1865, Ocak Başları...
Kışın ortalarında olma sebebiyle hava epey soğuktu. Çok fazla üşümüş olmasa da içini ısıtması gerekiyordu. Sıcak ve güzel bir içki, tıpkı duş almış kadar rahatlatırdı Marcus'u. Bu yüzden, yerden iki parmak yüksek olan karla kaplanmış zemin üstünde, uzun ayak izleri bırakarak yürümeye devam etti. "Ah! Buralarda bir yerde bar olması lazım. Yoksa donup gideceğim bu lanet yerde," İçinden sürülerce küfürler savursa da en sonunda Çatlak Kazan'ın yakınlarında bir yer bulmuştu. Çatlak Kazan'a gitmeyi tercih etmiyordu. Pek fazla küçük veled vardı orada. Mali-Phali-Ty-Co Pub ise ilk defa görmüştü sanırım. Ya da dikkatini çekmemişti hiç. "Sonuçta içki satılan bir yer, yani umarım..."
Kapının önüne geldiğinde, biraz durup etrafa bakındı. Havadan düşen ufak kar taneleri, genç adamın yüzünün üstüne geliyordu. Ceplerine sokuşturduğu ellerini dışarı çıkartıp yüzünü temizledi ve önüne dönüp kapıyı açarak içeri girdi. Pek sıcaktı burası. Üzerindeki kabanı çıkartıp askılığa yerleştirdi. Kendisine boş bir masa arıyordu ama nafile. Her bir masa doluydu ama birisi hariç. İyice boş olmasa da masada sadece bir kişi vardı. Ağır adımlarla ilerledi büyük mekanın içinde. Genç kadının yanına vardığında konuşmaya başladı. "Beni de yanınızda kabul görür müsünüz acaba?" Cevap gelecekken kızın yüzünü gördi Marcus. Bakanlık'ta seherbazdı. İlk başta söylediklerinden utandı ama kötü bir şey dememişti. Sadece yanına oturmak istemişti. Fakat bu şekilde kısa keserse hoş olmayacağını düşündü ve tekrardan konuşmak için dudaklarını araladı. "Aslında merak ediyorum, burada Baijiu var mı. Tadı oldukça güzel, siz de sever misiniz?" Güzelce toparladı cümlesini. Yavaşça iskemlesini yerleştirdi sandalyeye ve kadının gözleriyle temas kurmaya çalıştı.