Dünya Ülkeleri > Mag Mell

Anne, Kız ve Kutsal Ruh

<< < (2/2)

Isolde Aideen O'Malley:
[justify]Cüppesinin cebinden metal bir kutu çıkardı Isolde, içindeki ince sarılmış sigaralardan bir tanesini asasıyla yaktı ve gergin bir nefes çekti.

Para sıkıntı değilmiş. Para sıkıntı değilmiş, kim söylüyordu bunu, noter mi? On altı yaşında kızı! Para sıkıntı değilmiş. Siyahlar içindeki kadın, kızının küstahlığını da kendisinden aldığına hem fikir olmuştu. Endişelendiği para değildi, içeri girdiği andan itibaren para aklının ucundan bile geçmemişti, asıl onu endişelendiren şey bunca yıl sonra anne olmaya hazır olup olmadığıydı. Kendi annesi, o daha çok küçükken öldürülmüştü, dolayısıyla kendi sevgi göremediği gibi kızının da bu duygudan mahrum kalmasını sağlamıştı. “Eğer koşullar farklı olsaydı…” diye düşündü. Eğer koşullar farklı olsaydı ona kendi göremediği sevgiyi verebilir miydi? Hiç sanmıyordu.

“Gerçekten o si-” Derin bir nefes aldı. “O adamın parasına ihtiyacım olduğunu mu düşünüyorsun? Yıllar sonra kapıma dayanan kızımı para yüzünden reddettiğimi mi?”
[/justify]

Athelia Kallistê O'Malley:
Athelia elbette daha ilk muhabbetlerinde annesinin bam telini bulmuş ve hiç düşünmeden üstüne basmıştı. Neden çoğu insanın konu para olduğunda çekindiklerini, bir anda öfkelenip o öfkelerini ona yönelttiklerini hiç anlamlandıramıyordu doğrusu; para vardı ya da yoktu, varsa daha iyiydi tabii ama yokluğu neden bu kadar büyük bir kusurdu? O sırada annesi sigaranın ilk hayati çekişlerini -ateşi az tuttuysa (ki tutmuştu) yanıp yanmayacağını belirten nefesleri- tamamlamış ve asasını sertçe cebine geri tıkmıştı, bir parça rahatlamış olsa da hala gergindi.

Athelia annesine sigara içtiğini itiraf etmek için en doğru zaman olup olmadığından emin değildi. Ama ağzını hafifçe aralayarak dumanın içeri girmesine, aldığı derin nefesle ciğerlerine ilerlemesine izin vermişti; şimdilik bu kadarının yeteceğini umuyordu. Annesinin ona söylediklerini ve o zamana kadar hakkında öğrendiklerini bir kere daha kafasında evirip çevirdi. Pek bir şey yoktu; sonunda yenilmiş gibi bir ses tonuyla "Beni neden reddediyorsun o zaman?" dedi. Yanakları al al olmuştu.

Isolde Aideen O'Malley:
[justify]Çaresizliği kızının menekşe rengi bakışlarının ardında görmesi yine orada olduğundan haberi olmadığı bir şeyleri sızlatmıştı içinde. İlk yıllarda çektiği vicdan azabının ardından silip atmıştı kızını tekrar yanına alma düşüncesini, hayatında yalnızca bir tarih vardı bütün o duyguları bastıramadığı, o da kızının doğum günüydü. Yılın o dönemi geldiğinde menekşelerin açtığı, kuşların cıvıl cıvıl öttüğü mayıs ayında matem havası çökerdi üzerine, içerdi ancak bu sefer içmesinin bir anlamı olurdu, kızına sahip çıkamamanın yası… O gün geldiğinde ise odasına kapatırdı kendini, kimse yüzünü görmezdi, onu o halde görmelerine izin vermezdi de.

Bütün o annelik hasretine rağmen elbette onu vazgeçiren en önemli etken kızının hak ettiği o kişi olamayacağı düşüncesiydi. Bir kere anne olmuştu ve batırmıştı. Ondan anne olmazdı, olamazdı. “Sana annelik yapamam,” dedi, elindeki sigaranın titrediğinden habersiz. “İyi bir anne olamam, kendime bile bakamazken sana onların verdiklerini veremem.”[/justify]

Athelia Kallistê O'Malley:
Büyürken, evdeki karmaşada ve kaosta gelişmeye çalışırken Athelia dünyanın en duygusal bebeği değildi; neredeyse hiçbir zaman ağlamaz, babası ve cici annesi onu mutlu etmek için ne kadar şaklabanlık yaparsa yapsın gülüşünü ikisine de bahşetmezdi. O çığlık atanlardandı; istediği bir şey olmadığında, çok üzüldüğünde veya heyecanlandığında çığlık atardı; bazen gözlerinden damlayan yaşlar eşlik eder, bazen bir yandan neşeyle zıplar, ellerini çırpardı. Cici annesi bunları gözlemlediğinde kızın tuhaf olduğu kararına varmıştı. Henüz bir veya iki yaşındayken aldığı bu karar, edindiği (muhtemelen daha öncesine dayanan) bu önyargı öylesine kuvvetliydi ki, o evde büyüyen Athelia kendisine her an patlamaya hazır bir bomba muamelesi yapıldığını kolayca anlamıştı. Onu gerçekten sevdiğini düşündüğü tek kişi babasıydı ve o da...

"Ya ben? Onların bana ne verdiğini sanıyorsun? Para mı? Süslü giysiler mi? Alt tabakanın hayalini kurduğu o fanteziyi yaşadığımı mı sanıyorsun? Hayatımın hiçbir noktasında sevilmedim ben!"

Isolde Aideen O'Malley:
[justify]Unutulmuş sigarasının ucundaki kül parçası yavaşça süzüldü masaya doğru Isolde’nin titreyen ellerinden. En derinlere gömdüğü bütün duygular gün yüzüne çıkmıştı kızının yüzündeki ifadeyi görmesiyle, keder, pişmanlık, çaresizlik ve hatta korku… Fakat içlerinden beteriyse suçluluk hissiydi, bununla yüzleşmek, söküp atmaktan da zordu. Günahlarının gün elbette bir gün teker teker yüzüne vurulacağını bilincindeydi, pek çoğu için kendini hazırlamıştı da ve en çok korktuğu sonunda onu bulmuştu.

Athelia, öfkeyle kollarını savururken cüppesinin kolunu kaplayan kısmındaki bir açıklık takıldı menekşe bakışlarına, bileğine uzandı ve yakaladı. Beraberinde biriktiğinden haberi bile olmadığı gözyaşları yanaklarından aşağı kaydı. İnce kesik izleri kızın süt beyazı tenindeki tek kusurdu belki de, güçlü kalan taraf olmanın zorluğunu deneyimlemişti siyahlar içindeki kadın, kızının kaderinin kendisininkinden daha iyi olmasını dilerken benzer yaşam çizgilerine sahip olmasını sağlaması benliğine karşı derin bir nefreti uyandırmıştı. Yüz karasıydı.

“Özür dilerim,” dedi, hayatında ilk kez belki de, içten bir biçimde çıkmıştı bu sözcükler dudaklarının arasından. Basit bir özür geçen yılları affettirmeyecek ya da yara izlerini yok etmeyecekti, küçük bir adımdı sadece o bandajı yapıştırmak için. Sağ kolunu sıvadı, Isolde solaktı. Siyah parmak uçlarından dirseğine kadar inen yara izleriyle doluydu gözler önüne serdiği bembeyaz teni; damarları fazlaca belirgin ve koyu renkliydi, kalbi kan yerine zehir pompalıyordu sanki, iksirlerini önce kendi üzerinde denemesinin sonuçlarından biriydi.

“Sana özlemini çektiğin aile sevgisini veremem ya da tek başına geçirdiğin yıllarını telafi edemem, eğer beni böyle kabul edeceksen ben de seni bırakmayacağım, bir daha asla.”
[/justify]

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git