17 Nisan, 2026 09:02:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Magna Purgatio: Karanlık Leke - Bölüm II  (Okunma sayısı 215 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat

  • Büyücü
  • 9. Seviye
  • İleti: 45
  • 458 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat
  • Güç Puanı: 35
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Çağrı
  • Meslek: Eleştirmen / Avukat
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği / Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 40, 15
  • Lanet Gücü: 15, 40
  • Tılsım Gücü: 25, 25
  • İksir Kabiliyeti: -, -
  • Özel Yetenek: Animagus 3. Seviye, Telepati 2. Seviye
Magna Purgatio: Karanlık Leke - Bölüm II
« : 06 Nisan, 2022 03:24:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İşlek ve at arabalarının demir çerçevelerinin taş yolunu bolca aşındırdığı ana caddenin sağlıklı bir bedendeki damarlar gibi yanlarına saçılan ara sokaklarından birinde bekliyordu Londra'nın usta sayılabilecek cepçileri arasında adı bilinen "Çınar Malcolm". Yenleri sırtı bolca aşınmış Mor renkli ceketinin kolları üzerinden yukarı doğru katlanmış kirli Beyaz gömleğiyle birlikte uzun boyu, sırım gibi kalın kaslı kolları ama bir o derecede bozuk bir duruşa sahip olmasına neden olan koca göbeğiyle normal insanların yanına eşlik etmekten çekindikleri bir başıboştu. Daha henüz yaktığı sarma sigarasından çektiği derin, duman dolu soluğunu dudaklarının arasından üfürmemişken kürkündeki çizgilerini çokça yakından tanıdığı; tuğla duvarlı evlerin arasında gerilmiş çamaşır iplerinin arasından takılmadan ustaca inen sarman bir kedinin kendine yaklaştığını görmüştü. Günün erken saatlerinde üzerinde taşıdığı neşesinin sesinden duyulduğu bir tonlamayla, "Ne dolanıyon kedi gibi Nicholas?" dedi bozuk diksiyonunun tüm avamlığını kullanarak Animagus arkadaşına. Pis bakışlarını adamın gözlerinden bir an için bile ayırmadan insan biçimine geri döndüğünde "Boş yapma Malcolm, ekmeğimizdeyiz..." deyip, metalden kordonu ağzından sarkan altın işlemeli cep saatini eline almıştı arkadaşı. Özellikle dirseklerinin yamalı olduğu ceketi ve aşınmış dizlerinin yer yaptığı kırışık kumaşlı pantolonuyla, kedi biçimindeyken taşıdığı tüylerinin çok daha kirli bir Kahverengi tonunu kuşanıyordu Animagus. Her zaman yan yana görünmeseler de, sıklıkla ortak hedeflerini sırayla soyan bu iki hırsız günün böylesi erken saatlerinde başladıkları işleriyle kahvaltılarını yapabilecekleri bir kazanca erişmeye çalışıyorlardı. Devletin kayıtlarına bulunmaktan kaçan ve yeri geldiğinde evlerin pencerelerine manzarası olan ağaçların dallarından yeniyetme hanımların yatak odalarını dikizlemek en sevdiği hobilerinden olan toplumun pislik yumaklarından "Hınzır Nicholas" gülüştüğü Malcolm'ın omzuna kolunu atarak tanıdıkları en yakın rehinciye doğru yol almaktaydılar. Günlerinin neşesi, zenginlerin ceplerinden şimdilik kopartabildikleri küçük hediyeleriyle birlikte iki kılıksız yoldaş biçiminde yürüyüşlerinin durmasına neden olan Alpharian'ı gördüklerinde daha ara sokaktan yeni çıkayazmışlardı.

---

"Senin gibi Melek yüzlü, jilet gibi yakışıklı bi delikanlıyı almayacaklar da kimi alacaklar Ryan abi!" diyerek Malcolm'ın şimdi konuşmaya başlasa en az 10 dakika dırdır edeceğini öngördüğü sözlerini kesen Nicholas. Alpharian'ın ısmarladığı sıcak çörekleri kahvaltı ettikleri masada duvara sırtını dayadığı yerinde geniş geniş gerinerek bacaklarını açıp yer tutmuş olan Malcolm'ın ters bakışlarının konuşmadan soğumadığını göstermesiyle birlikte sözlerini sürdürmesini bekledi Siyah giyimli olan. Çınar takma adlı adam düşüncelerini iletmeye devam etti:
"Bir haftaya yakın zamanda bir toplantı yapılacakmış diye duyduk ama çalışan sormaya başladılar mı bilmiyorum. Belki bugün haber verirler." diyerek. Bu sözlerin üstüne iki gündür tıraş olmadığı için az da olsa uzamaya başlayan sakallarının masaya dayadığı dirseğinden destek alarak yüzüne dayadığı eline batmasına aldırmadan çenesini sıvazlayan Alpharian, düşünceyle kıstığı gözlerini iki adamın gözlerinin üzerinden geçirdi bir süre.
"İyi bakalım, başvururuz biz de. Her zamanki gibi, bu konuşma yaşanmadı. Biliyorsunuz. Başkasından duyarsam bozuşuruz..." dedi masasındaki ikiliye ve "Haydi size afiyet olsun, harcayacak fazla zamanım yok gençler." diyerek masadan kalkmıştı katil. Arkasından yalnızca dolu ağızlardan gelen esenlik dileyici homurdanmalarla birlikte hızlı adımlarla hedefine doğru ilerlemeye başlamıştı bile. Kensington dolaylarında bulunan Paltrow Köşkü, Alpharian'ın sorguladığı yerdi; son yıllarda oldukça sevilen bir yöntem olan toplantı yeri kiralama işlerini sürdüren bir işletmeydi burası ve işinde iyi olmasıyla ünlenmişti. Parası yeten insanlar; temizliği ve Gümüş yemek takımlarının çalışması korkusu taşımadan, bir başkasının evinde toplantı ya da kutlamalarını yapabilecekleri evleri kiralayabiliyorlardı. Genelde kent dışından gelen toplulukların üyelerini düzenli ve daha az uğraştırıcı biçimde bir araya getirme yolu olarak kullanılan bu yöntem olmuştu. Topiarii Sanctionem adına giriştikleri bu gizli görevde Alpharian'ın üstüne büyük bir parça düşüyordu ve ilk adımı atmıştı bile.
« Son Düzenleme: 11 Nisan, 2022 19:32:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat »

Çevrimdışı Kenneth A. Miller

  • Bakanlık Çalışanı
  • 3. Seviye
  • İleti: 7
  • 1215 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Kenneth A. Miller
  • Güç Puanı: 33
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Kenneth A. Miller
  • Meslek: Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi Çalışanı
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 1
Ynt: Magna Purgatio: Karanlık Leke - Bölüm II
« Yanıtla #1 : 27 Mayıs, 2022 17:12:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bakanlıktaki pencerelerden görünen gökyüzü açık bir mavi renkte ışıldıyor, güneş ışığı huzmeleri tanrısal güzellikte, lekesiz ve pürüzsüz, elle tutulabilirmiş gibi gerçek ama hiçbir dokunuşla kirletilmemesi gereken bir kutsiyete sahipmiş gibi saf ya da çok mutlu bir insanın rüyasından bir parçaymış gibi soyut süzülüyordu içeri. Hava tahminde çalışan Bakanlık büyücüleri iyi günlerinden birindeydi belli ki. Onlar iyi günlerinde olunca bir mutluluk histerisi herkese musallat olurdu. Sağda solda her zamankinden çok daha fazla gülen yüz görürdünüz. Kenneth da bu ender zamanlarda kendini bu histeriye kaptırmaktan hoşlanırdı. Ne de olsa mutluluk için yaratılan her fırsat değerlidir.

Fakat bugün bulutsuz gökyüzü, eşsiz ve Londra için alışılmadık olan bir güneş ve mutlu görünen insanlar bile Kenneth’ın ruhunu ele geçiren karamsarlığı, şüpheciliği dizginleyemiyordu. Tüm bunların bir biçimde sahte olduğu düşüncesi alttan alttan sürekli dürtüyordu. Bastırılamayan, dindirilemeyen, yönü değiştirilemeyen bir kaygı durumuydu bu. Çünkü yıllardır saflığına ve temizliğine körü körüne inandığı, uğruna hayatını adadığı Topiarii Sanctionem tam orta yerinden çatırdamıştı. Böylesine üst bir konuma yerleştirdiği örgütün ne sandığı kadar lekesiz ne de inandığı kadar güçlü olmadığını öğrenmişti. Doğa nüfuz ediyordu. Entropi engellenemiyordu. Belki de hiçbir şeye bağlanmamak, değişkenliği kabullenmeyi, ayak uydurmayı, hiçbir şey için kesinlik atfetmemeyi öğrenmek en doğrusuydu. Hava tahmin büyücüleri harika bir iş çıkarmışlardı işte, ama gerçek Londra’da ana caddeler bu saatte sis altındaydı ve güneşin tam nerede olduğunu anlamanın bile olanaksız olduğu kalın bulutlarla gökyüzü örtülmüştü. Ve Topiarii Sanctionem, o ışıl ışıl görünen kubbe aniden gölgelenmişti.

O gün odasına girdiğinde çantasını masanın üzerine atmış, koltuğuna kendini bırakıp dakikalarca hiçbir şey yapmadan, oturduğu yerden odanın tavanını izlemişti. Hayâl kırıklığı, korku, öfke, yılgınlık ve hınç. Birkaç gündür, Ray’dan o korkunç haberi aldığından beri içi bu duyguların gelgitinde çalkalanıp duruyordu. “Nasıl?” diye isyan ediyordu sürekli içinden bir ses. Böyle bir şey nasıl gerçek olabilirdi? Örgüt bunca zaman böyle bir şeyin gerçekleşmesine nasıl göz yummuş olabilirdi? Kaç kişi, kaç Lautus alçak bir herifin menfaatlerine hizmet edecek bir cinayeti Magna Purgatio’nun onurunu iliklerinde hissederek işlemişti? Kaç masum insan Tabulaelere düşmüş ve kaçı hiç hak etmedikleri hâlde Lautusların öfkeli gözlerinde ölümü görmüştü? Acaba Kenneth, Ray, Ryan ve Phali ahalisinden başkaları, içlerinden herhangi birisi bile bu alçak suça istemeden de olsa ortak olmuş muydu? Tabulaede hiç olmaması gereken bir isim sırf onursuz, şerefsiz bir adamın üç kuruşluk menfaati uğruna Kenneth, Ray ya da Ryan tarafından katledilmiş miydi? Bu soruların, en azından bu son sorunun cevabına ulaşmadan asla huzur bulamayacağını seziyordu Kenneth. Böylece içinde hınç yükseliyor, umutsuzluğunu ve yılgınlığını, daha da önemlisi korkusunu gölgeliyor ve onu harekete geçmeye sevk ediyordu.

Beton gibi durgun bir suratla günün geri kalanı boyunca Bakanlıkta oradan oraya gezinip durdu. Onu tanıyanlar Kenneth’a derdini soruyordu, ne de olsa karşılarındaki adam görmeye alışkın oldukları adam değildi. Kenneth hiçbirine tatmin edici, elle tutulur bir cevap vermedi ama birçok cevap aldı. İzleyen birkaç gün boyunca araştırmasını sürdürdü. Kılık değiştirip Knockturn Yolu’nda nahoş mekânlara girip çıktı ve tekinsiz adamlarla görüşmeler yaptı. Bakanlığın çeşitli arşiv odalarında saatler harcadı. Bu süreçte Bakanlıktaki kendi görevlerini de aksatmamaya çalıştı. Yine de önceden detaylı ve kabarık olan raporları kısa, öz ama yeterince tatmin ediciydi. Bir tek Edith onun ruh hâlini bir parça anlayabiliyordu belki ama o da hiçbir şey sormadı. Anlatabileceği bir şey olsa Kenneth’ın ona mutlaka anlatacağını biliyordu çünkü. Yine de destek oldu, varlığını hissettirdi ve uzun çalışmaları boyunca Kenneth’ın evdeki yokluğunu çocuklarına hissettirmemeyi layıkıyla başardı.

Böylece tam iki yüz otuz dört sayfalık bir rapor, içi son derece tehlikeli ve Bakanlıkça yasaklanmış bazı maddelerle dolu iki kese ve kararlı ve öfkeli bir yüz ifadesiyle Ray’i bulmak amacıyla Phali’ye gitti. Günün son saatleriydi ve o gecenin tamamını orada geçirecekti. İşlemeyi en çok arzuladığı cinayeti kusursuzca işleyebilsin, yapmayı en çok arzuladığı temizliği kolayca yapabilsin diye Ray’in ihtiyacı olan tüm bilgileri ona böylece sundu. Artık sıra büyük sahnedeki küçük rolüne hazırlanmaktaydı.

Çevrimdışı Raymond Harvey Davis

  • Mekan Sahibi
  • 3. Seviye
  • İleti: 7
  • 0 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Raymond Harvey Davis
  • Güç Puanı: 27
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Raymond Harvey Davis
  • Meslek: Tüccar, Phali Sahibi
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 4
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 19
  • İksir Kabiliyeti: 4
Ynt: Magna Purgatio: Karanlık Leke - Bölüm II
« Yanıtla #2 : 03 Haziran, 2022 23:45:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Thames Nehri’nin sularına vuran ilk ışık huzmeleri ile renklenen şehir aydınlığa teslim olmuş, kusursuz ay solup yerini mavi gökyüzüne bırakmıştı artık. Gece henüz gençken Büyük Londra Köprüsü’nün kuzey ucundaki tırabzanlara kollarını dayamış ve düşüncelere dalıp gitmişti büyücü. Aklını meşgul eden düşünceler günlerdir göz kapaklarını esir tutuyor, uyumasına izin vermiyordu. Zaman çok hızlı akıyor gibiydi. Geceden arta kalan soğuk ürperti hala üzerindeydi Raymond’un. En son ne zaman bir şeyler yediğini bile hatırlamıyordu. Topiarii Sanctionem’e hizmet ettiği onca yıla, harcadığı onca emeğe, gözünü kırpmadan tehlikeye attığı hayatına, inandığı tüm doğrulara temizlenmesi son derece zor bir leke bulaşmıştı adeta. Pişmanlık duymuyordu. Son on yıl içinde kendisinin ve yakın çevresinin örgüt için yaptığı tüm temizlikleri paragraf paragraf incelemesi tam 4 gününü almıştı. Hata yoktu. Her biri yer yüzünden silinmeyi sonuna kadar hak eden nesuntlardan ibaretti. Yine de örgüt içinde bir hainin bunca zaman barınabiliyor oluşu onu çok büyük bir hayal kırıklığına uğratmıştı. Örgütün bu haini neden bir sır gibi sakladığını şimdi daha iyi anlıyordu. Dudaklarından eksik etmediği purosundan son dumanı aldığında güneş yükselmeye yüz tutmuş, şehrin gürültüsü iyice artmıştı.
 
Ait olduğu yere dönmesi gerekiyordu. Kendini en çok ait hissettiği yere. Normal şartlarda bu yer Phali olurdu elbette ama üstlerine düşen bu gölge yüzünden tercih sırasını değiştirmişti. Olması gereken yer güzeller güzeli eşinin ve biricik kızının yanı olmalıydı. En azından şu an sadece onlara ihtiyacı vardı. Yüzünü perdeleyen şapkasının altından etrafına küçük bir bakış attı. Bir elin parmağını geçmeyecek sayıda belli belirsiz uzaklıktaki insanın bir yerlere yetişme çabasıyla yürüdüğünü görmüştü sadece. Purosunu tırabzanların üzerinden nehrin sularına fırlatıverdi ve izmarit henüz suya düşmeden bedeni toza bulanıp köprünün bitimindeki büyük Londra yangını anısına dikilmiş olan The Monument’e doğru savruldu.

Jane onu kısa bir şaşkınlığın ardından gelen büyük bir gülümseme ile karşılamıştı. Raymond son zamanlarda işlerinin yoğunluğu yüzünden çok fazla ihmal etmişti biricik eşini. Bu yüzden de gönlünü almak ve hiçbir kadim kitapta yazmayan bu büyüleyici gülümsemeyi görebilmek adına kırmızı güllerden oluşan bir buket götürmeyi de ihmal etmemişti. Dudaklarına kondurduğu bir aşk öpücüğü ardından Rose’da onlara katılmış ve ailece güzel bir kahvaltı yapmışlardı. Sırtındaki onca yük o masada tüy kadar hafiflemiş gibiydi.  Öğleden sonra henüz çok yeni ve kızına ait olan “Rose’un Sanat Bahçesi” adlı otantik mekanda bahçe çitlerini boyarken bulmuştu kendini. Tadilat neredeyse tamamlanmıştı ve bu görsel niteliği son derece zengin olan işletme kısa süre sonra müşteri ile dolup taşacaktı.

-   İşte bitti. Tıpkı söz verdiğim gibi. Ayrıca şuradaki pembe flamingolar yerine daha sevimli heykeller bulabilirdin. Neyse ki babacık burada. Bu bahçe tahmin ettiğinden daha güzel olacak.

-   Baba! İşte yine yapıyorsun. Hani tüm dizayn tamamen benim zevkime göre olacaktı. Ayrıca pembe flamingoları seviyorum.

-   Pekala karışmıyorum. Tam şuraya küçük bir süs havuzu da eklememiz gerektiğini söylemeyeceğim.

Kısa bir ters bakış ardından gülümseyerek boynuna sarılan cadının içten teşekkürünü ona karşılık vererek kabul etmişti Raymond. Belki de ona son defa sarılıyor olabileceği fikri aklının tüm köşelerini kemirmeye başlamıştı. Daha ve daha sıkı sarıldı. Ne de olsa attığı her adım sadece ve sadece ailesi içindi.

Mutlu geçen güneşli gün, yerini solgun ve kasvetli bir havaya bırakalı bir saatten fazla olmuştu. Veda niteliği taşıyan bu birlikteliklerinin son demlerinde Ray hayatındaki en değerli iki kadından da şans öpücüğü alıp, tekrar geri dönebilme umuduyla evi terk etti. Ailesi tam olarak nereye gittiğinden bir haber olduğu için endişe onların huzurunu kaçırmayacaktı. Fakat aynı şey Raymond için geçerli değildi. Phalinin sınırlarından içeri girdiği anda o artık karısına aşık olan adam veya kızına gönülden tapan baba değildi. Londra Scrinium’unun lideri Coupo, bir kez daha can almaya hazırdı artık.

Sonunda beklenen an gelmişti. Birbiri ardından yankılanan nal sesleri Phali’nin girişinde sessizliğe büründü. Aslan başı figürüne sahip bir bastonu tutan siyahi bir el belirdi at arabasının kapısında. Topiarii Sanctionem örgütüne sözde yıllardır hizmet veren Arbor Lautus, Fabio Flores Callante resmi olarak denetleme amacıyla Mali-Phali-Ty-Co Pub’a, başka bir değiş ile Scrinium La Phali’ye giriş yaptı.


« Son Düzenleme: 03 Haziran, 2022 23:51:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Raymond Harvey Davis »

Çevrimdışı Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat

  • Büyücü
  • 9. Seviye
  • İleti: 45
  • 458 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat
  • Güç Puanı: 35
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Çağrı
  • Meslek: Eleştirmen / Avukat
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği / Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 40, 15
  • Lanet Gücü: 15, 40
  • Tılsım Gücü: 25, 25
  • İksir Kabiliyeti: -, -
  • Özel Yetenek: Animagus 3. Seviye, Telepati 2. Seviye
Ynt: Magna Purgatio: Karanlık Leke - Bölüm II
« Yanıtla #3 : 08 Haziran, 2022 13:55:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Evet efendim, bu şişe yeni gelen Chianti'lerden!"

"Puronuzu yakayım?"

"İçkiniz madam, tam olarak hazırlanmasını istediğiniz gibi."

"Efendim üzgünüm, Dük bu hafta gelemeyeceğini belirten bir not bıraktı size..."

Bu yemekli toplantı evinde geçen iki hafta yüreğine ot tıkamıştı Alpharian'ın. Kısa süre içerisinde patronlarına üst düzey müşterilerin hizmetinde yer alabilecek bir eleman olduğunu kanıtlaması çok uzun sürmemişti ama yine de başka insanlara zorunlu bir saygıyla yaklaşmak ve bel bükmek ister istemez zoruna gidiyordu Lautus'un. Yeri geliyor o beğenilmeyip mutfağa geri gönderilen koca şişe şarabı burnu havada kendini bilmezlerin Güneş görmeyen bir yerleri ile tanıştırmak istiyor, yeri geldiğinde ise işini yapmak yerine hizmetçi kızlardan birini köşeye sıkıştırıp hoyratlık yapan komilerin şakaklarından içeri evin her yerlerinde bulunan o Gümüş şamdanlardan birini takıvermek istiyordu... Yine de, hiçbir şey görevinden daha önemli değildi ve büründüğü bu gizli rolden çıkmaması gerektiğini biliyordu.

Zorlanıyordu, evet, ama hata yapmaması gerektiğini çok iyi biliyordu. Taze sıkılmış portakal suyunun tadını beğenmeyen zengin şımarığı kahvaltıcının nazını ayrı, öğleyin brunch yapmaya gelip kocasını hiçzmetçisiyle aldatma öykülerine haklı destek arayan mirasyedisinin kart kahkahalarını ayrı, polo klübünden dostlarıyla akşam brendisini purosuyla demlene demlene içerken buzunu eksik bulan emekli albayın homurdanmasını ayrı çekiyordu. İşini de iyi yapıyor olduğu ortadaydı, yoksa Şef Garson'un sağ kolu olmasına izin verilmezdi kısacık sürede. Alpharian'ın ise şefliğe yükselmemesinin tek nedeni aralarında adamın Gümüş renki bıyıklarının göstergesi olan geçkin yaşıyla birlikte zamanla gelen bir kıdem ayrımı olmasıydı yalnızca. Gümüş bıyıkları demişken...

Adamın kel kalmış kabak kafasından koparamayacağı saç teline bir alternatif arıyordu Lautus ve bununla birlikte hırsızlık önlemi olması adına hemen her toplaşmadan sonra tek tek sayılan Gümüş mutfak takımlarından özel birini elde etmeliydi görevi için. Yalnızca Kenneth'dan planlarını uygulamak için gereken adımı atmasını onaylayacak bir haber ya da sinyal bekliyordu. Kıvrandırıcı zorluklar ve hizmet sektöründe çalışıyor olmanın verdiği çokça stresle geçen iki sancılı haftadan sonra haberin geleceği güne yeterince yaklaştığını sezebiliyordu. Tüm bunları düşünürken Londra'nın seçkin zenginlerine servise devam etmek zorunda kalmasaydı keşke...

Çevrimdışı Kenneth A. Miller

  • Bakanlık Çalışanı
  • 3. Seviye
  • İleti: 7
  • 1215 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Kenneth A. Miller
  • Güç Puanı: 33
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Kenneth A. Miller
  • Meslek: Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi Çalışanı
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 1
Ynt: Magna Purgatio: Karanlık Leke - Bölüm II
« Yanıtla #4 : 28 Haziran, 2022 21:51:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sanki on yıldır sırtında ağır bir yük taşıyordu, böyle bir yorgunluğu ancak böyle tasvir edebilirdi. Edith'in çoktan fark ettiği ama Kenneth'ın hiçbir biçimde dikkatini çekmeyen yeni yeni beyazlar peyda olmuştu saçlarında. Konuştuğunda sıkılı dişler arasından konuşuyor gibiydi, çenesini öyle az hareket ettiriyordu ki sesi boğuk çıkıyordu. Her gece en az iki kez uyanıyor, açık gözlerle yatakta öylece yatıp odanın tavanını izliyor, sonra bir biçimde yine uykuya dalıp gidiyordu. Yaşlandığını hissediyordu adeta Kenneth. Otuz küsur yıllık hayatının ağırlığını duyuyordu omuzlarında. Fakat sorsanız otuz küsur senedir şu başındaki dertle boğuşuyordu sanki. Halbuki Ray'in aldığı yeni ve lanet görevi duyalı yirmi gün bile olmamıştı.

İnsan, ne kadar alışılmadık da olsa bir rutine bağlanmışsa bu rutini bozulduğunda hayatın ritmini kaçırıyor. Kenneth bir Lautus, hak eden herkes için acımasız bir katildi. Aynı zamanda Sihir Bakanlığı'nda emektar bir çalışandı. Sevgili karısı ve üç kızıyla, iki yakın dostu ve çevresindeki pek çok insanla sarmalanmış bir hayatı vardı. Zor, karmaşık, alışılmadık bir hayattı ama onun hayatıydı işte. Her şeyiyle ona aitti. Ne var ki şu son iki haftadır tek bir büyük sille tüm taşları devirip yıkmıştı. Ritim bozulmuş, hayatın akışı aksamıştı. Zaman çok daha ağır geçiyor, yaptığı her iş, en sıradan olanı bile eskisine nazaran çok daha zor geliyordu. İşte yorgunluğu bundandı Kenneth'ın. İki haftada onlarca yaş yaşlanmasının nedeni de buydu işte.

Bu dönemde hem Bakanlık'ta hem de evinde geçirdiği süreden çok daha fazlasını Phali'de geçirir olmuştu. Çoğu zaman orada sabahlıyordu. Böyle günlerde uyumak için bile vakit bulamıyor, en fazla bir koltukta başının göğsüne düştüğü birkaç saatin ardından mecburen çıkıp yine işe gidiyordu. Dün de tam böyle olmuştu. Geceyi Phali'de geçirmiş, ne ara masasından kalkıp oraya oturduğunu bile hatırlamasa da bar kısmındaki taburelerden birinin üzerinde yarım saat uyuya kalmış, sonra kim bilir neden uyanıp yeniden işe gelmişti. Her gün, bugünden daha yorgun olunamayacağı hissiyle geçiyordu ama tıpkı şu anki gibi her yeni gün bir öncekinden daha yorgun hissediyordu. Traş olmayı tamamen unutmuştu ve Kenneth için tamamen ender bir durum olan kirli sakallı haliyle masasında oturuyordu. Önünde bir form vardı. Birileri bu formu kalın, kaba bir yazıyla doldurmuştu. Başka birileri Kenneth'a bu formun bugün bitmeden işleme konması gerektiğini söylemişti. Fakat Kenneth kim bilir kaçıncı kez okumaya çalıştığı halde formda yazılanları bir türlü algılayamıyordu. Ne formu olduğunu bile anlayamamıştı. Tam bir saattir kağıt elindeydi ve bu bir saat içerisinde üç kez o kağıtla ne yapması gerektiğini unutmuş, birinde yardımcısı Brille'i çağırtıp bunu açık açık sormuştu. Zavallı Brille işe yeni başlamıştı ve belli ki çok çalışmaktan bitap düşmüş (tabii ki öyle sanıyordu) müdürüne neden böyle zor işler yıktıklarını merak ediyordu. Halbuki form basit bir ülkeler arası evlilik belgesi aktarımı talebiydi yalnızca, yani Kenneth'ın daha önce yüzlercesini gözü kapalı işleme aldığı bir işti.

"Bay Miller" diye geldi Brille'in sesi, Kenneth talep formunun üzerinde dans eden aybuzağı yavrularını kayıtsızca izliyordu. Aslında o anda Bay Miller'ın kim olduğu hakkında da en ufak bir yoktu. Az sonra nazikçe dürtüldüğünü hissedince yerinde yarım metre zıpladı. "Özür dilerim Bay Miller" diyordu kaygılanmış görünen Brille. Kenneth dönüp ona baktı. Aybuzağı yavrularını düşündü.

"Sizi görmek isteyen biri var Bay Miller" dedi Brille, kapıya doğru yürümeye başlamıştı bile. "Arkadaşınız olduğunu söyledi. Çağırayım mı, başınızdan savmamı mı istersiniz?"

Kenneth hayal meyal bu teklifin ne kadar düşünceli bir ruhun eseri olduğunu fark etti. "Gelsin" dedi gıcırdayan bir sesle. Brille ikiletmeden odadan çıktı. Açıkçası Kenneth tam olarak neyi onayladığını bile anlamamıştı. Beklediği kimse yoktu. Zaten Bakanlık'ta çalışmakta olmayıp da onu görmek için Bakanlık'a gelecek bir arkadaşı da yoktu. Ya da o hep öyle düşünmüştü. Az sonra odadan içeri girenin Ryan olduğunu görünce en çok bu yüzden şaşırdı. Hala rüya mı görüyordu emin değildi aslında ama daha önce ne Ray'in ne de Ryan'ın onu Bakanlık'ta ziyaret ettiğini hatırlamıyordu hiç.

"Ryan" demeye çalıştı ama yağsız kalmış bir motor gibi kurumuş olan ağzından hiçbir ses çıkmadı. Ryan -en az Kenneth kadar yorgun görünüyordu- Kenneth'ın masasının önündeki koltuklardan birine attı kendini.

"İyi görünmüyorsun" dedi Kenneth'a şöyle bir bakarak. "Sen de öyle" dedi Kenneth. Sonra da ekledi, "Rüya mı görüyorum?"

"Ne? Rüya mı?" dedi Ryan. "Ne rüyası? Haa, öyle rüya. Bilmiyorum dostum, kendini çimdikle falan bir şey yap. Uykuyla, rüyayla falan aram pek yok biliyorsun."

Kenneth kendi bilinçaltının şu anda böyle mantıklı cümleler kuramayacağını düşündü. Hem Ryan bir rüyada olamayacak kadar gerçek ve somut görünüyordu şu an. Uzanıp ona dokunmak istedi ama eğer bu gerçekten de bir rüya değilse bu hareketin çok tuhaf kaçacağını düşünüp vazgeçti.

"Sen burada ne arıyorsun?" dedi sonra kaşlarını çatarak.

Ryan sol elini masanın üzerine koyup sağ eliyle tavanı işaret etti. "Sağ elime değil sol elime bak" dedi kendi de tavana baktığı halde. Kenneth adamın masanın üzerinde duran sol kolunun yeninden mendile sarılı bir şeyin yavaş yavaş çıktığını gördü. "Al onu" dedi Ryan. Kenneth aldı. Daha o anda mendilin içindekinin ne olduğunu anladı.

"Aldın ha?" dedi Kenneth. Mendili kucağına yayıp masanın altında katlarını açtı. Nefis bir işçiliğe sahip gümüş bir çay kaşığı duruyordu orada.

Ryan şimdi sağ elini indirmişti ve artık tavana bakıyormuş gibi de yapmıyordu ama sol kolu hala masanın üzerindeydi. "Çok da zor olmadı" diye cevap verdi bitkin bir sesle. "Asıl mesele, kimse fark etmeden yerine geri koyabilmek. O yüzden hemen sana geldim."

"Pekala" dedi Kenneth neredeyse fısıldayarak. Cüppesinin iç cebinden asasını çıkartıp asanın ucuyla gümüş kaşığa dokundu.

"Geminio."

Şimdi mendilin üzerinde bir değil iki gümüş kaşık duruyordu ve birbirlerinin kopyasıydılar. Sonra asasını yeniden orijinal kaşığın üzerine tuttu Kenneth. Bu defa seslendirmeden, konsantre olmak için gözlerini bile kapatarak ve tüm çabasına rağmen ancak üç denemede başarabildiği bir büyü daha yaptı. Artık iki gümüş kaşık, orijinali ve kopyası, birbirlerine büyülü bir yolla bağlanmışlardı. Birinde gerçekleşecek değişiklik anında diğerinde de meydana gelecekti. Kenneth kopya kaşığı usulca cüppesinin cebine koyup orijinal olanı yine mendile sardı. Sağ eliyle Ryan'a bir kağıt uzatırken ve iyice eğilip kağıt üzerinde bir şeyler gösterirken sol eliyle mendili adamın kol yenine usulca yerleştirdi.

Sonra aniden ayağa kalktı Ryan. "O zaman bana müsaade." dedi "Köşke geri dönmem lazım, malum. Ve bunu hava kararmadan yapmam lazım. Ray'e benden selam söyle."

Ryan ağır adımlarla odadan çıkarken Kenneth koltuğunda arkasına yaslandı. Zihni açılmış, dinçleşmişti ama özellikle son yaptığı büyü öyle karmaşık ve zordu ki onu iyice yormuştu. Yine de en kritik eşiği böylece aşmış olmanın sevincini de hissetti o an. Nihayet tuzak tam anlamıyla kurulmuştu. Hem bu anlık sevincin coşkusundan hem de artık yorgunluğu iyice dayanılmaz bir boyuta vardığından mesai bitimini beklemeden çıkmaya karar verdi. Bir an önce Phali'ye gitmeli ve emaneti Ray'e teslim etmeliydi.
« Son Düzenleme: 28 Haziran, 2022 21:54:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Kenneth A. Miller »

Çevrimdışı Raymond Harvey Davis

  • Mekan Sahibi
  • 3. Seviye
  • İleti: 7
  • 0 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Raymond Harvey Davis
  • Güç Puanı: 27
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Raymond Harvey Davis
  • Meslek: Tüccar, Phali Sahibi
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 4
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 19
  • İksir Kabiliyeti: 4
Ynt: Magna Purgatio: Karanlık Leke - Bölüm II
« Yanıtla #5 : 06 Eylül, 2022 03:09:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
“Hoş geldiniz Bay Callante, sizi Scrinium La Phali’de ağırlamak büyük bir şeref.” dedi Raymond, son derece şık giyimli olan konuğunun elini sıkarken. “Ziyaretinizi daha erken bekliyorduk.” Eliyle işaret ettiği ve her bir köşesi “Lumos” ile efsunlanmış olan Lautus karargahına nazikçe buyur ettikten sonra Finn’e başıyla ufak bir işaret gönderdi. Fabio her ne kadar ülke ülke dolaşan bir Lautus olsa da Londra Scrinium’una ilk gelişi değildi elbette. “Bay Davis, o şeref bana ait.” diye yanıtlamıştı yüzüne yerleştirdiği tekinsiz gülümsemesi ile. Rütbe sırasına göre düzenli bir şekilde dizilmiş olan beş kişilik Lautus ekibi ile birlikte yavaş adımlarla kendileri için hazırlanmış olan “özel müşteri” bölümüne doğru yürümeye başladılar.

-   Duyduğum kadarıyla terfi almanıza çok kısa bir süre kalmış. Uzun bir süredir eylemlerinizi üstün bir görev anlayışı içerisinde titizlikle yürüttüğünüzü memnuniyetle izlemekteyim. Zaten böylesine modern dizayna sahip bir Scrinium’un başına da elbette bir Arbor Lautus yakışırdı.

-   Ne derler bilirsiniz, eylemler sözcüklerden daha yüksek sesle konuşur. Ciddiyet ve sadakat üzerine kurulu her kurum için başarı kaçınılmaz bir kader.

Formalite icabı olduğu herkes tarafından kolaylıkla fark edilebilecek selamlama merasimi nihayet sona erdiğinde, sarı renklerin baskın olduğu loş ışıklı odaya yerleşmişlerdi. Sahnedeki büyülü enstrümanların havada süzülerek sergilediği görsel şöleni rahatlıkla görebilen bu oda, genellikle özel toplantıların yapıldığı, içeriden dışarıya doğru hiçbir şekilde sesin geçemeyeceği şekilde efsunlanmış bir yapıya sahipti.

İyi bir poker oyuncusu olarak hatırı sayılır bir üne sahip olan Raymond, yüzüne takındığı ifade ile kartlarını ustalıkla saklar ve mesleğinin getirisi olarak kabul edilebileceği şekilde bir sonraki hamlesinin ne olacağı kolay kolay tahmin edilemezdi. Üzeri çeşitli alkoller ile bezeli, beyaz renkli ipek örtüsü son derece zarif bir şekilde süzülen tekerlekli servis masası, Finn tarafından sürülerek içeri girdiğinde de Raymond’un yüzünde yine aynı ifade vardı. İçki servisinin bitmesini beklemeden konuşmasına başlamıştı Fransız Lautus Fabio.

-   Müsaadenizle konuşmama Montaigne’nin çok sevdiğim bir sözü ile başlamak istiyorum. “Özgürlüğü ve hayatı hak edenler, onu her gün yeniden fethetmek zorundadır.” Yani özgürlük sürekli sahip olduğumuz veya hiç sahip olamayacağımız derecede sürekliliği olan bir kavram değildir. Onu, yaşadığımız her gün yeniden kazanır veya kaybederiz. Tüm Lautuslar tarafından kutsal kabul edilen örgütümüz, insanları içinde yaşadığımız bu yemyeşil bahçenin güzelliklerinden faydalanma özgürlüğünden alıkoyan kısıtlamaları yaratan, yozlaşmış ve çürük zihniyetlerle mücadelenin bir numaralı örneğidir. Bu emele yakışacak eylemlere ev sahipliği yapan Scriniumlarımız’da belirli bir düzen ve disiplin mevcudiyeti aramaktayız. Bu akşam toplanma sebebimiz emsallerine örnek teşkil eden bu güzide Scrinium’un ilk günden bugüne yürüttüğü başarılı temizlik işlerinin nasıl yürütüldüğünü ilk elden görüp tecrübelerimizi geliştirmektir.

Raymond adamın bu sıkıcı konuşmasının asla bitmeyeceğini düşünüyordu ki sahnedeki hareketlilik bir anda odadaki topluluğun dikkatini dağıtıvermiş, adeta -Fabio hariç- odadaki herkesin imdadına yetişmişti.

[youtube]https://www.youtube.com/watch?v=XgkqIE1JRXk[/youtube]

Rengarenk elbiseleri, tüylü yelpazeleri, peçeli yüzleri ve elbiseleriyle aynı renkle makyajlanmış gözleriyle dikkat çeken dans ekibi bir anda tüm bakışları üzerlerine çevirmeyi başarmıştı. Masa başındaki tüm Lautusların kadehleri eğlencenin başladığını simgeleyerek bir anda havalanmış ve “In honorem Farell!” (Farell’ın şerefine) nidaları ile birlikte birbirlerine tokuşmuştu. Fabio iç cebinden çıkardığı purosunu yakarken keyfi son derece yerinde görünüyordu. Ne de olsa Phali eğlencesi ile meşhur bir eğlence merkeziydi ve özellikle bu gece adının hakkını fazlasıyla vermek zorundaydı. Mekanın loş ışıkları iyice kısıldıktan sonra, senkronize olmuş koreografileri ve büyüleyici güzellikleri ile izleyenleri cezbeden altı dansçı, sahnenin belirli noktalarında belirip ritme göre gürleşen alevlerin eşliğinde dans etmeye başlamışlardı. Alkol servisi hızlanmış ve müziğin notaları arasına sıkışan alkış ve gülüşme sesleri mekandaki gürültü oranını arttırmıştı. Gece yeni başlıyordu. Tüm bu patırtı illüzyonu Fabio’nun gözünde iyi bir intiba bırakma üzerine planlanmıştı fakat Fabio’nun bu gece ile alakalı hesaba katmadıkları farklı planları vardı. Belki de farkında olmadan adamın ekmeğine yağ sürdüklerini fark etmeleri çok uzun sürmeyecekti.

Gecenin ilerleyen saatlerinde Raymond’ın konuksever bir yaklaşımla yanındaki diğer Lautuslar ile muhabbete tutulmasını fırsat bilen Fabio, oturduğu yerden doğrulup bastonu yardımı ile iki adım attıktan sonra göz göze gelmişti Caupo ile. Eli ile oturmasını ve hemen geri döneceğini belirten bir hareket yaparak yerinden kalkmak üzere olan Raymond’un pek belli etmese de endişeyle kalkmaktan vazgeçmesine sebep olmuştu. Callante’nin toplantı odasından dışarı çıkıp mekanın karanlık atmosferinde kaybolmasını izledikten sonra Ray’in gözü hemen dışardaki barın arka tarafında şüpheli bakışlar sergileyen Finn’e odaklandı. Gözlerini kısmış ve adamın gittiği yeri görmeye çalışıyordu barmen. Belli ki o da gözünden kaybetmişti. Bakışları kesişir kesişmez Raymond’un başı ile yaptığı işaret, barmenin bulunduğu yerden aniden ayaklanmasına sebep olmuştu. Renk vermeden attığı hızlı adımları, Fabio’nun gittiği yöne doğru yönelmişti. Masaların arasından dikkatli bir şekilde geçmeye çalışsa da, odak noktası farklı bir yer olduğu için yerinden kalkan bir müşteri ile çarpışıp elindeki kadehin düşmesine sebep olmuştu. Kadehi düşen kadın sarhoş bakışlarla Finn’in gözlerinin içine bakarken yoluna devam edemezdi.

-   İyi misiniz hanımefendi? Çok üzgünüm. Tamamen benim hatamdı. Lütfen tazelememe izin verin.

-   Önemli değil, biraz üzerim ıslanmış olabilir. Belki değişmeme yardımcı olabilirsiniz?

Kendisini bir anda bu saçma sapan diyaloğun içinde bulan adam kadının teklifini nazikçe reddedip kadehi tazelemek üzere geri dönmek zorunda kalmıştı.

Raymond, tüm bu olan biteni elini çenesine yaslamış şekilde izleyen tek kişiydi. Hayal kırıklığı barındıran bakışları tekrar sahne kenarına doğru yöneldiğinde Fabio’nun geri döndüğünü gördü. Bastonlu adam yerine oturduğunda aralarında mekanın ne kadar modern dizayn edildiğine dair kısa bir konuşma yaptılar. Nereye gittiğini sorması tuhaf bir davranış olacağından bu gecelik sır olarak kalacaktı. Çok geçmeden misafirler salonu terk etmeye başlamıştı. Ortam sakinleşince yarıda kalan sıkıcı konuşmasına devam eden Fabio ve adamları da konuşma ardından ayaklandılar.

-   Misafirperverliğiniz için çok teşekkür ederim Bay Davis. Şimdiden bir sonraki ziyaretimi iple çekiyorum. Size ve tüm çalışanlarınıza iyi geceler dilerim.

-   Sizi ağırlamak bizler için şerefti Bay Callante. En kısa sürede tekrar bekleriz.

Adamı Phali’nin çıkış kapısına kadar uğurlayıp nal seslerinin uzaklaştığını dinleyen Raymond derin bir nefes almıştı. Az önce tokalaşıp güler yüzle uğurladığı, göründüğünden daha tehlikeli olan bu adamı bir şekilde öldürmek zorundaydı.

Yorgun gözleri mekanın tuvaletinden çıkan tanıdık bir yüze odaklandı son kez. Papyonu gevşemiş ve ceketinin düğmeleri açık bir şekilde dışarı çıkan kişi barmendi. Hemen ardından kapıda beliren kişi de az önce çarpıştığı kadından başkası değildi.

-Finn…
« Son Düzenleme: 07 Eylül, 2022 21:22:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Raymond Harvey Davis »

Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: Magna Purgatio: Karanlık Leke - Bölüm II
« Yanıtla #6 : 20 Nisan, 2023 19:36:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Grubun buluşma yerinin bulunduğu loş ışıklı ara sokağa doğru ilerlerken, adamın yüreği göğsünde beklentiyle çarpıyordu. En genç üyesi olarak, bu gizli kapaklı gruba katılmaya yakın zamanda daha yeni çağırılmıştı. Bu toplantıya katılmasının tek nedeni, Magna Purgatio üzerindeki olağanüstü başarılarıyla değerini kanıtlamış olmasıydı. Bu gece bir suikast planlayacaklarını biliyordu ve heyecan ile korku karışımını sezmekten kendini alamıyordu. Bugün için tasarlandıkları planlardaki rolü konusunda çokça gergindi. Toplantıya geç kalmıştı, bu nedenle de gerginliğini gizlemek için biraz daha fazla çabalamalıydı. Sonunda içeri girmesi gereken eşiğe vardığında, durup soluğuyla inip kalkan gövdesinin dinmesini beklemek zorunda kalmıştı. Yalnızca olağan bir gece yürüyüşünde olmasına karşın, hızlı hızlı yürümemişken bile soluğu kesilmişti. Büyüyle kapalı tutulan ve adamın birkaç değnek hareketiyle açılan kapının eşiğinden geçtiğinde, toplantı odasına açılan geçiş kapısını içeren kısa koridoru ve tek başına arkalıksız bir oturakta oturan kızı gördü. Ceketinin gizli bir cebinden çıkardığı tılsımlanmış şilini çıkardı ve onu öptükten sonra, birkaç gün önce kendisine öğretilmiş sözleri fısıldayıp bozuk parayı kızın dekoltesinden içeri attı. Kız yapılması gerekenleri eksiksiz yerine getiren adamın şu ana dek boşluğa bakan ve Imperio Laneti ile yönetilen bedeninin sisli gözleriyle gülümseyerek koluna girmiş, onu koridorun ortalarında var olan görünmez kapıya dek eşlik etmişti. İçeri girdiğinde grubun diğer üyelerinin buraya varmadan önce yolda düşündüğü gibi masanın etrafında hazır olup, beklemekten sıkılarak derin bir konuşmaya dalmış olmadıklarını görmüştü. Bir restoranın bodrum katıyla bir tür evin kilerinin karışımı gibi görünen ortam, bu tür gizli bir toplantın yaşanacağı bir yer için neredeyse fazlaca parlak bir biçimde aydınlatılmıştı; şömine içinde canlı bir alevle gürül gürül kükreyerek yanarken önünde yüksek sırtlı koltuklarda iki kadın oturuyorlardı, beş tane adam ise ocağın yanında, yüzlerinde geniş gülümsemelerle brendi içerek konuşuyorlardı, başka bir adam ise uzak bir köşede tek başına ağızlıkla sigara içiyordu. Böylesine gizlilikle ulaşılan bir yer olmasa, adam kendini hizmetçileri tatilde olan beşliden birinin evinde ağırlanıyor sanabilirdi. Adamın da katılımıyla toplamda dokuz kişi olmuşlardı. İçeridekilerden biri, dış görünüşüyle açıkça anlaşılabilecek biçimde Hindistan'dandı. Hindistan Sihir Bakanlığı'nın bir üyesiydi üstelik. Bir diğeri ise Amerika'dan gelmişti; keskin bir takım elbise giymiş ve kovboy şapkası takıyordu. Adam odadaki herkesin adlarını bilmiyordu ancak hepsinin otuzlu yaşlarda ya da daha yaşlı olduğunu anlayabiliyordu, grubun en genç üyesi olarak kendisi daha yirmili yaşlarının başındaydı ve diğerlerinin bilgelik taşıyan deneyimlerinin potansiyel varlığı karşısında gözdağı verilmişçesine çekingenlik taşımamaktan kendisini zor tutuyordu.

Doğal olarak önceki toplantılardan bu insanlardan birkaçını tanıyordu, özellikle de ilk iki erkek ve gördüğü kadınlardan birini. Uzun boylu ve etkileyici duruşuyla Devendra Singh, koyu renkli teni ve kalın sakalıyla grupta öne çıkıyordu; Hindistan Sihir Bakanlığı'ndandı, az bilinen egzotik büyüler ve iksirler konusundaki uzmanlığı amaçları için paha biçilmezdi. Anne-Marie Dupont ise keskin yüz hatları ve delici mavi gözleri olan minyon bir Fransız kadınıydı, o da Fransa Sihir Bakanlığı'nda çalışıyordu ve Karanlık Sanatlar ile Lanet'ler üzerindeki bilgileriyle grubun bazı gizli saldırılarını planlamasına özellikle yardımcı olmuştu. Isaac Reed de uzun boylu, etkileyici bir Amerikalıydı; kalın Güney'li aksanı ve sıcak bakışları olan biriydi. Alçak, gürleyen bir sesle konuşuyordu ve herkes onun çevresinde saygınlığını kazanabilen biri olduğunu anlayabilirdi. Gizlilik ve casusluk becerileri uzun zamandır grubun operasyonları için büyük bir önem taşıyordu. Diğer üyeler; kalın bir aksanı ve kibirli bir tutumu olan, tek başına sigara içen Fransız'la birlikte adama yabancıydı. Fransız'ın rafine bir havası vardı ve lüks ile ayrıcalığa alışkın biri olduğu anlaşılabiliyordu. Ayrıca, hem keskin yüz hatları hem de delici gözlerinin benzerliği nedeniyle kardeş oldukları anlaşılabilen iki adam vardı. Grubun son üyesi ise şöminenin yanında oturan kadınlarla konuşmaya dalan; genç adamın uzun, kıvırcık saçları ve sıcak gülümsemesiyle tanır gibi olduğu bir adam daha vardı. Usunda yankılanan bir ses duyduğunda genç adam topluluğun arasına katılmak üzereydi. Liderleri Telepati yeteneğiyle tanınmazdı, ancak onun genç üyesine birkaç gün önce hediye ettiği kravat iğnesi odadaki diğerlerden gizlice titriyordu. Kuşkusuz, konuşan kişi grubun lideri Callante idi; bu operasyonu belki yıllardır organize eden güçlü bir büyücüydü. Diğerleri düşüncelerini ortaya sunan tartışmalar içindeyken ondan geride durup grubu gözlemlemesini söylemişti. Böylesine canlı bir grupla, böyle küçük bir yerde bulunmak onun için öğrenme ve gözlemleme konusunda büyük bir kolaylık sağlıyordu. Grubun tüm üyeleri kendisi gibi örgütten gelen Lautus'lardı. Çoğunlukla "Sammy" adıyla seslenilen hitap edilen Samantha Johnson saçmalıktan uzak, sert tutumlu ve biraz önce genç adamın gözlemlediği gibi kısa ve tıknaz bir kadındı. O da ABD'dendi; kılık değiştirme ve aldatma konusunda bir uzmandı, hızlı düşünceliliği grubun başını çok kez sorundan kurtarmıştı. Larcin-Jacques LeBlanc, kırklı yaşlarında ağır aksanlı ve kibirli tutumuyla uyumsuz görünen bir Fransız'dı. Güç kazanmaya susamış ve belli bir seviyeye dek bunu başarabilmiş güçlü bir büyücüydü, Karanlık Sanatlar üzerine yoğunlaşmış olan bilgi birikimi onu grubun değerli bir üyesi yapıyordu. Keskin yüz hatları ve bakışlarıyla genç adamın odağını çeken adamlar Simon ve Sebastian Crowe; hızlı asa çekişleri ve fiziksel çeviklikleriyle tanınan 30'lu yaşlarındaki iki kardeşlerdi. Yakın dövüş üzerine geliştirdikleri uzmanlıklarıyla bazı üyelerin bu görev için eğitilmesine yardımcı olmuşlardı. Charlie Thompson ise yirmili yaşlarının sonlarında uzun, kıvırcık saçlı ve sıcak bir gülümsemeye sahip bir adamdı; çekiciliği ve kurnazlığıyla tanınan, bilgi toplamada ve davaya yeni üyeler almada etkili biri olmuştu. En sonda ise adamın kendisi vardı, grubun en genç üyesi; Kaptan Farrell'e ihanet etme konusunda daha üzerindeki gerginliği ve az da olsa utanarak benimsediği deneyimsizliğini üzerinden atamamıştı. Ancak kendini kanıtlamaya ve davaya katkıda bulunma isteğiyle doluydu... Sonunda liderleri binanın üst katından gelen merdivenden inerek odaya girmişti, komuta bile etmeden tüm konuşmalar bir anda kesilmişti. Grup en sonunda odanın hiç uğranılmamış olan kenarındaki büyük, kare masada toplanabilirdi artık.


Grup planlarının son ayrıntılarını tartışırken, genç adam dikkatle dinledi ve olabildiğince fazla bilgiyi özümsemeye çalıştı. İki kadının suikastıyla görevlendirilmişlerdi; biri Britanya Sihir Bakanlığı'nda çalışan bir memur, diğeri de Londra sosyetesinin önde gelen bir üyesi olan toplumsal bir sivildi. Adları çoktan Scrinium'daki Liberium'a geçirilmişti bile. İlk hedefin suikastı önceden planlanmıştı ve ikinci hedefin detayları daha tartışılıyordu:
Devendra, Uçuç Tozu Ağı üzerindeki güvenlik sistemlerinin bazılarını devre dışı bırakmakla sorumlu olacaktı, böylece üyeler gözden kaçmadan Bakanlık Atriyum'una geçebilmelerini ve kaçışlarını kolaylaştıracaktı.
Anne-Marie, Karanlık Sanatlar'daki uzmanlığını bir saptırma yaratmak ve güvenlik personelinin odağını çekmek için kullanıyor olacaktı.
Isaac ve Samantha, gizlilik ve aldatma becerilerini kullanarak hedefe yaklaşılan yolda grubun yoluna çıkan korumaları ya da yetkilileri alaşağı ederek potansiyel engelleri etkisizleştirmek için birlikte çalışacaklardı.
Larcin, Simon ve Sebastian; Anne-Marie'nin bir araya topladığı görevlileri etkisizleştirmek için savaş becerilerini kullanan ağır vurucular olacaktı.
Bu arada Charlie, karmaşadan yararlanarak gelecek görevlerinde yararlı olabilecek değerli bilgileri ve grupla ilgili toplanılmış güvenlik belgelerini toplamaya hazır olarak gölgelerden ilerleyerek kendine sağlanılmış bu özel görevini gerçekleştirecekti.
İkinci hedefe gelince, onun operasyonu için detayları daha netleştirememişlerdi. Kadının günün ilerleyen saatlerinde özel bir toplantıya katılacağını biliyorlardı, ancak yeri veya saati öğrenememişlerdi. Riskli bir eylem olmasına karşın, demir sıcakken dövmeleri gerektiğini ve her iki hedefe de tek bir günde saldırıp yok etmeleri gerektiğini biliyorlardı. Toplantı devam ederken genç adam arada kendi önerilerini sunuyordu; çok azı destek görüyor olsa da önerilerinden bazıları sert bakışlarla, bazıları da takılgan şakalarla karşılanıyordu. Bu durum insanlarla ortak bir amacı paylaşarak bir dayanışma sezgisi duymasına yol açıyordu, hepsiyle ortak bir hedefte birleştiğini bilmek gerçekten özeldi. Operasyonlarının tüm ayrıntı ve detaylarını gözden geçirmeleri, hiçbir şeyin gözden kaçırılmadığına kesin gözüyle bakabilmek için her yönünden kontrol etmeleri ve çizilen planları iki kez kontrol etmeleri birkaç saat daha sürmüştü. Herkes; planlarının lojistiğini, eylemlerinin risklerini veya ödüllerini ve yakalanmaları durumunda karşılaşacakları sonuçları tartışırken havadaki gerginliği sezebiliyordu. Toplantı sona ererken, grup lideri genç adama dönerek herhangi bir sorusu olup olmadığını sormuştu. Kısa bir an için duraksadı genç adam, sonra operasyondaki rolünün ne olacağını sordu. Callante ona gülümsedi, elini yeni üyelerinin omzuna koyarak:
"Görevimizi yerine getirirken herhangi bir soruna karşı bize göz kulak olacak biri gerekiyor bize. Sana bu konuda güvenebilir miyiz?" diyerek görevin gözcüsü olduğunu ortaya koydu. Genç adam kafasını onaylarcasına sallayarak yanıt verdi; gurur ve korku duyguları bir diğerine karışıp, omuzlarında ağırlıklarını bırakarak başından aşağı dökülmüştü sanki. Gün gelmişti işte. Suikast günü hızla yaklaşıyordu ve Fabio Flores Callante'nin en umut veren gözde öğrencisi olarak genç adam bunun bir parçası olacaktı. Güneş batmaya başladığında, sonunda toplantılarını bitirmişler ve her üye büyük güne hazırlanmak için kendi yoluna gitmişti. Toplantıdan ayrılırken adam tedirginlik yaşamaktan kendini alamamıştı. Planladıklarının ne denli tehlikeli ve yasa dışı olduğunu biliyordu ama Callante'nin de kendi nedenleri olduğunu biliyordu. Karanlıktan aydınlığa yavaş yavaş varmaya başlayan Londra sokakları boyunca, ara sokaktan çıktığından beri grubun ve kendisinin geleceği üzerine düşünmeye başlamıştı. Görevlerinde başarılı olacaklar mı yoksa suçlarından dolayı yakalanıp cezalandırılacaklar mıydı, bunu yalnızca zaman söyleyebilirdi. Tüm usu ve düşünceleri daha yaklaşmakta olan görevle dolu olan genç adam, kendini habersizce evinin kapısına doğru yürürken bulmuştu. Neler olacağını; geleceğin kendileri, sonraki kurbanları ve genel olarak Büyücedünya için ne getireceğine kaygılanmadan edemedi... Planları özenle, yeteneklerinin deneyimiyle tasarlanmıştı ve yürüdükleri yolda sonucu ne olursa olsun görevi başarısız olmadan yerine getirmeye hazırlardı.
Yalnız, kuşkulanmaktan kendini alamıyordu ama...