İngiltere Büyücedünyası > Biçim Değiştirme Dersliği
Baba ve Oğul: Yüzleşme
Xavier Olineaux:
"...Daha az önce babacığım derken gayet iyiydin." dedi Xavier. O şekilde hitap etmesini çok isterdi, oğlu olduğu gerçeğini hemen kabullenmiş ve benimsemişti karşısındaki genci. Belki hep çocuğu olsun istediğindendi, belki de yıllar geçse bile ne kadar denerse denesin unutamadığı ilk aşkının bir parçası olduğu içindi. "Annenle aramda ne geçtiğini cidden bilmiyorsun yani..." nefesinin altından mırıldandı. Çocuğunun önünde annesini kötülemek istemiyordu, belli ki bu yaşa kadar onu büyüten kadını çok seviyordu ve kendisinin aksine bunca yıl güçlü bir ilişki kurabilmişlerdi. Boşa giden on altı koca yıl aklında dolanırken ağlama isteği iyice güçlendiyse de kendini tuttu ucu ucuna. "Dediklerimden etkilenmeyeceksen tüm gerçekliğiyle anlatacağım. Sonradan gidip 'babam annemi kötülüyor' demeyeceksen, kızıp küsmeyeceksen, çünkü adım kadar eminim ki olaylar sana değiştirilerek anlatıldı. Şu an her şeyi olduğu gibi bilerek devam etmek istiyorsan çıkabilirsin çünkü söyleyeceğim şeyler hoşuna gitmeyecek." dedi. Bir süre bekledi çocuğun çıkmasını. Oğlunun gayet kararlı bir şekilde oturmaya devam ettiğini görünce gülümsedi.
"En baştan başlıyorum o zaman. Şöyle, ben bazı sebeplerden dolayı başta bir yıl Beauxbatons'ta, bir yıl Hogwarts'ta okuyordum. Birinci ve üçüncü sınıfta Beauxbatons'taydım yani, oraya devam edememe sebebim de annendi gerçi de..." son kısmı sessizce söylediyse de zaten odada ölüm sessizliği vardı. "Klişe bir saf ve yumuşak Hufflepuff'tım haliyle kandırması kolaydı, üçüncü sınıftayken Marie'den hoşlandığımı direkt gidip söyleyecek kadar da aptaldım haliyle. Aynı şekilde hissettiğini söylediğinde inanmıştım bir de. Uhh..." bu kısmı söylemek istediğinden emin değildi ancak saklamanın bir anlamı yoktu, yumuşatmak için uygun kelimeleri arıyordu. Bulamadı gerçi, o yüzden aklına gelen her şeyi saymaya başladı. "Şey, kötü alışkanlıklarım diyelim, onlara başlamam da buradan geliyor. Çünkü tanıdığım Marie dıştan hep ciddi ve disiplinli bir öğrenci gibi duruyordu ancak yalnız kaldığımızda eğlenceden başka bir şey düşünmezdi. İçkiye ve kumara bayılırdı, kural çiğneyip suçunu üstlenmemi sağlardı. Her gün okuldan kaçıp tavernalara, kumarhanelere servetini yatırır mı bir insan? ...Yatırıyormuş." çocuğun rahatsızca kıpırdandığını fark edince duraksadı ancak çoktan başlamıştı bile. Rahatlaması için birkaç bitki karışımından yapılmış bir çay ikram ederken devam etti.
" Annen için girdiğim borçları ailem ödemediği için kendim ödemem dört yıl sürmüştü. Ses etmedim ama. Sonra şey oldu, uhhh, sarhoşken şey olmuş işte, eee... Sen olmuşsun. On üç yaşındaydık ya, on üç! Haber bile vermedi bana! İkinci dönemin ilk ayında birden okuldan ayrıldı. Arkadaşlarına sordum, nereye gittiği yerine aylardır benle nasıl dalga geçildiğini öğrendim. Geri zekalı olduğum için inanmadım tabii, evine gidecektim ancak vermediler adresini. En ufak bir bilgi bulabilmek için her şeyi yaptım ama kadar uğraştan sonra hiçbir sonuca ulaşamadım. Sonunda vazgeçtim ve dördüncü sınıfta Hogwarts'a geçişimden sonra bir daha Beauxbatons'a dönmedim. Belki bana ulaşır diye çok bekledim, tüm arkadaşlarına bilerek iletişim adreslerimi bıraktım ama bir süre sadece dalga geçmelerini içeren mektuplar geldi, sonra azaldı, sonra bir daha gelmedi. O bilinen kazanova tarafım da bu yüzden ortaya çıktı zaten. Bilmek istemesen de söyleyeceğim, eksik kalmasın. On dört yaşına gelmiştim, haliyle duygularımı zirvede yaşayıp aklıma eseni yapıyordum. Annene olan öfkem ve kırgınlığım yüzünden önüme gelenle çıkmaya, yatıp kalkmaya, sürekli içip kumar borcuna girmeye başladım. Okulda eskiden arkadaşım olan insanlara zorbalık yapıyordum, özgüvensizliğim beni bu hale düşürdü diye kimsenin ezemeyeceği havalı biri olmak istemiştim. İşin iğrenç tarafı da Marie hala aklımdan çıkmıyor!" başını ellerinin arasına aldı. "Neden özellikle bugünü seçtin ki söylemek için?!"
Théodore Reuben Chapdelaine:
[justify]Xavier konuşmaya başladıktan hemen sonra verdiği karardan dolayı pişmanlık duymaya başlamıştı Theo. Gerçekten de bunları dinlemek istiyor muydu? Uzun bir süredir ona sürekli aynı şekilde anlatılan hikayede babasının tarafını da duyma isteği vardı gencin. Ama konuşmanın tam anlamıyla başlanmasının üzerine kendisini sorgulamaya başladı genç büyücü. Adamın dediği herhangi bir şeye inanmalı mıydı? Adama inanmakta güçlük çekeceğini düşünmüştü başta. Fakat yalan söylüyor gibi durmuyordu profesör. Xavier’in çocuk istediğini duymuştu az önce Barbatos’tan. Sırf bu sebeple yalan söylüyor olabilirdi. Theo belki de sadece kendini kandırmak istiyordu bir müddet daha. Bu yüzden babasının etrafında tutunabileceği herhangi bir şüpheye tutunmaya çalışıyordu. Karşısına oturmuş tüm olanları hala tam anlamıyla atlatamamış olduğu gayet belli olan babasının yalan söylüyor olduğunu düşünmek işine geliyordu. Çünkü yalan söylüyorsa bu hayatına eskisi gibi devam edebileceği anlamına geliyordu.
Değişimi hiç mi hiç sevmezdi Theo. Annesiyle yaşamaya başlamasından beri birçok şey sürekli değişmişti yaşamında. Hayatı hızlı yaşayanlardandı annesi. Bir işten diğerine atlamayı seviyor gibiydi kadın. Sürekli evin düzeni değiştirir ve her ay yeni hobilerinden birine oğlunu da alıştırmaya çalışırdı. İngiltere’ye taşınma kararını da oldukça ani alması bundandı. Çocuğa okulunun değişeceği üzerine mektubu gönderdiğinde çoktan Fransa’daki evlerini satmıştı. Değişimi hiç mi hiç sevmeyen birisi için oldukça zordu annesiyle yaşamak. Ama onunla eskisi gibi olamama fikri çok daha fazla korkutucuydu Theo için.
Adamı dinlerken rahatsız olduğu artık ne kadar belli olduysa önüne bitki çayı koymuştu Xavier. Bitki çayı sanki bundan sonra söyleyeceklerini hafifletebilecekmiş gibi de konuşmaya devam etmişti. Theo bugün oturduğu şu koltukta kaç defa rahatsızca kıpırdanmıştı bilmiyordu. Fakat artık ne yaparsa yapsın rahatlayamıyor gibiydi. Bunları daha hafifi anlatmanın bir yolu yok muydu? Hani çocuğun annesi hakkında konuşuyordu en sonunda. Theo en son böyle bir konuşmada bir arkadaşı sevgilisinden ayrıldıktan sonra bulunmuştu. Böyle durumlara alışıktı. Ama bahsedilen kişi annesiydi burada.
Theo içinden isyanını ederken Xavier duracakmış gibi gözükmüyordu. Konuşmuş da konuşmuştu adam. Tam kafasını iki eli arasına aldı, susacak sanırım derken- ‘Sesini mi yükseltti şimdi bu bana? Benim suçum ne bunak adam!? Gelmiş bana çıkışıyor. Sabır ver bana Ya Merlin. Sanki ben dedim sarhoş ol da beni yap anamla diye.’ Bir de sesini yükselttikten sonra susmuştu adam. Tabii içini döktü ya daha ne diyecekti zaten. Theo bu konuşmaya nasıl devam etse bilemedi. Fazla sinirlenmişti ama en son yapmak istediği şeydi sinirlenip saçma saçma şeyler demek.
Önündeki çaydan bir yudum aldı. Çay da hiç sevmezdi aslında ama kalkıp adamın içkilerinin olduğu tarafa yönelse şimdi olmazdı. Az önce minnoş Barbatos’u odadan kovan profesör kim bilir ona ne yapardı. Adamın asıl yüzünü saklayan kurnaz birisi olup olmadığını düşündü biraz. Ama ne kadar düşünürse düşünsün profesör öyle biriymiş gibi durmuyordu. Aldığı yudumdan sonra bir iç çeken Theo konuşmak için fincanı aldığı yere geri koydu. Kollarını önünde yeniden birleştirdiğinde şu an olanların genç büyücünün içindeki savunma mekanizmalarını çalıştırmaya başladığı belliydi. En sonunda kendi bildiklerini söyleyerek konuşmaya girip sinirini biraz da olsa böyle yatıştırmaya çalıştı.
“Annem bana hamile kaldıktan sonra büyükannesinin yanına gitmiş kimse duymasın diye. En azından ben büyürken böyle duydum.” Tam bu noktada kendini durdurdu Theo. Konuşmak fazlasıyla zor geliyordu bu konu hakkında ve bunu bu cümleleri söyledikten sonra fark edebilmişti. “Her neyse...” Derince bir iç çekip arkasına yaslandıktan sonra konuşmaya devam etti. “Bu kadar detay vermenize gerek var mıydı şimdi gerçekten?! Bazı şeyleri insanların bilmemesi gerekir falan hani. Bir de gelmiş bana bağırıyorsunuz! Çok mu istedim sanki ben-” Yine durdurdu kendini konuşurken. Sinirliyken konuşmak zordu. Kendisine bağırmamıştı bile adam. Ama orayı söylerken kendini durduramamıştı.
“Neyse- Konuşmaya başlamadan önce eğer dediklerinize katlanabileceksem burada kalmamı söylemiştiniz diye hatırlıyorum. Katlandım katlanmasına ama küsmekle alakalı da bir şeyler vardı orada. Gerçekten bunu söylemeye hakkınız olduğunu nasıl düşündünüz bilmiyorum. Fakat insanların birbirine küsebilmeleri için öncelikle ortada bir ilişkilerinin olması gerekir. Size küsebilmem için ortada bir sebep göremiyorum.” Sesi zaman zaman yükselecek gibi olmuştu ama kendisini sıkarak konuşan Theo tüm bu konuşmayı sesini sabit tutarak yapmayı başarabilmişti. Tabii yüz ifadeleri konusunda aynı şey söylenemezdi. Kızmış olduğu metreler öteden anlaşılabilecek genç aynı zamanda birisi kızmış olduğu ile alakalı bir şey söylerse patlayacakmış gibi de duruyordu.[/justify]
Xavier Olineaux:
Gereğinden fazla konuşarak oğlunu ne kadar tetiklediğini fark etmişti Xavier. Son anda sesini yükseltmesiyle öyle bir pişmanlık doldurmuştu ki içini, dilsiz olmayı bile istemişti birkaç saniyeliğine. Barbatos'un uzaklaşması o kadar başını ağrıtmıştı ki kontrolünü kaybetmemesi imkansızdı, geri çağırmamak için zor duruyordu ve bu düşüncelerini onun gayet net şekilde duyup da gelmediğinin farkındaydı. Beynini çınlatan, gözlerini bulanıklaştıran ve başını döndüren ağrısına rağmen Théodore'a kulak vermeye çalışıyordu. Büyükannesinin yanına gitmiş demek, diye geçirdi içinden. Evine gitse de sadece vakit kaybı olacaktı yani. Şimdi de anlattığı şeyler yüzünden azar işitiyordu ancak cevap vermeye mecali yoktu. Son cümle gelene kadar sakinliğini koruyabilirdi ancak resmen 'sen benim için kimse değilsin, hayatımda yerin yok, profesörüm olmana rağmen.' demeye getirmişti çocuk. Bu lafı duymasıyla başını kaldırarak ifadesini ifşaladı; gözleri şokla genişlemiş, kaşları birazdan ağlayacağını belli edercesine kırışmış, ağzı hafiften aralanmış... Yüzü yavaşça rahatlasa da hüznünü belli eder şekilde kalırken 'Haklısın' diye mırıldanmaktan başka bir şey yapamamıştı. Barbatos'u göndermenin ne kadar yanlış bir seçim olduğunu fark ettiğinde yalvardı, 'Lütfen geri gel, tek başıma yapamayacağım.'
Bunu dillendirmemiş olmasına rağmen Barbatos'un iki içki şişesini havada kendiyle birlikte süzdürerek yanlarına gelmesi uzun sürmemişti. Duvardaki gizli kapılın açılıp kafatasının içeri girmesiyle kızıl büyücünün ne kadar rahatladığı, birdenbire tüm baş ağrısı ve neredeyse çoğu olumsuz duygusunun uçup gittiği bir kör tarafından gözle görülebilecek kadar belliydi. Barbatos'un ise soytarılık yaparak ortamdaki gerginliği yok etmek tek amacıydı şu an. "N'aber len? Bakın ne getirdim. Gömün agalar!" derken lüks şişeleri masaya bırakıp Theodore'un kucağına kuruldu. "Nabıyon minnak havyar yumurtası?" derken yerinden ne kadar memnun olduğunu belli edercesine kıpırdanarak iyice yerleşti. Théodore kucağındaki kafatasından rahatsız olmuş gibi durmuyordu, aksine gayet rahattı az öncekine kıyasla. Önündeki içkilere bakıyordu kararsızlıkla.
"İçebilirsin istersen," dedi Xavier. "Yanımda içtiğin ve ayılana kadar burada durduğun sürece istediğin kadar içmende sorun yok. Çok abartmamaya dikkat et gerçi..." sesi şefkatliydi, üstündeki gerginlik gitmişti tamamen. Belki de Barbatos'un gelişiydi onu rahatlatan, hem fiziksel hem ruhsal yönden. Odadaki üç erkek -iki yetişkin, biri de çok değil, birkaç yıla yetişkin olacak bir ergen- içmeye başladı sessizce. Alkolik olmasına rağmen Xavier sadece bir yudum alıp bırakmıştı gerçi, aklıselim kalarak devam etmek istiyordu konuşmaya. Az önceye kıyasla daha az öfkeli (ve her an birini öldürmeye hazır) duran çocuğun dikkatini çekmek için boğazını temizledi. "Théodore," diye başladı. "Sana sesimi yükselttiğim için çok, çok özür dilerim. İsteyerek olmadı ve bir daha asla olmayacak." şeklinde bir söz verdi. "Detay vermeme gerek yoktu ama senden gerçeği saklamama da gerek yoktu aynı şekilde. Bana inanıp inanmamak tamamen sana kalmış bir şey, ne olursa olsun sana karışmayacağım." derken Barbatos'un 'Vay anasını' diye fısıldamaya çalışması -fısıltıyla bağırmayı başarmıştı- lafını bölen ancak kızmayacağı bir unsur olmuştu. "Ancak son dediğine karşı çıkmak durumundayım. Hayatında bir yerim olmadığını söylemek gibi bir seçeneğin yok, en basitinden her hafta yüzünü görmek zorunda kalacağın Biçim Değiştirme profesörünüm sonuçta." gülümsedi ancak komiğine gittiği veya mutlu olduğu için olmadığı belliydi. "Bana bir şans vermeni istiyorum, Théodore. Bunca yıl her ne kadar benim suçum sayılmasa bile yanında olamadım ve bunu hiçbir şekilde geri ödeyemem ancak telafi etmeye çalışabilirim. Sadece oğlum olarak cevap ver, iyi bir baba olabilmem için bana bir şans verir misin?"
Théodore Reuben Chapdelaine:
[justify]Karşısındaki adamın acı içinde olduğunu görebilmişti Théodore. Fakat bunun hakkında ne düşünmesi gerektiğini bilmiyordu. Birisi kötü hissettiğinde en azından üzülmeliydi insan bu kişi her kim olursa olsun. Böyle hissetmiyor değildi. Sadece bunu neden hissettiğini kavrayamıyordu. Xavier’in söylediklerine inanmıyormuş gibi yapıyordu. Çünkü inanmış olması sinirlerini bozuyordu. Ona neden bu kadar çabuk inanmıştı. Yalan söylediği üzerine karşısındaki adamda herhangi bir iz aradı uzun bir süre. Ama bulamıyordu. Adamın ona sesini yükseltmiş olması üzerine patlamıştı zaten tüm siniri. Fakat her ne kadar sesli olarak aksini söylemiş gibi olsa da sesini yükselttiği için bile kızamamıştı babasına. Tüm siniri kendisine idi her zaman olduğu gibi.
Bu siniri tüm çabasıyla karşısındaki adama yönlendirmeye çalışıyor olması ne kadar doğruydu bilmiyordu. Fakat başka kime yönlendirebilirdi bunu. En sonunda siniri ona inandığı içindi. Aslında biraz da olsa öfkesi vardı adama karşı. Bu kadar detayı anlatması sinir bozucuydu. Artık çocuk olmadığı üzerine birçok kez annesi ile kavga etmişti. Ama bazı getirileri de vardı çocuk olarak görülmenin. Böyle detayların kendisinden tutulması gibi. Tamamını dinlememeyi istediğinden değildi bu tabii. Ama işine gelen şeyleri duymamayı tercih ederdi her aklı başında insan gibi. Tabii annesiyle aralarında olanları sorarak başına bunu da kendisi açmıştı aslında. Adamın odasına bugün gelmese ve doğru düzgün konuşsa böyle olmazdı büyük ihtimalle. Fakat dayanamamıştı, eğer beklerse hiçbir biçim değiştirme dersine girmeyi kaldıramayacak olduğunu hissetmişti.
Theo’nun kafasının içinde bir iç savaş süregelirken Barbatos geri içeri girmişti. Barbatos’un gelmesiyle kendisi rahatlamıştı ama babasının da rahatlamış olması tuhaf gelmişti. Bunu çok da fazla sorgulayamamıştı tabii gözleri direkt oldukça pahalı duran içki şişelerini bulmuştu. Bunlardan içmesinde bir sorun yok muydu şimdi. Annesi izin vermezdi içmesine bu yüzden tuhaf hissetmişti. Daha önce hiç içmediğinden falan değildi bu. Her kural tanımayan genç gibi onun da içtiği olurdu. Bu sırada kucağında yerine bulan Barbatos rahatını hiç bozmamıştı çocuğun fakat içmek ve içmemek arasında gidip geldiği belliydi.
Xavier içmesi üzerine onay verdiğinde hala kendisi tam emin olamıyordu. En sonunda içme kararı aldı. Tabii sinirlerini biraz daha yatışması için midir bilinmez fazla hızlı içmişti. Xavier’in fazla içmemiş olduğunu gördüğünde bir an ‘Ben ne yapıyorum ya şurada önemli bir konuşma yapmamız gerekiyorken.’ diyerek kendini durduracak gibi olmuştu. Fakat duramadı. Az önceki haline göre biraz daha keyifle yudumlarını alırken içkisinden, babasından gelen sesle durdu.
Adamın konuşmaya her şeyle girmesini bekliyordu ama bir özür bunların arasında değildi. ‘Niye özür diliyor bu adam ya.’ derken Xavier’in sebebini de söylediğini fark edebilmişti. Özür duymaya alışık değildi Theo, tuhaf hissetmişti böyle ‘ufak’ bir şey için özür dinlendiğinde. Adamın ofisine bir sürü yalan dizerek giren Theo’nun daha çok özür dilemesi gerekmez miydi hem. En sonunda adamın bir daha görmek dahi istemediği bir kitabı da kopyalatmıştı. Ayrıca bir değil iki defa yapmıştı bunu. Sırf keyfinin kahyası öyle istedi diye yapmıştı bir de bunu. İşte tam da bu yüzden bir özür duyduğu için kötü hissetmişti biraz.
Gözleri de dolmuştu az da olsa, bunu saklamak ister gibi içkisini yudumlamaya devam etti. Adam konuşmaya devam ederken yine kendisini ne demesi gerektiğini bilmez bir noktada bulmuştu. Hiçbir şey demese sorun olur muydu? Sadece biraz oturup rahatlasa ve düşünse sorun olur muydu? O böyle düşünürken Xavier konuşmaya devam ediyordu. Dikkatlice dinlemeye çalıştı Theo. Adam ona oğlum derken kendisini biraz daha gözleri dolarken buldu. Theo az önce söylediklerinden sonra karşısındaki adamın ona nasıl hâlâ oğlum diyebilmiş olduğunu anlayamıyordu. Böyle bir şeyi hakkediyor muydu o kadar söylediği şeyden sonra?
Derince bir iç çekti genç büyücü elindeki içkiyi bırakmıştı önüne. Konuşması bir cevap vermesi gerektiğini biliyordu. Evet dışında mantıklı bir cevap göremiyordu. Adamın söylediklerine inanmıyor olsaydı bile bu babasının bir şansı hakketmediği anlamına gelmezdi. Fakat gururuna yediremiyordu evet demeyi. Planlarının hepsinin puff olması demekti bu. Peki birine hakkettiği bir şeyi vermek varken planlarının bozulmuş olmasını düşünmesi doğru muydu?
Kollarını yeniden önünde bağladı Theo. Birazdan söyleyeceklerinin aksine yine en son konuştuğunda söylediklerine benzer şeyler dökülecekmiş gibi duruyordu gencin dudaklarından. Ama aslında tek sorun kendisini söyleyeceklerine hazırlamaya çalışıyor olmasıydı. En sonunda kendisini tam anlamıyla olmasa da hazır hissedebildiğinde başladı. “Öncelikle özür dilemenize aslında gerek yok cidden. Ve eee-” Burada aslında kendisinin bir özür dilemesi gerektiğini düşünüyordu, ama dili bir türlü dönmediğinden devam etme kararı aldı.
Bundan sonra özürden başka ne diyeceğini bilemediği için de sorunun cevabını verme kararı aldı Theo. “Ehem soruya gelecek olursam. Şey... Evet...” Sesli bir şekilde yutkunduktan sonra ise daha da zorlandığı kısma geldi. Adama az önce böyle seslenmişti ama o dalga geçmek için yapıyormuş gibiydi. Aslında gibisi yoktu direkt öyleydi. Fakat bu sefer olan farklıydı. Kendini hazır hissettikten sonra devam etti genç. “Evet baba. Bir şansı hakkettiğini düşünüyorum.”[/justify]
Navigasyon
[0] Mesajlar
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git