17 Nisan, 2026 10:12:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi İksir Dersi  (Okunma sayısı 131 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Aldrik Solaris

  • Hogwarts Profesörü
  • 6. Seviye
  • İleti: 23
  • 715 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Aldrik Solaris
  • Güç Puanı: 40
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Gizem
  • Meslek: İksir Profesörü - Hufflepuff Bölüm Sorumlusu
  • Cemiyet: La Fay Şifacılar Topluluğu
  • Biçim Değiştirme Gücü: 6
  • Lanet Gücü: 12
  • Tılsım Gücü: 2
  • İksir Kabiliyeti: 20
1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi İksir Dersi
« : 27 Şubat, 2022 16:51:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
1865 ARALIK

Profesör eskimekte olan tahta bir sandalyede, ayaklarını üstü parşömenler, öğrencilerin boş veya yarım başarısız iksir şişeleri, defterler, kitaplar ve iksir malzemeleriyle dolu masaya uzatmış halde oturuyor; elindeki deftere bir şeyler yazıyordu. Masada olan ayaklarına rağmen defterden gözlerini ayırmadan bir bardak su aldı. Bugünler de bütün büyücü evreni çok karışık durumdaydı. Hogwarts bile karışmıştı. Öğrenciler ve profesörler sorgu için bakanlığa gidiyordu. Trenden atlayıp intihar edenler, baloda kaçırılıp bir ergen grup tarafından kurtarılanlar ya da cadı avcıları yüzünden akıl sağlığını yitiren seri katiller mi demezsiniz? Hepsi son zamanların en önemli olaylarıydı. Ve Büyüceşüra’dan duyurulan yeni kararlar…

Herkesin kafası karışmıştı. Ve bunlara Aldrik’te dahildi. O gün baloya son anda işi çıkmasaydı o da gidecekti. Ya onun başına bir şey gelseydi? Peki bu savaşta -evet Aldrik bunun geri dönülmesi imkânsız bir savaş olduğunu düşünüyor- kim haklıydı? Muggleların haklılık payı var mıydı? Varsa bile bu onlara cadı avlama izni verir mi? Peki Carmilla’nın cadı avcılarını öldürmesi doğru bir şey miydi? Aldrik’in kafasında sorular dönüyordu. Düşüncelerini ve davranışlarını ne yönde kullanacağına karar vermeye çalışıyordu.

Bütün düşünceleriyse ders için içeri girmeye başlayan öğrencilerle durdu. Dağılmış halinden kurtulmak için ayaklarını masadan indirdi ve üstünü düzeltti. Kapıdan içeri giren öğrencilerin durması için elini kaldırdı. Kapı da öğrenciler birikirken hızlıca çekmecelere depme yöntemiyle gereksiz bütün eşyalarını kaldırdı.

Oluşan küçük öğrenci topluluğuna dönüp ”Çantalarınızı, eşyalarınızı, notlarınızı, parşömenlerinizi ve başka yanınızda ne varsa, her şeyinizi odanın şu köşesine koymanızı istiyorum. dedi. Ve daha fazla bir açıklama yapmadan derslikteki bir kapıdan arkaya doğru gitti. Sınıfa baktığınızda birçok kısa masanın düzenli bir şekilde dizildiğini ve hepsinin arkasında iki sandalye olduğunu, her masanın üstünde sadece kalaylı bir büyük kazan ve karıştırmak için bir çubuk olduğunu görebilirsiniz. Herkes eşyalarını bir kenara koyup boş buldukları yere geçtikten sonra Profesör Aldrik geri geliyor. Masasının arkasına geçiyor ama oturmadan ellerini masaya dayayarak sınıfta göz gezdiriyor.

Bir süre sonraysa çekmeceden bir parşömen ve tüy kalem alıyor ve masanın kenarına oturuyor. Kağıda ‘Partnerler’ yazdıktan sonra konuşmaya başlıyor: “Her şeyinizi kenara koymanızı istedim çünkü bugün kitabınızda, yol göstericiniz de seçeceğiniz ya da benim seçeceğim partneriniz olacak. Senenin başında öğrendiğimiz ‘Elixir to Induce Euphoria’ iksirini yapacaksınız. Partnerinizle içinde ne malzemeler olduğunu ya da nasıl yapıldığını ne kadar hatırlarsanız o kadar bilginiz var demek. İşin sonunda birinizin salak salak gülüyor olması lazım. Herkes teker teker bana partner olmak istedikleri kişiyi söylesin ondan sonra başlayabilirsiniz. Malzemeleri arkadaki depodan alacaksınız ve eğer ki fazla ve gereksiz yere aldığınızı görürsem sınavınızı rusça yaparım.”

  • Derse girdiğinizi ve kendinize bir partner seçerek Aldrik'e söylediğinizi yazmanızı istiyorum
  • Kendine partner bulamayanlar rplerini partner bulamamış gibi yazabilirler ya da benimle discord üzerinden iletişime geçebilirler. Partner bulamayan kişileri ben eşleyeceğim.
  • Partnersiz yapmayı da seçebilirsiniz. Bunu Aldrik'e söylemeniz yeterli
  • Eğer ki profesöre ihtiyacınız varsa yine bana discord üzerinden ulaşabilirsiniz(mesela hiç anlaşamayan iki karakteri sanki ben zorla eşleştirmişim gibi yazabiliriz)
  • Bundan sonra ilerleyiş şu şekil olacaktır: Partneriniz ve siz için ayrı bir başlık açılacaktır. İsterseniz karakterinize bilerek yanlış malzemeyi ya da gidişatı seçtirebilirsiniz ya da karakterinizin malzemeleri ve gidişatı doğru bildiğiniz yazabilirsiniz. İkisinde de düello zarı atmanızı istiyorum. Durumun gidişatına göre ben size ilerleme rpsi gireceğim. Daha en başta iksiriniz başarısız olabilir ya da son anda başarısız olabilirsiniz. Her şey attığınız zara bağlı olacaktır. (Bilerek yanlış malzemeyi kullanırsanız bu durumun ne zaman kötü reaksiyon göstereceği belli olmayabilir.)
  • Ders sitede Ocak ayı bittiği zaman bitecektir.
  • İksir ile ilgili bilgilere isminin üstüne tıklayarak gideceğiniz linkten öğrenebilirsiniz.
« Son Düzenleme: 27 Şubat, 2022 19:17:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Aldrik Solaris »

Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi İksir Dersi
« Yanıtla #1 : 27 Şubat, 2022 21:30:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İksir dersi için zindanlara doğru ilerliyorduk, aynı zamanda da Clayton'ın cübbesindeki özel Büyü Bakanlığı broşunu çekiştirmesini izliyor ve tartışıyorduk sesli bir şekilde. Edward sessizdi, siyaset yapmaktan pek hoşlanmıyordu. İlgisi genelde daha günlük işlerleydi onun. "Bu ayrımcılığın gözetildiğine inanamıyorum." dedim sert bir şekilde. "Muggleların sokak ortasında yakılması canilikten başka bir şey değil. Kaçıncı yüzyıldayız!" Clay o kadar sinirliydi ki konuşurken dişlerinin birbirine çarptığını duyabiliyordum. "Muggle Doğumlular'ın aileleriyle görüşmeleri yasaklanmış. Ben ne yapayım şimdi abi? Annemi odaya mı kilitleyelim evde? Ne düşünüyorlar bu beyinsizler?" dedi etrafındakilere saldıracakmış gibi bakarken. Bazıları bu kuralların olması gerektiğini savunuyordu. Bence de kesinlikle bir güvenlik önlemi getirilmeliydi ama şu anda sadece safkanların yararına bir durum vardı. Kalan herkesin, kendi arkadaşlarımı da yakından tanıdığımdan böyle bir suçlamayla her an karşılaşabilecek olduklarını bilmek çok rahatsız ediciydi. Bu konuyu bir süre daha tartışmaya devam ederdik ama sınıfa girdiğimiz için susmak zorunda kalmıştık. Sınıfa girip Profesör'ün talimatlarıyla bütün eşyalarımızı kenardaki masaya bırakmaya gittiğimizde Clay "Broşumu da bırakayım mı Profesör?" diye atarlanıyordu kendi kendine. Omzunu sıvazladım. "Tamam dostum, sen sabırlı ol. Geçecek bu günler." dedim ona empati kurmaya çalışarak. Sesli şekilde soluklanırken kafasını salladı olumlu şekilde.

"Derse odaklanalım diyeceğim de... İksir'de de kabak gibiyim ya!" Az da olsa güldürebilmiştim bu sözümle. "Oğlum, ben bu derste hayatta seninle olmam!" diyerek Edward'ı çekmişti yanına. Eddy ise ne olduğunu anlamayarak Clay'e doğru savrulmuş, gözlerini kırpıştırarak "Ha?" diyebilmişti. Suratında o kadar aptal bir ifade vardı ki dalga geçmeden edemedim. "Edward, bak bak bak!" yaptım ve omzunu tutup kendime çektim çocuğu. Sonra da aldım kollarım arasına boğmaya başladım. "Gidiyorsun Eddy! Hazırlan hazırlan! Gittin ya Eddy, sana diyorum bak uçağın kalkıyor EDDY! BAK BAK BAK EDDY BAK UÇUYORSUN!" Kurtuldu elimden ve "Ya Samu ne diyorsun anlamıyorum." diye mızmızlanmaya başladı. Gülerek arkamdaki sandalyeye oturdum ve masaya yaslandım bir dirseğimle. "Uçmuşsun diyorum oğlum. Kafa kalmamış!" Yanımızdaki birkaç kişi gülüyordu, kızlardan biri de "Edward'ın kafası zaten ne zaman yerinde ki?" diye dalga geçtiğinde hep bir ağızdan "Ovvv... Ne dediiii..." demeye başlamıştık. Edward bozulmuş bir şekilde yandaki diğer masaya giderken Clay de "Ayıptır birader ya." diyordu gülerek. Ardından da Edward ağlamasın diye yanına gitmişti.

Az önce Edward'la dalga geçen kızla sohbet etmek için döndüm. "Yalnız o biraz ağır oldu." dedim sırıtarak. Kız Ravenclaw binasındandı. İksir dersinde de iyiydi aslında, eş olmayı önermeyi düşünüyordum ki kolumu minik eller kavradı. "Ben seni alıyorummm!" demişti Mira beni sandalyemden kaldırıp başka bir masaya sürüklerken. Kız bozulmuştu büyük ihtimalle ama yapacak bir şey yok, Mira bu. Mira ile iksir derslerinden biraz korkuyorum açıkçası. Pek iyi bir ikili olduğumuz söylenemez. Malum eski zamanları düşündükçe patlattığımız iksirlerin (belki de sebebi sadece benimdir) veya kafama yediğim kazanların (bunun sebebi kesinlikle ben değilim) ardı arkası kesilmiyor. Dolu dolu kötü anılarımız var. Ama huylu huyundan vazgeçer mi? Sanmam, yine beraberiz işte. "Başkasıyla olmazdı zaten." dedim duruma gülerek ve beni istediği yere çekiştirmesine izin verdim. Oturunca da Profesör'ün direktifiyle "Profesör Solaris, biz Mirabelle ile olacağız!" diye atıldım ilk sıradan adımızı yazdırmak için. Sonra hızlıca alırdım işte malzemeleri falan.

Yalnız şöyle bir durum var. Hani biliyorum hangi iksir olduğunu, bir açıp ne işe yaradığına bakıp nasıl yapıldığını okudum tabii ki sene başında ilk öğrendiğimizde. Ama artık tecrübeliyim, 6. yılımdayım. Biliyorum neyi yapıp yapamadığımı. Olmayacak, ne denersem deneyeyim ben bu iksir işini beceremiyorum arkadaş! O yüzden Mira ne diyorsa yaparım ama uğraşmam güzel olsun diye.

Mira'ya döndüm. "Sen emin misin benimle olmak istediğine? Bak istemiyorsan geç değil. Anlarım." Elimi kalbime götürüp kırılmış ama belli etmiyormuş gibi davrandım rol yaparak. Sonra düzeldim.  "Ha çok istiyorsan da, yapacak bir şey yok. Patlarız en kötü. Ama bence hiç denemeyelim sonunda iksiri, salak salak gülmekten çok daha kötü sonuçlar çıkabilir."

Çevrimdışı André Harris

  • Hufflepuff
  • 9. Seviye
  • İleti: 49
  • 30 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To André Harris
  • Güç Puanı: 33
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Turbo Nezir
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 30
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 2
  • Travma: En Büyük Hayal Kırıklığı
Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi İksir Dersi
« Yanıtla #2 : 13 Mart, 2022 15:24:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]İksir dersliğine düşünceli bir edayla girmişti cübbesinde sarı işlemeler olan oğlan. Aklını kurcalayan şeyler vardı üzerindeki gümüşi, bakanlık arması bulunduran rozetle alakalı. Ergenliğin ateşi ve altı hizibin Hogsmeade çevresinde aktifleşmeye başlaması birçok sınıf arkadaşının politikleşmeye başlamasına sebep olmuştu son aylarda. Velev ki kendisi pek politik bir insan sayılmazdı. Buna karşın duydukları kendisinde de belli bir hoşnutsuzluğa gebe oluyordu. Öyle ki, sınıfın değişmiş düzenini, ikili sandalyelerini ve malzemesiz kazanları fark etmemişti bile. Yalnızca Profesör Solaris'in dedikleri zihninde belli belirsiz bir komut olarak yer edinmiş ve şartlandırılmışçasına çantasını bırakmak üzere sağ eline almıştı. Düşünceli hali ancak sınıftaki yüksek sesli isyan eden söylemlerle kesilmişti. Kızıl cübbeli oğlanın isyanını duyunca iyice sinirleri bozuldu. Her ne kadar sakin bir çocuk olsa da André de bir ergendi: Ortaya isyana destek çıkan sözlerini ekledi: "Bir de işin komik yanı, şey, geçen kütüphanede okudum; büyücü olmayanların dinlerinin mensuplarının birbirine ayrımcılık yaptığı tekniği uyguluyorlarmış. Yani sözüm ona büyücü olmayan kesimin karşıtları, büyücü olmayanların metotlarından daha başarılı bir yol düşünememişler yani! Onların da ufku bu kadar geniş işte!"

Düşüncelerini dile getirme konusunda başarılı bir kişi olsa belki çok daha vurucu olabilecek bir görüşü var olmayan hitabetiyle ve "muggle" kelimesini zikretmeye çekinir hale gelmesine sebep olan travmalarıyla çarçur etmiş olsa da kenar köşeden sadece bir iki kişinin onaylar tepkilerini almak mutlu etmişti André'yi. O esnada "Muggle'lar tarafından işkenceye uğramışken da o aşağılıkları savunmazsın be mal," diye mırıldandığını duydu mavi cübbeli bir kızın arkadaş grubuna. Safkan bir haneden gelme, geçmişi özel ev -daha doğrusu malikane- eğitimleriyle geçmiş kuzguna döndü bakışları.

"O olayları yaşamış olan benken belki de yorum yapmak pek haddine değildir, ha?"
"Tam da bu yüzden bunları konuşma hakkına senden daha çok sahip değil miyim?"
"Belki de senin gibi düşünen ayrımcı andavallar yüzünden bu hale düşmüşüzdür, ne dersin?"
"Pardon, hayatında kaç tane muggle ile tanıştın? Hani şu Britanya nüfusunun yüzde 99'unu oluşturan kesimden... Yüzde 1'lik dünyanı genişlet böyle boş yapmadan önce istersen."


Aklına gelen yalnızca birkaç cümleydi. Fakat söyleyemedi. Sivri dilli olabilen, insanlara alenen kafa tutabilen bir insan hiçbir zaman olmamıştı André. Bir şey demeye kalksa bile muhtemelen cümlesini gereksiz yere iki kat uzatacaktı ve çevredeki herkes tarafından hakkını savunarak boşboğazın tekinin ağzının payını veren biri olarak değil de dünyanın boşunu yapan gerzeğin teki olarak nitelendirilecekti. S*kerler. Affedersiniz s*kerler böyle işi. Yumruğunu sıktı ve ağzını aralayıp bir veya iki saniye gözleri seğirir vaziyette konuşamamakla yetindi.

Göz teması kurduğu cadı bu durumu görünce halinden memnun bir şekilde gülümsedi. Kazanmıştı. Karşısındaki ezik tabii ki kendisine kafa tutabilecek cesarete yahut zekaya sahip değildi. Muggle'lardan gördüğü eziyeti ve cübbesine iliştirdiği broşun mimlenmesi üzerine yatakhanesine gittiğinde bu akşam yastığına ağlayacaktı. Daha fazlasını da yapamazdı zaten. İstediğini almış bir şekilde yüzünü öte yana döndü ve çantasını kenara bırakmak üzere sınıfın yan duvarına doğru adımlamaya koyuldu.

Kumral saçlı oğlan hala seğirirken sol omzunu arkasından kavrayan nazik bir dokunuş hissetti. Sonrasında uzun, koyu, dalgalı saçlar ve bir çift koyu mavi gözle karşılaştı: "O kızın dediklerini boş ver, canını sıkmana değmez." Bir süredir pek vakit geçiremediği, tanışıklığı Oxfordshire'daki aile dostluklarına ve beş yahut altı yaşlarına dayanan arkadaşını görmesiyle bir an afallamıştı. "Nasıl hissediyorsun, iyi misin?" Ses tonu, özellikle yazın sonundaki malum olayın travmasını tekrar yaşamasının önüne geçmek ve kendisini sakinleştirmek ister gibiydi. Metanetli ses tonunun ve omzundaki dostane dokunuşun etkisiyle gözlerinin seğirmesi dindi, nefes alış verişinin düzene girdiğini fark etti. Bir saniye, nefes alış verişi ne ara düzensizleşmişti ve fark etmemişti? Bu kadar mı gerilmişti Iris yanına gelene kadar? Hala kısmi bir nöbet geçirdiğinden gülümsemeye çalıştıysa da başaramadı başta. Yalnızca yüzünde korkak bir ifadeyle başını aşağı yukarı salladı onaylarcasına, sessizce. Hala kendine gelememişti fakat az önce farkında değildiyse de şu anda biliyordu ki çok daha iyi hissediyordu birkaç saniye öncesine kıyasla.

-T-Teşekkür ederim... Se-

Bu esnada profesör sınıfta gittiği yerden geri belirmiş, masasına yerleşmiş ve sınıfa doğru söze girmişti. Bu da Iris ile olan diyaloglarının kesilmesi anlamına gelmişti haliyle. Demek bir sınav olacaklardı, sınıfın düzenini düşününce şaşırtıcı da değildi bu durum. Şimdi ne yapacaktı ki? Öfori Tetikleme İksiri... İksirlerin tariflerini bilse bile doğru düzgün yapamıyorken ta dönemin başında öğrendikleri ve hakkında neredeyse hiçbir şey hatırlamadığı bu iksiri yapmak... Bu esnada daha ön taraflardan kendisine dönen bir çift yeşil göz fark etti: Az önce kafa tutmayı başaramadığı Emily'e aitti bu gözler ve yüzünde ince, alaycı bir gülümseme vardı. İksir derslerindeki feci başarısızlığı elbette sınıf arkadaşları tarafından bilinen bir şeydi ve mavi cübbeli kız bu dersin en başarılılarından biriydi sağ çaprazındaki. Hiçbir kelime edilmedi aralarında fakat kendisine vermeye çalıştığı mesaj açıktı: "Başarısız olacaksın, bu esnada benden aşağı olduğun olgusu ile tekrar yüzleşeceksin." Şu anda dersin tılsım olmasını o kadar çok isterdi ki... Fakat değildi ve bir kez daha mağlubiyeti tadacaktı. Hayal kırıklığıyla bakışlarını yere devirdi. Ne yapmalıydı? Belki de biraz fazladan çeşit malzeme alıp tam puan almaktansa kısmi başarıyı kovalayabilird- "...eğer ki fazla ve gereksiz yere aldığınızı görürsem sınavınızı rusça yaparım.” Kovalayamazdı.

Bu sıradaysa tamamen tesadüfen midir yoksa kendisine yardımcı olmak istediğinden midir bilinmez, sol tarafındaki ve iksirlerden bir hayli anlayan dostundan hayat kurtarıcı olabilecek bir teklif geldi: "Partner olmak ister misin, André?" Gözlerine ansızın bir ışıltı yerleşti kumral saçlı oğlanın. Bordo çerçeveli gözlüğünün ardında saklanan kahverengi gözlerini yanındaki kıza doğrulttu hızlıca: "C-Ciddi misin? Iris, kesinlikle..." Bir anlığına duraksadı ve dudaklarının kenarları yeniden aşağı devrildi: "Ya da... Bu iksiri tam bildiğimi söyleyemeyeceğim ama zor olduğunu hatırlıyorum. Mirabelle'le ya da ne bileyim, benden daha çok anlayan birisiyle partner ol istersen. Sınav neticede." Ardından mavi cübbeli kıza güven vermeye çalışan sahte bir gülümseme yerleştirmeye çalıştı yüzüne: "Ben bir şekilde hallederim, merak etme. O kadar da kötü değilim." Bir dostuna, özellikle hayatını borçlu olduğu bir dostuna karşı bunu yapamazdı...[/justify]
« Son Düzenleme: 15 Mart, 2022 02:00:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: André Harris »

Çevrimdışı Iris Ashworth

  • Ravenclaw
  • 5. Seviye
  • İleti: 17
  • 77 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Iris Ashworth
  • Güç Puanı: 3
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Asu
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Ravenclaw
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 2
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 6
Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi İksir Dersi
« Yanıtla #3 : 19 Mart, 2022 22:42:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Iris, ekseriyetle yapmaktan zevk aldığı tarzda tekrar okulun bir köşesinde kitaplarından birine gömülmüştü. Elinde tuttuğu kitap şu son haftalarda gittiği her yere onunla birlikte geliyordu. Altıncı sınıf tahmin edemeyeceği şekilde karanlık başlamış, yaşanan son olaylar neticesinde gölgelere bir tutam ışık huzmesi serpilmiş olsa da Hogwarts mensuplarının ve genel büyücedünya toplumunun evrildiği nokta kafa karıştırıcıydı. Iris mezuniyet yaklaştığından mıdır bilinmez, duyarlı yapısının katkısına ek olarak; birçok disiplini içeren sorgulamalar yapıyor ve öğrenciler arasında yayılan politik söylemleri tartıyor, söylenen her şeyi ölçüyordu. Aklında dönüp dolaşan fikirlerini William ile paylaşıyor ve sık sık onun da düşüncelerini öğreniyordu. Ara ara Aziz Michael Kilisesi’ni anımsıyordu. Zira unutulacak gibi değildi. Her hatırladığında bir anlığına suratını düşürüyordu. İlginçtir ki orada hiç ürpermemişti. Hayır, tehlikede olmanın zevkli bir yanı yoktu, net bir şekilde ifade edebilirdi bunu. Sadece sevdiği kişiler söz konusu olduğunda yardım edebiliyor olmanın verdiği bir mutluluktu. Değer verdikleri ile kısıtlamaktan ziyade kim olsa aynı şeyi yapardı Iris. Yine hiç düşünmezdi. Her ruhun önemini, kişilerin bıraktığı izleri önemserdi. Herkesin kitapta bir sayfası olmalıydı. Kendini ifade edecek kadar. Mutluluklarını ve acılarını paylaşabilecek kadar. Yaşam kutsaldı. Yaşamayı güzel yapan detaylardan biri de insanlardı. Düşünceleri doğrultusunda yerinde bir endişe taşıyordu aslında Iris. Daha çok öğrenmeli, daha çok bilmeli, daha çok yardımı dokunmalıydı ihtiyacı olana. Tekrardan zamanını elverişli kullanabilmeye başladığında Büyükbabasının ilgi çekeceğini düşündüğü için verdiği o Karanlık Sanatlara Karşı Savunma kitabı. İşte tam da bu sebeple savunma konusunda daha çok geliştirmeye adamıştı kendisini. Kitap, belirli bir düzeni takip etmiyordu esasen; daha çok birbirinden başarılı büyücülerin derlenmiş notlarından oluşuyordu. Kitabı ilgi çekici kılan özelliği kesinlikle bu idi Iris için. Deneyimlerden payına düşeni almalıydı. Her yeni bir şey öğrenişinde göz bebekleri büyüyor, ruhu bir doyum noktasına ulaşıyordu.  Dahası, içinde bulundukları dönemde Profesör Moore ile konuşup stajyeri olmayı planlıyordu, tabi kabul alırsa. Şansını denemenin bir zararı olmazdı. En yakın zamanda odasının kapısını tıklatacaktı. Henüz fırsat bulamamıştı.

Son bir sayfa daha derken saat kulesinden yayılan çınlamayla Iris’in kalkmayı planladığı vakit çoktan gelmiş geçiyordu bile. Yanındaki boşluğa koyduğu iksir kitabını da alıp iki kitabı da göğsünde kenetledi kollarıyla yürümeye başlamadan önce. Alfred, Peter ve William dersten önce sihirbaz satrancıyla ilgili iddianın büyük olduğu hararetli bir konuşmanın ardından soluğu tekrardan ana salonda almışlardı. Kazananın kim olacağı konusunda kuvvetli bir tahmini olsa da çoğu şeye yetişmekte özellikle de şu sıralar problem yaşadığı için planına sadık kalmaktan yana kullanmıştı tercihini. Rövanşı beklemek şimdi daha heyecan verici olacaktı hem. O da bir arkadaşının ödevine yardım edeceğini söylemişti. Yaklaştığında etrafına bakındı bir süre ama ne sevgilisini ne de grubun geri kalanını görebilmişti. Yine eğlencenin büyüsüne kapılmışlardı, değil mi? Nasılsa yetişirlerdi. Suçlamıyordu onları Iris. Aksine canı geç kalıp her şeyin daha normal olduğu zamanlardaki gibi onlarla birlikte doyasıya gülmekti. Iris’in koşullar ne olursa olsun yüzünden tebessümü eksik olmazdı. Dolu dolu kahkaha atmaları kaçırmaz; ufak şeylerden mutlu olmayı çok iyi bilirdi, hele de beşli haldeyken gülmemek gibi bir olanak yoktu ortada. Ancak, Profesör Moore’un stajyeri olmak istiyorsa hiçbir şekilde yetersiz görülmemeliydi her ihtimale karşı. Sorumlu bir öğrenci olarak her ders için bilgi birikimini hima etmeliydi. Gösterdiği azmin mutlak amacı belliydi: koruma içgüdüsü.
 
Dersliğe adımı atamadan kapıda oluşan tıkanıklıkla birlikte Iris de duraksayarak elindekileri bırakmaya koyuldu. Herkes tepiş tepiş elindekileri fırlatırken Iris diğerlerine nazaran daha özenli bir şekilde iki kitabını da ücra bir köşeye yerleştirdi. İkisinin de ilk sayfasında adı yazılıydı ama pervasızca ders bitiminde genellikle olduğu gibi herkesin eline ilk geleni alacağını biliyordu. O sırada, ne yazık ki dersliğin her bir köşesinde kol gezen kaos uğultular eşliğinde kendini gösteriyordu. İster istemez kulak misafiri oldu tantananın içinde söylenenlere. Hiziplerden herkes kadar haberdardı elbette. Ashworthlar daha çok siyasal kayıtsızlığı ile bilinirlerdi, ama, her hiziple bir yakınlıkları da yok değildi. Hiziplerin siyaset ve politika konusunda ne denli işlevli olduğunu yazın büyükbabası ile olan derin sohbetlerinde uzun uzadıya işlemişlerdi. Her şey siyasaldır Iris, derdi ona sürekli. Ve siyasal olan her şeyden kaçmaya çalışırdı yaşlı adam. Fikirleri ve uygulamaları tartışılabilirdi ama Iris hiçbir zaman siyasete yakın hissetmemişti kendini.

Öte yandan da Bakanlık politikalarına sonu gelmeyen bir eleştiri yükseliyordu sınıftan. Derse girecek ayak tartışmak ne kadar doğruydu ki? Daralmışlık ile elini yüzüne kapattı kısa süreliğine Iris. Bazıları rasyonellikten oldukça uzak tavırlar sergiliyordu ya da medeniyetten haberdar değillerdi. Hoş, yaşadıkları dönemin birden fazla tartışılabilecek can sıkıcı tarafları vardı ama böylesine derin bir konuya girmenin ne yeri ne de zamanıydı. Andre’nin de isyana katılışıyla ateşlenen ortam yeterince Iris’i rahatsız edince çocukluğundan beri tanıdığı arkadaşına destek olmak istedi. Yanına doğru ilerlerken binadaşının kendi grubuna söylediği çirkin lafını da işittiğinde dayanamayıp es verdi. Kızla göz göze geldiğinde içten olmayan gülümsemesine karşılık vermeye tenezzül etmedi. Ah! Merhaba Iris! Bu tarafa gelmek ister misin? Birbirimize yardımcı oluruz.” Davranışının çirkinliğinden sonra mı? Asla. Bu sefer yok saymayacaktı denk geldiği hareketlerinin. Başını biraz daha ona doğru uzatarak yalnızca kızın duyabileceği tonda söze girdi. “Teşekkür ederim ama hayır. Eminim kendin gibi bir zorba bulabilirsin eş olarak.” Ayrımcı olduğu kadar aynı sınıfı paylaştığı arkadaşına karşı saygısızdı da. Emily gibi bencilliğin timsali karakterler insan denilen varlığın ne kadar sosyal olduğunu unutuyorlardı. O sebeple, yerinde bir tepki verdiğine inanıyordu Iris üzgün hissetmesine rağmen. André’yi tanırdı. Hufflepufflı çocuğun kilisede tutulduğundan beri küçük çapta değiştiğini düşünüyordu. Daha çok, Japonların Fuşodin’i gibi yüzüne ölçülü bir maske takarak yaşadığı acıları sindirmek için üstünü örtme çabası sarf ettiğini sezinliyordu. Ufak tefek gözlemlerde söz konusuydu pek ala. Yazları büyükbabasının düzenlediği filantropi organizasyonlarına onu da çağırırdı sıklıkla. Bazılarına katılmışlığı vardı. Her zaman kendi halinde sakin mizaçla gördüğü çocuk şimdi yumruklarını sıkacak kadar sinirleniyordu. Üstesinden gelemediği duygular belki de öfkeye dönüşüyor, dışa vuramadığı zaman ise içe patlamaya mahkûm hale geliyor olabilirdi. Hızlıca yanına doğru geçip omzuna desteğini belli edercesine dokundu."O kızın dediklerini boş ver, canını sıkmana değmez." Şaşkınlığı yüzünden okunuyordu. Rahatsız edici olmayacak şekilde bakışlarını hemen yüzünde gezdirdi. Tiki olmadığını biliyordu ve gözü seğiriyordu. Stres kaynaklı olmalıydı. ."Nasıl hissediyorsun, iyi misin?" diye sorma ihtiyacı hissetti Iris. Ses tonu sıcak ve anlayışlı çıkıyordu. Söylemine hemen dönüt alamayınca içten içe bir endişelense de travmasını anladığından ötürü daha fazla zorlayamayacaktı arkadaşını, sadece yanında olacaktı.  Profesör’ün de gelmesiyle bölünmüş sayılırlardı. Sınavla başlamak gayet güzel olacaktı. Iris şimdiden hazır hissediyordu. William’ın notlarını da geçirdiği için kolay kolay içeriği de unutmuyordu üstelik. Sahi daha gelmemiş miydi onlar? Yetişmeye çalışıyorlardır muhtemelen, diye düşündü. Peter insanüstü olmayan bir seziyle sınav olduğunu hisseder ve koşturarak getirirdi hepsini.

Sırayla malzemeleri kafasında tartmaya başlamıştı ki an içerisinde Profesör Solaris de eşleşmeleri söylemelerini istemişti. Hiç düşünmeden André’ye sordu Iris de. William kazan karıştırma konusunda yeterince antrenmanlıyken bir değişiklik fena olmazdı. Maalesef ki, André başta kabul edecek gibi söze girişse de iyi niyetli bir şekilde sınav olduğundan mütevellit geri adım atmıştı. İksir dersinde Tılsım kadar başarılı olmadığını biliyordu ama hiçbir zaman onu başarısız olarak da nitelendirmemişti. Başarılı olmayı, gerçek anlamda toplumda kabul görmüş başarılı olma unsurları ile bir tutmuyordu Iris.“I-ıh olmaz. Güçlerimizi birleştirme vakti, hadi. İçeriği ve yapılışını hatırlıyorum ama... Öfori için kazanımı kaynatmayalı uzun zaman oldu. O yüzden birlikte halledelim. Ayrıca, sınav dahi olsa beceremezsek ne olur ki? En fazla ya kazanımız patlar ya da kıvamı tutturamayıp iksirin yan etkisinden payımıza düşeni alarak çığıra çığıra şarkı söyleriz.” diyerek Profesör Solaris’e döndü. Emrivaki gibi algılamamasını umuyordu André’nin. “Ashworth ve Harris.” dedi hevesli bir tonda. Not önemli değildi Iris için. Öğrenmek ve pratik yapmak için buradaydılar. Birbirlerinden çok şey öğrenebilirlerdi. [/justify]