Dumanların arasında vuku bulan belli belirsiz görüntüler ilişti kadının gözlerine. Kıta Avrupa'sının mimarisini andırır taş binaların hüküm sürdüğü bir kasabaydı. Meydandaki çeşme ve heykellerde son bulan Arnavut kaldırımda kalabalık bir grup hararetli bir tartışmaya tutuşmuşlardı. Ellerindeki meşaleler ve gaz lambaları sayesinde birbirlerinin yüzlerini zorlukla aydınlatabiliyor; buna rağmen sanki birbirlerini çok iyi tanıyorlarmış gibi kime ne söyleyeceklerini şaşırmıyorlardı.
Tam o esnada kasabanın girişi gibi gözüken yolun başında, paltoları ve şapkalarıyla altı adet figür belirdi. Ağır adımlarla meydana doğru ilerlemeye başladılar. İçlerinden birisinin uzun boylu olduğu ve kıyafetine asılı bazı aksesuarların cılız sokak lambalarından gelen ışığı yansıttığı görülebilirdi. Tehditkar biçimde ilerleyen bu altı kişiyi fark etmeleriyle, kasaba meydanındaki kalabalıktan bazıları da kendilerine dikkat kesilmişti.
Cwénhild, kendisini tam sokağın ortasında bulmuştu. Ne meydandaki kalabalığın konuştuklarını duyabiliyor, ne de gelenlerin kim olduğunu seçebiliyordu? Ne yapacağını ise, bir tek kendisi biliyordu.