İngiltere Büyücedünyası > Büyüceşura
Bir Öğleden Sonra Görüşmesi
Victorine Odette Boleyn:
[justify]Kış güneşinin tepede parladığı bir günde, öğle sularında asil kadın, geniş çalışma masasının ardındaki deri koltuğa oturmuş saatin tik taklarını takip ediyordu. Güneş ışınlarının rahatlıkla içeriye girebildiği geniş pencereli, dolap kapaklarında altın motiflere rağmen sade dekore edilmiş bir odaydı. Yalnızca gerekli eşyalar yerleştirilmişti, bir evrak dolabı, birkaç koltuk ve çalışma masası, bunlar dışında fark edilen tek fazlalık, dosyaların konduğu rafın ortasında duran bir aile çerçevesiydi.
Gök mavisi bakışları, duvardaki saatin akreple yelkovanındaydı, sabırsızca çatılmış kaşları zamanın kontrolünü eline almak istediğini söylüyordu sanki. Muhatabının gelmesine dakikalar kalmış olsa da bir ömür beklemesi gerekiyormuş gibi geliyordu sanki. Victorine bir kontrol hastasıydı, çevresinde yaşananlar kendi istediği gibi şekillenmediği zaman bir canavara dönüşüyordu, gurur duyulası bir alışkanlık değildi.
Ve nihayet odasının sedir kapısı açıldı, asil kadın gelen adamın oturmasını bekledi ardından söze girdi. “Hoş geldiniz Bay Carter, görüşmeyi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Umarım sizi önemli bir işinizden etmemişimdir.”[/justify]
Seth Carter:
Soruşturmalardan gelen dosyalar, yakında yapılacak baskın, Mirabelle'in nufüsunu üstüme almak derken sigara üstüne sigara yaktığım için odamda bir öksürük krizindeyken gelen not masamın üstüne düştü. Üstünde hoş bir el yazısıyla Büyüceşura üyesi Victorine Boleyn adını görünce unutmamam gereken bir durum olduğunu kafama yazdım. Benimle konuşmak istediğini yazmıştı mektupta. Kafamda bir fikir vardı neden olduğu hakkında. Kadının oğlunu sorgulamamız gerekmişti daha yeni. Azar işitmeye hazırlanmalıydım. Bu yüzden içinde boğulduğum dosyaları düzeltme işini hızlandırıp, tekrar bir öksürük krizi ile engellenmemem için camları açtım. Öğleden önce olan işleri halledip, dosların yanında seherbazlar tarafından verilen ipuçlarını öğle yemeğinden sonra toplantı salonundaki şemaya astım. Bunları sonra iplerle birbirlerine bağlardık. Önce bayan Boleyn'e uğramam gerekiyordu. Tekrar odama dönüp dolabımdaki resmi duran ceketi üstüme geçirdim. Tuvalete gidip saçımı başımı düzelttim. Bu yoğunluk ve eve gitmek istememem yüzünden ofisimde kalma olayını abartmıştım. Şu tiple de Büyüceşura üyesinin karşısına çıkılmazdı.
Neredeyse yarım saat saçım sakalımla uğraştıktan sonra bana söylediği saatte (3'tü) bir-iki dakika kapısının önünde bekledikten sonra kapısını çalıp açtım. "Girebilir miyim?" dedim nazik bir tavırla. Kadın da oldukça kibar bir şekilde içeri buyurdu beni. Geçtim masasının karşısındaki koltuğa. Zaten odanın içinde pek de bir eşya yoktu. Gereksiz eşyalardan hoşlanmamasından, bana attığı nottaki kısa kelime sayısından boş konuşmayı sevmediğini düşündüm. Bu yüzden gereksiz kibar davranışlardan arınarak "Hayır." dedim. "Asıl önemli olan sizin görüşmek istemenizdir." Konuyu tahmin etmiş olsam da tahminimi söze dökmemeye karar verdim. Oğlunu sorgulamamız gerekliydi. Bunu ona düzgün açıklayabileceğime emindim.
Victorine Odette Boleyn:
[justify]Victorine, istediği zaman düşünceleri duyabilirdi ve karşısındaki büyücü her ne kadar dışarıdan sakin görünüyor olsa da zihni oldukça gürültülüydü. Asil kadın, koca bir adayı yönetmekle hükümlü olduğundan onu az çok anlayabiliyordu, bütün o soruşturmaları yürütmek, Bakanlığın melodramlarını çekmek ve kişisel hayat sorunları epey yorucuydu. Ancak bugün muhatabını içini okumak için çağırmamıştı tabii ki, böyle karanlık günlerde kimsenin dert yanma lüksünün olmadığına inanıyordu. Bir bardak şarap ile içine atardın ve bitip giderdi.
Masasının yanındaki sehpada kaynattığı çaydanlıktan bir asa hareketi ile iki fincan çay doldurdu ve birini kendi diğeriniyse adamın önüne yönlendirdi. “Kibarlığınızdan müteşekkirim ancak öncelikle bir konuya açıklık getirmek gerekirse sizi oğlumu sorguladığınız için hesap sormak adına buraya çağırmadım.” Bir yandan ince parmaklarıyla çayını karıştırıyordu ritmik bir hareketle. “Soruşturmanızı bir süredir takip ediyorum, bakanlığın işlerine karışmak benim haddime değil. Umarım sorgu sırasında size fazla zorluk çıkarmamıştır.” Çayını karıştırmayı bıraktı, bir gözü halen saatteydi. Kadın kusursuzu severdi ve bu konuşmanın her bir dakikasını önceden planlamıştı. “Doğrudan koruya gireceğim izninizle. Sihir Bakanı makamı hakkında ne düşünüyorsunuz?”[/justify]
Seth Carter:
Kadının çaydanlığı hareketlendirip bir fincana çay koyması, yanında sigara içme isteği getirmiş olsa da havadan bana süzülen fincanı ve tabağını tutup isteğimi bastırdım. Kafamla teşekkür ettim. Çayın sıcaklığının azalması için biraz bekleyeceğim için elimde beklettim. Kadın da konuşmaya başladı. Oğlu hakkında beni çağırmadığını söylediğinde “Hmm...” diye ilginç bulduğumu belli etmek için ses çıkardım. Kendimi hazırladığım konu buydu oysa ki. Şimdi ise sürpriz bir konu mu gelecekti? Soruşturmamızı takip ettiğini söyledi. Yapılması gerekeni yapmaya çalışıyorum sadece. Oğlunun zorluk çıkarıp çıkarmadığına gelirsek... “Çıkarmadı.” dedim gülümseyerek. Gülümsememden bile yalan söylediğim belliydi tabi ki. Nicholas ve Eadwig Boleyn’in sorgusundaki bağırışmaları, sohbetlerini hatırlamadan edemedim. Nicholas daha yeni bir seherbaz, böyle zor durumlar ile savaştıktan sonra geliştirecek kendini. Yüksek gelirli safkan ailelerden geldikleri için anlaşırlar sanmıştım. Yanılmışım.
Kadın doğrudan konuya girmek istediğinde fincandan yudum almak için kaldırmaya başlamıştım. Sürpriz konu olduğu için hazır olmalıyım diye düşünerek indirdim fincanı. Doğru düşünmüştüm kadının lafı uzatmayan birini olduğuyla ilgili. Yine de söyleyeceği şeyi tahmin edememiştim. Ağzından çıkan soruyu duyunca beynim hızla çalışmaya başladı. Neden ne düşündüğümü sormuştu? Benim makama geçmemi mi önerecekti? Olamazdım ki. Olsam dairenin başına kim geçecekti? Cornelia? Ona güvenebilirdim bu konuda. Sakin kalmaya çalışarak çaydan bir yudum aldıktan sonra konuşmaya başladım. “Sihir Bakanımızın başına gelenlere üzülmemek elde değil. Carmilla hakkında soruşturmamız hala devam ediyor. Sorunuzu doğru anlayamadım sanırım. Makama geçmemi ima eder gibi sorduğunuz ama ne yazık ki yaşım tutmuyor.”
Victorine Odette Boleyn:
[justify]Asil kadın, çayından bir yudum aldı, halen dilini yakacak kadar sıcaktı ancak umursamadı. Karşısındaki muhatabının konuyu çabuk kavraması onun açısından iyiydi, Victorine’in nefret ettiği bir şey varsa o da aptallardı. Seth Carter'ı bu yüzden seçmişti, takip ettiği bütün dosyalar içinde seçilebilecek en düzgün adaydı ona göre, bu politik riski almaya değerdi. Seçimler yakındı, istese kendisi de aday olabilirdi, rahatlıkla kazanırdı da fakat onun gözündeki hedef farklıydı, Büyüceşura'nın Baş Büyücüsü olacaktı. Fincanını indirdi, bakışlarını içinden geçenleri ortaya dökmek istermiş gibi bir ciddiye adama kitledi. “Gayet doğru algıladınız aslında, konuyu oraya getirmeme gerek bile kalmadı. Zeki birisiniz, zekaya önem veririm.” Asasını çıkardı bir kez daha, kapıya doğrulttu ve bir sessizlik tılsımı yaptı, konuşmanın burasından sonrasında herhangi bir kulak misafiri istemiyordu. Kazayla olsa dahi. “Yasaların ne dediğinin hiçbir önemi yok, gerçekten, daha dün Carmilla’yı bir kahraman gibi Bakanlık’ta ağırlarken bugünlerde onun adını anmak Azkaban’a gidiş bileti oldu. Kimseyi zorla bir makama getirmek istemiyorum, yalnızca bu iş için gönüllü olabilecek sadık ve dürüst bir adaya ihtiyacım var, Bakan Kellington’un hatalarını telafi edecek birine de tabii. Bu yüzden görüşmemizin en önemli sorusunu soruyorum, böyle bir sorumluluğu üzerinize almak hakkında bakış açınız nedir?”[/justify]
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
Tam sürüme git