17 Nisan, 2026 10:16:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Ödül  (Okunma sayısı 90 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mirabelle Starlight

  • Ravenclaw Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 87
  • 376 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Mirabelle Starlight
  • Güç Puanı: 38
  • uwu
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Mira
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Ravenclaw
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 15
  • İksir Kabiliyeti: 6
Ödül
« : 22 Şubat, 2022 14:45:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Eylül 1860, 1. Sınıfın ilk haftası
Okul gez gez bitmiyor, her gün yeni bir şeyler keşfediyordu minik kız. Okula geleli bir hafta bile olmamıştı, her şey bir peri masalı gibi hissettiriyor, inanmakta güçlük çekiyordu. On bir yılını bir kilisede geçirmiş olması da cabasıydı, mezara kadar saklayacaktı bu okuldaki hayatını. Böyle güzel bir yeri görmekten alıkoymalarını istemezdi. Yine güzel okulunu keşfediyordu, her gün bir katı inciğine cıncığına kadar didikleyip derslere katılıyor sonra yine keşife çıkıyordu. Bugün sıra altıncı kattaydı. Etrafta koşuştururken bir yere gözü takıldı, tamamen parlak ve değerli şeylerle dolu bir oda... Belki de Ravenclaw'a bu yüzden seçilmişti, bir karga ya da kuzgun misali değerli şeylere aşıktı. Anında içeri daldı ve "WOAAAH!!!" diye bağırdı. Sonra ortamda bulunan diğer çocuğu fark etti. Derslerde hep görüyordu yani adını biliyor gibiydi ama hiç sohbet etme fırsatı olmamıştı.

"MERHABAAA! Ben Mirabelle! Iıı şey miydi adın, Sam, Sam, Sam...?" dedi, tam adını hatırlayamadı. İsminin Samuel olduğunu öğrenince devam etti. "Memnun oldum Samuel! Neresi burası, woaaaah her şey çok parlak! Şu ne? Peki şu? Bu ne işe yarıyor? Qui bilmemne ne demek? Kuş falan diyor. Kuşları çok severim, ben de istiyorum kuş!" içeride koşuşturup gördüğü her şeyi çocuğa sorarak ne olduklarını öğrenme niyetindeydi.
« Son Düzenleme: 22 Şubat, 2022 15:33:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Mirabelle Starlight »
[spoiler]

[/spoiler]

Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Ödül
« Yanıtla #1 : 22 Şubat, 2022 21:59:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Samuel'in Eadwig, Cyneric ve Clayton ile Hogwarts koridorlarında volta attığı günlerden biriydi. Okulda daha tanıdıkları o kadar az insan vardı ki boş vakitlerinde ne yapacaklarını bilemediklerinden boş boş geziyor ve bir macera arıyorlardı. Cyneric, Eadwig'in bina arkadaşıydı. Clayton ise Samuel'in oda arkadaşıydı. Esprileriyle o kadar güldürüyordu ki hepsini, bazen derslerde profesörlerin bu ikisini ayırdıkları oluyordu. Daha okulun ilk haftası yeni bitmiş olduğu için çok fazla kişiyle arkadaş olmamışlardı ama üst dönemlerden çoktan birkaç abisi ile tanışmıştı bile (daha doğrusu onlar gelip Samuel'i bulmuşlardı). Ona şimdiden Hogwarts'taki gizli labirentler hakkında taktikler vermeye, yaklaşan balolara hazırlık için ne yapması gerektiğine ve kız arkadaş edinmesi için önerilerde bulunmaya başlamışlardı bile. Her sene yeni gelen büyücü ve cadı adaylarından gözlerine kestirdikleri birkaç kişiyi eğitir ve bir sonraki dönem yeni "abi"lerden olmaları için büyütmeye başlarlardı üst dönemler.

Clayton daha o gün girdikleri dersin yeni tanıştıkları Biçim Değiştirme Profesörünün saçları ile dalga geçerken Samuel “Ama çok iyi adam.” diyerek sözünü kesmişti. Cyneric atıldı bu sefer. “Uzun saçlı erkeklerden uzak durmak gerekir. Saçlarının büyüyle kadınlar gibi uzatıldığını, etkisine kapılmanın çok tehlikeli olabileceğini anlatıyorlar.” dediğinde Samu bir kahkaha patlatmıştı. “Erkek oğlum! Saçı var diye aşık olunur mu?” diyerek biraz daha güldü bu düşünceye. Üstelik profesör en az 40 yaşındaydı. Onlar için oldukça fazlaydı yaşı. “Bence yalan söylemişler sana.” dedi son kez gülerek. Bu lafları ederken Cyneric’in sinirlenerek parmaklarını yumruk haline çevirişine fark edememişti.
Yürümeye devam ederlerken Samuel’in aslında bu katta olduğunu bugün öğrendiği ve başından beri meraklı gözlerle bulmaya çalıştığı kapının önüne gelmişlerdi: Ödül Odası. İçeri girmek ve odanın hangi kupalarla dolu olduğuna bakmak istiyordu ancak bunu o kadar merak ediyordu ki diğerleriyle hevesini paylaşmaya utanmıştı. Ne diyerek gizlice girebileceğini düşünmeye başladı. Tam da bu sırada Eadwig acıkmaya başladıklarını söylemiş ve aşağı inmeyi önermişti. Fırsat bu fırsat diyerek söze atıldı Samu. “Ben odaya şu defterleri bırakıp öyle döneceği. Siz geçin geliyorum!” dedi ve arkaya doğru birkaç adım attı. Ne olacak, biraz daha taşırsın şeklinde gelen karşı atakları da “Bana bir tabak kızarmış limonlu tavuk butlarından ayırın!" diye savuşturarak gerisin geri yürümeye başladı. Onların aşağı inmesini bekledikten sonra geri dönecek ve ödül odasına girecekti. Neden o an yalan söyleme gereği duyduğunu bilmiyordu. Bazen fark etmeden ağzından sözcükler dökülmeye başlıyor ve kendini yalan söylerken buluyordu. Bazen kendisi bile şaşırıyordu anlık olarak söyleyebildiği yalanlara ve yaratıcılığına. Bu yeteneğini en çok eve döndüğünde annesine karşı ne yaptığını anlatması gerektiği zamanlarda geliştirmişti. Bazen adada buldukları bir şelalenin akıntısında yüzdükleri, bazen ise çamurların içinde ağaç dallarını birbirlerine sallayarak düello yapar gibi rol kesildikleri olurdu. Eve her çamura bulanmış gelişinde ayrı bir bahane bulmak kolay iş değildi tabii.

Çocuklar gittikten sonra Samuel de odaya girdi girmesine ama yalnızlığı uzun sürmeyecekti. Daha parlayan raflar arasına iki üç adımını atmıştı ki arkasından kapının açılmadı bir oldu. Suçlu bakışlarla yakalandığı kişiye döndüğünde bunun Ravenclaw binasından, inanılmaz hareketli (hatta bir kızdan beklenmeyecek seviyede fazla enerjik, en azından Samuel’in o zamana kadar gördüğü kızlara benzemiyordu), bir o kadar da sempatik kumral saçlı kızı gördü. Adını biliyordu: Mirabelle. Hatta soyadının ne kadar değişik olduğunu düşünmüştü ilk duyduğunda. Starlight. Tanındık bir aileden olmadığı kesindi, kızın safkan olduğuna bile emin değildi hatta. Annesinin sözleri geldi bu düşünceler ile: "Kimseyi ayırma, kimse birinden daha üstün değil. Kavgaya gürültüye girme, senin için kazandığın her kalp yeni bir başarı demektir." Yani konuyla tam olarak alakasını o sırada bağlayamasa da bu kızın safkan olup olmamasını önemsememeli ve arkadaşlığını buna göre kurmamalıydı Samuel. Amcaları veya yengesinin yanında böyle bir şeye cesaret ettiğinde nasıl tepkilerle karşılaştığını hatırlıyordu, Eadwig’i kolundan tutup eve kadar can havliyle kaçırdıkları gözlerinin önündeydi. Sanki safkan olmayanlar vebalı varlıklarmış gibi davranırlardı aile içinde. Arada Samuel de düşünürdü, benim annem neden böyle davranmıyor? Bizde mi bir sıkıntı var, ben safkan değilim diye mi üzülüyor? Acaba bana mı söylemiyorlardı safkan olmadığımı, diye düşünüyordu çocuk. Çünkü ailede genetik üstünlük açık renk genlerindeydi. Samuel ise esmerdi, kahverengi saçları ve koyu gözleriyle soyadının Boleyn olduğunu söylediğinde bile okulda şaşırmayan Profesör’e rastlamamıştı daha.

Adını tekrar ederek doğrusunu bulmaya çalışan kızı düzeltmek için “Samuel! Ama bana Sam veya Samu da diyebilirsin…” demişti. Çocuğa yıllardır Sam diyen sadece annesiydi aslında ama rahat edecekse her kısaltmayı kullanabilirdi. Koşmaya başlamıştı kız odanın çevresinde. Samuel’in yaklaşmaya dahi cesaret edemediği kupaların yanına sanki hiçbir şeymiş gibi koşar adım seke seke gidiyor, ne olduklarını soruyordu çocuğa. Samu da üzerindeki gerginliği bu sayede atıp eğlenmeye başlamıştı, gülerek yaklaştı o da ve kızın soruları bitip tükenmezken durdurdu ellerini havaya kaldırarak. “Tamam, anlatacağım! Bu…” O sırada eğilip üzerindeki isimleri okuması gerekiyordu. “Bu 50 yıl önceden kalmış. ‘Gryffindor Öğrenciler Arası Fantastik Çarpışma Düellosu Son 4lüsü’ kupasıymış.” Geri çekilerek kafasını aşağı yukarı salladı bir tur. “Vayy be, Fantastik demek! Hh bak, şu da Bina başkanlarına verilen ödüllerden. Bazen çok başarılı oldukları zaman, büyük bir sorumluluk alarak hayati bir tehlikeye karşı Binalarını koruyabilen öğrencilere bu ödüllerden verilebiliyormuş! Çok ilginç değil mi?” Bina başkanı olmak istediğini söylüyordu ki tuttu kendini ve çok aptal durup durmadığını kontrol etmek için kıza döndü. Daha 11 yaşında 5 sene sonrasının hayalini kurduğunu söylese ‘kafayı yemişsin’ demelerinden korkuyordu. Hem kimseyi de şimdiden rakip edinmek istemiyordu, bazı isteklerini kendine saklamalıydı.

Kızın son sorusunu garipsemişti. “Sen… Quidditch’ten mi bahsediyorsun?” dedi kaşlarını kaldırarak. “Quidditch’i hayatında hiç duymadın mı?” Ama bu nasıl olabilirdi ki? Artık emindi, bu kızın safkan olmasına imkan yoktu. Eadwig iyi ki yanlarında değildi, çok salak konuşuyordu bu konuda. Onunla atışmak da yorucu olabiliyordu. “Bunu kimsenin yanında söyleme!” diye fısıldar şekilde kızı uyardı koca yürekli Samuel. “Quidditch Büyücedünya’nın en büyük, en köklü, en çeviklik zeka ve kuvvet gerektiren sporudur. Sadece en iyi öğrencileri seçerler, bazen de okul takımından ana takımlarda oynamaya çağırılanlar olur! ÇOK büyük bir olay!” dedi. “Bir gün… Benim da yakaladığım Snitch’in burada sergilenmesini sağlayacağım. Ha şey, o bir kuş değil. Çok hızlı altın bir top. Görmek mümkün değil, bir anda kaybolur ortadan!” dedi ve gülerek koşmaya başladı kolonların arkasına doğru. Bu sırada “Aynı böyle! Senin de onu yakalaman gerek! Yakalarsan kazanırsın!” diye bağırıyordu.

Çevrimdışı Mirabelle Starlight

  • Ravenclaw Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 87
  • 376 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Mirabelle Starlight
  • Güç Puanı: 38
  • uwu
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Mira
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Ravenclaw
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 15
  • İksir Kabiliyeti: 6
Ynt: Ödül
« Yanıtla #2 : 22 Şubat, 2022 22:47:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Çocuk her şeyi anlatırken ilgiyle dinliyor, 'Oo, woaa, amanıın' gibisinden tepkiler veriyordu. Bina başkanı lafını duyunca gözleri parladı, o da olmak istiyordu! Kesinlikle büyüdüğünde bina başkanı olacaktı ve o kadar havalı olacaktı ki bütün binası Mira Abla Mira Abla diye peşinde gezinecekti! Eh, şimdilik insanlara ağabey ve abla deme sırası onda olsa da hayal kurmak beleşti. Sonra Samuel, Mirabelle'in Quidditch hakkında hiçbir bilgisi olmadığını öğrenince öyle bir tepki vermişti ki zavallı kızcağız suç işlediğini zannedip korkmuştu. Kimsenin yanında söyleme dediği için iyice tırsmıştı ki neredeyse ağlayacaktı ama çocuk Quidditch'in ne olduğunu anlatmaya başlayınca anında neye ağlamak üzere olduğunu unutup ilgiyle dinlemeye koyuldu.

"Altın mı top? Wowee, zengin eder o ben- aa?!" küçük cadı tepki veremeden yeni arkadaşı bir Snitch misali etrafta koşuşturmaya başladı. Mirabelle gülmeye başladı, "Ben en iyi Qidit- Qidiç- o şeysi oyuncusu olacağım! Gel buraya kırmızı Siniç, sergileteceğim seni burada!" diyerek Samuel'i etrafta kovaladı da kovaladı. Bir ara neredeyse bir kupayı düşürecekti de son anda tuttu, gerçi ağırdı, 'AMANIN ANAM!' diye ciyaklayarak eski yerine biraz... Şekilsiz şemalsiz yerleştirip kaçan 'kuşunu' yakalama çabasına tekrardan girdi. Yakalaması çok da uzun sürmedi, çocuğu yakalayınca kaçmadığından emin olmak için sımsıkı sarıldı ve tekrardan güldü, "Hehehe! Yakaladım seni!" dedi neşeyle. Sarılmayı bırakmadan sordu, "Şey, benim Qidi- qudi- o şeyi bilmemem kötü bir şey mi? Neden kimsenin yanında söylememeliyim, ceza mı verirler bana? Hiiih, ama ben büyülü sihirli uçmalı kaçmalı hiçbir şeyi bilmiyorum ki ne yapacağım?! Kızmasınlar bana ben yeni geldim bilmiyorum benim suçum yok!" Korkusu hafiften yüzüne yansırken Samuel'e daha da sıkı sarıldı. Eğer ki içini rahatlatacak bir cevap alırsa hiçbir şey olmamış gibi 'hee taam' diyip bu sefer 'Siniç' rolünü kendisi üstlenip kaçmaya başlayacaktı, ayaklarını topuklamaya hazır ediyordu şimdiden.
[spoiler]

[/spoiler]

Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Ödül
« Yanıtla #3 : 22 Şubat, 2022 23:25:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
RPyi okurken küçük Samu'yu böyle hayal ediniz
[spoiler][/spoiler]

Samuel kumral saçlı minik cadıdan kaçarken bir sağa bir sola eğiliyor, duvarlara ve bazı noktalarda kısalan tavana çarpmamak için bin bir türlü hale girerek oradan oraya koşturuyordu. Kız ona kırmızı Snitch şeklinde bağırdığında mutlulukla kahkaha atmaya başlamıştı. "Ama Snitchler kırmızı olmaz ki!" diye apaçık ortada olan bir durumu söyleyerek dalga geçmişti kızın bu söylemiyle.

Koşmaya devam ettiler, sırtının terlemeye başladığını hissedene kadar hızını azaltmamıştı ama sonunda kızın yetişip çocuğu sarmalamasıyla durmak zorunda kaldılar. Göğsünü şişire şişire derin nefesler alırken kızın kısa kolları geriliyordu hala bırakmadığından. Çepeçevre sarmıştı Samuel'i. Bırakası var gibi de durmuyordu. Çocuk yüzünden okunmasın diye uğraşmaya çalışsa da ilk defa bir kız ona bu kadar kuvvetli sarılıyordu. Hem de yeni tanıştığı bir kız! Ne kadar da hızlıydı öyle! Kıza değil de etrafa bakıyordu sorularını dinlerken. "...büyülü sihirli uçmalı kaçmalı hiçbir şeyi bilmiyorum ki ne yapacağım?!" dediğinde yine istemsizce gülmüştü Samuel. Böyle kızın yanında bilgili olduğu için kendiyle gurur duymuştu, bütün bilgilerini aktarabilirdi ona. Zaten böyle konuları konuşmaktan hep zevk almıştı. "Hayır ne cezası! Bilmemek suç değil ki..." Aslında en başında da düşündüğü Eadwig'in annesinin tepkileri aklına gelince belki de kızı uyarmanın gerekebileceğini fark etmişti. "Ama bazen bilmiyorsun diye kızanlar olabilir. Elinde olmasa da kızıyorlar. Biliyorum!" Neden bu çocuğun saçları bu renk? Neden Eadwig ile bu saate dışarıdalar? Bu çocuk hep böyle yaramaz mı olacak? Arka odalardan duyduğu sözler dönüp duruyordu kafasında. Bu kızın da aynı yargılanmayı yaşamasını istemezdi. Hoş bir şey değildi. Bir şey olmuyordu ama üzülebilirdi. Çok tatlı bir kızdı, üzülmesini hiç istememişti o sırada.

"Bak şimdi." diyerek kafasını kıza çevirdi, çok yakında duruyordu gözleri. Kocaman açmış, Samuel'i izliyordu parlayarak. "Yeni gelmen çok garip, bazıları sana bu yüzden kızabilir. Mesela ben, daha önce hiç Quidditch'i bilmeyen biriyle tanışmamıştım, biliyor musun? Ama kızmalarına izin verme. Bence hak etmiyorsun." İyi konuşmuş muydu emin değildi ama bu kızla daha fazla vakit geçirmek istiyordu. Utanmıştı da, o kadar uzun süre sarılmışlardı ki ne yapacağını şaşırmıştı artık. Öksürüyormuş numarası yapmaya başladı küçük çocuk. "Öhü öhü. Boğuluyorum! Bu kızın kolları çok güçlü!" diyerek eğilip öksürmeye başladı. Kızın kollarından sıyrılınca da gülerek, "Ben artık bir Bludger'ım ve seni yakalarsam çok canın acıyacak!" diye kızı kovalamaya başladı. Tabi bu sırada Bludger'ın ne demek olduğunu Mirabelle'in bilmediğini tamamen unutmuştu. O sırada sadece aklında kızın koşarken dalgalanan saçları ve az önce ona sarıldığı an vardı. Abileri görse gurur duyabilirlerdi. İlk haftadan başlamıştı taktiklere! Aslında taktiklerin ne olduğunu bile hatırlamıyordu Samuel ama sonuçta kızla baş başaydı, asıl amaç da bu değil miydi?

Çevrimdışı Mirabelle Starlight

  • Ravenclaw Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 87
  • 376 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Mirabelle Starlight
  • Güç Puanı: 38
  • uwu
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Mira
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Ravenclaw
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 15
  • İksir Kabiliyeti: 6
Ynt: Ödül
« Yanıtla #4 : 24 Şubat, 2022 23:57:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Bilmiyorsun diye kızmak ne ya? Pü, salak insanlar!" dedi hafif bir kızgınlıkla. Daha önce de bir şeyleri bilmediği için azarlandığı veya dalga geçildiği olmuştu, işin sonucunda elalemi dövüp daha çok azar çekmek zorunda kalırdı ancak buradaki insanlar büyücüydü. Bilemezdi ki birini dövse ne yapacaklarını! "Ya Quidditch'i bilmemek o kadar mı garip? Elin kilisesinde ne bilelim biz böyle harika mükemmel olağanüstü eğlenceli şeyleri? Anca dua ediyorlar üff! Ama dediğin iyi oldu, tamamdır, kimse Mira'ya ters yapamaz yapanı döveceğim. Samu'ya yapanı da döveceğim!" derken gaza gelmişti ve zihninde hayali düşmanlarını pataklıyordu. Samuel'i cidden boğduğunu zannedince panikleyip çekildi bir 'hiih!' sesi eşliğinde.

"Dur, blu ney- ayy!" dedi son anda kaçma fırsatı yakalayabilmişken. Bludger da neyin nesiydi? Neden canını yakacağını bilmiyordu ancak ilk önceliği topuklamaktı. Zaten mükemmelliğin yüzde doksanı kaçmaktan gelirdi, kesin bilgi. Sağa koşacakmış gibi yapıp sola kaçıyor, çocuk kendine yaklaşınca birden arkasını dönüp arkadaşının yanından sıyrılıp ters yöne koşuyordu. Bu küçük hileleri en son ayakkabıları ve zeminin 'yeter lan' demesiyle son bulmuş, kızcağız bir 'AYY!' sesi eşliğinde kayıp yere çakılırken minik kupalarla dolu bir rafa gömülüvermişti. Yerde masum masum 'ne oldu? kimim? neredeyim?' modundayken kafasına düşen ödülle bir daha ciyaklamıştı. Yanına endişeyle gelen Samuel'e baktı, düşüşünün ardından ağlamayan güçlü bir kız olduğunu gösterircesine tatlı tatlı güldü. "Yakalanınca canımı blu blu bilmem o şey yakar sanmıştım," kafasından sekip yere düşen küçük kupayı kaldırıp salladı, "Minnak bir ödülün yapacağını düşünmezdim! Neymiş bakim bu, oaaaa Sihirli Sanat Ödülü de mi varmış?! Ben de istiyorum! Bina başkanı da olmak istiyorum, en iyi Quidditch oyuncusu da, sihirli resimler yapan bir cadı da!" dedi heyecanla. Yargılanmaktan korkmak pek ona göre bir şey olmadığı için rahat rahat uçuk hayallerini dökebiliyordu.

Sonunda Samuel'in yardımıyla -aslında hiç ihtiyacı yoktu ancak kendisine uzatılan eli asla geri çevirmezdi- yerden kalkınca tekrar çocuğa sımsıkı sarıldı, iyice sırnaştı. "Hehehe, teşekkürler. Hem çok eğlendim, hem bir sürü şey öğrendim hem de bütün gün yerde oturmaktan kurtuldum!" derken son kısmın yalan olduğunu arkadaşı bilmese de olurdu. "O yüzden ben de sana ödül odasındayken bir ödül vereceğim! Burada bulamazsın bak, çok özel bir ödül." dedi ciddiyetle. İstediği meraklı bakışları alınca da Samuel'in yanağına kocaman bir öpücük kondurdu.
[spoiler]

[/spoiler]

Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Ödül
« Yanıtla #5 : 25 Şubat, 2022 01:27:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Aynı bir Bludger misali asabi, hedef odaklı ve hıphızlı bir şekilde koşmaya başlamıştı Samuel. Gözleri tamamen yeni arkadaşının üzerinde, nereye gittiğini kontroldeydi ancak kızın şaşırtmalı parkuru bir hayli yormuştu onu. Sonunda yakalamak yerine zevk almaya karar vermiş, kollarını dimdik sağa ve sola kaldırmış ve “Fiyuuu…” diye çok da sesli olmayacak bir şekilde kendi kendine uçuyormuş taklidi yaparak kızın peşinden gitmeye başlamıştı. Bu sırada da aklına az önce Mirabelle’in dedikleri takılmıştı. Kiliseden bahsettiğini hatırlıyordu ama anlam veremiyordu. Yani bu kız, KİLİSEDE mi yaşıyordu? Bu yasak olmalıydı, öyle değil mi? Kutsal bir yerde yemek yememeliydi, uyumak da tam bir saygısızlık olurdu. Daha kötüsü, bütün ihtiyaçlarını kilise gidermesi gerekirdi. Hayır, buna kimse izin vermemeliydi. Kıza sormalıydı bunları ama o sırada odayı dolduran sesler onu korkuttuğundan bu konuya değinemeyecekti. Mirabelle’in üzerine düşen kupalar çok ağır olmalıydılar, canının acıyıp acımadığını kontrol etmek için eğildi kızın yanına. Tanıdığı kızlar düşünce hemen ağlardı, o yüzden hazırlıklıydı da. Bacağını ovabilirdi, veya şifacıya götürebilirdi. Eğer bacağı çok acıyorsa da kucağına alabilir, en azından almaya çalışabilirdi. Kovalama oyununu en başında başlattığı için kendini biraz kötü hissetmişti şimdi, hep böyle oluyordu. Eğlendiği zaman yanındakiler kendilerine dikkat etmiyorlar, canlarını yakıyorlardı. Samuel kendini suçlu hissetmek istemiyor hatta bazen de kızıyordu kendilerini korumadıkları için. Şimdi kendi düşse, hemen kalkar devam ederdi oyuna. Canı acısa da kimseye çaktırmazdı, herkes böyle olsaydı çok daha kolay olurdu beraber oyun oynamak.

Kız yerdeki kupayı kaldırıp gösterdikten sonra olmak istediklerini saydığında tam olarak aynı şeyleri düşünüyor ama söylemiyor olduğu için ilk önce kıza hayranlık duydu, ardından da pervasızca bunları dile getirdiği için oldukça yargıladı. “Hepsi birden olamazsın ama.” dedi bu yüzden. Olabilse harika olurdu ama o kadar harika bir insan hiç tanımamıştı Samuel hayatında.

Mirabelle kalkacak gibi olunca Samuel ne yapacağını bilemedi ilk önce, ardından da yardım etmek için elini uzattı. Canının acımasını, bağırarak ağlamasını, çocuğa kızmasını bekliyordu ama hiçbiri olmamıştı.  Onun yerine kız kalktığı gibi çocuğa tekrar sarılıvermişti. Bu kadar samimiyete alışık olmayan her çocuk gibi Samuel de kaskatı kesildi tekrar. “Ben de çok eğlendim.” derken devam edebilmeyi umuyordu çocuk. Eğlenmişti ama yetmemişti, biraz daha istiyordu. O sırada karnından gelen açlık seslerini de, bulundukları yeri çok dağıttıkları için gelebilecek cezanın da farkında değildi. Tek isteği Mirabelle ile biraz daha vakit geçirmekti. Bu yüzden kız ona bir ödül vereceğini söylediğinde meraklı gözlerle ona döndü. “Burada olmayan, buradakilerden daha önemli bir ödül sende ne yapıyor? Yoksa kilisede mi verdiler?” dedi. Belki de kilisenin ne olduğunu çok iyi bilmiyordu. Acaba orada kalmak için özel bir yetkiye mi sahip olunmalıydı? Ah evet, bu yüzden Mirabelle sahipti işte.

Yine kendinden çok emin olduğu ama asla beklemediği bir şey yaşamıştı. Kızın sulu dudaklarını yanağına yavaş yavaş yaklaştırmasını ve sesli bir öpücük kondurmasını izlemiş, suspus olmuş ve kollarının kabiliyetini neredeyse kaybetmişti. Her yeri karıncalanmıştı bir anda! Ne yapması gerekiyordu şimdi? Neden öpmüştü ki kız onu? Aşık mı olmuştu? Bu kadar kolay mıydı? Arkadaşça bir öpücük de olabilirdi, ama Samu kimseyi öpmezdi ki. Annesi öperdi onu sadece. Yanakları kızarıyordu; boynuna, hatta kulaklarına kadar sıcaklığın yayıldığını hissediyordu. Kız da görebilirdi bunu her an. Tabii ki görecekti, dibinde duruyordu! Şu an 50 metre öteden bile Samuel’in kırmızı suratı okunabilirdi zaten! Farkında olmadan konuşmaya başladı. “Ee, benim gidip defterlerimi-“ Ama defterlerini nereye bırakmıştı ki? Biraz ileride raflardan birinde üst üste dağınık bir şekilde bırakılmış kitaplarına gözü ilişince kızdan kurtulup o tarafa koştu. “Bunları odaya götürmem gerek. Sonra da yemek yiyeceğim. Beni bekliyorlar. Gitsem iyi olur. Şey.” Konuşurken kapıya ulaşmıştı bile. “Görüşürüz sonra.”

- son -