[justify]Das, evimizin bir nevi anneliğini yapan baş tacımız Grace’e ilaç bohçasını uzatırken “Sen!” dedim şaşkınlık ve heyecan karışımıyla. Boş geziyor, aklı karı kızda, bundan bir cacık olmaz diyorum ama bir çözüm bularak beni şaşırtıyor. İşte bu yüzden yıllardır bırakamıyorum bu çocuğu. Grace gittikten sonra Das’ın yemeğe olan ilgisizliğine sırıtarak “Öp de başına koy. Akşam yemeği çıksın diye dilenmediğimiz kaldı bugün bir.” dedim. O kadar da kötü halde miydik peki? Gerçekten bu duruma düşecek kadar ne yaşadık ki? Bir süredir Cornelia’nın dükkanı iş görmüyor. Das ne yapıyor ne ediyor bir şeyler buluyor ama onun da gereksiz harcamaları var. Benim de birkaç hedefim şaştı bugünlerde. O dükkanı halledebilseydik aslında sorun yoktu da… Kaç gün kapısında dikildim bilmiyorum, sonra işler istediğim gibi gitmedi. Çok emindim kendimden. Dükkanın sahibi Bakanlık taraftarı ve yobaz herifin tekiydi. Dükkanını Diagon Yolu’na yeni açmış sayılırdı, hem de parası anca buna yetmiş olacak yanlış sokaklardan birine açmıştı. Normal bir büyücü olsan geçmek istemeyeceğin, geçiyorsan da oldukça kendine güveniyor olacağın tarz arka sokaklardan birindeydi işte. Aslında buraya kadar sorun yok. Ben öyle sırf çömez diye gidip ekmeğinden etmek istemem kimseyi. Zaten o yüzden gözlemliyorum ya. Bu herif doğru mu değil mi, zeki mi değil mi, gaddar mı değil mi diye arada yokluyordum işte kapısından geçerken. Sonra bir baktım bu herifin kapısına ikide bir Bakanlık’tan birileri uğruyor. Gözlerimle bir kese dolusu galleonu hiç yere teslim aldığını görünce dedim bu sıntır net bir şeyler çeviriyor. İzlemeye başladım ama konu bir süre sonra para işinden çıktı, bu sefer de yüksek mertebeden birilerinin gizli toplanma yeri olarak adamın mekanını kullandığını tahmin etmeye başlayıp bu hipotezi doğrulamak için izlemeye başladım. Ancak maalesef burayı soymak bana kazanacağım paradan ziyade düşmanlar kazandırırdı. Böyle olunca da üç hafta boyunca verdiğim emeğin karşılığı… Eh. Öyle işte.
Ev de her geçen gün kalabalıklaşıyor. Geçen hafta gençler bir arkadaşlarını daha getirdiler. “Evde kaç kişi var sayamadım bugün, kimin girip çıktığı belli değil.” Das’ın ıslak saçlarına baktım, yanına oturdum. “Hadi sen dışarda yıkandın diyelim. Cornelia, sen dükkanda bir şekilde… Ama Hogwarts açılana kadar bizi idare edecek bir şeye ihtiyacımız var.” Yüzümü avuçlarımın arasına alıp soğuktan buz kesilmiş yanaklarımı ısıtmaya çalışırken ayağımın dibinde dolanan, genelde bizim bahçede olup benim de aşırı seviyede sinirimi bozan şu salak kediyi ittirip Cornelia’nın fikrine kulaklarımı verdim. Zenginler, eğlence… Ah şu elit kesim. Şimdi belime korse takıp gideceğim baloya hazırlanıyor, çocuğuma kıyafet bakıyor, ne bileyim evde ziyafet falan veriyor olabilirdim sanırım. Zengin bir ailenin kızı olsam bunu yapıyor olurdum. Maksimum ne olabilir ki? O kadar okula yolla, büyü öğret, Aritmansi çalıştır, sonra evde büyüyü anca çamaşıra kullansın bu kızlar. Veya şey olabilirdim, çok zenginmişim. Sonra bir bakıyorum babam kara para aklamış. Batıyoruz bir anda. Nerede o balolar, elbiseler. Ohoo. Hayallerim yıkılıyor tabi. Tamam konu çok dağıldı. Boğazımı temizledim kendime gelmek için. Kurumuşum. Yine bana sırnaşan kediyi bir kere daha ayağımın ucuyla itekledikten sonra odaklanmak için kemerimden hançerimi çıkarıp ucuyla nemli toprağa çizikler atmaya başladım.Topladık tüm zenginleri bir araya. Biraz içki karışsa araya, biraz da kalabalık. Büyük bir kalabalık lazım hatta. Ama dikkat çekmememiz lazım. Aralarında beni görseler direkt kuşkulanırlar mesela. Çok özlü iksire verecek paramız da yok şu an. Yetecek kadar alamayız, o riske değmez. "Ne sırnaşık bir şey bu OF. Belası olacağım şimdi alın şunu." "miavv" diye ağlamaya başladı son tekmemle, ben de sinirlenip asamı ona doğrulttum ve kediyi miyavlamaları eşliğinde havalandırdım. Havada çırpınışını izlerken “Maske. Maskeli baloda istediğimizi yaparız.” dedim.
[/justify]