Koyu bir sis tabakasının bile gölgeleyemeyeceği kadar güzel olan bu iki kadına, sokaktan geçen kimselerin yönelttiği o iştahlı bakışlar, insanı kendisine anadan üryan kalmış hissettirecek kadar ürperticiydi kuşkusuz. Yine de o iştah, Carolina'nın kim olduğunu nihayet yüzüne bakarak fark ettiklerinde birer birer solmaktaydı gözlerde. Posterlerde yüzünü gördükleri kadın değil miydi bu?
Dar bir ara sokakta, dar bir kapının hemen önünde duraksamıştı ikisi birden. Carolina kapıyı çalarken çıkan tok ses, bu cüsseli ahşap parçasının içi boşmuş gibi tüm sokakta yankılanan bir takırtı çıkarmıştı. Öyle ki, bu ara sokakta başka birisi daha olsa duymaması imkansız olurdu bu gürültüyü. Kısa, gergin bir sessizlik sardı yine de etraflarını.
"Kimdir o?" Yaşlı bir kadının sesi duyuldu peşinden de kapının ardından gelen.
Carolina Roslin Ó Dubhghaill, özgüven içerisinde tam ismini zikretti karşılık olarak. Eh, artık müstakbel bakan olarak isminin bazı kapıları açmasını beklerdi. Beklediği gibi de oldu zaten. Kulak tırmalayan bir gıcırtı ile ardına kadar aralandı, ahşap, çürük kapı.
Dibi olmayan bir kuyuyu andıran gözlükleri, bu gözlüklere rağmen kolayca seçilebilen kırışıklıkları, kızıla çalan dağınık saçları ve üzerinde yeşil bir gecelik olduğu halde onları karşılayan ufak tefek bir kadın açmıştı kapıyı. İlerlemiş yaşına rağmen alımlı olduğu söylenebilirdi. Ufak gözleri, biçimli çenesi ve düzgün burnuna bakarak bunu iddia edebilmek mümkündü en azından. Şaşırmış bir ifadeyle gülümsedi yaşlı kadın.
"Ah! Bayan Roslin! Sizi burada görmek..." Kapıda konuşarak kabalık ettiğini düşünmüş gibi davet etti ikisini birden içeriye. İki kadın, önde Carolina ve arkada Isolde olduğu halde içeri girerken, kadın birkaç saniyeliğine Isolde'ye yaklaştırdı gözlerini ve dikkatle süzdü. Sonrasında da içeri buyur etmeyi sürdürüp kapıyı kapattı.
"Seçim çalışmalarınız için geldiniz sanıyorum Bayan Roslin. Sizi destekleyenlerin evlerini ziyaret etmeniz büyük bir incelik. Hatta artık kimsenin tenezzül etmediği bir nezaket..."Giriş holü, bu ufak eve kıyasla oldukça geniş gözüküyordu. Limon yeşili duvarlarda ve bu duvarları süsleyen raflarda türlü antika eşyalar mevcuttu. Bir düşünseli çanağı, sinsioskop, pusula çarkı, rulo halinde nizami dizilmiş sihirli define haritaları ve daha pek çok sıra dışı alet edevat, bir süs eşyası gibi raflarda yerini almıştı. Yaşlı kadın, her iki bayanın önünde saygıyla başını eğerek kendisini tanıttı.
"Benim adım Sophie Morgan. Buralarda beni koleksiyoncu sanırlar. Ama asıl koleksiyoncu olan ne yazık ki kardeşimdi. Ah, ruhu şad olsun! Bu evde artık tek başıma yaşıyorum."İki kadını da holün hemen sağındaki oturma odası olduğu anlaşılan şirin mobilyalarla bezeli odaya davet etti. İki kadın da oturma odasına yönelmeden evvel holün sol ve en uç tarafındaki odanın dışarıya ışık vurmayacak şekilde sıkı sıkıya kapalı olduğunu fark edeceklerdi. Holün tam ortasındaki çerçevede asılı olan, hareketli bir fotoğraf ise diğer süs eşyalarının yanında dikkat çekiciydi. Sıcak bir gülümsemeyle konuklarını karşılayan bu fotoğraftaki genç kadının yaşlı cadıya benzediği dikkat çekebilirdi.
[spoiler]
[/spoiler]
Tam oturma odasına hareketlendiklerinde Carolina, ayaklarına sürtünen bir kedinin varlığını hissetti irkilerek. Siyah kedi, paytak paytak yürüyerek sıkı sıkıya kapalı arka odanın hemen yanından mutfağa sapmıştı şimdi.
Oturma odasına girdiklerinde ise Isolde, davet edildikleri yeşil koltuklara hareketlenirken tam karşı duvardaki aynalı rafların üzerinde bir hareket fark edecekti. Dikkatli baktığında duvara yatay şekilde asılı görkemli bir kılıç ve hemen üzerinde bulunan boylamasına uzun bir tablo olduğunu, tablonun yegane konuğu olan siyah uzun saçlara sahip, bir kraliçeyi andırır endamı ve beyaz teniyle, asil görünümlü, çok güzel bir kadının kendisine göz kırptığını görecekti. Kadının üzerinde uzun etekli bir elbise, elinde ise tablonun altında duran kılıca benzer bir kılıç vardı. Sessizliği Sophie'nin sorusu böldü.
"İçecek bir şey alır mıydınız hanımlar?"