Dünya Ülkeleri > Birleşik Krallık
Sıcak şarap
Fëanor Black:
[Londra, Ara sokaklarda bir bar]
Bileğini oval bir şekilde ağır ağır döndürdü. Kafası doluydu, yorgundu, takati kalmamıştı. Kulaklarında derin bir çınlama vardı ve her an artıyordu. Parmaklarını alnında dolaştırdı. Kuaföre en son 6-7 hafta önce gitmişti. Saçları uzamıştı, günün yoğunluğunda da karışmış; dağılmıştı. Duruşu kamburdu, sol dirseğini bara yaslamıştı. Taburenin üzerinde öylece oturuyordu, hiçbir şeye odaklanamıyordu. Kafasının içinde sürekli dönüp duran bir görüntü vardı ve bu görüntü geçen her saniye daha da netleşiyordu. Boğulmuş hissediyordu, ezilmiş hissediyordu. Nefes alışverişleri hızlandı. Kravatını gevşetti, sonra da hepten çıkardı. Gömleğinin düğmelerinden birini açtı. Bu bara uzun zamandır geliyordu, Alexia; yani barmaid'le de yakın arkadaşlardı.
"Nasıl gidiyor?"
dedi, Feanor'a sormadan elindeki kadehi doldurmak adına şişeyi uzatırken. Feanor gülümsedi, kadehi uzattı. Soluk, mavi gözlerini kadehe dolan viskiden ayırmayarak cevapladı.
"Geriye."
Alexia kıkırdadı, diğer müşterilerin yanına ilerledi. Feanor bir sigara yaktı. Derin bir nefes aldı, sonra ağır ağır üfledi. Az sonra nikotin ve alkol tepkimeye girecekti. Nikotin uyarıcı, alkol depresandı. Dolayısıyla birbirleriyle çatışacak, Feanor'un başını güzelce döndürecekti. Bu refleksif bir hareketti onun için artık, üzülünce bunlara başvurmak.. Karşılığında sağlığını veriyordu ama hiçbir şey değişmiyordu. Tersine, tüm dertler kafaya daha çok kazınıyordu. Bir çeşit döngü oluşturuyordu hepsi. Dertli olunca başvuruluyordu alkole ve sigaraya. İyi hissettirdikleri için de, insan depresif olmaya çalışıyordu. En azından Feanor böyle düşünüyordu, her ne kadar öyle olmasa da; kafasında böyle kurmuştu meseleyi.
'Unutmak için iç ki unutamayasın.'
diye geçirdi içinden, sigara dumanını üfledi.
Darren Shan:
[Npc Cadı - Alessia]
Bir süredir çekingence etrafına bakınarak sadece içiyordu. Bir kenarda kendi kendine gülüşen gençler, bir yanda aynı şekilde büyük ihtimalle geçmişin tatlı nostaljisi hakkında konuşan ihtiyarlar, bir de kendisi gibi kafa dağıtmak adına içenler vardı. Buraya gelme nedenini hatırladı, geçmişi bir kez daha zihnini ele geçirmişti. Bir saniye bile olsun aklından çıkmıyor, deli etmek istercesine zihninde dönüp duruyorlardı. Alessia ise bir kez daha içkiye başvurmuştu. Çok iyi hatırlıyordu, bir arkadaşı bir gün 'içmek yerine insanlar ile konuşmalısın' demişti. Alessia buna cevap olarak 'dertlerini bir insana anlatmak sana bu kadar basit bir şey olarak gelebilir ama dertler belki de bir insanın en derindeki sırlarıdır... Ve ben sırlarımı başkalarına göstermeyi sevmem, bunu sadece güçsüz insanlar yapar.' diyerek yanıtlamıştı. Bu cevabının hala arkasında duruyordu. Tabii kendisi içip başkaları ile takılıyordu ama bu sadece flört etmekten ibaretti kendisi için, flört etmek kesinlikle içinde kapalı tuttuğu tüm keskin bıçak etkisi veren dertlerini başkalarına anlatmaktan iyiydi. Sonuçta gecenin sonu ağlamak ile değil, tatlı bir sahte aşk ile biterdi. Etrafına bakınırken gözüne taburelerden birinde oturan bir adam çarptı. Elindeki boş kadehi masaya yerleştirdikten sonra yavaşça ayağa kalktı ve adamın yanındaki tabureye geçip biraz daha içki siparişi verdi. Ardından yanındaki adama baktı, saçları dağılmıştı, yorgun görünüyordu. Ama basit bir yorgunluk değildi bu. Hayat yorgunluğu gibiydi... ''Hayat çok kaba değil mi?'' dedi hafif buruk bir sırıtış ile. Şimdiden hafiften sarhoş olduğu için aklına tek giriş cümlesi olarak bu gelmişti. Adamın kendisini garipsememesini umuyordu. Yüzünün önüne gelen beyazımsı sarı saçlarını eli ile kulağının arkasına iteledi ve zümrüt yeşili gözleri ile adama bakmaya devam etti.
Fëanor Black:
Yanındaki hareketlilikle gözlerini ağır ağır kenara kaydırdı. Bir süre kadının yüzünü inceledi, sonra gülümsedi. Viskiden derin bir yudum aldı, boğazının acıdığını belli eder şekilde gözlerini kıstı; sonra ufak bir nefes verdi. Yüzündeki bitik ifadeden yapabildiği kadarıyla kurtulmaya çalıştı. Ancak bugün çok uzun bir gündü, dolayısıyla pek başarılı olamadı. Feanor tek başınayken bitik olmak istiyordu. Dışarıdaki insanlara karşı samimi, eğlenceli ve neşeli olmalıydı. Aksi halde insanlarla olan tanışmaları daha koyu, karanlık bağlar üzerinden kuruluyordu ve oluşan arkadaşlık da bu doğrultuda gelişiyordu.
"Aslında çok da değil."
Ellerini saçlarına attı, biraz karıştırıp şekil vermeye çalıştı. Feanor pek de parlak bir çocukluk-ergenlik dönemi geçirmemiş olduğundan bu tür sosyal ritüelleri pek anlamazdı. Sigarasından bir duman aldı, üflerken ve aynı zamanda kül tablasında söndürürken konuştu.
"Bir ara evsizlerle takılıyordum. Onlara karşı, çok kaba.. ama benim gibi; patronunu zengin eden beyaz yakalı bir köleysen.."
Dedi sırıtarak. Viskiden son yudumu aldı.
"Hiçbir şey kaba değildir, sadece maaş azdır."
Darren Shan:
Sessizce adamın hareketlerini inceliyordu, konuşmaya başlaması ile bakışlarını adamdan ayırmadı. Omuz silkti ''İnsanların kaba anlayışı kişiden kişiye değişebilecek bir şey sonuçta değil mi?'' dedi ve gelen içkisinden birkaç yudum alıp hafifçe güldü. Gerçi gülüşü çok kederli çıkmıştı... ''Ah, kendimi tanıtmayı unuttum.'' dedikten sonra elini adama uzattı '[cvolor=yellow]'Alessia Estella Vieira.''[/color] dedi sakince. İnsanlar ile tanışması genelde bu kadar samimi olmazdı, hatta insanlar ile tanışmak istemezdi bile. Ama biraz içki ile kişiliği değişebiliyordu. Daha dışa dönük, flörtöz birisine bürünüyordu. Ve bundan şikayetçi değildi, bazen biraz değişiklik gerekliydi.
Fëanor Black:
Kadının elini sıktı.
"Feanor Black. Ben de memnun oldum.. Ee.. Aless-ia?
Doğru telaffuz ettiğinden emin olmak için gözlerini kıstı.
"İsminiz barmaid ile çok benziyor bu arada, Alexia onun ki de.."
Bara doğru eğildi, Alexia'ya baktı ancak göremedi. Sonra doğruldu.
"Neyse gereksiz bir bilgiydi bu zaten."
Boğazını temizledi.
"Neden hayatın kaba olduğunu düşünüyorsun?"
Ona doğru döndü. Üzerinde iş için giydiği, kaliteli bir gömlek vardı. Yakaları düzensizdi, ütülüydü ancak oldukça beceriksizce ütülendiği belli oluyodu. Kendisi ütülemişti. Altında siyah; dar bir pantolon vardı. Genelde hep böyle gözüküyordu zaten. Ceketini girdiğinde Alexia'ya vermişti, o da çalışanların odasında bir yere bırakmıştı. Genelde böyle olurdu zaten, ceketi taşımakla uğraşmak istemiyordu. Çünkü ya içinden bir şeyler çaldırıyor ya da bir yerlerde unutuyordu. Ona dönmesiyle, ışık yüzüne daha doğru bir konumda geldi. Feanor'un yüzüne yansıyan ışıkla gözlerinin rengi iyice ortaya çıktı. Soluk, neredeyse griye kayan bir rengi vardı. O kadar soluk bir renkti ki, doğrudan bakan biri onun kör olduğunu düşünebilirdi. Burnu yüzüne uyumlu, çene hatları hafifçe belirgindi. Kaşları inceydi, kirpikleri uzun; iğne iğneydi. Parmaklarında birkaç yüzük vardı, bunları işten çıkınca takabiliyordu. Dirseğini tekrar bara dayadı, avucunu da yanağına koydu. Saçları alnının bir kısmını ve parmaklarını kapatıyor olsa da, metal yüzükler saçlarının arasında kendini belli ediyordu.
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
Tam sürüme git