17 Nisan, 2026 09:41:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Affedilmeyen Günahlar  (Okunma sayısı 43 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Athelia Kallistê O'Malley

  • Ravenclaw
  • 3. Seviye
  • İleti: 9
  • 126 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Athelia Kallistê O'Malley
  • Güç Puanı: 0
  • The boys, the girls, they all like Carmen
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Işık
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Ravenclaw
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 2
  • İksir Kabiliyeti: 9
Affedilmeyen Günahlar
« : 02 Temmuz, 2022 16:22:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Athelia dağılan düşüncelerini toparlamak için gözlerini ovuşturdu. Baş dönmesinin ne zaman geçeceğini merak etmeye çalıştı ancak kafası düşüncenin ilmiğinden kanatlanıp kurtulmuş, boşlukta bir kuş gibi sallanıyordu. Şelalenin devamlı damlama sesi ona hatırlatmak için orada olmasa bile aklını kaçırdığını anlayabiliyordu; bir odadaydı, perdeleri kapatılmış, havasız bir odaydı ve günlerdir temizlikçinin yaklaşmamak için ısrar etmesi sonucunda tozlanan kitaplıktan saçılan parçacıklar oda boyunca uçuşuyor, hasta yatağındaki simaya güzel bir görüntü oluşturuyordu. Son defa resmini çizebilmesi için ona manzara sunmuştu hayat, aylardır odadan çıkamayan adama bir iyilik yapmak istemişti. Kendi odası bile değildi. Ofisinde yatıyordu.

Bu şehirde toz parçacıkları kadar çok tiyatro olmalı, diye düşünürdü insan, ilk gösterimi yapılan operaların, sınırlı sayıda bileti satılan tiyatro oyunlarının afişini gördüğünde hep bir şaşırırdı. Duvarlar onlarla kaplanmıştı. Hasta adam dünyayı görme şansını kaybettiğinde dünyanın ayaklarına getirilmesini talep edecek kadar zengindi; Athelia bizzat bu emir yerine getirilirken yardımcılara önderlik ettiğini, pamuklu eldivenlerinin işaret ettiği her bir tablonun alındığından emin olduğunu hatırlıyordu. Bir teyit yetmezdi, ikinci, üçüncü kontrolleri de yapardı ki babası gözlerini hayata yummadan önce eşsiz beyninde iyi bir resim çizebilsin. Ama bu hatıraları neden o anda hatırlıyordu? Bulanık fotoğraflar gibi uçuşan anılarını neden bir türlü tam kavrayamıyordu?

Athelia hasta yatağına yaklaşırken kış soğuğu gitgide ağırlaşıyordu ve bir ağustosböceği, çim biçme makinesi gibi arkadaki şelalenin derinliklerinden seslenmeye başladı. Ağustosböceği, uçsuz bucaksız tuhaflığı daha çok vurguluyordu.

"Korkutucu mu?" diye sordu babasının gözlerine bakmaktan özellikle kaçınarak. Soğuk o kadar kesiciydi ki ağzını açtığını hissedememişti bile, hiçbir şeye bakmazken bile gözleri açık kalmaktan yoruluyordu.

"Hayır. Sanmıyorum, bu işler böyle yürür, bilirsin. Her şey sona ermeli, damlama eninde sonunda duracak."

"Öbür tarafta görüşürüz?"

Babası bunun üzerine son yolcularının acele etmesini hatırlatan treni andıran bir gülüşle sarsıldı; ciğerlerinden çıkan ince ıslık sesi kırmızı damarlarla çevrelenmiş, akı gözükmeyen gözlerine kıyasla kızını ürkütememişti bile. "Oh, Athelia, hayır, öbür taraf yok. Hepsi bu kadar."

Athelia'yı rahatsız eden şey, düpedüz delirdiğini bildiği halde o anlığına her şeyin gayet normal görünmesiydi. Görebildiği kadarıyla etrafta şelale yoktu, ağustosböceğinin sıra dışı, tedirgin edici sesi de artık duyulmuyordu. Güneş ışığı sıkıca kapatılmış pencerenin kenarından düzenli çizgilere bölünerek oda boyunca uzanıyor, kitaplıktan yükselen eskimiş koku havayı yumuşatıyordu. Aldığı nefeslerin sağlıklı olamayacak kadar kesik olmasının tatlı bir yanı vardı, ölmekte olan babasıyla bir noktada buluşmuş gibi hissediyordu. "Özür dilerim" dedi, neden özür dilediğini bilemese de. Söyleyecek başka bir şey yok gibi gelmişti.

"Artık çok geç. Olan oldu."

"Hayır." Gözleri kızarık olan babası mıydı Athelia mı?

"Yapabileceğim hiçbir şey yok, Athelia. Gerçek değilim. Bunların hiçbiri değil."

"Benim ne yapmam gerekiyor?"

Babasının bakışlarında oraya ait olmayan bir hüzün vardı, kızına acıyormuş gibi bakıyordu. "Athelia, önemi yok."

"Elbette önemi var. Hepsinin önemi var. Önemi olmasa burada olmazdım, değil mi, gerçekten gerçek değilsen yani?"

"Buradasın çünkü pişmansın. Ve doğru şeyi yapıp yapmadığından emin değilsin. Uyuşturucu insanı paranoyak yapar." Babası başka şeyler de söyleyecekmiş ama kızının bunları duymayı kaldırıp kaldıramayacağını tartıyormuş gibi duraksadı. Athelia beyninde inip kalkan terazileri görebiliyordu. Onu böyle bir derinlikle izlerken odanın köşesinde bir zamanlar cici annesi histeri krizi geçirdiğinde kaçıp saklandığı dolabın aynısı olduğunu sandı. Çift kanatlı işlemeli kapılardan göz alıcı beyaz bir ışık saçılıyordu, odanın bir başka köşesine kuyruklu bir piyano yerleştirilmişti ve insanlar yazlık giysileriyle halının üzerinde belirirken kendi kendine çalıyor, melodileri dolaptan çıktığını sonunda anladığı damlama sesine karışıyordu. Beynine sakinleşmesini söyleyemeden bütün bu sesler (yeniden çığlık atmaya başlayan ağustosböceği, damlama ve piyano) babasının hırıltılı konuşmasını boğmaya başladı ve Athelia birden insanların endişeli göründüğünü fark etti. İnsanlar onun etrafına toplaşmıştı ve birinin asasından çıkan ışık gözlerine tutulmuştu. Babası ortadan kaybolmuştu.

"St Mungos'a götürmemiz gerekiyor. Galiba bir kriz geçirmiş."

Telaşlı duruşlarından bir ipucu yakalamaya çalışarak daha dikkatli baktı. Cadıları ve büyücüleri, babası yaşındaki adam ve kadınları seçebiliyordu, ancak bütün yüzler uzun süre güneş ışığından uzak bir kitaplığın içinde soluk, ince bir toz tabakası altında kalmış gibi birbirine benziyordu. Sonra bazılarının aslında onu kaldırdığını gördü, ama öylesine yavaş, dikkatli kımıltılardı ki bunlar, ilk bakışta fark edilmiyordu. Athelia gözlerini yeniden yumarak babasıyla yeniden konuşma uğruna bilinçsizliğe sürüklenmeye razı oldu. Ağustosböceği hala çığlık atıyordu.
[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=L6K8Uq88BEQ[/youtube][/spoiler]