17 Nisan, 2026 09:41:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Günbatımından Enginliğe Uzanan Bakış  (Okunma sayısı 35 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Marigold Adeena Godwinson

  • Şifacı
  • 3. Seviye
  • İleti: 9
  • 1068 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Marigold Adeena Godwinson
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Gül
  • Meslek: St. Mungo - Şifacı
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği
  • Biçim Değiştirme Gücü: 5
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 15
  • İksir Kabiliyeti: 10
Günbatımından Enginliğe Uzanan Bakış
« : 06 Temmuz, 2022 15:30:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[youtube]https://www.youtube.com/watch?v=mcdO9UP0hp8[/youtube]

▁▁▁▁▁▁▁▁▁▁▁ დ ▁▁▁▁▁▁▁▁▁▁▁

[justify]Gözlerinin ortasından burunlarının ucuna uzanan beyaz akıtmalı iki kısrak bir ahenk tutturmuş nal seslerinin eşliğinde ilerliyordu Britanya’nın çorak düzlüklerinde. Peşlerinden çektikleri, pek şatafatlı olmayan arabanın leylak rengi boyası yer yer soyulmuş, tahtaların kenarlarından dal vermiş ince kıymıkların varlığını gizleyemeyecek kadar seyrekti. İnce tekerlerin çiğnediği engebeli yol bir beşik gibi sallıyordu aracı, genç bir kadın vardı içinde ama hoşnutsuz bir hali yoktu durumdan.

Arabacı sıcaktan bunalmıştı; güneşin artık şeftaliye çalan ışınlarının gözüne girmesinden bezmiş, ufukta gözüken muhteşem gün batımına aldırmaksızın kavradığı dizginlere asılıyordu umarsızca. Atlar da sürekli çekiştirilip durmaktan memnuniyetsizdi, bıkkın adımlarla biraz daha arttırmışlardı hızlarını. Tan vaktiydi yola çıktıklarında, puslu bir camgöbeği rengindeydi gök, kendisinden onu Londra’ya götürmesini talep eden genç hanımın gözleriyle aynı renkte.

Hasat zamanı yaklaşmış tarlaların arasından geçen aracın penceresinden esen rüzgârla usul usul dalgalanıyordu genç kadının açık kumral saçları. Manzarayı izleyen bakışlarında ise keder vardı, yüzüne masum bir hava veren kaşları hüzünle çatılmış, uzun kirpiklerinin çevrelediği mavi gözlerine bir gölge düşmüştü. Oysa böylesine güzel ve zarif bir hanımefendinin mutsuz olmaması gerekirdi, yakışmıyordu bir kere onun duru ve saf simasına.

Arabacı o kadar çok yolcu taşımıştı ki karşısındakinin gösterişsiz matem elbisesine ve mücevhersiz gerdanına rağmen toplumun üst tabakasından bir kadın olduğunu hemen ayırt edebilmişti. Eskiden gelen bir alışkanlıktı onunki; insanda ilk ellere sonra da gözlerinin içine bakardı derinlerinde anlatılanları okuyabilmek için, elleri ne kadar nasır tutmuşsa o kadar yaşanmışlıkla dolu olurdu hikâyeleri.

Genç kadının pamuksu cildi, bir gülün taç yaprakları kadar pürüzsüz ve daha önce hiç ağır iş yapmamış olacak ki, sanki üzerinde ay ışığından bir hare varmış gibi hafifçe ışıldıyordu. Soylu denilen kişiler hiçbir zaman kirletmezdi ellerini, altın ile çözerlerdi her işlerini, bu yüzden gençliklerini ve güzelliklerini korurlardı uzunca bir süre. Daima belli ederlerdi karşısındakine ondan üstün olduklarını, bazen duruşları bazen de bakışlarıyla. Her şeye sahip olduklarını düşünürlerdi toprak sahibiler diye, çoğu insanın sahip olmadığı imrenilesi bir hayatı yaşıyorlardı neticesinde tepelere kondurdukları şatolarında. Ancak arabacı, hiçbirinin gerçekten yaşadığını düşünmezdi. Yaşamak elini kirletebilmek demekti onun gözünde. Asilzadelerin yaptığı bir şey değildi bu.

Marigold Adeena Godwinson gerçekten de soylu bir kadındı. Toplumun en üst tabakasını oluşturan ailelerden birinden yani Boleyn’lerden geliyordu. Aristokrasinin inceliklerini çok küçük bir yaşta öğrenmeye başlamıştı; Latince, Fransızca ya da piyano çalmayı öğrenmek onun için sorun değil ancak yaşı ilerledikçe bir gerçeğin farkına varmıştı: Kadın olduğu sürece unvanı ne olursa olsun bu kast sisteminin içinde bir karınca kadar bile değeri yoktu. Hiçbir zaman kadınlar toplum içinde değer görmemişti, pek çoğu kendi saygınlıklarını tırnaklarıyla kazıyarak kazanmıştı. Victorine Boleyn’e bu yüzden saygı duyuyordu, ablasını aileden aforoz etmiş olabilirdi fakat bulunduğu konumu hakkıyla kazanmıştı.

Victorine gibiler dışındakilere yalnızca iyi bir eş olduğu zaman değerli gözüyle bakılırdı, iyi bir eş olmak ise erkek varis dünyaya getirmek demekti. Korseni düzgün giy, sessizce dinle, kocana hizmet et ve kadınlık görevini yerine getir. İşte kadınların toplumdaki yeri buydu. Âşık olmak ise sapkınlıktı, istedikleri kadını elde edebilmek adına erkeklerin uydurduğu bir şeydi bu kural. Ablası bu kuralı çiğnemişti, hemen ardından onu evlendirmişlerdi. Toplumun istediği ideal kadın olması için bir şans tanımışlardı ona, Meredith ise elinin tersi ile itmişti bu şansı. İstememişti kullanmayı. Sonra kaçtı ve bedelini olabilecek en ağır biçimde ödedi.

–Toplumun canı cehenneme.

Yüksek sesle söylediğinin farkında değildi genç kadın, yola çıktıklarından beri ilk defa sesini duyuyordu arabacı. Ruhunun nasıl yanıp tutuştuğunu hissedebiliyordu sesinin tınısından. Kederden öte bir duyguydu bu. Herkes bir kere yanılırdı hayatında, adam da ilk defa bir asilzadenin kendisinden çok da farklı olmayacağını düşündü. Hikâyesi ya da aklından geçirdikleri neydi bilmiyordu ama kurduğu cümleye kelimesi kelimesine katılıyordu. Toplumun canı cehennemeydi![/justify]
« Son Düzenleme: 06 Temmuz, 2022 22:03:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Lady MacDeath »