İngiltere Büyücedünyası > Karanlık Sanatlar Dersliği

1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Karanlık Sanatlar Dersi

<< < (5/5)

Arthur F. Moore:
Sophia'nın söz almasının ardından sakince başını sallayarak onayladı kızı: "Evet, barbarca denilebilir sanırım. Tesadüftür ki kan büyüleriyle özdeşleşen isimler de tarih kitaplarına genellikle barbar olarak işlenmiştir. Dilersen bir şişe iç, dövüşmene gerek yok. Hissiyatı deneyimlemene yardımcı olur. Ama sadece gözlemleyebilirsin de." Lorence soyismini biliyordu, bu kızın ve birkaçının daha dövüşmek istemeyebileceğini de. Sıkıntı değildi zira yeşil cübbeli kız, bu dileğini olabilecek en doğru kelimelerle; muhtemelen gelecekte olacağı politikacı, asilzade misali ifade etmişti. Birçok ifade şekli kendisini de sinirlendirebilirdi ancak bu üslup, bunu beceremeyecek olan diğerlerine de açık bir kapı bırakmıştı. Karşı çıksa kendisinin "kötü adam" olacağı argümanlar karşısında müsaade etti bu talebe.

Üstelik bu sınıfta dövüşmek isteyecek sayısız ergen yahut hormonlarını dizginleyebilse de hissiyatı merak edecek birey vardı. Önemli olan herkesin bu güce bir şekilde şahit olmasıydı. Kan büyülerinin ve kara büyünün yol açabildiği yıkımı...

Sınıfına bu sırada geç kalan Michael'ı görmesiyle ölümden beter bakışlar yönlendirdi oğlana. Oğlan ilk lanetini savuşturmuştu hazırlığıyla. Fakat Arthur'un aklında başka şeyler vardı. Rahatlayan porsuğa beklemediği bir anda ikinci bir büyü gönderdi. Korkutucu yeşil ışıklar. Ancak zararsızından. Korku ile mesajını verdiğini umarak söze girdi: "Sigurðsson, dersime geç kalma lütfen. Uygulamalı aşamaya katılmana bu sebeple müsaade etmeyeceğim. İzleyebilirsin. Konumuz kan büyüleri," diyerek oğlanı bilgilendirdi sert bir sesle.

Franziska, Lilith'i kullanarak Mirabelle'e karşı korkunç bir hareket çekmişti lakin aynı anda iki rakip edinmek birkaç saniye içerisinde iyi bir fikir olmadığını göstermeye başlamıştı yeşil cübbeli kız linç edilirken. Dövüş kanlıydı, vahşiydi. Sınıfın diğer bir köşesinde, cam kenarında Rebecca, rakibi Iris'in ilk hamlesinden kaçınmış ve elde ettiği avantajla kolunu tutmuştu rakibinin ama Iris kendisini kavrayan elden sıyrılarak kafasında kurduğu planı başarıyla uygulamayı başarmıştı. Altlarındaki platform, ikilinin birbirlerine uyguladığı güçten ötürü çatlamıştı. Herkes kanın kendilerine verdiği kudretle güçlerini, çevikliklerini arşa yükseltmişti. Onların biraz ötesindeyse belki de kanın potansiyelini olağanca haşmetiyle ortaya koyan ikiliden Slytherin bina başkanı, Ravenclaw'lu mevkidaşının kafasını yere çakmış, ahşap platform toz duman olurken gövdesini Ares'in bacaklarına kaptırarak sınıfın kenarındaki duvara yapışmıştı arkasındaki taşları çatlatarak. Fakat bu epik dövüş, Eadwig'in lehine ilerliyordu.

Oldukça vurdulu kırdılı geçen dövüşleri, yüzündeki ciddiyet bir an bile bozulmadan izleyen adam asasıyla dövüşlerin arkalarında bıraktığı enkazları temizliyor, sınıfı gözlemliyordu bir yandan da. Makul bir sürenin geçtiğine kanaat getirdiğinde öğrencilerin bünyelerindeki kanlar kuvvetlerini yitirmeden sınıfa seslendi: "Bu kadarı yeterli!" Gür sesiyle dikkatleri topladıktan sonra öğrencilere üstlerini başlarını, gömleklerinin yakalarını düzeltmeleri için bir müddet süre tanıdı. "Dileyen buradan su alabilir," diyerek asasıyla ofisine çıkan yüksek kapıdan birkaç sürahi su çağırdı yanına.

"Herkes kendine geldiyse... Dersimize geçelim tekrardan. Az önce bizzat şahit olduğunuz üzere doğru canlıdan alınan birkaç damla kan, hiçbir ek hazırlığa gerek olmaksızın sizi korkutucu kaslı birer canavara çeviriyor. Muggle mitolojilerinde yer alan mitik bazı kahraman ve tanrıların da bu tip metotlara başvuran büyücüler olduğunu ileri süren çokça tarihi kaynak mevcut. Ve bu metotlardan birine bizzat şahit oldunuz..." Slaytları ilerlettiğinde kızıl saçlı bir cadı portresi belirdi tahtada. "Tabii kan ile elde edilebilecek güçlerin kapsamı oldukça geniş. Özel bir kan içmek, iksirler ve benzeri bir metot... Ancak bunların iki başkasıysa vampirizm ve kan büyüleridir. Vampirizm, insan kanı içmek suretiyle kişinin ömrünü uzatması demek ve bu gördüğünüz netameli kadın, Carmilla, 196 yaşına kadar yaşadı. Ve ölümü ecelden değildi: Şu anda birçoğunuzun ebeveynlerinin mensup olduğu, muhtemelen sizlerden de katılmanızı bekledikleri altı hizip tarafından alt edildi. En azından yazılı tarihe göre."

Sınıfa çöken karamsar havayı sezebiliyordu. Ancak öğrencilerin gerçekleri öğrenmesi gerekiyordu. Sınıfın karşısına, ana kürsüsüne ilerledi tok adımlarla ve kaşlarını çatarak söze girdi: "Kara büyüye dair en ufak bir deneyiminiz olmadan az önce nasıl güçlü olduğunuzu, hiç kavga etmemiş olanlarınızın bile ne denli kudretli hale geldiğini gördünüz. Şimdi elindeki kan ile ne yapabileceğini bilen bir büyücünün elde edebileceklerini düşünün." Sesi gürleşti. "Bayan Lorence, dövüşlerden önce söyledi, hepiniz duydunuz. Bu barbarca dedi! Belki az önceki eylemleriniz sizin barbar olduğunuz anlamına gelmez ama gücün arkasında bıraktığı yıkımı, sınıfı az önce ne hale getirdiğinizi düşünün!"

Sesi yumuşadı tekrar sözlerine devam ederken: ...ve dikkatli olun. Carmilla veya değil, gerçek veya hayal... Tehlikeleri bilin, kendinizi tehlikeye atmayın. Risk almayın. Cezbedici veya kudretli, tabuları icra etmeyin. Zira tabuları icra edenlerin ömrü uzun yahut destansı, kesinlikle güvende olmadı. Ne icra edenler ne de üzerlerinde icra edilenler için... Dersimiz bitmiştir, geldiğiniz için teşekkürler. Soruları olan varsa yanıma gelebilir, yoksa da çıkabilirsiniz..."


1- Derse, 22 Şubat saat 23.59'a kadar son aşama RP'si yazabilirsiniz. Ondan sonra dersi kilitleyeceğim. Katılımınız için teşekkürler.

2- Ders puanlamaları, son RP'lerin de girilmesinden sonra olabildiğince hızlı bir şekilde ilan edilecektir.

Sophia Catherine Lorence:
Profesör Moore ricasını kırmadığında memnuniyetle gülümsemiş ardından elini göğsüne koymuş sonrasında parmak uçlarıyla eteğinin ucunu yavaşça tutmuş ve sağ bacağını yavaşça bükerek selam vermiş bu şekilde profesörüne minnetini göstermişti.

"Ricamı kırmadığınız için çok teşekkür ederim efendim. Teklifiniz için sağ olun fakat o kanı dudaklarıma dahi sürmek  istemiyorum sadece izleyeceğim. İzninizle."

Konuşmasını bitirdiğinde yerine oturmuş ve Re'em kanlarını içmeye başlayan arkadaşlarını seyretmeye başlamıştı. İlk dikkatini çeken şey Slytherin'li kızıl saçlı kızın, bir Ravenclaw'lı cadıyı bileğinden tutarak diğer mavi cüppelinin üzerine atması Sophia'nın safir mavisi gözlerinin dehşetle açılmasına neden olmuştu. Üç kızın arasındaki kaosu daha fazla izleyemeyeceğine kanaat getirmiş olacak ki, bakışlarını başka bir tarafa çevirdi. Biraz uzağında Slytherin bina başkanları Eadwig Boleyn ve arkası dönük halde Ravenclaw'lı bir büyücü gözlerine ilişti. Sırtını gördüğü mavi cüppelinin üzerine atlayan sarışın büyücü diğerinin atağı ile yere çakılmıştı. Şimdi yüzünü görebildiği mavi cüppeli, yakın arkadaşı Eurus'un erkek arkadaşıydı. Yani Sophia en son çıktıklarını biliyordu şimdi aralarının nasıl olduğunu bilmese de kavgaya karışan büyücünün Ares Caldecott olduğu kesindi. Dövüşleri daha da vahşileşmeye başladığında genç kız korkuyla gözlerini yumup kafasını başka tarafa çevirdi. Uzun süre gözlerini açmaya cesaret edemedi. Tüm bu olanlar Re'em kanının kendilerine verdiği güç ve birbirlerine besledikleri kin yüzünden başlarına geliyordu.

Gözlerini açmaya cesaret edebildiğinde sınıfın içerisine baktı. Etraf büyük bir karmaşa içerisindeydi. Sıralar yerlere devrilmiş, parşömen kağıtları ve büyü kitapları yerlere saçılmıştı. Yere dökülen siyah mürekkep kaosun rengiydi.

Profesör Moore gür sesiyle herkesin dikkatini çektiğinde tüm öğrenciler kendilerine gelmiş gibiydiler. Yırtılan ve mahvolmuş üzerlerini düzeltmeye çalışırken Sophia onları hayıflayan gözlerle izledi.

 Karanlık sanatlara karşı savunma profesörleri tekrardan konuşmaya başladığında onu dikkate dinledi. Karşısında duran tahtada slayt hareket ettiğinde kızıl saçlı bir kadının portresi belirdi. Sarışın cadının merakı biraz daha artınca oturduğu yerde duruşunu dikleştirdi.

Konuların ciddileşmeye başladığını fark ettiğinde kaşları çatıldı. Geçmişte ve gelecekte olacak şeyler çokta umrumda değildi sonuçta rahatı bozulmadıkça önemsediği söylenemezdi. Kendi adı profesörlerinin dudaklarından döküldüğünde sınıftakilere 'ben haklıydım. O kanı içtiğiniz de yozlaşmış canavarlara benziyordunuz. Değerli gözlerim sizin yüzünüzden hiç görmemesi gereken vahşet olaylarına tanık oldu' diyerek sınıfın içinde bağırmak istese de içinde büyüyen bu arzusunu bastırdı.

Savaş veya barış onu etkilemezdi. Portresini gördüğü kızıl saçlı kadının sonunun ölüm olması. Yaşadıkları büyülü evrenin hiç göründüğü kadar etkileyici ve güzel olmadığının kanıtıydı. Ama umrunda değildi. Sonuçta büyücü dünyasında kalmayı düşünmüyordu. Hogwarts'tan mezun olur olmaz kendi memleketine, ülkesine dönecek ve babasının serveti sayesinde mutlu ve huzurla yaşayacaktı yani dileği buydu. Derslerinin bitirildiği ilan edildiğinde yavaşça yerinden kalkıp, çantasını koluna taktı. Derslikten çıkarken tek istediği bugün yaşananların yeni kâbusu olmamasıydı.

Aethelwulf Ares Caldecott:
[justify]Re’em kanının ona verdiği gücü iliklerine kadar hissetmişti genç büyücü. Daha önce hiç böylesine muazzam bir gücü deneyimlememişti, fevkalade hissettiriyordu fakat aynı zamanda korkunçtu da. Eğer çelikten bir iradeye sahip olunmazsa bir kez bu gücün bağımlısı oldun mu geri dönüşü yokmuş gibi geliyordu. Bir insanın güç için ne kadar ileriye gidebileceğini hayal etmek tüyler ürperticiydi.

Profesör Moore, durmalarını söyleyene kadar fark etmemişti salona ne kadar hasar verdiklerini. Burada insani bir dövüşün yaşanmadığının izleri okunuyordu çatlamış duvarlar ve kırılmış tahtalardan. Bunlardan kaçının Eadwig ve kendisinin eseri olduğunu merak etmeden duramadı, kesin olan bir şey varsa her ikisinin de iyi pataklanmış olduğuydu. Nefes nefese kalmış, su alabilecekleri söylendiğinde o tarafa ilk fırlayanlardan biri olmuştu. Suyun büyük bir kısmını üzerine dökerek içtikten sonra kendini yere attı bitkince.

O sırada tekrar söze girmişti profesörleri, Ares her ne kadar onu can kulağıyla dinlemek istiyor olsa da konuşmanın büyük çoğunluğunda tavanı izlemişti. Vampirlerle ilgili kelimeyi duyana kadar pozisyonunu korumuştu, insan kanı içmenin ne kadar mide bulandırıcı bir şey olduğunu düşünürken ‘Carmilla’ ismini duyması ile ağrıyan kaslarına aldırış etmeden yerinden kalktı.

Tanıdık bir simayı tekrar görmek tüylerini diken diken etmişti. Nasıl ancak 6 kadim hizip tarafından alt edilebilen bir canavarın elinden sağ çıkmayı başarmıştı? Neden annesinin canına kıymışken kendisine yalnızca bir ‘ders’ vermek istemişti? Anlamıyor, anlayamıyordu.

Daha çok bilgi edinmesi gerektiğine karar verdi ipuçlarını değerlendirebilmesi için. Ders bitiminde profesörlerinin yanına yaklaştı ciddiyetle. “Merhaba Profesör,” dedi. “Eğer vaktiniz varsa size birkaç soru sorabilir miyim? Carmilla hakkında yani…”
[/justify]

Mirabelle Starlight:
Franziska'yı profesör seslenene kadar linçleseler de kız da az değildi, Lilith sıkı tutuyor olmasa şimdiye Mirabelle'i duvardan duvara vurmaya başlayacak kadar güçlü tepiniyordu. Hatta şu an kumral cadının bacağında bir ısırık izi vardı... Yine. Kuduz köpek işte. Her şey bitince Mirabelle ve Lilith, Franziska'yı rahat bırakıp, uslu uslu sularını içip yerlerine geçtiler. Mira, başını Lily'nin omzuna yaslarken arka sıralardan Lilith'in kendi kendine konuştuğunu işitebiliyordu. Profesör konuşmaya başlayınca pür dikkat kesilip dikkatini topladı adamın üstünde. Her şey gayet güzel gidiyordu... Laf Carmilla'ya gelene kadar. Carmilla ismini duymasıyla kumral cadıyı öksürük krizi tutuverdi, neyse ki Lily imdadına yetişti ve su içirdi arkadaşına. Daha yeni topladığı dikkati puf olup gitmişti, aklı çok farklı olmayan ama bir o kadar da farklı olan başka kızıl cadının tekindeydi.

'Carmilla veya değil,' diye tekrarladı içinden. Carmilla veya değil, suç işleyen birini desteklemek sadece başına bela açmayacak mıydı? Mirabelle'in belirgin bir huyu vardı, streslendiğinde, paniklediğinde ve/veya ne yapacağını bilemediğinde sağ elinin baş parmağının tırnağını ısırırdı, aynı şu an yaptığı gibi. Carmilla veya değil, katil çocuğu olduğu gerçeği derse odaklanmasını engelliyordu. Dersin bittiğini ancak Lily onu dürtünce fark etti. "Hı? Hıı, tamam." dedi sessizce. Parmağını ağzından çekti, başını hızlı hızlı iki yana salladı ve yine tatlı tatlı gülümseyerek kalktı yerinden. Derslikten ayrılırken son anda arkasını dönüp profesöre baktı, "Profesöööör, dersliğe bir dahaki girişimde sizden gelen büyüye karşı kendimi savunmayacağım haber vereyim dediiiim!" dedi ve her zamanki enerjisiyle birlikte çıkıp gitti.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git