının da aynı yöne dönmesini bekledi. Sonuç beklediğini gibi olup sıvı ve içindeki parçacıklar dönerken duruşunu hiç bozmadan turu devam ettirerek bir kere daha aynısını yaptı, dönen sıvının ataletinin arttığını hayal etti ve büyülü sözleri dile getirdi. Karışımı tam da istediği gibi hızlanarak döndüğünde gülümsedi, bir kere daha aynı tura başlarken artık sıvının ortaya doğru hafifçe çöktüğünü ve sıvıların da katlar gibi kenara kaçmaya başladığını düşünerek büyülü sözlerini tekrarladı. Hemen beklediği tepkiyi aldığında artık son kez bunu tekrarlaması gerekiyordu, sakin bir bilek hareketiyle bir kere daha asasını kazan çevresinde döndürürken artık sıvının da iyice kazanın çeperine doğru gerilediğini hayal ederek büyülü sözleri tekrarladı son kez.
Sözlerin etkisiyle iyice ivmelenen karışımı rahat bıraktı, kazanın içindekiler yavaşlayıp durana kadar Feanor da tarifini kontrol etti, bu adımda yine sıcaklığı artırması gerekiyordu, öyle de yaptı. Sonrasında küçük behere dikkatlice mor hellebore şurubundan tarifinde yazan miktarda döktü, iki kere miktarı kontrol etmesinin ardından malzemeyi kazandaki karışıma ekledi ve hemen asasına sarılıp ucunu kazanın dışına hafifçe sürerek saat yönünde bir tur döndürmeye başladı. Daha yeni yayılmaya başlayan mor renkli sıvının dönüşün etkisiyle daha çabuk karıştığını hayal ederek büyülü sözlerin ağzından dökülmesine izin verdi. Ardından hemen turunu devam ettirerek o mor renkli hellebore şurubunu artık iyice nüfuz ettiğini ve sıvı kısmın tek renk olduğunu düşünerek bir kere daha sözleri tekrar etti. Ahenkle dönen sıvının içine eklemek için şişesinde duran moondew çiçeği özünden de gereken miktarda behere doldurdu, iki kere özellikle kontrol edip dikkatlice etrafa dökmeden kazanın içine aktardı. Hemen sonraki adımdan emin olmak için kitabına baktı, ardından asasını tekrardan kazanın çevresinde sürüyerek tekrar sıvının girdiği ortama adapte olmasını sağlamak için büyülü sözleri söyledi. Asasının tek turu biterken hemen ikinciye başladı, karışımın sıvı kısmının artık tamamen eşit olduğunu hayal ederek iksirini yönlendirecek büyülü sözleri tekrar etti. Tamamlanan büyünün etkisiyle yavaşlayarak dönen karışımın sıcaklığı tarife göre düşürülüyordu, Feanor bu detayı atlamadığına memnun olup hemen sıcaklığı düşürdü, ardından asasının ucunu soldan başlatarak sağ alt köşeye indirdikten sonra tekrar sağ tarafa doğru yukarı doğru bir tik gibi kaldırdı, bu esnada da büyülü sözleri söyleyerek karışımı demlenmeye bıraktı.

Bu iksir üç aşamalı olduğundan biraz zorlayıcı görünüyordu, oldukça meşakkatli bir iksirdi. Kitabı kontrol etti, yazana göre yaptığı iksirin rengini olması gerektiği yazan renkle karşılaştırdı, baktığında tıpkı gösterildiği gibi çok koyu, geceyi andıran bir mor renkteydi, tüm tavan arasını yayılan buharının kokusu şekerli çiçek özlerinin kokusunu andırıyordu, ilk aşama kadar şekerli değildi ama hala tatlıydı. Bu aşama sonunda beklemesi gereken süre oldukça az olduğundan hızlıca kullandığı malzemeleri kaldırdı, havan ve diğer kullandığı materyalleri de Akla Pakla ile temizledi, yengesi onu pür dikkat izlerken dikkatini yaptıklarına verdiği belli olan bir ifadeyle ” Ne kadar bekleyeceksin şimdi? “ diye sordu. Feanor dolaba malzemeleri yerleştirirken ona dönüp ” Çok değil bu sefer bir on dakika civarında bekleyeceğiz. “ diye yanıtladı ve kadının yanına geri dönüp ahşap sandalyeye oturdu, kahvaltısı bitmiş olsa da çikolata kremasından bir kaşık daha alıp şekerli tadının genzinden geçerken bıraktığı hafif yanmayı hissederken ” Bu tariften elli mililitre çıkıyormuş, toplam beş kere kullanabilecek, sonrasında… “ deyip omuzlarını silkti, yengesi başıyla onaylarken ” Umarım burada depolamak için gereken mor şişelerden vardır. “ diye mırıldandı, yengesi dalgın bir gülüşle ” Amcan burayı kendi iksir ofisine çevirdi, büyük anne için tüm iksirleri o yapıyordu. “ diye açıkladı. Derin bir iç geçiren Feanor başıyla onaylayıp saate baktı, vakit geçip gitmişti bile, hemen kitabı kontrol edip adımı inceledi. İlk olarak dikkatlice bütün halindeki adamotu kökünü kazanın içinden çıkarıp genişçe bir tabağın içine bıraktı, ardından asasını çıkardı, ucunu behere doğrultup içine su dolduğunu hayalinde canlandırarak ” Aguamenti. “ diye suyun istediği çizgiye kadar dolmasını ekledi, ardından dikkatle kazana boşalttı.

Kitapta gözüne değen adımı kontrol edip teyit ettikten sonra sıcaklığı yazan dereceye yükseltti, kısa bir süre beklemesi gerektiği için gözünü saatten ayırmadan saniyelerin geçmesini bekledi, sonrasında ocağın altından ateşin derecesini düşürdü. Temizlediği mermer havanını tekrar önüne çekip içine yazan miktardaki unicorn boynuzunu koyup biraz ezdi, boynuz toz hanine geldiğinde çıkardığı adamotunu da içine koyup döverek birbirine karışmasını ve koyu bir krema, bir macun kıvamı almasını sağladı. Havanda birleştirdiği malzemeleri kazana ekleyip karaçam ağacından yapılan asasını eline alıp kazanın dışından saat yönünün tersine ucunu çevirdi, bu sırada büyük ölçüde sıvı olan karışımın döndüğünü düşünerek büyülü sözleri söyleyerek iksiri şekillendirdi. Tam beklediği gibi karışmaya başlayan sıvının harekete devam etmesi için ikinci bir tura başladı, biraz daha hızlanarak döndüğünü hayalinde canlandırırken büyülü sözleri dillendirdi. Yavaşça üçüncü tura geçerken karışımın iyice hızlandığını hayal ederken artık iksirin sonlarına geldiğini tahmin etti. Büyülü sözleri söyleyerek istediği etkinin şekillendiğini görünce hemen son tur için asasını ucunu bir kere daha çevirdi, artık iyice ivmelenen karışımı son bir kere karıştırmak için büyülü sözleri bir kere daha söyleyip asasının dönüşünü sonlandırınca kendi ataletiyle dönen sıvıya biraz baktı. Sonra mor hellebore şurubu şişesini eline alıp küçük behere koyarak kitaptaki tarifte yazan miktarda ölçtü, bu çiçeğin şurubu oldukça değerli olduğundan dökmeden dikkatlice kazana ekledi. Hemen sonrasında ileride bırakmış olduğu seyrek beyaz sıvının bulunduğu şişeyi alıp dikkatlice ölçtü, kanguru sütünü de gereken miktarda alıp kazanın içine döktükten sonra tekrar asasına sarıldı.

Derin bir nefes alıp tekrar ucunu kazana doğrulttu ve bu sefer saat yönünde döndüğünü düşünerek büyülü sözleri seslendirdi, beklediği şekilde yavaşça dönmeye başlayan sıvının çevresinde, asasını son turu için bir kere daha zarif bir bilek hareketiyle çevirirken büyülü sözlerin sese dökülerek yayılmasına izin verdi. Kitabı kontrol ettiğinde artık son aşamanın da sonuna geldiğini ve demlenmesi için iksirini bırakması gerektiğini görünce rahatladı, neyse ki bir sorunla karşılaşmadan tamamlamıştı iksiri. Hemen kitabından iksirin depolanma koşullarını kontrol etti, aklında kaldığı gibi ışık alan fakat serin bir yerde muhafaza etmesi yeterli olacaktı, yengesinin önündeki parşömeni alıp masanın üzerinde duran tüy kalemi mürekkebe batırdı, iksir şişesini nereye bırakacağını amcasına not ettikten sonra beklemek üzere yerine oturdu.

Yengesi heyecan ve merak dolu gözlerle bir parşömene bir de Feanor'a bakarak ” Demek amcan bundan bahsediyordu. “ diye mırıldnadı, Feanor'un yüzündeki bakışı görünce hemen ” Senin tam bir iksir hayranı olduğunu, her şeyi en ince detayına kadar düşündüğünü söylemişti. İksirler normalde hemen kullanılacaksa bu koşullara uymayı pek sevmiyor amcan. Ama sen her birine uygun bir yer bulup onları da yazınca hoşuna gitmiş. “ diye açıkladı durumu. Feanor bu duyduğuna gülerek omuzlarını silkti, ” Eğitim aldığım insanlar bu şekilde yapı diyorlardı, kendim yapmazsam biraz saçma olurdu. Hem… bunları umarım hemen kullanmaz. “ diye temenni etti, acil bir ihtiyaç olduğunu hiç düşünmemişti fakat öyleyse durum düşündüğünden de kötü demekti. Buraya geldiğinden beri duran çikolata kremasından bir kaşık daha alıp saate baktı, bu süre içinde ne yapabileceğine dair fikri yoktu, fakat yengesi merak dolu bir sesle ” Büyük anne için yapabileceğin birkaç şey buldum, ama… bilmiyorum, tam olarak istediği şey olur mu? “ dediğinde Feanor da merak etmişti. Kaşlarını çatarak saati kontrol etti ardından yengesine dönüp ” Aslını istersen Huzur İksiri olabilir veya Yaşayan Ölüm İksiri, her ne kadar kulağa kötü gelse de en güçlü uyku iksiri ve daimi bir biçimde uyumasını sağlayacak başka bir şeyi bu kadar kısa sürede yapamam. “ diye fikrini söyledi. Bir iç geçiren yengesi sakin bir sesle ” Benim de aklımdan Yaşayan Ölüm geçti, ama… kendi başına bir şeyler denemeyi düşünmediğini varsayıyorum. “ diye tahmin ettiğinde Feanor başını iki yana salladı, ” Hayır, artık emin oldum kendim bir şeyler yaratamam, hele de bu kadar kısa zamanda. Zamanında yapan cadı ve büyücüler ya etkileri sonucu zarar verdiler ya da çok uzun uğraşlar sonucu bir yere vardılar ve burada öyle bir zamanımız veya riske girecek lüksümüz yok. “ diye fikrini söyledi, yengesi başıyla onaylarken aklından geçen düşüncelerin pek de parlak olmadığını anlamak için gözlerine bakmak yetmişti.

Feanor bunu sormayı düşündüyse bile vazgeçti, deneysel çalışmaya yönelseydi çıkabilecek sorunların kendisi de farkında, bu sebeple büyük annesine bunu yapamazdı, ama yengesi o karanlık ifadesiyle ” Aslında… “ deyip etrafına bakındı ve sesini iyice alçalttı. ” Sonsuza kadar uyumayı kendisi istiyor, ona uyuyabileceği değil de… asıl istediğini verecek bir şey yapsan? “ diye fikir belirtti, sesi o kadar kısıktı ki dudaklarını okuyarak ne demek istediğini tam olarak anlayabildi, anladığı anda da dehşete düştü. Şaşkınlıktan kocaman olmuş gözlerle ” Yenge, sen ne dediğinin fakında mısın? “ diye sordu, sadece bu çıkabilmişti ağzından, yengesi hemen onu sakinleştirmek için ” Bak, öyle bir şey değil. Kadın zaten ölmeyi istiyor, Feanor. Bunu ona daha erken vermek kötülük değil iyilik olur. “ diye açıkladı, fakat bu Feanor'un aklına yatmıyordu, mantıklı düşündüğünde böyle bir şey onun için imkansızdı. Çok uzun gelen bir an düşündükten sonra ” Yenge, bunu benim yaptığım anlaşılır, o zaman bırak aileden dışlanmayı doğruca… “ diye başladı ama devam edemedi, bu düşünce bile korkunçken yengesinin ona böyle bir şeyi önermesi çok daha korkunçtu. O an yengesinin gözündeki öfke ve hırsı görünce korktu, kim bilir aklına ne gelmişti de bu kadar sinirlenmiş ve böyle bir şeyi Feanor'a önerecek kadar gözü dönmüştü. Sakin kalmaya ve onu da mantığa davet etmeye çalışan Feanor ” Hem… bu kadının ölümü ne sana ne de bana bir yarar sağlar. Ben kısa süre sonra zaten gideceğim, isteğini yerine getirdim ve amcamı da memnun ettiğimi düşünüyorum. Bundan sonrasında ölmesi veya yaşaması… benim için pek bir şey ifade etmiyor. “ dedi, buraya geldiğinden beri bu fikirleri fazlasıyla netleşmişti. Artık yengesi ve amcası belki bir de Henry dışında buradaki herkes onun için sadece birer tanıdıktı, onlar için tıpkı büyükanne’ye üzüldüğü gibi üzülebilirdi ama artık kesinlikle bir aile bağı kalmadığını anlamıştı.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: Sırlar
« Yanıtla #3 : 26 Haziran, 2022 11:44:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Korku dolu bir kabusla gözlerini açtı, yattığı yerde doğrulduğunda nefesleri hala fazla hızlıydı, yaptığı şeyden dolayı içi hiç rahat değildi, bu da zaten huzursuz olan uykularına kabusları musallat ediyordu. Bir iç geçirip sırtını yatağın başına yasladı, bugün hızlıca işlerini halledip gitmesi gerekiyordu ve dışarıdaki havaya bakılırsa fazla zamanı da kalmamıştı. Birkaç nefesle hala hızlı olan nabzını yavaşlattı ve yattığı yerden kalkıp banyoya girdi, ılık suyun etkisiyle kasları anında canlandı, suyun dinginleştirici etkisiyle vücudu rahatlayıverdi. Dün dostuna yazdığı mektupta onlarla istedikleri yerde görüşeceklerini söylemişti ve bunu da yapmak niyetindeydi, hızlıca nanenin tatlı yoğun kokusu eşliğinde banyodan çıkıp odasına geçti, üzerine çantasından çıkardığı siyah bir cübbeyi giyip asasını aldı, ” Locomotor. “ diyerek zarif bir hareketle savurduğunda tüm eşyaları aheste aheste havada süzülerek olmalarını hayal ettiği yere gitti. Bu sırada Feanor saçındaki havluyu çıkarıp saçlarının nemini aldıktan sonra parmaklarıyla taradı. Ardından her şeyinin hazır olduğuna karar verip hızlıca notlarını ve yeni bulduğu kitaplarla beraber kullandığı tüm kaynakları küçük çantasının içine koydu, başucunda duran kar küresini ve kolyesini de çantaya attıktan sonra gitmek için hazırdı, ama yapması gereken çok önemli bir iş vardı. Derin bir nefes alıp ev cini Wood'u çağırdı ve eşyalarını aşağı götürmesini ve kendisine orada kahvaltılık bir şeyler hazırlamasını istedi, ev cini isteği üzerine yerlere kadar eğilerek büyük çantayı sırtlandığı gibi yok oluverdi. Onun ardından Feanor sakin adımlarla yukarı, tavan arasındaki odaya çıktı, yengesi konuşmalarından beri onun yanına gelmemişti, amcası da büyük ihtimal aşağıdaydı veya dikkatini dağıtmak için bir şeylerle uğraşıyordu.
Yukarı çıkıp ofise girdiğinde amcasını görünce şaşırmadan edemedi, kocaman olmuş gözlerle ” Günaydın, amca. Burada ne yapıyorsun? “ diye sordu yavaşça koltuğa ilerlerken. Anthony gülümseyerek ” Sana da günaydın. Büyük anne için iksir yapıyordum, senin yaptıkların haricinde biri daha bitmek üzere. “ deyip malzemeleri tezgaha taşırken merak dolu gözlerle ” Hem sen neden buradasın? Dostlarınla buluşmak için çoktan gittiğini sanıyordum. “ dediğinde Feanor ilginç şekilde çok soğukkanlıydı. Yüzüne bir gülümseme yerleştirip ” Evet, gitmeden önce buraya bir geleyim istemiştim, sen ve yengemin aşağıda olduğunuzu düşünüyordum, veda etmeye gelecektim. Ama burada yardıma ihtiyacın varsa birkaç saat daha kalabilirim. “ diye yanıtladı sakince, amcası da gülümseyerek onaylarken ” Olabilir aslında, ama sen gideceksin… “ derken Feanor onun sözünü kesti. ” Merak etme, amca.Dostlarımla sonra da buluşabilirim, sana yardım edebilirim. “ dedi, ama Anthony gülerek başını iki yana salladı, ” Hayır, gerek yok ben hallederim. Sen onlara geç kalma, hem biraz diğerleriyle de vakit geçirmelisin. “ dedi, Feanor bunu duyunca ima dolu bir kahkaha attı. Onlar her ne kadar babasının ailesi olsa da onun için aile değillerdi, kendi ailesini aşağılamaya çalıştıkları sürece bu düşüncesinin değişeceğini de sanmıyordu, yine de amcasına bunu doğrudan söylemek yerine ” Onların benimle vakit geçirdiklerine pek memnun olacaklarını sanmıyorum, amca. “ deyip bakışlarını tezgahın üzerine çevirdi, ” Burada sen ve yengemden başka kimse beni gördüğüne memnun değil… belki bir de Henry. “ dedi duygusuz, sakin bir sesle, buna kırıldığı için söylemiyordu, bir durumu belirtiyordu sadece.
Amcası hemen yaptığı işi bırakıp yanına geldi, dün kendisinin oturduğu sandalyeye ilişti ve elini tutup ” Feanor, onlar bizim ailemiz. Biliyorum fikirleri bizimle kesinlikle uyuşmuyor, fakat… “ derken Feanor onun sözünü çok kesin bir tavırla kesti, ” Benim ailem Londra’ da, amca. Sen ve yengem dışında burada kimse yok benim için. “ dedi, sesindeki soğukluk bir anda odayı kaplamıştı. Onun bu kesin konuşması üzerine büyücü çok şaşırdı, Feanor bunu kendisininkiler gibi çam ormanlarını andıran yeşil gözlerinden anlayabiliyordu, ona bu kadar sert konuşmak istememişti fakat onun kalbi kırılmasın diye yeterince aşağılama dinlemişti buraya geldiğinden beri. Tuttuğu elini sıkan amcası” Böyle düşünmen beni üzdü, açıkçası. Buradaki herkes seni çok seviyor ve sana değer veriyor. Büyük annenin seni son defa görmek için bu kadar ısrar etmesinin sebebi de bu. “ dedi fısıldayarak, o an Feanor fark ettiği bir şeyle dehşete düştü, büyük anne’nin planı belki başından beri onu gerçekten görmeyi istemesi değildi, ondan istediğini alabilmek için çağırmış olabilirdi. Bunu, kendisi kadar iyi olan amcasından isteyemezdi, çünkü hem diğerlerine söyler hem de kabul etmezdi, ama Feanor tam olarak ona istediği gibi, istediği zamanda sessiz ve acısız bir ölüm şansı vermiş ve bu konuda kimseye bir şey söylememişti. Derin bir iç geçirip ” Ben bundan da o kadar emin değilim, amca. Ama eğer bana değer verdiği için görmek istediyse bunu göstermeyi hiç beceremiyor. “ dedi gergin bir gülümsemeyle fakat ardından bu gülüşü soldu, ifadesiz bir yüzle ”Diğerlerinden bahsetmek dahi istemiyorum, daha geldiğim dakika aşağılamalarına maruz kaldım, sırf senin için onlara kırıcı bir şey söylemedim. “ diye ekledi, aklından önce halası, sonra amcası ve kuzeni geçiyordu. İçinde yükselmeye başlayan öfke dalgalarını bastırmaya çalışarak gülümsedi, ama bu gülüşün ışığı gözlerinden yansımıyordu, ” Ben gitsem iyi olacak. Sonra konuşuruz. “ deyip kalktı ve amcasına sıkıca sarıldı.

Kollarını çözmeden biraz uzaklaştığında amcasının hüzünlü gözlerini ve gülen yüzünü görünce ” Lütfen bana kızma. Gençken bu tavırlarına ne kadar üzüldüğümü sen de biliyorsun, ama artık lafları hayatıma ve bilhassa dostlarıma uzanıyor ve bu beni gerçekten sinirlendiriyor. “ derken sonuna doğru gözleri o öfkeden kocaman oldu. Amcası onun yüzüne yansıyan ifadeyi görünce hiçbir şey diyememişti, haklı olduğunu o da biliyordu, ama Anthony hep böyleydi, daha ılımlı olmaya ve her daim ara yolu bulmaya çalışırdı. Feanor da küçüklüğünde tıpkı onun gibiydi hiçbir zaman çok sert mizaçlı olmamıştı veya annesi gibi bir şeyin ardında durup hoşuna gitmeyen durumlara keskin bir tavır sergilememişti. Ama o zamanların üzerine yıllar eklenmişti ve şimdi ölen annesinin kendi yaşındaki hali gibi davranıyor olmak onu şaşırtsa da doğrusunun bu olduğunu biliyordu. Yavaşça amcasının ayrılan Feanor gülümsemeye çalışarak ” Ben gitsem iyi olacak. “ dedi, amcası istemeyerek de olsa on onaylayınca etrafa bakınmadan seri adımlarla merdivenleri indi. Bir an büyük annesinin kapısına geldiğinde durdu, acaba ona söylediği şeyi hemen yapmış mıydı, daha gitmesini bile beklemeden… Derin, titreyen bir nefes alıp kapıyı çaldı, içeriden gelen solgun ses ona girmesini söylediğinde parmak uçlarında içeri girdi, kadın başını çevirip ona baktığında yüzünüz solgunluğuna rağmen parıldayan bir gülümseme belirdi. Kapıyı ardından kapatıp yanında her zamanki yerinde duran berjere oturdu, büyük anne sakin bir sesle ” Bana verdiğin şansı kullanıp kullanmadığıma bakmak için geldin. “ diye bir tahminde bulundu. Feanor boğazındaki düğümü yutkunarak göndermeye çalıştı, ” Aslını istersen veda etmeye geldim, ama kullanmamış olmanı da umuyordum. “ diye açıkladı, onun günden güne tükendiğini görünce bu yaptığının daha affedilebilir olduğunu düşünüyordu.
Büyük annesi öksürüklere boğularak güldü, ” Bunu… kendimi çok çaresiz hissettiğimde kullanacağım. Herkesle vedalaştıktan sonra… bir anda. “ diye mırıldandı, artık hırıltılı çıkan sesi yorgundu. Feanor onu başıyla onaylarken babasının yanındaki kararlılığı yoktu, bu kadını her gördüğünde geçmişteki az fakat güzel olan anıları geliyordu, ne yazık ki onları da kirletmeyi başarmıştı. Feanor derin bir iç geçirip ” Ben artık gitsem iyi olacak. Bir daha… görüşemeyeceğimizi biliyorum. İstediğine kavuşana kadar kendine dikkat et, lütfen. “ dedi, ardından büyük annesine son kez baktı. Kadının yatağındaki yorgun bedenini ele geçiren yaşlılık ve hastalık adeta tüm odayı da etkisi altına alıp kasvete boğmuştu, buradaki her şey onun yakında öleceğini biliyor gibi önceden yasa başlamıştı. Feanor yavaş adımlarla dışarı çıktığında farkında olmadan tuttuğu nefesi verdi, kendini toparlaması gerekiyordu, birkaç saniye öylece durup duvara yaslandı, nefesleri ciğerine yetmiyor gibi hissediyordu, tıpkı okulda ki ortak salon ve iksir sınıfına giden o zindanlarda olduğu gibi… Kendinden emin olduğunda yavaş adımlarla aşağı indi, ev cini Wood'un kendisi için hazırladığı kahvaltı için geniş masaya oturduğunda yengesi hemen ” Günaydın, Feanor. “ deyip çikolata kremasını ona uzattı. Feanor aklındakileri geri plana itip yengesine gülümseyerek elindeki kavanozu aldı, ilk olarak kahvesini yudumlayıp ardından tatlı ve yoğun çikolatanın tadını damağında hissetti, son gününde sakin bir kahvaltı yapmıştı.

Salonda bir süre yengesi, amcası ve Henry’ le vakit geçirdi, kuzeni ve amcasını belki de bir daha göremeyecekti, yanlarına büyük amcasının da gelmesinden bir süre sonra gitmesi gereken vakit gelmişti. Yüzüne istemsizce yayılan gülümsemeyle ” Ben artık gitsem iyi olacak, dostlarımı bekletmek istemiyorum. “ deyip ayağa kalktı, onunla beraber yanında oturan herkes kalkmıştı ama amcasının yüzündeki ifade hiç hoşuna gitmemişti. Bu hoşnutsuzluğunu ona belli etmemeye çalıştı, gitmek üzereydi ve olay çıkarmayı istemiyordu, ifadesini toparlayabilmesi için onu görmezden gelerek kuzenine sarıldı, ” Seni özleyeceğim. “ dediğinde Henry kulağına ” Sana yazmaya devam edeceğim. “ diye fısıldadı. Bir yandan artık bunun ilginç şekilde umurunda olmadığını fark etse de kuzeninden haber alacağı için memnundu, başıyla onaylarken yüzüne bir gülümseme yayılmıştı. Onun ardından normal bir ifadeyle gülümseyerek kendisine kollarını açan amcasına sarılıp ” Kendine çok iyi bak, amca. Lütfen dikkat et. “ dedikten sonra derin bir nefes alıp hiç içinden gelmeyerek ” Kuzenlerime de selamlarımı ilet. “ dedi, bunu tamamen nezaketen söylemişti, amcası da anlasa bile gülümseyerek onayladı. Ardından çocukluğunda  beri yanında olan yengesi ve amcasına sıkıca sarılıp onlara da veda etti.Eşyalarını kapının önünde ev cini Wood'un koyduğu yerden alıp dışarı çıktı, sakin birkaç adımdan sonra ardına dahi bakmadan koca evin bahçesinden anahtarın kullanacağı anahtarın bulunduğu yere parmak şıklatma sesi ile cisimlenir.

Huzur gölü denen yerin eteklerine geldiğinde yeşilin koyu, canlı rengi adeta gözlerini aldı, yüzüne yayılan gülümsemeyle ciğerlerine derin bir nefes çekti, rahatlamıştı. Büyük annesini görmek, diğer tüm akrabalarıyla tekrar buluşmak Feanor'u istemsizce boğmuştu, kendisini yargılayan ve küçük gören bakışları farkında olmadan omuzlarına nasıl yük olmuşsa şu anda duruşu kendiliğinden biraz daha dikleşti. Yüzüne yayılan o parıldayan gülümsemesiyle kırık sandalye anahtarını aradı, anahtarın saatli çalıştığını bildiğinden bu vakitte çıkmış ve tam zamanında gelmişti, geç kalıp kalmadığını merak ederken eğimli yüzeye sahip alçak bir kayanın üzerine krem rengi kırık sandalye beliriverdi. Feanor gülümseyerek anahtarı eline aldı, eğimli kayaya oturup birkaç dakika bekledi, zamanlı anahtar olduğu için bir süre beklemesi gerekiyordu. Kısa bekleyişin ardından elinde hafifçe titreyen anahtarla beraber londraya cisimlendi.