[justify] Ben Audhild’im. Korkusuz Audhild.
Ne tenimi saran alevler ne de ciğerimi dolduran zehir durdurabilir beni. Akşam yıldızı parlıyor gökyüzünde tam yuvamın üzerinde. Gözyaşlarımın sıcaklığı alazla tek vücut oluyor ve ben bir daha sesleniyorum hazineme bir dahaki cümlelerinin sevgilimin kollarının arasında olmasını umarak: “Gün doğumunda yanında olacağım.”
Sadece son bir kez daha sarsılmayan o inancımla savaşmalıyım.
Halstein… Ne kadar da sen. Onu böyle var gücüyle savaşırken görmek baharın neşesini saklamıyor oluşunu anımsıyorum: bütün fırtınalara çıplak bir göğüsle direnen bir serbaz. En az ben kadar dikbaşlı, sen kadar pervasız ve gözü pek, nihayetinde; ikimiz kadar sevgi dolu ve korumacı. Gözüm arkada kalmayacak. Köyü ve kardeşini koruyacak Halstein. Ruhani bir rahatlama sarıyor beni. Ancak, nabzım düşmüyor. Tekinsiz bir his. Kol geziyor etrafta. Ensemde hissediyorum varlığını.
Daha ölmeden arafa vardım. Vaat edilmiş topraklar yüce fedakarlıklar ister.
Tanrı’nın öfkesini yansıtan mor gözler. Dikenli bir kuyruk. Gece karası pullar. Hebrid Siyahı. Hiçbir şey delemez sanki zırhını, hiçbir şey yaralayamaz onu, bir annenin sevgisi hariç. Ejderha, sevdiğim insanlara asla ulaşamayacaktı bu gece. Kalp atışım kulaklarımda demiri döven üzengi gibi atarken asama sarıldım. Yerde duran ucu sivri mızrağı da es geçmeden aldım bir elime. Bu sefer kime ait olduğunu bilmiyorum.
O’nun her daim söylediği gibi kas gücü yetersiz kaldığında içindeki gücü, doğuştan bahşedilen yeteneğini kullanacaktı. Oğlu ve eşi gibi, hem saldırı hem savunma yapabilirdi. Büyü gücü ve sevgisi bir hudud çizecekti.
Audhild, Halstein ve köylülerden uzağa doğru koşmaya hazırlanırken ejdarhanın peşinden gelmesi için göz hizasında duran heybetli yaratığa isabetli bir “Stupefy” savurdu başlangıç olarak. Bir planı vardı. Amaç, ters yöne çekebilmekti Hebrid Siyahı’nı. Vücuduna pek bir etki etmese de kükremesiyle canını sıkmış olduğundan emindi, sonucunun neler olduğuna bakabilecek bir konumda değildi. Zira tahmin etmesi de çok zor değildi. Ciğerlerindeki acıya rağmen özgürlüğe kanat açarcasına koştu Audhild. Ejderhanın kanatlarını çırpışını rüzgarı keserek hala yanmakta olan birçok yeri daha da harlamasıyla ateşi daha çok hisseder olmuştu.
Onun bir kanat çırpımı Audhild’in adımlarıyla ne kadar örtüşebilirse o kadar uzağa gidebildi kadın. Köyün sınırını çevreleyen çitlere geldiğinde nefes nefese duraksadı. Korkusuzca dikildi karşısına. İnişe geçecek gibi olduğunda titrek bir sesle “Conjunctivitis” diyebildi Audhild asasını sabitleyerek. Bozabilmiş miydi görüşünü? Kontrolsüz bir pençe indi göklerden, hedefini yine de yakalayacak kadar tutarlı bir pençe. Savruldu Audhil perişan bir halde. Taş, toprak ve toza bulanırken bedenine aldığı yaralar kalbi kadar yakamazdı canını. Böyle bitmesine izin veremezdi, vermeyecekti. Sert zemin üzerindeki bedenini kaldırabilmek hiç bu kadar güç olmamıştı. İç organlarının aldığı zarar ağzından kan akıtıyordu.
“Bir daha ıskalamayacaksın.” dedi böğründeki ağrılarla. Asasını tıpkı vücudunun bir uzvu gibi tutuyordu hala. Zedelenen karın bölgesine doğru elini götürürken sıcak kan parmaklarına ve asasına bulanmıştı çoktan. Yere inen ejdarhanın hiddeti Audhil’i bulmak üzereyken alevlerden kaçınabilmek adına kalkanını oluşturmalıydı. Yattığı yerden hınçla gümüşi bir “Protego” ile korudu kendini. İçindeki büyüyü kanalize edebiliyordu hala. Ne yazık ki son demlerini yaşadığını biliyordu kadın. Ona dayanma gücünü veren de bu idi hiç şüphesiz.
Ateşin gücü karşısında asa tutuşunu bozmadan doğrulmaya çalıştı mide bulantısıyla. Başı yeniden dönüyordu Audhild’in. Asa tutan eli titremeye başladığında ona karşı daha fazla kalkanının dayanamayacağını bildiğinden körlemesine alevlerini saçan ejderhanın aralığını yakalar yakalamaz kendini sol tarafa doğru savurdu mızrakla birlikte. Ejderhanın kükürt kokan nefesini daha yakından alıyordu artık. Hala göremeyen ejderha içgüdüleriyle Audhild’in varlığını sezebiliyordu. Kanının kokusuyla yine karşısına dikilmişti. Çok daha yakınlardı. Ve avı, sonsuzluğa uğurlayacaktı onu. Gözlerine bakmaktan hiç çekinmedi. Dudaklarının arasında bir nefes alımı kısalığında uyku büyüsünü gerçekleştirdi. Hiç umudunu kaybetmemişti. O umut, zaferi getirecekti Audhild’e. Ejderhanın uykuya teslimiyeti gerçekleştiğinde yere devrilişiyle ayağının altındaki toprak titremişti adeta. Zar zor dengesini buldu kadın. Büyünün onu ne kadar uyutabileceği bilinmez bir haldeyken son darbeyi indirmeliydi. Kanayan yere eliyle baskı uygulayarak topalmış gibi bükük beliyle ilerlemeye başladı. Mızrağı kavradı ve yer yer ondan destek aldı. Gözlerinin önünde yığılmış olan yaratık heybetiyle büyülerken Audhild’i köyden gelen sesleri işitemiyordu daha fazla. Ejderhanın inip şişen göğsüne yanaştı güçlükle. Göz kapakları her an açılabilecek gibi duruyor, parlak siyah pullarının üzerinden süzülüp gelen gece yelleri vuruyordu yüzüne Audhild’in. Kanlı elini dokundurdu önce naif bir şekilde. Kalbi. En zayıf noktası olmalı, diye düşündü. Eline dolan yaşama son vermek ruhunu bin parçaya bölse de yaşam değil miydi seçimlerden ibaret olan? Geride bıraktıklarını düşünmeliydi.
Acıyla inlerken mızrağını kaldırdı asasını yere bırakırken. Derisinin inceldiği noktaya müşkül bir halde sapladı mızrağı. Ölüm uykusuna Audhild ile birlikte geri dönecek olan Hebrid Siyahı acıyla gözlerini açtığında Audhild çığlık çığlığa atalarının güçlerini de kollarında hissederek daha da derine doğru iteledi mızrağı kalbin içine iyice girene kadar. O an sırtına batan bıçak gibi keskin dikenleri başını eğdiğinde görebilmişti anca. Her bir zerresi kan içindeydi. Ağzından gelen kan daha da artarken kuyruğunu can çekişerek ortalığa savuran ejderha Audhild’i de savuruyordu. Bir yandan göğe doğru saçtığı alevler geceyi aydınlatıyordu. Sarı ve kırmızı. Aralarında turuncu rengi seçebilirken ateş başında “O” ve oğulları ile birlikte geçirdiği vakitler geliyordu gözünün önüne. Ölümün tatlı sıcaklığı bu olsa gerek. Belki iki belki üç nefes daha… Audhild’in son dansı görsel bir şölenden ibaretti sanki. Yüzünde belirsiz bir gülümseme. Viran olmuş halde Hebrid Siyahı’nın tükenen gücüyle toprağa yığıldıklarında Audhild başarmıştı. Son nefesini tüketti: “Başardım sevgilim. Aç kollarını bana. Gün doğumunda yanındayım, demiştim.”
En güçlüler bile ne zaman boyun eğmesi gerektiğini bilir. Sonunda, ölümü yendim: geliyorum.
Uyandım gerçekliğime. Kim olduğumu biliyorum.
Ben Cornelia. Korkusuz Cornelia. Cornelia Barthélemy.
Ölümü yendim. Ve yeniden doğdum.
[/justify]