İngiltere Büyücedünyası > Biçim Değiştirme Dersliği

Baba ve Oğul: Yüzleşme

(1/2) > >>

Théodore Reuben Chapdelaine:
[justify]Biçim değiştirme dersinden sonraki günün sabahında elinde bir kitabı çevirerek dersliğin önünde durmuş düşünüyordu Théodore. Kitabın içini açmaya eli asla gitmiyordu. Ama daha önce zaten okumuştu bu kitabı. Ne kadar bir kısmında okurken tamamen işkence çekiyormuş gibi hissetse de okumuştu. Kitabın yazarı hem çok iyi bildiği hem de hiç bilmediği birisiydi. Xavier Olineaux ile dün olan karşılaşmasına doğru düzgün bir karşılaşma diyebilir miydi? Diyemezdi sanırım ama buna rağmen büyürken adını birçok kez duyduğu bu adam hakkında birkaç şey biliyordu. Mesela içinde annesinin de geçtiği ‘Fransa’nın Güzelleri’ isimli kitabı yazdığını biliyordu.

Okumak sevdiği bir şeydi ama o sayfaları ne zaman açsa gözlerini oyup sonrada onları yakmak istiyordu. Zaten sadece bir kere okumayı başarabilmişti tüm kitabı sırf bu yüzden. Okumaya kendini neden bu kadar zorlamıştı? Babası üzerine elindeki tek şey bu olduğundandı bu. Fakat kabullenemezdi bu gerçeği. Her çocukta olacağı gibi baba özlemi çekiyor olduğunu biliyordu içten içe. Ama babasının nasıl biri olduğunu biliyordu. Çokça şey duymuştu adam hakkında. Ve içlerinden iyi olan tek şey adamın güzelliği üzerineydi. Annesi küçüklüğünde, daha babasından bahsetmekten kaçındığı dönemlerde birkaç kez ne kadar çok benzediklerini söylemişti çocuğa.

Daha sonrasında ise bu benzerlik oğluna ne zaman azar çekmek istese ortaya attığı bir konu olmaya başlamıştı kadının. ‘Ah Theo ne kadar da sorumsuzsun. Aynı baban gibisin.’ Bu sözleri ne zaman duysa bir kavgaya tutuşurdu annesiyle. Kadın sinirinden söylediği sözlerden dolayı içten içe pişmanlık duysa da oğlu karşısında asla geri adım atmazdı. Çocuğa birçok kez babasının onu hamile bırakıp bir daha da arkasına dönüp bakmadığını söylemişti. Theo böyle bir adamla aynı kefeye konmaktan nefret ediyordu. Büyürken hikâyenin sadece tek tarafını duymuş olduğundan babasının aslında iyi biri olduğu üzerine bir umudu vardı çocuğun. Annesinin ona yalan söylemiş olduğunu düşünüyordu ama ne olacağı belli olmazdı. Tabii bu yöndeki umutlarının bir kısmı adamın yazdığı kitabı görmesiyle sönmüştü.

Hakkında başkalarından duyduğu şeyler dışında bir şey bilmediği adama karşı olan nefreti biraz da olsa azaldığında adamın karşısına çıkmayı düşünmüştü hep. Karşısına sinirden doğru düzgün düşünemez bir haldeyken çıkmak istemiyordu babasının. Fakat bu düşünceleri Hogwarts’a gelirken onun burada profesörlük yapmaya başladığını duymasıyla değişmişti. Fırsat bu fırsatken adamın karşısına çıkıp onunla konuşmak istiyordu. Annesinin şu son dönemlerdeki ilgisizliğinden onu babasının olduğu bir yere gönderdiğini fark edememiş olduğunu düşünüyordu. Kim bilir annesi bu karşılaşmayı duymasının ardından belki çocuğu eski okuluna geri göndermeyi düşünürdü.

Ama içinde hala tuhaftır ki bir umutla doluydu. Kitabın basımından dört sene sonra kitabı yayımdan kaldıran adam belki de değişmişti. En sonunda onca sene geçmişti. İnsanların belirli bir yaş sonrasında değişmesinin zor olduğunu söylerdi dedesi. Tabii burada da durmazdı yaşlı adam, değişmenin onca zorluğa rağmen imkânsız olmadığını da hep belirtirdi. Fakat bu umutlarına fazla da kapılmak istemiyordu Théodore. Böyle bir şeye inanmak fazla safça olurdu en sonunda. Theo masum birini suçlamayı, suçlu birine inanarak aptal yerine düşürülmeye tercih ederdi. Hem duyduklarının hepsi adamın en azından aşırı flörtöz biri olduğuna işaret ederken farklı şeyler düşünmek için bir sebebi yoktu.

Bu düşüncelerle kafası karışık bir şekilde Hogwarts’a geldiğinde her şeye rağmen adamla yüzleşmeye hazır olduğunu düşünmüştü. Ama bunu nasıl yapacağını bilmiyordu. Karşısına çıkınca ne diyecekti. Hem ona bağırmaya cidden hakkı var mıydı ki? En sonunda kimse bir çocuğa bakmak zorunda değildi.  Annesi ona bakmanın bu genç yaşındaki yalnız bir anne için ne kadar zor olduğundan ne zaman yakınsa ona da bunu hatırlatırdı Theo. Annesine onun için yüzleştiği zorluklardan dolayı minnettardı ama bunun yüzüne vurulması hoşuna gitmiyordu.  Ona bakmak zorunda değildi hiç kimse, o böyle düşünüyordu.

Kafasını kaldırıp önünde beklediği sınıfa bir kere daha baktı. Dün dersin sadece bitimine gitmişti ama bu bile yetmişti kaos dolu anların bir kısmını görmesine. Güzel bir kızın sınıfa 'baba' diye bağırarak daldığını bile görmüştü. Aslında Xavier ile yüzleşmeye hazır hissetmiyordu. Fakat dün olanlar sinirini bozmuştu. Bu baba diye bağıran kız yetmiyormuş gibi küçük bir çocuğa dönüşen Xavier elini tutmuştu. Sinirliydi hem de çok. Bugün eğer adam eski haline döndüyse onunla yüzleşecekti başka bir şansı yoktu çünkü gözü dönmüş gibiydi. Ama yine de odaya dalmadan önce biraz da olsa sakinleşmeye çalışıyordu. Kafasını toparlayıp odaya girdiğinde doğru düzgün cümleler kurabilmeyi diliyordu.

En sonunda elinde çevirdiği kitaba gözleri takıldı genç büyücünün. Bu kitaptan elinde bir tane daha vardı gencin. Annesinin odasındakinin alındığını anlamasından korktuğu için iki tane kopyasını yaptırmıştı kitabın. Annesinin odasına kopyalardan birini koymuştu ve şu an elindeki ise bir diğer kopyaydı. Orijinali bavulundan çıkarmamayı tercih etmişti. Dikkatli bir şekilde bakıldığında bir kopya olduğu belli olan kitaba biraz daha baktığında aklına gelen fikirle profesörün ofisine dalmıştı. Adamın eski haline dönmüş olduğunu umuyordu ve öyleydi de. Normal halinde ilk kez gördüğü adama doğru ilerlerken elindeki kitabı havaya kaldırıp yüzüne en masum gülümsemelerinden birini iliştirmişti.

“Çok özür diliyorum ofisinize bir anda dalmış bulundum ama bu konuyu duymanız gerektiğini düşündüm Profesör. Konu geçenlerde binadaşımın bana verdiği bir kitap hakkında.” Kitabı adamın görebiliyor olduğuna daha da emin olduktan sonra devam etti. “İlk geldiğim günde Fransa’dan geldiğimi duyduğu için tüm Fransız erkeklerinin Profesör Xavier gibi olup olmadığı üzerine bir şey sordu bana. Başta bununla ne demeye çalıştığını anlayamadım. Ama anlamadığımı görünce bana bu kitabı okursam anlayacağımı söyledi.” Kitabı adam elinden belki almaya çalışır diye kendine biraz da olsa yakın tutmaya çalıştı ve ardından devam etti. “Kitabın içeriğiyle alakalı hiçbir şey bilmediğimden ilk sayfalarını okuma hatasında bulundum. Başta bunu sizin yazdığınıza inanmadım...”

Adamın gözlerinin içine baktı Theo. Devam etmek istiyor muydu emin değildi. Kendisini geri dönüşü olmayan bir yola atlamış gibi hissediyordu. Buradan devam ederse adama babası olduğunu nasıl söyleyebilecekti hiç bilmiyordu. Yine de bu hislerine rağmen devam etti. Bir kere konuşmaya girişmişken durmak da tuhaf olurdu hem. Hiç olmadı adama en son ondan korktuğundan yalana başvurduğu üzerine bir yalan daha söylerdi. “Fakat kitaba bir kez daha bakınca gerçekten de sizin tarafınızdan yazılmış gibi duruyor. Siz önceden böyle şeyler mi yazıyordunuz profesör?”[/justify]

Xavier Olineaux:
"Planladığımız bu değildi Barbatos." dedi güzel büyücü. "Benim üstümde büyü kullanmayacaktın. İlk dersten kaos çıkarmak iyi olmadı, eh, gerçi kriz anında kim ne yapıyor öğrenmiş olduk. André fazla panikliyor, bunun hakkında bir şey yapılması gerek. Lucien de nasıl birini sakinleştirmesi gerektiğini çok iyi bilmesine rağmen çevresine karşı fazla ters, sosyal açıdan sürünüyor çocuk. Biraz sosyalleştirmek iyi olur ancak çok zorlamak istemiyorum kimseyi. Samuel insanları yönlendirmekte, kriz ortamında sakin kalmakta ve durumu yönetme konusunda çok iyi. Hatta Boleyn'lerin geleceği için kuzenine kıyasla daha iyi bir seçenek olabilir. Bayan Boleyn ile tekrardan görüşmem gerekebilir." ağzından çıkanları Samuel'e özel açtığı sayfaya not alırken Barbatos'un fikrini bekledi. Aslında bu yaşananların hiçbirini hatırlamıyordu, Barbatos olanları detaylı şekilde anlatmıştı ve Xavier'ın sebepsiz bir güveni vardı ona. "Doğrudur. İkiyisle de özel olarak konuşup iyice tart, güçlü yanlarını iyice destekleyip eksiklerini tamamlamalarına yardım edersen-"

"Olineaux'lara da yararları dokunur." dediler aynı anda. Elbette Xavier'ın öğrencilerini kullanma gibi bir düşüncesi yoktu ancak bu çocukların ileride geleceği konum bir şekilde kendi ailesini de etkileyeceği için, ortaklarının güçlü ve yetenekli olmasını tercih ederdi haliyle. Samuel'in sayfası tamamen dolunca Eadwig'inkine geçti, memnuniyetsizce cıkladı. "Beni en çok uğraştıracak öğrencim olabilir. Annesinden o kadar farklı ki... Yaşından olsa gerek, duygularını dışarı vurmak istiyor ve kendini diğerlerinden üstün görüyor belli ki. Nerede ne yapması gerektiğini bilmesine rağmen kendi bildiğini okuyor." iç çekti. "Kendi öğrencilik yıllarımı görüyorum onda, o yüzden umudum var. Gereken desteği alabilirse çok iyi yerlere gelebilme potansiyeli var bu çocuğun ancak geleceği yer Victorine'in yeri mi olur bilmiyorum." tekrardan sözü 'arkadaşına' bıraktı.

"Fazla özgüvenli ve mantıklı bir çocuk ama aşırı şımarık. Tek çocuk bir de, senden beter. Hala senin veletken bu bebe gibi olduğuna inanamıyorum! O zaman tanışmış olsaydık her gün kürekle döverdim seni."

Eadwig'in kendisine kıyasla melek gibi olduğunu itiraf etmek istemiyordu. Sınıfı geçebilmek için iki profesörüyle yatmışlığı bile vardı, hatırladıkça iğreniyordu kendinden. Zaten düşüncelerini kelimesi kelimesine duyabilen kafatası şu saniye itibariyle bunu öğrenmiş ve tepki vermek için ağzını açmıştı ki Xavier hiçbir şey yaşanmamış gibi az önceki cümleye yanıt verdi.

"Fakat gördüğün gibi Olineaux ailesine altın dönemini yaşatan kişi benim, Barbie. Babam ya da dedem veya bir başkası değil. Benim bir çocuğum olsa aslında... Benden bile daha iyi yerlere getirebilirdi aileyi. Çocuğumun olmamasının tek sebebi sensin şerefsiz!" Xavier son birkaç senedir bir çocuğunun olmasını her şeyden çok istiyordu ancak Barbatos'un varlığı buna engel oluyordu. Çünkü Xavier'ın başına herhangi bir şey gelirse Barbatos'a ne olacağı belli değildi ve seçenekler arasında Xavier'ın ilk doğanına musallat olması gibi bir durum da vardı. Sırf bu yüzden kimseyi riske atmak istemiyordu. Ayrıca Barbatos, Xavier'dan fazla uzaklaşamazdı, yani... Biriyle ilişkiye gireceği zaman partnerini ve kendisini izleyen bir kafatasının, bilinci olan bir kafatasının varlığı aşırı rahatsız ediciydi.

Neyse ki aileye bir varis getirmek zorunda değildi; ikinci en büyük olan Ijekiel başa geçecekti onun yerine. Çünkü Xavier evden ayrılmadan önce kesin bir dille artık aile yönetiminde bulunmak istemediğini, gezmek, araştırmak, öğrenmek ve öğretmek istediğini belirtmişti ve ailesindeki herkes bunu anlayışla karşılamıştı. Ana kuzusu olduğu için her fırsatta eve uğruyor, -Rebecca hariç- tüm kardeşlerine onlarca hediye alıp tüm vaktini onlara harcıyordu. Rebecca 'E hani bana?!' dediğinde ise Xavier'ın tek bir cevabı olurdu; 'Benim gül yüzümü görmek sana yeter de artar bile.'

Evini ne kadar özlediğini fark etti kızıl büyücü. İngiltere'ye gelişinden beri eve hiç uğrayamamıştı, hiç boş vakti yoktu. Bir de üstüne geçmişini hatırlayınca gelen moral bozuntusuyla iyice çöküşe geçen zavallı adamcağız iç çekerek yanındaki raflardan iki kadeh ve bir şarap şişesi çağırdı asasıyla. Kadehleri doldurdu, arkadaşıyla tokuşturduktan sonra içmeye başladılar. Tam keyfi yerine geliyordu ki içeriye bir öğrencinin dalması bir olmuştu... Elinde 'Fransa'nın Güzellikleri' kitabıyla... Şarap anında adamın boğazına kaçtı, öksürük krizine girdi. Çocuk gayet masum(!) ve tatlı bir şekilde olanı biteni anlatıyor, inatla kitabı profesörünün gözüne sokuyordu.

"Öncelikle... Şu binadaşının adını verebilir misin," göz ucuyla yandaki listeden çocuğun resmine bakıp adını buldu. "Théodore? Sadece meraktan..." dedi şarap şişesi ve kadehleri yerine yollarken. "Yayımdan kaldırılmış ve her yerden toplatılmış bir kitabın kopyalanması suç, bunu bildiğini varsayıyorum. Nereden bulundu da kopyalandı bilemeyeceğim ama..." iç çekti, korktuğu başına gelmişti. Tiksinç geçmişi başka bir ülkede bile peşini bırakmıyordu. "Haklısın, maalesef ki elindeki kitap demeye dilimin varmayacağı şeyi ben yazdım ancak basımının durdurulup toplatılmasından anlayacağın üzere pek de gurur duyduğum bir şey değil. Çok- bekle, ne demek Profesör Xavier gibi? O ne demek ya? Merlin aşkına, neden son beş altı yılda yaptığım hiçbir şeyi kimse görmüyor da önüne gelenle yatan adi bir kazanovaymışım gibi davranılıyor bana?!" Barbatos'un deminden beri attığı kahkahalar iyice arttı, "Son beş yılda dokunduğun karrrrrı sayısı beş etmiyordur bile! Puhahaha!"

"Sağ ol Barbie, çok yardımcı oluyorsun şu an öğrencimin önünde." Tekrar derince iç çekti ve zar zor gülümseyerek masasının önündeki tekli koltuklardan birini gösterdi eliyle, "Lütfen otur, Théodore. Görünüşe göre hayatımla bayağı bir ilgileniyorsun. Merak ettiklerini anlatayım sana ancak bilmen gerekiyor ki bu yıl dersine girecek olan profesör o kitabı yazan genç Xavier değil, bugünkü ve kesinlikle asla yaşlı olmayan Xavier." durdu. "Ve lütfen o kitabı yak, sadece görünce bile elim ayağım titriyor."

Théodore Reuben Chapdelaine:
[justify]Odaya elinde ‘Fransa’nın Güzelleri” kitabıyla girmesinin ardından adamın girdiği öksürük krizi keyfini fazlasıyla yerine getirmişti Theo’nun. Yüzünden ne kadar eğlendiğini duyguların ne olduğunu algılayamayan bir yaratık bile fark edebilirdi. Gülümsemesi adamın konuşmaya başlamasıyla daha da büyümüştü, sanki bu mümkünmüş gibi. Binadaşının adını sormuştu Profesör Xavier. Şimdilik bu konuda susma kararı aldı Theo. Adamın konuşması bittikten sonra karar verecekti ne yapacağına. Belki yalan söyler sınıftaki sinirini bozan Olineaux kızından aldığını falan söylerdi. Her şey karşısındaki adamın bundan sonra söyleyeceklerine bağlıydı. 

Dersine girmediği için adını soru şeklinde ona yönelten adama kafasını evet demek için salladı hızlıca. Adamın şarap şişesini ve kadehleri geri yerlerine yönlendirişini izledi. Nerede olduklarını da aklında tutmayı düşünüyordu. Fakat içkilerin tamamen açıkta olduğunu fark etti. Eğer bu dönem planladığı gibi Hogwarts’da son dönemi olmazsa adamın şaraplarına dadanırdı belki. Ya da belki bu dönemin bitmesini beklemeden yapardı bunu. Aklındaki fikri çabuk savuşturmaya çalıştı. Şu an karşısındaki adamı dikkatlice dinlemeliydi.

Xavier bu kitabın kopyalanmasının suç olduğu üzerine bir şeyler söylerken gerilmiş olması gerekirdi ama aksine daha da eğleniyor gibi duruyordu. Dışardan bunu gören Profesör Xavier belki de bunun ona kitabı veren binadaşına nefret etmesi gibi bir sebep yüzünden olduğunu sanabilirdi. Ama aksine Theo böyle bir şeyi gereken noktada okuldan atılmak için kullanabilecek olduğunu düşünüyordu. Hogwarts gibi bir okuldan atıldıktan sonra yeni bir okula geçmesi zor olabilirdi. Fakat böyle şeyler umurunda değil gibiydi. En başında onu bu okula isteği dışında getiren annesine güzel bir cevap olacağını düşünüyordu bunun.

O böyle düşünürken morali iyice düşen adamın iç çekişini duydu. Kendini buna sebep olduğundan kötü hissetmişti bir an. Adamı böyle gördüğüne üzülüyor muydu? ‘Üzülmemeliyim.’ dedi kendine içinden. Daha kitap hakkında ne diyeceğini duymamıştı. Kollarını önünde kitap aşağıya doğru duracak şekilde birleştirdi ve pür dikkat dinlemeye devam etti. Az önce hissettiği ufak pişmanlık yerini yeniden güzel duygular alırken bir şeyi fark etti. O böyle keyifle adamı dinlerken tek keyfi yerinde olan da o değildi.

Adam kitap hakkında konuşurken ne bekliyordu bilmiyordu. Böyle bir kitap hakkında biri ne diyebilirdi bilmiyordu. Kitabın edebi bir değeri yoktu ama tarihin bir noktasını kaydetmiş olması üzerinden ileri yıllarda bazı insanların ilgisini çekeceğine emindi. Ama adamın böyle bir kitap yazdıktan sonra adi bir kazanova gibi hatırlanmamayı beklemesini komik bulmuştu. Son beş yılda yaptıklarını tabii biraz duymuştu Theo da, ama çıkardığı kitabı bilenlerin konu kitaba geldiğinde daha çok söyleyecek şeyleri oluyordu. Çoğu dedikodu olduğu belli olan abartı şeylerdi tabii. Fakat insanlar bu tarz şeyleri konuşmayı seviyordu gerçek olsun ya da olmasın.

Barbatos adam ile dalga geçmek için konuşup son 5 yıldaki durumu ile dalga geçince önce kendini kahkaha atmamak için zor tuttu. Ama sonra düşünmeden edemedi bu eğer gerçekse babasını yıkık birisi olduğunu göstermiyor muydu? Ama bu o beş kişiyle tam olarak ne yaptığına da bağlıydı düşnünce. Tabii adamı yıkık biri olarak görmek daha eğlenceliydi. Barbatos’un sözlerine inanmamak için de bir sebebi yoktu, dün yaptıklarından sonra ona saygı bile duyuyordu. Minik Xavier’in eline dokunması dışında dün olanlar gayet eğlenceli gelmişti Theo’ya. 

Adam ona öğrencim derken kendini biraz keyfi bozulmuş hissetti. Fakat dediklerini dinlemeye devam etmeye çalıştı. Yüzüne adamın zar zor iliştirdiği gülümsemesini gördükten sonra eliyle koltukları gösterdiğini de fark etti. Profesörün dediği gibi koltuklardan birine adama görücek şekilde oturduktan sonra arkasına yaslandı. Otururken elindeki kitabı dizlerine bıraktı. Adam kesinlikle yaşlı olmadığını söylerken kahkaha attı Theo sonunda ne diyeceğini biliyordu. 

“Hmm biliyor musunuz? Sizinle daha fazla oynamama kararı aldım. Ne de olsa yaşlısınız, biz küçüklerin yaşlılara saygılı olması gerekir.” Bunu söylerken kocaman gülümseyen Theo az önce dizlerine bıraktığı kitabı eline aldı, ardından annesinin olduğu sayfayı buldu ve işaretin hale orada olup olmadığını kontrol etti. “Öncelikle bu kitabı birinden aldığım kısmı ve girdiğimden beri söylediklerim bir yalandı. Ama şunu söylemeden edemeyeceğim. Odaya kitapla girdiğimde tepkiniz oldukça eğlendiriciydi Profesör. Neredeyse dün Barbatos’un yaptığı şovdaki haliniz kadar eğlenceliydi.” Kitabı profesörün olduğu yöne doğru asası ile yönlendirdi Theo ve bunu yaparken konuşmaya devam etti. “Ve üzgünüm, fakat kitapla alakalı açıklamalarınız ve değiştiğiniz üzerine olan kısmı tamamen görmezden geleceğim. Öncelikle şunu da bilmenizi isterim. Aslında ben hayatınızla ilgilenmeyi hiç mi hiç istemiyorum bundan emin olabilirsiniz. O yüzden kendinizi bir şeyler anlatmak zorunda hissetmenizi istemem.”
 
Kitap en sonunda adamın eline geçtiğinde konuşmaya devam etti. “Önünüze gelmiş kitapta özellikle işaretlediğim bir yer var. Annemden uzun uzun bahsettiğiniz kısım. Kitaptaki 142 kadın içerisinden en çok ondan bahsettiğiniz için nasıl hissetti bilmiyorum tabii ama kitabı kendisi yakmadığına göre beklediği bir şeyler yazmış olmalısınız. Ya da tamamen aldıktan sonra okumama kararı aldığı içindir. Annemin eski odasında bu kitabı bulduktan sonra alıp kopyalayan bendim. Kitabın hatta bir tane daha kopyası var ama konumuz şu an bu değil. Değil mi babacığım?” Sona doğru bakışları donuklaşmıştı gencin. Konuşmaya ilk başladığındaki gülüşünden eser yoktu şimdi.[/justify]

Xavier Olineaux:
Öğrencisinin kahkaha atıp yaşlılara saygıdan bahsetmesiyle Xavier iyice çökerken Barbatos'un kahkahaları iyice artmıştı. Çocuk kitapta bir sayfayı açarken konuşuyordu ve Xavier'ın hayatı sorgulamasına sebep oluyordu, fazla mı disiplinsizdi de öğrenciler onun yanında rahat olmaktan ziyade resmen yaşlarının neredeyse iki katında olan bir adama zorbalık yaparcasına eğlenmeye çalışıyorlardı? Théodore, Xavier'ın hayatıyla ilgilenmediğini dile getirince tek niyetinin dalga geçmek olduğunu, sadece canı sıkılan bir öğrenci olduğunu düşündüyse de aslında hiç öyle değildi. Önüne gelen sayfadan sonra dünyayla ilişkisi neredeyse kopmuştu zaten, gözleri uğruna şekilden şekle girebileceği kadının ismindeydi ancak oğlu olduğunu şu an öğrendiği çocuğa da kulak vermeye çalışıyordu. Théodore'a bakmadı, nasıl acınası bir şekilde ilk aşkını anlattığına bakıyordu ve bir aptal bile şu an ağlamamak için kendini sıktığını, alt dudağının nasıl titrediğini fark edebilirdi. Sadece üç saniyelik sessizliğin ardından durumu Barbatos ele aldı.

Théo'nun gibine kadar girip çocuğu koklamaya başladı, "Vay anasını, cidden bizim havyar gibi kokuyorsun he! Daha ergenimsi ama evet havyarımın kokusunu bilirim ben. Evet, evet bu velet yalan söylemiyor havyarım! Tipi mipi de hık demiş burnundan düşmüş. Gözü değişik gerçi. Anasından mı almış yoksa yine mi senden gelme? Üç kardeşin ve anan maviş aynı bu bebe gibi. Lan havyar, çocuk istiyorum senin yüzünden yok senin yüzünden yapamıyorum demiyor muydun? Al bak varmış işte, otur kedi gibi sev-"

"Dışarı." Xavier kitapta Marie'ye ait olan sayfaları şeklini bozmamaya çalışarak koparırken mırıldandı.

"Ne?! Çıkamayacağımı bi-"

"Dışarı dedim, Barbatos." dedi bu sefer sesli şekilde Xavier, eline ne ara aldığı belli olmayan asasını kendisine doğrultmuş şekilde karşısındaki kafatasına bakarken. O kadar ciddi, o kadar tehditkar bakıyordu ki bir anlığına herkesin önündeki tatlı, saf ve ezilebilir kişiliğinin gerçekliğini sorgulatıyordu. Barbatos da normalde insan içinde rahatça dalga geçebildiği Xavier'dan aslında ne kadar korktuğunu göstererek duvardaki boynuzlu bir hayvana ait olan başka bir kafatasının boynuzunu çekip gizli bir kapının açılmasını sağladı, "İçmeye gidiyorum. İşin bitince çağırırsın. Ya da gelirsin. Ya da ne yapacaksan onu." diyerek gözden kayboldu. Xavier ise bugün kaçıncıya olduğunu bilmediği derin bir nefes çekti. Barbatos'un gitmesiyle beraber başına dayanılmaz bir ağrı girmişti, bunu irkilip anında elini başına koymasından anlayabilirdi Théo. Xavier sayfaları koparmayı bitirip özenle çekmecesine koyduktan sonra kalkıp kitabı şöminesine attı ve Théodore'un karşısındaki koltuğa geçti. Aralarındaki mesafe azalmıştı. Kızıl büyücü tekrardan zorla gülümsemeye çalıştı ancak olmayınca bıraktı.

"Evet, Théodore. Annenin büyük ihtimalle kitabı yakmama sebebi okuyup en çok sayfayı işgal ettiği gerçeğinden zevk alması. Beni hiçbir şey söylemeden terk edişinden sonra hakkında söylediklerimi ve düştüğüm hali görmek eminim ki çok memnun etmiştir Mar- anneni." Yüzünde anlaşılamayan, karışık bir ifade vardı. Kızgın mıydı? Üzgün müydü? İlk aşkını mı özlüyordu? "Buraya sadece 'kitapta annem var bak ben çocuğunum' demeye gelmediğini varsayıyorum. Söylemek veya sormak istediğin herhangi bir şey var mı? Herhangi bir şey." sorudan çok istekti bu.

Théodore Reuben Chapdelaine:
[justify]Profesör Xavier’in önüne gelen kitap sonrasında ağlamamak için kendini zor tuttuğunu elbette görmüştü. Ama bu ne demek oluyordu ki? En sonunda onları o terk etmemiş miydi? Ağlamaya hakkı gerçekten var mıydı şu an adamın? Theodore ne kadar düşünürse düşünsün ağlaması için bir sebep göremiyordu. Bilmediği bir şeyler mi vardı. Ona anlatılmamış, annesinin ona söylemediği bir şey mi vardı? Ama annesinin ondan bir şeyleri saklamak için bir sebebi olabilir miydi? Theo aklına gelen sorulara mantıklı tek bir cevap bile veremiyordu.

O bunları düşünürken çok bir süre geçmeden yanında bitmişti Barbatos. Onu kokuyor muydu? Theo bu durumdan rahatsız olmuştu ama bunu yapanın bir kafatası olduğunu düşünerek rahatsızlığını bastırabilmişti. Aynı koktukları üzerine bir şey demişti kafatası. Bunu duymasıyla midesi kalkan Theo yerinde rahatsızca kıpırdadı. Koklanılmış olmasından çok babası denen adamla aynı kokuyor olması fikri hoşuna gitmemişti. Görünüşündeki bir çok özelliği ondan aldığı ve hatta onun ğrencilik dönemindeki Hogwarts binasında bile olması yetmiyormuş gibi bir de aynı mı kokuyorlardı?

Barbatos konuşurken söylediklerinden biri dikkatini çekti Theo’nun. Bu adamın kızı yok muydu yani? O kızın soyadının Olineaux olduğuna emindi. Hem baba da demişti adama. Kuzenine falan mı baba diyordu bu kız? Ne kadar da tuhaftı. Yakın bir akrabalık ilişkilerinin olmamasını umdu genç büyücü. Babasının ailesi ile bir bağ kurmayı falan planlamıyordu ama tuhaf birinin halası falan çıkmasını istemezdi. Sinir bozucu olurdu böyle bir şey.

Xavier'in kitaptaki sayfaların bazılarını yırtarken Barbatos’u odadan kovduğunu duyabilmişti. Niye kovuyordu ki onun tek dayanağını? Kafatasının arada yaptığı yorumlarda dayanak bulan gence bunu neden yapıyordu? O bunları sorgularken profesörün fazlasıyla korkutucu gözüktüğünü yeni fark edebilmişti. Hem bu adam nasıl bu kadar hızlı duygu değişimi yaşayabilmişti? Ve ayrıca eğer böyle bir yanı varsa az önce Theo onunla bildiğin dalga geçerken nasıl sakin kalabilmişti? Yoksa sinirini çocuk konuşurken tutup en sonunda böyle mi patlıyordu. Bundan sonra biraz daha dikkat konuşmayı kafasına koydu Theo.

En sonunda korkmuş gibi duran kafatası ofisi terk etmişti. Kafatasının ardından beni terk etme buradaki tek dostum demek isteyen Theo, profesörün elinin başını bulduğunu görebilmişti. 'Yaşlı adamın başı mı ağrıyor? Beliniz de çok ağrıyor mu?' demeyi çok isterdi. Fakat az önce olanlardan sonra annesine dalga geçmek için çok sık söylediği bu sözleri bu adama söylememe kararı aldı. Hem niye annesiyle konuştuğu gibi konuşmak geçmişti içinden şimdi? Bu adamı babası olarak kabul etmek gibi bir fikri yoktu. Profesör Xavier'e az önce baba deyişinin ilk ve son olmasını planlıyordu.

Adam hareketlenip karşısındaki koltuğa oturduğunda yeniden rahatsızca kıpırdandı oturduğu yerde. Oturuşunu az öncesine göre yeniden düzeltti. Ne diye karşısına oturuyordu şimdi bu adam? Başta yerinden kalkmayı düşündü. Fakat bu geri adım atmak gibi bir şey olabilirdi. Neyin savaşını verdiğini bilmiyordu Theo ama oturduğu yerden kalkmama kararı aldı.

Xavier annesi hakkında konuşurken kaşları çatıldı Theo’nun. Annesi mi onu terk etmişti? Arkasına yaslanıp kollarını önünde birleştirdi Theo. Bunu rahatsız olduğundan yapmış olduğu belliydi. Ama yüz ifadesi hâlâ en son baba dediği halindeki donukluğuna yakındı. Dalga geçer gülümsemesine geri dönmek için zaman kolluyordu. Bir müddet de olsa adama acı çektirmek için oradaymış gibi davranırken rahattı. Ama dibine kadar gelen adam onda ağlama isteği uyandırıyordu sadece. Ve burada ağlamak hiç mi hiç istemiyordu Theo. Hatta sadece burada değil, bu konu için hiçbir yerde ağlamak istemiyordu. Fakat şu an konuşsa ağlayacak gibi hissediyordu. Hoş bir his değildi ağlamak varken kendini ağlamamaya zorlamak. Tabii bu öylece kendini bırakıp ağlayacağı anlamına gelmiyordu. Bu yüzden kısa bir şeyler söyleme kararı aldı.

“Size söylemek istediğim bir şey yok Profesör Xavier Olineaux. Ama şunu soracağım. Annemle aranızda ne oldu?” Zor olsa da onun tarafından da dinlemek istiyordu olanları. Büyürken hep babasının onu terk etmiş olduğunu duymuştu. Sadece annesinden değildi bu. Annesinden olanları dinlemiş yakınlarının hepsi de bu sözleri tekrar etmişti çocuk belli bir yaşı geçtikten sonra. Karşısındaki adam ne söylerse söylesin inanmakta güçlük çekeceğini biliyordu. Fakat sadece dinlemeyi denemek istiyordu.[/justify]

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git