17 Nisan, 2026 08:44:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: D A S  (Okunma sayısı 91 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Das

  • Mekan Sahibi
  • 9. Seviye
  • İleti: 51
  • 1055 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Das
  • Güç Puanı: 0
  • PARTY PEOPLE!
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Yook, söylemem.
  • Meslek: Apples and Oranges Sahibi, Tanınmış Avukat
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 3; Süzülme, Seviye 3
D A S
« : 02 Ekim, 2021 19:41:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Das
Karakterin Yaşı: 24
Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: ENTP 3w2
Anlak değerleri pek de yüksek olmayan biridir. İstediğini elde etmek için yapacağı şeylerin pek bir sınırı olmamakla beraber nerede ne yapacağı çok kestirilebilen biri değildir. Tam bir şov adamı, manipülasyon üstadıdır. Bir şeyleri satmakta üstüne yoktur. Muggle-Büyücü demeden herkesi dolandırmayı başarabilmiş, hala da çeşitli kart ve bozuk para numaraları ile insanların dikkatini dağıtıp ceplerini boşaltarak geçinir. Uydurduğu saadet zinciri yalanını yavaş yavaş ilerleterek zengin olma hayalleri olduğu için yeni tanıştığı kişilere bundan bahseder durur. Fiziksel engeli olan kişileri akrabam diye tanıtıp yardım toplaması mı dersiniz, ibadet yeri açacağım kisvesi altında dini bütün insanları soyup soğana çevirmesi mi dersiniz... Saymakla bitmeyen dolandırıcılıktan paçayı kurtarmış bir adamdır. Bomboş konuşmaları ile, alakasız yerlerde alakasız girişleri ile bilinir.

İyi bir adamdır. Kuralsız yaşamına tezat olarak en derin amacı iyi yöndedir. Kendini her şeyden üstte tutsa da, ikinci sırada fakirler ve ezilmişler gelir. Nedeni de kendisinin de sokaktan yetişmiş olmasıdır. Sokaktaki isimsiz ve görünmez insanları tanır. Kazandığı paraları onlarla paylaşır. Bu sayede kendisine bağlı bir çevresi vardır. Zor durumlarda konuşarak anlaşmaya çalışır. Olmuyorsa kaçar. Yanındaki kişileri bırakıp kaçtığı bir çok kere görülmüştür. Çok güvenilir biri değildir anlayacağınız. 10 söylediğinden 9'u yalandır. Bu yüzden doğru söylediğinde de pek inanılmaz. Her tanıştığı kişiye kendisini başka şekilde tanıştırır. Özellikle adını bilerek herkese başka söyler.

Kafasına en çok taktığı konulardan biridir başarı. Kendini çoğunlukla başarılı biri olarak tanıtır, ünlü olmak, takdir edilmek, hayran olunmak ister. Bunun için çabalar. İçten içe bir hiç olduğunu düşünür ve bunu saklamak için elinden geleni yapar. İnsanların yanında çok duygusallaşmadığı için bu yönünü gören olmamıştır. Eğer sorun çıkarmaya üşenmezse aşağılık kompleksinin olduğu görülebilir. Çoğunlukla kötü hissettiği durumlarda ya kafasını dağıtmaya çalışır, ya da espri yapıp bu duygu durumuyla dalga geçer durur. Nerede ciddi, nerede dalga geçiyor pek anlaşılmaz.

Yenilik sevgisi ve ihtiyacı yüzünden bir işi düzenli devam ettiremediği için bir konu üstünde ilerleyemez. Bir sürü konuda bilgisi vardır, çoğu yüzeyseldir. Değer verdiği kişilerin zor anlarında yanlarında olmak gibi bir zorunluluk görmez ama zorunda kalırsa daha çok espri yapıp ortamı yumuşatan taraf olur. Eğer kişiye değer vermiyorsa her türlü duygusallığını kullanmaktan çekinmez zaten. Çoğunlukla zevkine fikir bulur, bu fikirler gerçekleşse vatana millete hayırlı şeyler çıkabilir aslında ancak Das hemen başka bir fikir bulduğu için ilkinden sıkılacak duruma gelir ve bu fikirleri ile dolandırıcılık yapıp kolay yoldan paraya çevirmeyi seçer. Tuttuğunda seni daha erdemli yapan taş, yanında taşırsan hayatının aşkını bulduran kalem gibi alakasız eşyalar uydurup insanlara sağda solda bulduğu eşyaları satar.

Kendisine ne yapılacağının söylenmesinden nefret eder. Yapacağı varsa bile yapmadığı, inadına hayır dediği olur. Bağlanma ve bağımlılık konusuna da sonuna kadar karşıdır. Ne bir insana bağlanmak ister, ne arkadaşlarına, ne bir maddeye, ne bir fikre, ne bir işe, ne de bir yere... Bu yüzden çocukluk arkadaşları Blaze ve Cornelia'dan uzaklaştığı çok olmuştur. O zamanlarda ne yaptığını kızlara "Rodeo yaptım.", "Bir çeteyi çökerttim.", "Çocuk sahibi oldum." şeklinde anlatmıştır. Ne kadar doğrudur bilinmez.

Karakterin Kısaca Geçmişi: Kısaca :D?

Amerika'nın Kuzey Karolina eyaletinde doğmuş olan Das, gerçek isminin ne olduğunu hiçbir zaman öğrenememiştir. Onu Fransız, güçlü bir büyücü olan Christophe Acelin Barthélemy yetiştirmiştir. Bu yetenekli, sarışın büyücü ona, Sanskritçe kökenli hint ismi olan ve anlamı köle/hizmetkar anlamına gelen Das adını koymuş, çocuğu "asistan" sıfatı altında yanına alarak türlü eziyetler etmiştir. Barthélemy büyüye ve güce tapan bir büyücüdür. En büyük hayat motivesi güçlenmek, her şeyi öğrenmek ve ölümsüz olmaktır. Merlin Tılsım Kulübünün seçkin üyelerinden olan Barthélemy sayesinde Das da bu kulübün toplantılarına ucundan da olsa katılım sağlamıştır. Das bu güçlü büyücünün; ailesine küfürler etmesi, işlemediğine emin olduğu bir suçtan dolayı sürekli onu cezalandırması, üstünde yeni yaratılan büyülerin denenmesi gibi bir sürü sorunlu zamanlar geçirerek büyümüştür. Psikolojik olarak da zarar görmüş, geçmişindeki bu olayları kapatmak için şimdi aşırı bir kişilik geliştirmiştir. Barthélemy ile birlikte 11-12 sene dünyayı gezmiş, her türlü istismara mağruz kalmıştır. Yine de başka bir tavrı bilmediği için baş kaldırmayı asla düşünmemiş ve bu şekilde yaşamayı öğrenmiştir.

Barthélemy bazen Das'a bir şeyler öğretiyor, çoğunlukla İngiltere'de tek başına yaşadığı malikanesinde kitaplara gömülüp büyüler yaratmak ile uğraşıyor, eğer başarısız olursa sinirlenip tüm hıncını Das'tan çıkarıyordur. Yalnızlığı sevdiği için koskoca malikanede Das'ın etrafta bulunmasını istemiyor, senelerdir çocukla birlikte dolaştıklarından dolayı olsa gerek ona karşı içinde oluşan sevgiyi de ani şiddet gösterileri ile gömmeye çalışıyordur. Das ise, efendisinin karşısına çıkmak istemediği için sokaklarda gezip çoğunlukla insanlar arasına karışıp arkadaş ediniyor, bazen de şimdi ustalaştığı sihirbazlık numaralarını mugglelara gösterip onları eğlendiriyor, kazandığı paralarla karnını doyuruyordur. O zamanlar bile, iğrenç bir hayatı olmasına rağmen malikaneden dışarı çıktığında ya da efendisinden uzaklaştığında kafasını dağıtıp mutlu olabiliyordur. Efendisinin yanında ise tam tersi bir duygu duruma bürünüp çok daha depresif oluyordur.

15 yaşındayken İngiltere'de malikanelerine gelen, Das'la neredeyse aynı yaşlarda olan bir kız ile tanışana kadar, şu zamanlar "cehennem" olarak isimlendirdiği bu yıllar ruhunda derin yaralar açar. Bu kurtarıcı melek, Barthélemy'nin Das'ı kendisinden nefret ettirmek yerine kendisine mahkum etmediği ve küçük çocuk oldukları için onları ciddiye almayıp gardını düşürdüğü için pişman olmasını sağlamıştır. Cornelia adındaki bu kız bir bahane ile malikaneye girip büyücü efendi ile konuşmuş ve sanki bu yaşananları biliyormuş gibi; sorgulamadan, konuşmadan, sessiz bir şekilde ilerlemiş ve belki biraz şansla bu kadar güçlü büyücünün işini hiç düşünmeden bitirmiştir. Das o an buz kesmiş, tüm hayatının derdinin saniyeler içinde bittiğini sindirmesi gerekmiştir. Cornelia ile hızlı verilen bir kararla ilk malikaneden, sonra da İngiltere'den kaçarlar. Kaçak bindikleri gemide Blaze adındaki asabi kızla tanıştıklarında da takım tamamlanmış olur. İlk olarak Amerika'ya geçip orada senelerini geçirirler. Burada daha önceden tanıştığı MTK üyeleri ile görüşmeleri olmuş, efendisinin ani kayıbından haberdar olmadığı hakkında yalanlar uydurmuştur. Gerçek ailesini bulmak için Kuzey Karolina'ya gitmiş, geldiği yer hakkında hiçbir fikri olmadığı için başarısız olmuştur. Cornelia ve Blaze ile birlikte yeraltında çalışıp, dolandırıcılık ile geçinmiş, bir sürü vurgun yapmışlardır. Çoğunlukla eski efendisinin soyadını kullanarak soylu ve zengin insanların arasına girerler.

Amerika'da her şey iyi giderken bir gün efendisinin kanlı ve canlı karşısına çıkması ile tekrar bir kabusa sürüklenmiştir. Öldüğüne emin olduğu bu adam sanki kalıtımsal bir hastalık gibi kendini göstermiştir. Eski gücünde olmadığı için zor da olsa onu yenebilmiş ve onu tekrar öldürmüşlerdir. Fakat aynı yerde kalamayacakları için bir gemi ile İngiltere'ye geri dönerler. Ancak Das, Barthélemy'nin tekrar karşısına çıkacağına emindir. Şu anki en büyük amacı eski efendisinin tekrar dirilmesini engellemek için bir yol bulmak, o geldiğinde karşısında durabilecek kadar güçlenmek ve... Efendisinin yaptığı şeyleri mantıklı bulmayı bırakmaya çalışmaktır.

İstediğiniz Meslek: Dalavereci

Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip: Merlin Tılsım Kulübü

Büyü Yatkınlıkları

    Biçim Değiştirme Gücü: 5
    Lanet Gücü: 9
    Tılsım Gücü: 15
    İksir Gücü: 1 (İksir karı işi)

Örnek RP:

[spoiler]Kapı önümde açılınca karşımda Valéria'nın üzgün, ağlayan yüzü ile karşı karşıya geldim. Benim de gözlerim kızarmış, yüzüm gözüm yaş içindeydi. Saçlarım dağılmıştı. Onun da tüm yüzü çökmüştü. Onu böyle ağlattığım için kendimden nefret ettim. Eskiden de ağlatır, sinirlendirirdim kız kardeşimi ama bir süre sonra dokunulmaz olmuştu bu konuda. Dediklerimi ciddiye almıyor, kafasına takmıyordu. Tabi büyüyünce olay aynı durumda kalmamıştı. Artık eskisi gibi takılmıyordum ona. Bu yüzden söylediğim sözler ciddiydi ve ne düşündüğümü belli eden şeylerdi. Val'ın ona salak dediğim için ne kadar alınmış olduğunu biliyordum. Çok garipti bu. Çünkü en ufak bir pişmanlık hissetmiyordum. Bu yüzden daha da nefret ediyordum kendimden. Bana bakıyor, yüzünü ekşitiyordu. Bunu hak ediyordum. Sadece bir yüz ekşitmesi ile bitemezdi ama. Valéria beni daha da cezalandırmalıydı aslında. Şu an siktirip gitmemi istemeliydi. Bana merhamet göstermemeliydi. Ancak eğer bunu yaparsa kaybolurdum. Karanlığımda kaybolur, yalnızlığımda boğulurdum. Eski Marcel yavaş yavaş yok olurdu. Bunun olmasından o kadar çok korkuyordum ki.

Val beni göğsümden ittirdi. Yeterince güçlü bir ittirme değildi bu. Yerimde sarsıldım biraz sadece. Yüzünde bir hırs, ifadesi vardı. Val'dan bu ifadeyi daha önce çok gördüm. Ben onu kırdığımda ağlar, kendine acır, bana da sinirlenirdi. Bir daha vurdu göğsüme, bu sefer iki elini kullanmıştı. Ben de sarhoş olduğum için biraz sendeledim arkaya doğru. Bana eskiden söylediği gibi öküz diyince şaşırdım. Boğazım yanıyordu. Eskiden kavga eder, ona zorla istediğimi yaptırırdım. O da bana sürekli öküz derdi. Ancak Hogwarts'ta iken... Valéria'dan hiç ayrılmazdım ben. Sürekli birlikte gezer, sürekli birlikte takılırdık. Ben bazen başka arkadaşlarımla dolaşsam da, her zaman Val'a geri dönerdim. Artık doğru düzgün konuşmuyorduk bile... Aramızdaki uçurumu tam olarak fark edince korku ile doldu içim. Ona tutunamayacak kadar uzaklaşmış mıydım yoksa? Artık umudum hiç mi yoktu? Tekrar vurdu göğsüme ve tüm dediklerimden sonra bana sarılmasını mı beklediğim sordu. Bu darbe ile arkadaki duvara çarptı sırtım. Derin derin nefes alıyor, Val'ın bana bağırmasını dinliyordum sessizce. Bilerek canını mı yakıyordum? Neden yapıyordum peki? Çünkü yanıma çok yaklaşmasını istemiyordum. Başına bir iş gelmesinden korkuyordum işte. Bir yandan da beni bırakmamasını istiyordum. Çok mu zordu? Başkaları için çok zor olabilirdi ama Valéria için çok zor olmaması gerekiyordu bunun işte. O benim ikizimdi. Birbirimizi anlayabilmeliydik. Onu seviyorsam öyle davranmamı söyleyince artık ciddi ciddi dayanamadım. Gözlerimden gelen yaşlar daha da arttı ve iç çektim katılmamak için. Yutkununca boğazımdaki yumru biraz azaldı. Bu sırada kız kardeşim salak olduğunu kabul ediyor, onu sevmememi söylüyordu. Ya ben seni nasıl sevmeyeyim Val? Sen benim bir tanemsin. Seni o kadar çok seviyorum ki, kendimden bile sakınıyorum anlamıyor musun? Dünya'daki herkes kötü işte anlasana. Ben bile kötüyüm. Seni kırıp duruyorum. Korkuyorum. En çok istediğim şey, birinin gelmesi ve seni mutlu etmesi. Seni sevmesi. Benim kadar sevemez Val. Bunu bilmelisin. Seni kimse benim kadar sevemez... Yine de dediğin gibi; sana sevgisini gösterecek biri lazım.

Val gidip kapının yanındaki duvara yaslanınca olduğum yerde nefes alıp vererek izledim onu. Gözlerini sildiğinde ben de silmeye çalıştım kendiminkileri. Ancak gözlerim, yüzümün kuru durmasına izin vermiyordu. Delirmeyeceğimi söylediğinde acı acı gülümseyip kafamı sağa sola salladım. Hiçbir fikrin yok Val. Bana buz gibi bir sesle, kendime gelmemi ve babamın beni zayıf olmamam için yetiştirmediğini söylediğinde gözlerimi kocaman açıp onun gözlerinin içine baktım. Bunlar kendime de bin kere söylediğim cümlelerdendi. Babamdan nefret ediyordum. Beni böyle bir insana çevirdiği için. Sorumluluklarım yüzünden sürekli başımın ağrımasına sebep olduğu için. En ufak bir başarısızlık karşısında mide bulantısı ve kusma yaşamamın nedeni olduğu için. Hayatımda kimseye aşık olamadığım için. Karıma asla yeterince güvenemeyeceğim için. Öldüğü için. Yaşadığım için... Güçlü müyüm? Bilemiyorum. Gerçekten bilmiyorum. Güvende değilim. Bunu biliyorum. Valéria kafasını hafiften yana yatırdı ve beni sevdiğini söyledi. Derin bir nefes alıp ben de ona aynısını tekrar ettim ağzımı oynatarak sadece. Seviyordu beni ama onu çok üzüyordum. Üzmeyi istiyordum bir yandan da. Bana çok derinden yakınlaşmasın istiyordum. Şu an pek sağlıklı düşünemediğim için bunları ona söylemeye karar verdim. "Val..." dedim üzgün bir şekilde. Duvardan destek alıp ona doğru yürüdükten sonra elini yakaladım. "Gel, içeri." dedim ve kızı çekiştirerek odasına girdim. Kapıyı kapattım. Sağ elimle Val'ı çekiştirip bembeyaz odasındaki koltuğa oturmasını sağladım. Bir yandan da sol elimle yüzümü siliyordum. "Lavinia duymasın." dedim fısıltı ile sonra da yanına oturdum. Bir bacağım koltuğun üstünde kırık vaziyette, diğer bacağım ise koltuktan aşağı sarkar bir vaziyette döndüm Valéria'ya. "Babamız bizi böyle eğitmişmiş. Babamızın ölüsünü sikeyim ben." dedim. Böyle aşırı bir küfürü ben de beklemiyordum kendimden ama ciddi ciddi böyle hissediyordum. Durdum. Kız kardeşime her şeyi anlatmak gelmişti içimden. Şu kapıyı kapatıp kızı içeri götürmeseydim, o duvara yaslandığımızda başlasaydım konuşmaya, büyük ihtimalle yaptığım ve planladığım her boku anlatacak durumdaydım. Oradan buraya gelene kadar ise... Beynimde eğer Val bunları bilirse ne kadar endişeleneceği ve bildiği için tehlikeye gireceği yankılandı. Söyleyemezdim. Kendime yaklaştıramazdım onu. Dişlerimi sıktım.

Ne söylemek istiyordum ona biliyor musunuz? Düşüne düşüne kafayı yediğimi. Fransa'daki günlerimizde her sabah ağlama krizlerine girdiğimi. Bunu kimseye söyleyemeyecek kadar korkak olduğumu. İnsanların yanında artık bir maske taktığımı ve o maskeyi daha çok sevdiğimi. Gerçek kendimden tiksindiğimi, güçlü olmadığımı, sadece güçlü rolü yaptığımı. Kimseye güvenmediğimi, güvenmediğim insanları daha yakınımda tutmak zorunda hissettiğimi. Bakanlıkta her zaman baş ağrısı yaşadığımı, oradaki insanları ölümüne kıskandığımı, özellikle Sihirsel Yaptırım'ın oraya gittikten sonra tuvalete gidip kustuğumu ve bunların hepsinin psikolojik olduğunu. Lavinia'yı karım olarak istememin tek sebebinin güzelliği, sorgulamaması, çataldili ve safkanlığı olduğunu. Onu asla sevemeyecek olmamı. Artık romantizm adı altında hiçbir şey yaşayamayacağıma emin olduğumu. Dimitri'yi.  Fransa'ya gidip Veela'yı bulma planlarımı. Birileri ile tanışmaya çalışacak olmamı, bu kişilerin Veela'yı öldürmesini isteyeceğimi. Veela'yı kaçıracağımı. Lavinia'nın sanat galerisinin gösteriden ibaret olduğunu, aslında alttan alttan işler çevireceğimizi. Valéria'yı ne kadar çok sevdiğimi. Onu mutlu edemediğim, ona laik bir kardeş olmadığım için her zaman kendimi psikolojik olarak cezalandırdığımı. Maskemi ne kadar çok sevdiğimi... Keşke o rolünü yaptığım kişi olsaydım diye düşünüp durduğumu. İnsanlara her zaman yalan söylediğimi. Güvensizlikten ve korkudan 10 hamle sonramı bile planladığımı. Tüm bunlar ne kadar iğrenç bir insan olduğumu belli ediyordu hep. Benim gibi biri, Valéria gibi saf ve masum birinin yanında bulunmamalıydı. İşte tüm bunları söylemek istiyordum.

Ancak ne söyledim biliyor musunuz? Dedim ki "Biliyor musun? Haklısın. Yeterince güçlüyüm. Sen neden değilsin? Artık güçlü olacaksın. Her dediğim lafta kırılmayacaksın." Bilerek canını acıttığımı söylemişti değil mi? Bilerek canını acıtmıyordum. Ben sadece bana çok yaklaşmasını engellemeye çalışıyordum. Şimdi nasıl bilerek can acıtılırmış görecekti. "Bana sarılmalısın tabi ki! Biz aile değil miyiz? Sana ne yaparsam yapayım sarılacaksın. İstersem seni tanımadığın bir adamla evlendiririm, istersem mesleğini değiştiririm! Ben bu aile için götümü yırtıyorsam, senin gibi bir salağa bu kadar bağlanıyorsam! Sen de kendinden bir şeyler vereceksin ve beni seveceksin!" Yakaladım kızın kolunu sıkıca. Benden daha da tiksinmesini istiyordum artık. Şöyle güzel bir tokat işe yarardı sanırım kendimi cezandırabilmem için. Sevgi için gelmiştim buraya ama hak etmiyordum ki. Umrumda değildi sonunda Dimitri'ye dönüşmek artık. Delirmeyi, kaybolmayı, karanlığı hak ediyordum.  Val gibi biri belki içimdeki iyi yanı bulabilirdi ama ben bulamıyordum. Kız kardeşim, beni hayatta tutmak zorunda değildi. Kimsenin böyle bir sorumluluğu almasına gerek yoktu. Bu yüzden daha da nefret etmeliydi benden. Valéria'nın gözünde sevgi gördükçe ona bağlanıyor, kendimi iyi biri sanıyordum. Değildim ama. Bu yüzden en sevdiğim kişi de benden tiksinip, nefret ederse... İşte o zaman hak ettiğim yerde olacaktım. Daha da kırmalıydım onu. En kırıcı anlarımı bile alttan alabiliyordu Valéria. Ciddi ve bilerek yapınca o kadar kolay olmayacaktı şimdi. Kolunu tutmadığım elimle de çenesini yakaladım. İki elimle de sıktım canını acıtmak için. "Buraya geldiğimizden beri götümü yırtıyorum Valéria! Bir şeyler yapmak için! O hiç sevmediğin Lavinia bile katkıda bulunuyor ailemizin katillerini bulmamız için. Bir yerlere gelebilmemiz için. Sen ne yapıyorsun? Hiçbir şey! Bari bana sevgi göster de bir işe yara! Onu bile yapmıyorsun! Bir de çıkıp senin istediklerini göz önünde bulundurmamı bekliyorsun. Seni sevdiğim için yapacağım bunu öyle mi? Annemiz olacak kadının kanından gelen bir durum sanırım bu! Sadece erkeklerin onlara olan sevgisinden yararlanıp, istediklerini yaptırmak. Bana yemez bunlar." Konuşurken iyice yaklaşmıştım kız kardeşimin yüzüne. Birkaç saniye küçük görerek baktım ona. Her gün başkası gibi davrandığım için, rol yapmak o kadar kolay geliyordu ki artık. Çenesini tuttuğum elim ile Valéria'nın yüzünü kafamdan uzağa ittirip geri çekildim. "Şimdi beni sevdiğini tekrar söyle de keyfim yerine gelsin. Kırılman önemli değil, bunu bil." Bunu hak ediyorum. En sevdiğim insanın, benden nefret etmesini hak ediyorum.

[/spoiler]
« Son Düzenleme: 02 Ekim, 2021 20:11:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Das »

Bu ne kocaman oldu ya. Wallpaper koyaydım bari

Çevrimdışı Büyücedünya RPG

Ynt: D A S
« Yanıtla #1 : 02 Ekim, 2021 23:41:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakteriniz onaylanmış, rolünüz verilmiştir. Artık "hayırlı işler" diyelim, ne diyelim? Yanlış büyücülere çatmamaya çalışın efenim'.