Dünya Ülkeleri > Topiarii Sanctionem

Magna Purgatio: Karanlık Leke - Bölüm II

<< < (2/2)

Raymond Harvey Davis:
“Hoş geldiniz Bay Callante, sizi Scrinium La Phali’de ağırlamak büyük bir şeref.” dedi Raymond, son derece şık giyimli olan konuğunun elini sıkarken. “Ziyaretinizi daha erken bekliyorduk.” Eliyle işaret ettiği ve her bir köşesi “Lumos” ile efsunlanmış olan Lautus karargahına nazikçe buyur ettikten sonra Finn’e başıyla ufak bir işaret gönderdi. Fabio her ne kadar ülke ülke dolaşan bir Lautus olsa da Londra Scrinium’una ilk gelişi değildi elbette. “Bay Davis, o şeref bana ait.” diye yanıtlamıştı yüzüne yerleştirdiği tekinsiz gülümsemesi ile. Rütbe sırasına göre düzenli bir şekilde dizilmiş olan beş kişilik Lautus ekibi ile birlikte yavaş adımlarla kendileri için hazırlanmış olan “özel müşteri” bölümüne doğru yürümeye başladılar.

-   Duyduğum kadarıyla terfi almanıza çok kısa bir süre kalmış. Uzun bir süredir eylemlerinizi üstün bir görev anlayışı içerisinde titizlikle yürüttüğünüzü memnuniyetle izlemekteyim. Zaten böylesine modern dizayna sahip bir Scrinium’un başına da elbette bir Arbor Lautus yakışırdı.

-   Ne derler bilirsiniz, eylemler sözcüklerden daha yüksek sesle konuşur. Ciddiyet ve sadakat üzerine kurulu her kurum için başarı kaçınılmaz bir kader.

Formalite icabı olduğu herkes tarafından kolaylıkla fark edilebilecek selamlama merasimi nihayet sona erdiğinde, sarı renklerin baskın olduğu loş ışıklı odaya yerleşmişlerdi. Sahnedeki büyülü enstrümanların havada süzülerek sergilediği görsel şöleni rahatlıkla görebilen bu oda, genellikle özel toplantıların yapıldığı, içeriden dışarıya doğru hiçbir şekilde sesin geçemeyeceği şekilde efsunlanmış bir yapıya sahipti.

İyi bir poker oyuncusu olarak hatırı sayılır bir üne sahip olan Raymond, yüzüne takındığı ifade ile kartlarını ustalıkla saklar ve mesleğinin getirisi olarak kabul edilebileceği şekilde bir sonraki hamlesinin ne olacağı kolay kolay tahmin edilemezdi. Üzeri çeşitli alkoller ile bezeli, beyaz renkli ipek örtüsü son derece zarif bir şekilde süzülen tekerlekli servis masası, Finn tarafından sürülerek içeri girdiğinde de Raymond’un yüzünde yine aynı ifade vardı. İçki servisinin bitmesini beklemeden konuşmasına başlamıştı Fransız Lautus Fabio.

-   Müsaadenizle konuşmama Montaigne’nin çok sevdiğim bir sözü ile başlamak istiyorum. “Özgürlüğü ve hayatı hak edenler, onu her gün yeniden fethetmek zorundadır.” Yani özgürlük sürekli sahip olduğumuz veya hiç sahip olamayacağımız derecede sürekliliği olan bir kavram değildir. Onu, yaşadığımız her gün yeniden kazanır veya kaybederiz. Tüm Lautuslar tarafından kutsal kabul edilen örgütümüz, insanları içinde yaşadığımız bu yemyeşil bahçenin güzelliklerinden faydalanma özgürlüğünden alıkoyan kısıtlamaları yaratan, yozlaşmış ve çürük zihniyetlerle mücadelenin bir numaralı örneğidir. Bu emele yakışacak eylemlere ev sahipliği yapan Scriniumlarımız’da belirli bir düzen ve disiplin mevcudiyeti aramaktayız. Bu akşam toplanma sebebimiz emsallerine örnek teşkil eden bu güzide Scrinium’un ilk günden bugüne yürüttüğü başarılı temizlik işlerinin nasıl yürütüldüğünü ilk elden görüp tecrübelerimizi geliştirmektir.

Raymond adamın bu sıkıcı konuşmasının asla bitmeyeceğini düşünüyordu ki sahnedeki hareketlilik bir anda odadaki topluluğun dikkatini dağıtıvermiş, adeta -Fabio hariç- odadaki herkesin imdadına yetişmişti.

[youtube]https://www.youtube.com/watch?v=XgkqIE1JRXk[/youtube]

Rengarenk elbiseleri, tüylü yelpazeleri, peçeli yüzleri ve elbiseleriyle aynı renkle makyajlanmış gözleriyle dikkat çeken dans ekibi bir anda tüm bakışları üzerlerine çevirmeyi başarmıştı. Masa başındaki tüm Lautusların kadehleri eğlencenin başladığını simgeleyerek bir anda havalanmış ve “In honorem Farell!” (Farell’ın şerefine) nidaları ile birlikte birbirlerine tokuşmuştu. Fabio iç cebinden çıkardığı purosunu yakarken keyfi son derece yerinde görünüyordu. Ne de olsa Phali eğlencesi ile meşhur bir eğlence merkeziydi ve özellikle bu gece adının hakkını fazlasıyla vermek zorundaydı. Mekanın loş ışıkları iyice kısıldıktan sonra, senkronize olmuş koreografileri ve büyüleyici güzellikleri ile izleyenleri cezbeden altı dansçı, sahnenin belirli noktalarında belirip ritme göre gürleşen alevlerin eşliğinde dans etmeye başlamışlardı. Alkol servisi hızlanmış ve müziğin notaları arasına sıkışan alkış ve gülüşme sesleri mekandaki gürültü oranını arttırmıştı. Gece yeni başlıyordu. Tüm bu patırtı illüzyonu Fabio’nun gözünde iyi bir intiba bırakma üzerine planlanmıştı fakat Fabio’nun bu gece ile alakalı hesaba katmadıkları farklı planları vardı. Belki de farkında olmadan adamın ekmeğine yağ sürdüklerini fark etmeleri çok uzun sürmeyecekti.

Gecenin ilerleyen saatlerinde Raymond’ın konuksever bir yaklaşımla yanındaki diğer Lautuslar ile muhabbete tutulmasını fırsat bilen Fabio, oturduğu yerden doğrulup bastonu yardımı ile iki adım attıktan sonra göz göze gelmişti Caupo ile. Eli ile oturmasını ve hemen geri döneceğini belirten bir hareket yaparak yerinden kalkmak üzere olan Raymond’un pek belli etmese de endişeyle kalkmaktan vazgeçmesine sebep olmuştu. Callante’nin toplantı odasından dışarı çıkıp mekanın karanlık atmosferinde kaybolmasını izledikten sonra Ray’in gözü hemen dışardaki barın arka tarafında şüpheli bakışlar sergileyen Finn’e odaklandı. Gözlerini kısmış ve adamın gittiği yeri görmeye çalışıyordu barmen. Belli ki o da gözünden kaybetmişti. Bakışları kesişir kesişmez Raymond’un başı ile yaptığı işaret, barmenin bulunduğu yerden aniden ayaklanmasına sebep olmuştu. Renk vermeden attığı hızlı adımları, Fabio’nun gittiği yöne doğru yönelmişti. Masaların arasından dikkatli bir şekilde geçmeye çalışsa da, odak noktası farklı bir yer olduğu için yerinden kalkan bir müşteri ile çarpışıp elindeki kadehin düşmesine sebep olmuştu. Kadehi düşen kadın sarhoş bakışlarla Finn’in gözlerinin içine bakarken yoluna devam edemezdi.

-   İyi misiniz hanımefendi? Çok üzgünüm. Tamamen benim hatamdı. Lütfen tazelememe izin verin.

-   Önemli değil, biraz üzerim ıslanmış olabilir. Belki değişmeme yardımcı olabilirsiniz?

Kendisini bir anda bu saçma sapan diyaloğun içinde bulan adam kadının teklifini nazikçe reddedip kadehi tazelemek üzere geri dönmek zorunda kalmıştı.

Raymond, tüm bu olan biteni elini çenesine yaslamış şekilde izleyen tek kişiydi. Hayal kırıklığı barındıran bakışları tekrar sahne kenarına doğru yöneldiğinde Fabio’nun geri döndüğünü gördü. Bastonlu adam yerine oturduğunda aralarında mekanın ne kadar modern dizayn edildiğine dair kısa bir konuşma yaptılar. Nereye gittiğini sorması tuhaf bir davranış olacağından bu gecelik sır olarak kalacaktı. Çok geçmeden misafirler salonu terk etmeye başlamıştı. Ortam sakinleşince yarıda kalan sıkıcı konuşmasına devam eden Fabio ve adamları da konuşma ardından ayaklandılar.

-   Misafirperverliğiniz için çok teşekkür ederim Bay Davis. Şimdiden bir sonraki ziyaretimi iple çekiyorum. Size ve tüm çalışanlarınıza iyi geceler dilerim.

-   Sizi ağırlamak bizler için şerefti Bay Callante. En kısa sürede tekrar bekleriz.

Adamı Phali’nin çıkış kapısına kadar uğurlayıp nal seslerinin uzaklaştığını dinleyen Raymond derin bir nefes almıştı. Az önce tokalaşıp güler yüzle uğurladığı, göründüğünden daha tehlikeli olan bu adamı bir şekilde öldürmek zorundaydı.

Yorgun gözleri mekanın tuvaletinden çıkan tanıdık bir yüze odaklandı son kez. Papyonu gevşemiş ve ceketinin düğmeleri açık bir şekilde dışarı çıkan kişi barmendi. Hemen ardından kapıda beliren kişi de az önce çarpıştığı kadından başkası değildi.

-Finn…

Maskeli Kişi:

Grubun buluşma yerinin bulunduğu loş ışıklı ara sokağa doğru ilerlerken, adamın yüreği göğsünde beklentiyle çarpıyordu. En genç üyesi olarak, bu gizli kapaklı gruba katılmaya yakın zamanda daha yeni çağırılmıştı. Bu toplantıya katılmasının tek nedeni, Magna Purgatio üzerindeki olağanüstü başarılarıyla değerini kanıtlamış olmasıydı. Bu gece bir suikast planlayacaklarını biliyordu ve heyecan ile korku karışımını sezmekten kendini alamıyordu. Bugün için tasarlandıkları planlardaki rolü konusunda çokça gergindi. Toplantıya geç kalmıştı, bu nedenle de gerginliğini gizlemek için biraz daha fazla çabalamalıydı. Sonunda içeri girmesi gereken eşiğe vardığında, durup soluğuyla inip kalkan gövdesinin dinmesini beklemek zorunda kalmıştı. Yalnızca olağan bir gece yürüyüşünde olmasına karşın, hızlı hızlı yürümemişken bile soluğu kesilmişti. Büyüyle kapalı tutulan ve adamın birkaç değnek hareketiyle açılan kapının eşiğinden geçtiğinde, toplantı odasına açılan geçiş kapısını içeren kısa koridoru ve tek başına arkalıksız bir oturakta oturan kızı gördü. Ceketinin gizli bir cebinden çıkardığı tılsımlanmış şilini çıkardı ve onu öptükten sonra, birkaç gün önce kendisine öğretilmiş sözleri fısıldayıp bozuk parayı kızın dekoltesinden içeri attı. Kız yapılması gerekenleri eksiksiz yerine getiren adamın şu ana dek boşluğa bakan ve Imperio Laneti ile yönetilen bedeninin sisli gözleriyle gülümseyerek koluna girmiş, onu koridorun ortalarında var olan görünmez kapıya dek eşlik etmişti. İçeri girdiğinde grubun diğer üyelerinin buraya varmadan önce yolda düşündüğü gibi masanın etrafında hazır olup, beklemekten sıkılarak derin bir konuşmaya dalmış olmadıklarını görmüştü. Bir restoranın bodrum katıyla bir tür evin kilerinin karışımı gibi görünen ortam, bu tür gizli bir toplantın yaşanacağı bir yer için neredeyse fazlaca parlak bir biçimde aydınlatılmıştı; şömine içinde canlı bir alevle gürül gürül kükreyerek yanarken önünde yüksek sırtlı koltuklarda iki kadın oturuyorlardı, beş tane adam ise ocağın yanında, yüzlerinde geniş gülümsemelerle brendi içerek konuşuyorlardı, başka bir adam ise uzak bir köşede tek başına ağızlıkla sigara içiyordu. Böylesine gizlilikle ulaşılan bir yer olmasa, adam kendini hizmetçileri tatilde olan beşliden birinin evinde ağırlanıyor sanabilirdi. Adamın da katılımıyla toplamda dokuz kişi olmuşlardı. İçeridekilerden biri, dış görünüşüyle açıkça anlaşılabilecek biçimde Hindistan'dandı. Hindistan Sihir Bakanlığı'nın bir üyesiydi üstelik. Bir diğeri ise Amerika'dan gelmişti; keskin bir takım elbise giymiş ve kovboy şapkası takıyordu. Adam odadaki herkesin adlarını bilmiyordu ancak hepsinin otuzlu yaşlarda ya da daha yaşlı olduğunu anlayabiliyordu, grubun en genç üyesi olarak kendisi daha yirmili yaşlarının başındaydı ve diğerlerinin bilgelik taşıyan deneyimlerinin potansiyel varlığı karşısında gözdağı verilmişçesine çekingenlik taşımamaktan kendisini zor tutuyordu.

Doğal olarak önceki toplantılardan bu insanlardan birkaçını tanıyordu, özellikle de ilk iki erkek ve gördüğü kadınlardan birini. Uzun boylu ve etkileyici duruşuyla Devendra Singh, koyu renkli teni ve kalın sakalıyla grupta öne çıkıyordu; Hindistan Sihir Bakanlığı'ndandı, az bilinen egzotik büyüler ve iksirler konusundaki uzmanlığı amaçları için paha biçilmezdi. Anne-Marie Dupont ise keskin yüz hatları ve delici mavi gözleri olan minyon bir Fransız kadınıydı, o da Fransa Sihir Bakanlığı'nda çalışıyordu ve Karanlık Sanatlar ile Lanet'ler üzerindeki bilgileriyle grubun bazı gizli saldırılarını planlamasına özellikle yardımcı olmuştu. Isaac Reed de uzun boylu, etkileyici bir Amerikalıydı; kalın Güney'li aksanı ve sıcak bakışları olan biriydi. Alçak, gürleyen bir sesle konuşuyordu ve herkes onun çevresinde saygınlığını kazanabilen biri olduğunu anlayabilirdi. Gizlilik ve casusluk becerileri uzun zamandır grubun operasyonları için büyük bir önem taşıyordu. Diğer üyeler; kalın bir aksanı ve kibirli bir tutumu olan, tek başına sigara içen Fransız'la birlikte adama yabancıydı. Fransız'ın rafine bir havası vardı ve lüks ile ayrıcalığa alışkın biri olduğu anlaşılabiliyordu. Ayrıca, hem keskin yüz hatları hem de delici gözlerinin benzerliği nedeniyle kardeş oldukları anlaşılabilen iki adam vardı. Grubun son üyesi ise şöminenin yanında oturan kadınlarla konuşmaya dalan; genç adamın uzun, kıvırcık saçları ve sıcak gülümsemesiyle tanır gibi olduğu bir adam daha vardı. Usunda yankılanan bir ses duyduğunda genç adam topluluğun arasına katılmak üzereydi. Liderleri Telepati yeteneğiyle tanınmazdı, ancak onun genç üyesine birkaç gün önce hediye ettiği kravat iğnesi odadaki diğerlerden gizlice titriyordu. Kuşkusuz, konuşan kişi grubun lideri Callante idi; bu operasyonu belki yıllardır organize eden güçlü bir büyücüydü. Diğerleri düşüncelerini ortaya sunan tartışmalar içindeyken ondan geride durup grubu gözlemlemesini söylemişti. Böylesine canlı bir grupla, böyle küçük bir yerde bulunmak onun için öğrenme ve gözlemleme konusunda büyük bir kolaylık sağlıyordu. Grubun tüm üyeleri kendisi gibi örgütten gelen Lautus'lardı. Çoğunlukla "Sammy" adıyla seslenilen hitap edilen Samantha Johnson saçmalıktan uzak, sert tutumlu ve biraz önce genç adamın gözlemlediği gibi kısa ve tıknaz bir kadındı. O da ABD'dendi; kılık değiştirme ve aldatma konusunda bir uzmandı, hızlı düşünceliliği grubun başını çok kez sorundan kurtarmıştı. Larcin-Jacques LeBlanc, kırklı yaşlarında ağır aksanlı ve kibirli tutumuyla uyumsuz görünen bir Fransız'dı. Güç kazanmaya susamış ve belli bir seviyeye dek bunu başarabilmiş güçlü bir büyücüydü, Karanlık Sanatlar üzerine yoğunlaşmış olan bilgi birikimi onu grubun değerli bir üyesi yapıyordu. Keskin yüz hatları ve bakışlarıyla genç adamın odağını çeken adamlar Simon ve Sebastian Crowe; hızlı asa çekişleri ve fiziksel çeviklikleriyle tanınan 30'lu yaşlarındaki iki kardeşlerdi. Yakın dövüş üzerine geliştirdikleri uzmanlıklarıyla bazı üyelerin bu görev için eğitilmesine yardımcı olmuşlardı. Charlie Thompson ise yirmili yaşlarının sonlarında uzun, kıvırcık saçlı ve sıcak bir gülümsemeye sahip bir adamdı; çekiciliği ve kurnazlığıyla tanınan, bilgi toplamada ve davaya yeni üyeler almada etkili biri olmuştu. En sonda ise adamın kendisi vardı, grubun en genç üyesi; Kaptan Farrell'e ihanet etme konusunda daha üzerindeki gerginliği ve az da olsa utanarak benimsediği deneyimsizliğini üzerinden atamamıştı. Ancak kendini kanıtlamaya ve davaya katkıda bulunma isteğiyle doluydu... Sonunda liderleri binanın üst katından gelen merdivenden inerek odaya girmişti, komuta bile etmeden tüm konuşmalar bir anda kesilmişti. Grup en sonunda odanın hiç uğranılmamış olan kenarındaki büyük, kare masada toplanabilirdi artık.


Grup planlarının son ayrıntılarını tartışırken, genç adam dikkatle dinledi ve olabildiğince fazla bilgiyi özümsemeye çalıştı. İki kadının suikastıyla görevlendirilmişlerdi; biri Britanya Sihir Bakanlığı'nda çalışan bir memur, diğeri de Londra sosyetesinin önde gelen bir üyesi olan toplumsal bir sivildi. Adları çoktan Scrinium'daki Liberium'a geçirilmişti bile. İlk hedefin suikastı önceden planlanmıştı ve ikinci hedefin detayları daha tartışılıyordu:
Devendra, Uçuç Tozu Ağı üzerindeki güvenlik sistemlerinin bazılarını devre dışı bırakmakla sorumlu olacaktı, böylece üyeler gözden kaçmadan Bakanlık Atriyum'una geçebilmelerini ve kaçışlarını kolaylaştıracaktı.
Anne-Marie, Karanlık Sanatlar'daki uzmanlığını bir saptırma yaratmak ve güvenlik personelinin odağını çekmek için kullanıyor olacaktı.
Isaac ve Samantha, gizlilik ve aldatma becerilerini kullanarak hedefe yaklaşılan yolda grubun yoluna çıkan korumaları ya da yetkilileri alaşağı ederek potansiyel engelleri etkisizleştirmek için birlikte çalışacaklardı.
Larcin, Simon ve Sebastian; Anne-Marie'nin bir araya topladığı görevlileri etkisizleştirmek için savaş becerilerini kullanan ağır vurucular olacaktı.
Bu arada Charlie, karmaşadan yararlanarak gelecek görevlerinde yararlı olabilecek değerli bilgileri ve grupla ilgili toplanılmış güvenlik belgelerini toplamaya hazır olarak gölgelerden ilerleyerek kendine sağlanılmış bu özel görevini gerçekleştirecekti.
İkinci hedefe gelince, onun operasyonu için detayları daha netleştirememişlerdi. Kadının günün ilerleyen saatlerinde özel bir toplantıya katılacağını biliyorlardı, ancak yeri veya saati öğrenememişlerdi. Riskli bir eylem olmasına karşın, demir sıcakken dövmeleri gerektiğini ve her iki hedefe de tek bir günde saldırıp yok etmeleri gerektiğini biliyorlardı. Toplantı devam ederken genç adam arada kendi önerilerini sunuyordu; çok azı destek görüyor olsa da önerilerinden bazıları sert bakışlarla, bazıları da takılgan şakalarla karşılanıyordu. Bu durum insanlarla ortak bir amacı paylaşarak bir dayanışma sezgisi duymasına yol açıyordu, hepsiyle ortak bir hedefte birleştiğini bilmek gerçekten özeldi. Operasyonlarının tüm ayrıntı ve detaylarını gözden geçirmeleri, hiçbir şeyin gözden kaçırılmadığına kesin gözüyle bakabilmek için her yönünden kontrol etmeleri ve çizilen planları iki kez kontrol etmeleri birkaç saat daha sürmüştü. Herkes; planlarının lojistiğini, eylemlerinin risklerini veya ödüllerini ve yakalanmaları durumunda karşılaşacakları sonuçları tartışırken havadaki gerginliği sezebiliyordu. Toplantı sona ererken, grup lideri genç adama dönerek herhangi bir sorusu olup olmadığını sormuştu. Kısa bir an için duraksadı genç adam, sonra operasyondaki rolünün ne olacağını sordu. Callante ona gülümsedi, elini yeni üyelerinin omzuna koyarak:
"Görevimizi yerine getirirken herhangi bir soruna karşı bize göz kulak olacak biri gerekiyor bize. Sana bu konuda güvenebilir miyiz?" diyerek görevin gözcüsü olduğunu ortaya koydu. Genç adam kafasını onaylarcasına sallayarak yanıt verdi; gurur ve korku duyguları bir diğerine karışıp, omuzlarında ağırlıklarını bırakarak başından aşağı dökülmüştü sanki. Gün gelmişti işte. Suikast günü hızla yaklaşıyordu ve Fabio Flores Callante'nin en umut veren gözde öğrencisi olarak genç adam bunun bir parçası olacaktı. Güneş batmaya başladığında, sonunda toplantılarını bitirmişler ve her üye büyük güne hazırlanmak için kendi yoluna gitmişti. Toplantıdan ayrılırken adam tedirginlik yaşamaktan kendini alamamıştı. Planladıklarının ne denli tehlikeli ve yasa dışı olduğunu biliyordu ama Callante'nin de kendi nedenleri olduğunu biliyordu. Karanlıktan aydınlığa yavaş yavaş varmaya başlayan Londra sokakları boyunca, ara sokaktan çıktığından beri grubun ve kendisinin geleceği üzerine düşünmeye başlamıştı. Görevlerinde başarılı olacaklar mı yoksa suçlarından dolayı yakalanıp cezalandırılacaklar mıydı, bunu yalnızca zaman söyleyebilirdi. Tüm usu ve düşünceleri daha yaklaşmakta olan görevle dolu olan genç adam, kendini habersizce evinin kapısına doğru yürürken bulmuştu. Neler olacağını; geleceğin kendileri, sonraki kurbanları ve genel olarak Büyücedünya için ne getireceğine kaygılanmadan edemedi... Planları özenle, yeteneklerinin deneyimiyle tasarlanmıştı ve yürüdükleri yolda sonucu ne olursa olsun görevi başarısız olmadan yerine getirmeye hazırlardı.
Yalnız, kuşkulanmaktan kendini alamıyordu ama...

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git