17 Nisan, 2026 09:00:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Radix Mentis  (Okunma sayısı 60 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Henrietta Doe

  • Mekan Sahibi
  • 3. Seviye
  • İleti: 9
  • 149 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Henrietta Doe
  • Güç Puanı: 81
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Erhan
  • Meslek: Son Dans Sahibi
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: 4
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 12
  • İksir Kabiliyeti: 11
Radix Mentis
« : 20 Mart, 2022 18:33:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »



“Kıpırdamadan dur bakayım. Şimdi de gözlerini sıkıca kapayıp aç ve asamın ucundaki ışığa bak… Güzel güzel, yeterince uyuyorsun değil mi?”

Henrietta’nın avuçları içinde kısılmış kızcağızın gözleri hemen önündeki ışığın parlaklığıyla yaşarmıştı, suratına doğrultulan asadan kurtulduğunda şimdi de odanın loşluğuna alışmaya çalışıyordu. Bu rutinleşmiş muayenenin hemen ardından gelecek komutu bildiğim için elimde küçük bir iksir şişesiyle hazır olarak bekliyor ve bitmesini bekliyordum. Onu memnun etmek için gösterdiğim çabanın hiç farkında olmadan şişeyi elimden kaptı ve kıza uzattı. “Al bakalım. Her zamanki gibi uyumadan bir kaşık içmeyi unutmuyorsun.” derken sesi emreder gibi çıkmıştı. Kız anladığını gösterircesine kafasını sallarken Henrietta’nın dikkatli gözleri benim henüz anlayamadığım bir şüphe ile kısılmıştı. “Her gün süt içmeyi ihmal etmiyorsun değil mi?” Dedi öncekinden daha sert bir sesle. Gerilmişti kız, kafasını şiddetle aşağı yukarı sallayıp “tabi ki hanımım, içmemi söylediniz, ben de içiyorum her gün” dedi. Ben bile bu söylediklerinin doğru olmadığını fark etmiştim, Henrietta’yı kandırmasına ise imkan yoktu. “Elizabeth! Bu kuralların önemini biliyorsun, hasat günü gelene kadar beslenme şekline kadar kontrol edeceğimi konuşmuştuk. O gün geldiğinde hayal kırıklığına uğramamı istemezsin öyle değil mi? Söyle şimdi, sütünü içmiyorsun değil mi? …Ben de öyle düşünmüştüm. Sorun ne, paran yoksa söyleyebilirsin.”

Bir zamanlar zerafetin cisim bulmuş temsili olan karımın bu kadar düşüncesizleşmiş, başkalarının duygularını fark etmeyen birine dönüşmesini kabul edemiyordum, fakat yapabileceğim bir şey yoktu. Kızcağız utançla önce bana baktı, sonra da yarım kalan sohbetlerine devam etmek için Henrietta’nın ‘iş’ inin bitmesini sabırla bekleyen komşumuz Bayan Buford’a. Çiğnenen mahremiyeti için kahrolduğu belliydi, ama o da benim gibi sesini çıkarmaktan acizdi. Bir şey diyemeden yüzünü aşağı çevirdi ve az önce yaşaran gözlerini kurumaktan uzak bir acıyla ayakkabılarına dikti. Eski püskü elbisesini kavrayan ellerini canını acıtacak kadar sıktığını göörebiliyordum ama Henrietta’nın görmediğine eminim. O’nun bu sesizlikten çıkardığı tek sonuç aradığı cevaptı. Başıyla bir işaret yaptı ve “John?” dedi. Aldığım emirle tek saniye kaybetmeden fırlayıp bir keseyi ona getirdim ve içinden çıkardığı birkaç sickleyi kıza uzatmasını izledim.


Elizabeth kapıdan kaçarcasına fırlayıp kendisini Henrietta’nın korkutucu huzurundan kurtardıktan sonra ben de salona geri döndüm. Henrietta Bayan Buford’un yanındaki koltuğuna geri dönmüştü ve “Üzgünüm Louise, umarım sıkılmadın” diyordu. “Hiç lafı olmaz şekerim, ‘iş’ini hallettin umarım?” dedi kadın da, meraklı gülümsemesinin yanında ‘iş’ kelimesini bariz şekilde vurgulayarak. Çayından bir yudum aldıktan sonra  “Ee söylemeyecek misin, nedir bu gizemli iş? Gizlice şifacılık falan mı yapıyorsun insanlara?”

Kısa bir anlığına Henrietta’nın Bayan Buford ile olan arkadaşlığını tarttığını hissettim. Sadece Britanya’ya geldiğimizden beri tanışıyorlardı ve işiyle ilgili sırlarını paylaşmak akıllıca olmayabilirdi. Sanıyorum sonunda o da benim gibi düşündü ve kadının bu cevabın ciddiyetini anlayacak birikimden yoksun olduğu, dedikodu sayılmayacak hiçbir bilginin yayılmasından mesul olamayacağına kanaat getirdi. Cevap verirken, kadının değer biçmek konusunda yetersiz olduğunu bilse bile, sesinde belli belirsiz bir gurur vardı “Dükkanımda verdiğim hizmeti sağlayan bir malzeme sadece. Bir çeşit bitki, ama yetişebildiği tek yer bir insanın düşleri. Bu nedenle saksı olarak canlı insanlara ihtiyacım var ve ürünün durumundan emin olmak için sık sık onları kontrol etmem gerekiyor. Sevgili Elizabeth de onlardan biri.”

Birkaç saniyelik sessizlik, tahmin edildiği üzere kadının bu söylenenleri anlamadığını gösteriyordu. Yine de birkaç ay önce edindiği arkadaşı mutlu etmek için takınabildiği en şevkli ifade ile “Şekerim bu harika, çok zekice. Sen bunu deyince aklıma geldi, Trevors’ların da çatıda gizlice adamotu yetiştirmeye çalıştığını duymuş muydun? Tam skandaldı, Azkaban’a atılmadıkları için herkes birilerine rüşvet verdiklerini konuştu. Neyse dur, bunu baştan anlatmam gerek. John! çayımı tazeler misin lütfen?”

Çevrimdışı Henrietta Doe

  • Mekan Sahibi
  • 3. Seviye
  • İleti: 9
  • 149 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Henrietta Doe
  • Güç Puanı: 81
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Erhan
  • Meslek: Son Dans Sahibi
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: 4
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 12
  • İksir Kabiliyeti: 11
Ynt: Radix Mentis
« Yanıtla #1 : 25 Mart, 2022 22:57:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Uyum sağlamak için çevremize ne maskeler takarız hiç istemesek bile. Olmadığımız kişiliklere bürünür, yapmayacağımız şeyler yaparız; tümü şu hayatta yerimizi bulabilmek veya o yeri elimizde tutabilmek için. Bendeki de tıpkı böyle bir maske, fakat takma kararı bana ait değil. Olduğum şeyi kabul etmeyeceği bariz olan toplum içinde varlığımı sürdürebilmem için yüzüme gerilen bir kılıf, bir aldatmaca; hem de bizzat sevgili karım tarafından. Veya bu aralar artık neyim oluyorsa… Biz de her mutlu çift gibi “ölüm bizi ayırana dek” dedik bir zamanlar fakat bu bizim durumumuzda ne anlama geliyor pek de emin olduğumu söyleyemem.

Benim aksime, Henrietta maskesini kendi kararıyla ve emeğiyle var etti. Önce o yıkıcı olayın üzerine kişiliği değişti, bambaşka biri oldu; sonra da onu örtecek eski kişiliğine benzer bir tane tasarladı. Onun sadece gölgesi olabilirdi elbette, en güzel özelliklerini yansıtmayı hiç başaramadı. Eski samimiyetinden uzaktı bu yeni sarındığı kişilik, yapmacık ve soğuktu. Belki de sadece bana öyle geliyordur, Bayan Buford’un bir sahtelikten şüphelendiğini hiç hissetmedim mesela. Çayını yudumlayıp Trevors’lara dair son dedikoduları verirken Henrietta’nın kahkahalarındaki kulak tırmalayan yapaylığı fark ettiğini görmedim. Ya da ziyaretini sonlandırırken tekrar gelmesine ilişkin dileklerin gerçekliğini tek bir saniye bile sorgulamıyor gibiydi. Oysa ben Henrietta’nın bu ucuz sohbetin bitişine epey sevindiğine ve elinden gelse bir daha asla tekrarlamamak isteyeceğini gayet iyi biliyorum. Bunu bilmek için, tekrar yalnız kaldığı an indirdiği maskesini görmeme hiç gerek yok, maskesinin arkasından bile onun düşündüklerini anlayabilirim. Sadece ait olmaya çalışıyor. Toplum ondan bu tür dostuklarda bulunmasını ve komşularını misafir etmesini bekliyor, o da beklentilere boyun eğiyor.

Bayan Buford’u yolcu edip de salona döndüğümde Henrietta’yı ayakta dikilirken buldum. Maskesinden kurtulmuş, ne yapacağını bilemez haldeydi. Şaşırmadım, o patavatsız kadın evlenmeye niyeti olup olmadığını sorduğundan ve Henrietta’nın olumsuz cevabının üzerine çocukların ne kadar harika olduğuna dair ısrarından sonra böyle bir şey olacağını tahmin ediyordum. Çaresizce onu izlediğim sırada adımlarını yavaşça birbiri ardına atmaya başladı. Ben de onu rahatsız etmeyecek, fakat bir isteği olursa yakınında bulunacak mesafeden izliyordum. İzlediği rotanın yatak odasına yöneldiğini fark ettiğimde benim adımlarım kararsızlaştı. Orası onu takip etmeyi istemediğim bir yerdi, onun da beni isteyeceğini sanmıyorum ya. Kapıya yaklaşık dört adım kala durdum.

Benim durduğumu fark etmemişti, muhtemelen takip edip etmediğimin bile farkında değildi, hatta umrunda da değildi zaten. Uzun bir kararsızlık yaşamam gerekmedi. Yatak odasına girer girmez o menhus sandığa yönelmişti ve niyetinin ne olduğunu anlamıştım. Eğilip elinde o oyuncak asayı görmeden anlamıştım ve içim kederle dolmuştu. Her zaman olduğu gibi kahroldum yine o an, hem kendini yaşamak zorunda bıraktığı acıların bilinci ile hem de bir zamanlar kendi yaşadıklarımın hatırası ile. Elinde kırbacıyla kendi sırtını parçalayan bir din fanatiğini bile boğmaya yetecek karanlığa mahkum ediyordu ruhunu ve ben kahroluyordum.

Sebep olduğu hatıra karmaşası her bir katmanında farklı duyguları barındıran o oyuncağa bakakaldım bir süre. Normal asaların aksine, hiçbir aklıbaşında büyücünün kullanmak istemeyeceği kadar kalındı ve uçlarında topuza benzer iki yumru bulunuyordu. Kullanacak büyücülerin sadece aileleri tarafından küçük yaşta dikkat ve odaklanma becerileri geliştirilmesi istenen bebekler olduğunu düşününce bu topuzların güvenlik amacıyla tasarlandığını tahmin etmek zor değildi. Bir tekboynuzlu at kılından veya ejder yüreğinden çok çok daha zayıf özleri sayesinde kaza riski bulunmayan bu oyuncaklar, en iyi ihtimalle dikkatini odaklamayı başarmış bir yumurcağı istemsiz bir lumos ile ödüllendirebiliyordu; ama yine de ufaklıklar tarafından çok seviliyordu. İki yumruda da bolca bulunan, yeni çıkmaya başlamış dişlere ait sayısız iz de bunu doğruluyordu. Elinden hiç bırakmazdı… O an bile…


Kalbim atabilseydi eğer, şu an göğsümü parçalardı eminim. Veya atmayı reddeder dururdu tekrar. Bu katlanılır bir acı değildi, sadece o oyuncağı görmek bile! Henrietta’nın yapmak üzere olduğu şeyi ise aklım almıyordu, daha önceden de defalarca yaptığı şeyi. İşkence bu! Dükkanda başkalarının deneyimine sunduğu onlarca eşyanın aksine kimseyle paylaşmayacağı bir tane. Sadece kendisine ayırdığı bir kırbaç, bir işkence aleti veya bir hapishane. Değil kendi isteğinle girmek, cehennemin en korkunç katına yakışır bir ceza. Kimsenin etmemesi gereken lanetli bir dans.

İçten içe, dönüşünün olmayacağını bildiğim karanlık bir yol bu. Onun umursamazca gidişini sadece izleyebiliyorum, orada onu izleyemem biliyorum. Çaresizce uzanıp kapıyı örtmek dışında ne yapabilirim.