İngiltere Büyücedünyası > Düello Salonu
[Final] Eurus Medea Soleil v Mirabelle Starlight
Locomotor:
Ocak 1866
[justify]Düello turnuvasının kalan iki katılımcısı belli olmuştu ve bunun heyecanlı olmaması ihtimaller dahilinde dahi değildi. Fakat dönem içi bina puanı sıralamalarında birincilik adına kıyasıya rekabet eden iki binanın bina başkanlarının finale kalmış olması özellikle Ravenclaw ve Slytherin'den sayısız insanı Karanlık Orman'ın sınırlarına getirmiş, tribünleri bronz-mavi ve gümüş-yeşil renk cümbüşüyle sarmalamıştı. Sol tarafında devasa ağaçlar bulunan düello sahası bu sefer uzun, düz, ince bir platform şeklinde değildi: Muhtelif engellerle parkur haline getirilmiş geniş bir savaş alanıydı.
Bir yanı orman olan geniş platform, içine girilebilecek yahut siper alınabilecek kulübelerle sarılıydı. Ancak bu kulübelerin ikisinde ufak birer yangın başlamış konumdaydı. Şimdilik ateşler sakin bir şekilde, büyümeden, yayılmadan bekliyorlardı. Fakat durumun kendisini muhafaza etmeyeceği aşikar idi.
Kulübelerin yanı sıra iki şövalye heykeli de bu kulübelerin kenarlarına konuşlanmıştı. Hareketsiz değillerdi. Ellerindeki kılıçlarla, her an saldırmaya hazır bir halde belirgin birer tehdit unsuru konumundalardı.
Sahanın yan tarafındaki ormanlık alanda ise belirgin hareketlilikler var gibi gözükse de arkasında nelerin saklandığını kestirmek güçtü. İki düellocu, iki finalist, iki üstat sahneye tezahüratlar eşliğinde çıkarken düellonun başlama sinyalini Profesör Bates vermemişti. Konuşmasına verdiği bir es, ansızın soğuk havadaki rüzgarı yaran ıslık seslerinin durulmasına ve ormanın derinliklerinden yükselen üç rastgele okun sahaya sert birer iniş yapışıyla sona ermiş, sahaya düşen ve zemine saplanan oklarla ateşler de büyümeye başlamıştı. Ortada resmi bir ilan yoktu ancak tezahüratlara ve hareketlenen savaş alanına bakılırsa vaziyet belliydi: Düello, başlamıştı.[/justify]
[spoiler][/spoiler]
Eurus Medea Soleil:
Hogwarts arazisi şanının hakkını veren bir orkestra gibi uğulduyordu o akşam; yaprakları rüzgarın savruk ritmiyle hışırdıyor, çimenleri ağaçlara, renk renk meyvelerle kaplı çalılara ve sayısız esrarengiz yaratığa çarparak eşlik ediyordu doğanın oluşturduğu sonata. Tribünler boyunca heyecanlı öğrenciler dizilmişti; onların çığlıkları viyolonsel müziği yarmaya çalışan flütler gibiydi; tiz ve kararsız, ayarsızca yükseliyorlardı coşkuyla. Profesörler bile kendi aralarında fısıldaşmaya başlamış, kimin kazanacağı konusunda bahisler döndürmüşlerdi el altından. Bir kısmı sadece göz korkutma faktörüyle bile Eurus'a yanaşırken geri kalanları Mirabelle'in daha güçlü olduğu konusunda diretiyordu; bunlara birkaç metre uzaktan kulak kabartan Eurus ise, eh, iyice öfkeleniyordu.
"Bütün gece horladın," diye devam etti ne kadar sürdüğü bilinmeyen azarına. "O saatte kalkıp büyü kitabını karıştırmak zorunda kaldım! Neden biliyor musun sevgilim? Çünkü Merlin'in cezası kulak tıkaçları bile senin horultunu kesemedi."
Ares o sırada ağzında su olsa ağzını gösterişli bir fıskiyeye çevirecek şiddette güldü; sevgilisinin gerginliğinden zevk alan tek büyücü olabilirdi bütün Hogwarts'ta. "Ben horlamam bir kere."
Eurus cevap vermek yerine burnundan soluyarak kafasını çevirdi; gözleri düellonun olacağı ring etrafında dolaşıyordu. "Bu da gelecekte biyografimi okuyan insanların hakkımda ne düşüneceklerine karar verdiği o bölümlerden biri, değil mi?"
"Ben şimdiden söyleyeyim, gelecekte evlenmiş olacağız."
"Galiba onların benden cidden nefret etmesini sağlayacağım," diye mırıldandı Ares'i duymamış gibi.
"Üzerin tezekle kaplı olsa bile senden nefret etmem."
Genç kız hafifçe gülümsedikten sonra dudaklarına yapıştı sevgilisinin; bir yandan da boynunu tutmuş, aralarındaki boy farkını en aza indirgemeye çalışır gibi kendine çekmişti. Şans öpücüğünü alır almaz Mirabelle'in onu beklediği platforma çıktı, "bol şans" dercesine sırıttı ona da. Eğlenecekti.
Mirabelle Starlight:
Niye ormanın kıçındalardı? Neden kulübeler vardı? Neden kulübeler yanıyordu? Mirabelle kaşlarını çattı ve gökyüzüne döndü. Orada dönen çarklar varmış gibi düşündü ve çarklara orta parmağını gösterdi, mesajı alması gereken alırdı. Bir de üstüne yiyişen çifti görmesiyle huysuzluğu arttı. Sözde kendinin de manitası vardı ama sadece isimde vardı! Rezil herif, boyu posu devrilesice. Belki o da şans öpücüğü alsaydı bugün kazanabilirdi ama yook...
Ayrıca, Mirabelle bugün dışardan bakıldığında oldukça halsiz görünüyordu. Bilerek ciğerini kusmaya çalışırcasına öksürüp duruyordu ve bir yerden sonra insanlar sinir olmaya başlamıştı. Fakat aslında hiçbir şeyi yoktu, hatta normalden bin kat daha enerjik ve neşeliydi ancak göt korkusu insana bunu yaptırıyordu. Düz duvara tırmanacak kadar iyiydi oysa. Hasta rolü yapmak kolaydı neyse ki! Eurus'un ona bir nebze bile olsa vicdan kırıntısı koklatacağını umuyordu fakat içinden bir ses gelmeden önce vasiyetini hazır etmiş olması gerektiğini söylüyordu.
"Öhöhöhö! Öhö! Uf... Çok kötüyüm ya... Senden önce hastalığım yenecek beniöhöhhö..." dedi çatlak sesi ve öksürmekten dolan gözleriyle. "Neyse- öhöh! İyi olan kazansın." 'Lütfen ağzıma sıçılmasın.' "Ay dur dur öksürük şurubu içmem gerek, şimdi öhöhöhö büyü yaparken öksürürüm falan olmaz sonuçta!" derken belindeki şurup şişesine boşaltılmış Ciyaksir'i çıkarıp içti. Kıçı sıkışmadıkça ciyaklamayacaktı ama Eurus yani, Eurus...
Locomotor:
An içerisinde iki düellocu da kendilerince düelloya odaklanmış ve şöhrete giden, ilerideki iş başvurularında, hizip toplantılarında, sosyal ortamlarında isimleriyle beraber gelecek "düello şampiyonuymuş" ünvanına ulaşmayı hedefliyordu.
Mirabelle'in el altından içtiği iksir rakibine ne düşündürtmüştür bilinmez ancak bu kurnazlığı, ilerideki en az 4 tur boyunca kullanabileceği bir koz sağlayacaktı. Öte yandan ise Eurus'un zihni, rolünden ziyade içinde bulunduğu çevreye daha odaklı gözüküyordu. Düellonun ilk hamlesi Eurus'ta.
Eylemlerinizi yazarken minik hareketlerle farklı konumlar alabileceğinizi ve ortamı lehinize kullanabileceğinizi unutmayın.
Eurus Medea Soleil:
Shakespeare Romeo'yu Juliet'in balkonunda bekletti onun şiirler söylemesini, aşkını aptallığıyla göstermesini sağladı; tabii bütün bunlar 300 yıl önce yaşanmış ve dünyanın her yerinde, her türlü sahnesinde defalarca sunulmuştu sanata aşık insan gözüne. Shakespeare ne bilecekti yeni bir çağ açtığı tiyatro sanatının bir gün buna evrileceğini?
"Suratıma öksürmesen keşke," dedi Eurus göz devirirken. Birkaç saniyelik bir düşünme sürecinin ardından (kayda değer bir kısmı geçen yaz izlediği oyun hakkındaydı) "Lingubuccina!" diye bağırdı Mirabelle'in kasılmış suratını hedef alarak. Planı büyünün yapması gereken şeyin harfiyen gerçekleşmesiydi; Ravenclaw'ın dilini boynuza çevirmek istemişti.
Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 10, total 10
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
Tam sürüme git