Ay güneşi kovalarken görkemle tepenin üzerinde uzanan Hogwarts adeta kardan oluşmuş beyaz bir yorgan ile örtünmüştü. Öğrenciler derslerinden çıkmış yemekhanede toplanmış afiyetle yemeklerini yemekteydiler. Her bir öğrenci heyecanlıydı çünkü bu akşam düello turnuvası hemen yemekten sonra başlayacaktı.
Neredeyse tüm öğrenciler karınlarını doyurmuş heyecanla düello turnuvasını izlemeye gitmişken okulun bambaşka bir noktasında bir sera gece karanlığına rağmen iç açan bir şekilde seyretmekteydi.
Küçük bir çocuk seraya uzanan arnavut kaldırımların arasında bulunan heykellerden birinin ardına yarım yamalak sığınmış ve muzip bir sessizlik ile ağsasını parlak sarı saçlarına dokundurmak sureti ile ''Colovaria'' diye fısıldamıştı. Fısıltısı karanlığa karıştığı anda bu küçük çocuğun saçları da parlak altın sarısından karanlık bir mat siyaha dönüşmüştü. Heyecanını bastırmak için hızlı bir şekilde derin nefesler solumasının ardından küçük muzip hazır ve nazır bir şekilde ayaklarına doğru ağsasını sallaması ile birlikte ''Quietus'' diyerek tekrar fısıldamıştı.
Karanlıkla bütünleşmiş saçları, derinlere gömdüğü heyecanı ve sessizleştirdiği ayakları ile birlikte seraya doğru bir akşam ayazı edası ile yaklaşmaya başlamıştı. Arnavut kaldırımları aşmış, ürkütücü derecede vakur duruşlu heykelleri geçmiş ve neticesinde kendisini seranın kapıları ardından bulmuştu. Gayri ihtiyari kapıları elleri ile açmaya kalkışmış ardından ise kendi aptallığı ile beklenildiği gibi kapıları kilitli bulmuştu. Ancak bu küçük muzip bütün bunlara hazırlıklıklı idi aksi taktirde neden kendisini akşamın bu saatinde leziz yemekler ortak salonda onu beklerken seranın önüne atmış olsundu ki.
Ufak bir hayıflanma ile birlikte akşam ayazına karışmak sureti ile asasını kapının kilitlerine doğru sallayarak ''Alohomora'' dedi. Kelimesi akşam rüzgarına karıştığı anda kilitler açılmış ve kapıyı yavaş bir şekilde ittirmeye başlamıştı bile.
İki koridor oluşacak şekilde devasa uzunlukta seranın bir ucundan diğer ucuna doğru uzanan üç farklı masa seyretmekteydi. Her bir masa şeridinde birbirinden farklı ve birbirinden tehlikeli bitkiler uzanmaktaydı. Neticede burası üç numaralı seraydı. İlk yıllarını okuyan öğrencilerin girmesi yasak olan seraydı. Ancak bu küçük muzip üst sınıflarından ve profesörlerinden gelecek olan hayır cevaplarını öngörmüş bu sebeple birlikte üç numaralı seraya kendi insiyatifi ile çoktan giriş yapmıştı bile.
Yapması gereken şey gayet basitti, kendisini seranın içerisine atması ile birlikte her bir bitkiyi büyük bir dikkat ile karanlık olmasına rağmen inceleyerek ilerlemeye başladı. Saksılarının altında mışıl mışıl uyuyan adam otları, başlı başına uzanan yaprak dökmeyen ağaçları ve sonunda bütün bu riske girip elde etmek istediği zehirli dokunaç bitkileri.
Ne kadar tehlikeli olduklarının gayet farkında olmasına rağmen sanki uykuya dalmışçasına, sakince hareket etmekteydi zehirli dokunaç bitkisi, alınması gereken önleminde gayet tabi farkındaydı bu küçük muzip. Ne yapıcağını bilmesi, son derece hazırlıklı olması ve şu ana kadar planın bir saat gibi tıkır tıkır işlemesinin verdiği özgüven ile birlikte ''Diffindo'' diyerek fısıldadı küçük muzip.
Büyüsü seranın içerisinde sessizce salınırken zehirli dokunaç hareketsiz bir şekilde salınıverdi. Fırsat bu fırsattı, ya hep ya hiçti. Hızlıca küçük muzip makasını çıkartıp zehirli dokunaçın yapraklarını budamaya başladı. Tanesi tamı tamına on galleon edecek bu yapraklar aynı zamanda çok güçlü ve eğlenceli iksirler için bileşendiler. Yaklaşık üç dakika içerisinde otuz yaprak budamış ve zehirli dokunacın bütün yapraklarını alarak bu bitkiyi adeta çıplak bırakmıştı. Tatmin olmuş bir şekilde geldiği gibi kendini seranın dışına sürükleyen küçük muzip açtığı kapıyı kapatıp hemen ardındansa kilitlere tekrar asasını dokundurarak ''Collo Portus'' sözcüklerini fısıldayarak kapıyı ardından kilitlemişti.
Seranın bulunduğu alandan sessizce sıvışıp kendini okulun duvarları arasına fırlatması ile birlikte düello salonuna emin adımlarla ilerleken son bir kez asasını saçlarına dokundurarak ''Colovaria'' diyerek gece karanlığına karışmış saçlarını tekrardan altın sarısına çevirmişti.
En az kendisi kadar muzip bir gülümseme, vakur bir duruş ve üç yüz galleon değerinde ki yaprakları ile birlikte öğrencilerin arasına karışıp turnavının başlamasını beklerken bulmuştu kendisini küçük muzip.