İngiltere Büyücedünyası > Madam Moreau’nun Simya Dükkân

'dost'

<< < (2/2)

Carolina Roslin Ó Dubhghaill:
[justify]Karşısındaki kadının buraya asıl gelme sebebini söylemesiyle ne diyeceğini bilemedi Carolina. Bir simya akademisi mi? Senelerdir yanına daha Hogwarts senelerindeyken öğrencileri alıp eğitiyordu. Bir usta-çırak ilişkisi alışık olduğu bir şeydi. Seviyordu da öğrenmeye hevesli kişileri işe almayı. Ama bir akademi açmak böyle bir fikir aklına gelseydi bile çabuk kafasından atmış olmalıydı. Çünkü bu fikir karşısında ne diyeceğini bilememişti.
 
“Simya üzerine ilgili öğrenci bulunabilirse güzel bir fikir. Ama seneler geçtikçe kendini patlatmaya hevesli insan sayısı azalıyor biliyorsun.” Biraz düşünmek için saçmalarken masanın altındaki zulasından bir kırmızı şarap şişesini çıkarttı. Kadehlerin olduğu yere uzanırken de konuşmaya devam etti. “Geleceği olan bir fikir gibi duruyor. Ve sen böyle bir soruyla geldiğine göre kafanda en azından birkaç şey daha var demektir. Dökül bakalım.”[/justify]

Isolde Aideen O'Malley:
[justify]Isolde ani fikir patlamalarıyla gelen beyin fırtınalarını severdi, bunlardan en uçuk kaçık olanı birkaç hafta önce kaplıcada sırt masajı yaptırırken başına gelmişti. Öncelikle artık kızıl olan kadın çocukları seven bir tip değildi, Mirabelle'i yanına almak ve yaz boyunca onunla geçirdiği vakit belli bir ölçüde veletlere olan nefretini azaltmıștı. Yine de eğer bu işe tek başına girerse bir noktada toplu cinayetle sonuçlanacağından emin olduğu için yanına birilerini alması mantıklı bir seçenek olarak görünmüștü. Ve aklında tek bir isim vardı, eski 'dost'u Carolina Roslin Ó Dubhghaill.

Simya okulu fikrinin temel çıkış kaynağı ise oldukça basitti: Hogwarts'ta öğrencilere hiçbir şey öğretilmiyordu ve sonrasında onlara sunulan meslek seçenekleri saçmalıktan başka bir şey değildi. Bakanlığa daha fazla çalışan doldurmak yerine büyücülük dünyasını geliștirmek için bir takım çalışmalar üzerine odaklanılması gerektiğini düşünüyordu. Aptal Muggle’lar balolarını bastığında kuyruğunu kıstırmıș kedi gibi ciyaklamaları içler acısıydı.

Önüne gelen șaraptan iștahlı bir yudum aldı. "Biz de bugünlere kendimizi pek çok kez kazanın başında patlatarak geldik, sevgi 'dost'um." Güldü. "Şu günlerde büyücü çocuklarının en temel becerilerinden yani yaratıcı düşünme yetilerinden yoksun yetiștirilmesinin acınası olduğunu düşünüyorum. Duraksadı ve biten sigarasının üzerine yenisini yaktı. "Hayat kısa, șurada ölüp gitmemize ne kadar kaldı ki? En azından birkaç parlak zihne bir şeyler kazandırabilirsek mirasımızı nesillerce sürdürebiliriz. Sadece gerçekten simyaya yeteneği olanları yetiștirmekten bahsediyorum tabii, fazlalıklarla zaman kaybetmenin lüzumu yok. Mirabelle'i yanıma alarak başlayacağım, kısacık bir zamanda ne kadar gelecek vadeden bir cadı olduğunu gördüm, doğru yönlendirilme ile çağ atlatacak bulușlara imza atabilir sadece o ve onun gibilerin yardımımıza ihtiyacı var. Bilirsin, şu sıralar herkes insanlık uğruna bir arındırma -aptallar- derdine düşmüş, birilerininse gerçekten yapıcı şeylerle ilgilenmesi gerekiyor, değil mi?"[/justify]

Carolina Roslin Ó Dubhghaill:
[justify]Kadehleri doldurup karşısındaki kadına birini uzattıktan sonra arkasına yaslandı. Eline kadehini aldıktan sonra yudumlamaya başladı. Karşısındaki kadını dinlerken bir yandan da hala daha bu fikir üzerine düşünmeye devam ediyordu. Hayır demesi için bir sebebi yoktu ama başına fazladan sorumluluk çıkarma için de bir sebebi yoktu. Bazı günler eve bile gitmek için bu dükkandan ayrılmıyorken böyle bir işe girebilir miydi?
 
Karşısındaki kadından tam anlamıyla açık bir teklif almamıştı yine de ne demeye çalıştığı belli değil miydi en sonunda Isolde’nin? Fakat hala emin olamıyordu. Isolde çocuklara katlanamazdı. Bu fikrin Mag Mell yangınından sonra neden aklına gelmiş olduğunu anlıyordu ‘dost’unun. Hem bahsettiği Mirabelle'i tam olarak anımsayamıyordu ama 'dost'unun ondan bahsetme şekline bakılacak olursa nadir bir yetenek olsa gerekti. Böyle cadılar ve büyücülerin olduğu bir akademi fikri gerçekten de ilgi çekiciydi.
 
“Bir simyacının yolu öyle kolay değil dediğin gibi. Ve yanlarında yol gösterecek birileri olmadan birçok genç yetenek okullarda köreliyor.” Duraksadı ne demeliydi hala karar veremiyordu. Fikir güzeldi ve bu fikri sunan kişi de güvendiği birisiydi. Ona hayır demek saçmaydı ama kabuğundan çıkmayı pek sevmiyordu Carolina. En sonunda uzun bir iç savaşın ardından yüzüne yerleştirdiği gülümsemesiyle konuştu.
 
“Elbette senin dediğin gibi yetenekli çocukların yanında onların doğru yollardan ilerlediklerinden emin olacak kişilere ihtiyaçları var. Hem de böyle karanlık bir zamanda çocukların yanında birilerinin olması lazım. Şu günlerde hiçbir şey iyiye gitmiyorken birilerinin gelecek için adım atması gerek haklısın.”[/justify]

Isolde Aideen O'Malley:
[justify]"İlgini çekebilmeme sevindim," dedi Isolde, ardından șarabından uzun keyifli bir yudum aldı.

'Dost'unun neden tereddüte düştüğünü az çok tahmin edebiliyordu, kendi standartlarına göre bir anda çok fazla sorumluluk almak demekti bu ișe kalkıșmak. Riskliydi de ayrıca, cadı avcıları tavernanın koruma büyülerini bir kez çökertmiști neden ikinci kez bunu yapamayacaklardı ki? Ne cadı avcıları ne de kafasını topluma düzen getirmekle bozmuș bir başka psikopat Isolde'nin umurundaydı, içine dahil olmayacaktı bu savaşa, istedikleri gibi birbirlerini yiyebilirlerdi.  Ancak kızıl kadın kara büyü üzerine yaptığı araștırmalar sonucunda bir gerçeğin farkına varmıştı: silahtan ateșlenen bir mermi hızıyla üzerine gelen bir asit topundan kaçmak için büyüleri engelleyen tılsımdan çok daha fazlası lazımdı. Eğer kendilerine silahlarla saldıracaklarsa verecekleri karşılık da benzer olmalıydı, eski usül. Çocuklara tam da bunu öğretmek istiyordu Isolde, her şeylerini büyüye bağlamamaları gerektiğini, ekstrem koșullarda hayatta kalabilmek için ekstrem çözümler üretebileceklerini.

"Dürüst olmak gerekirse, gelecek umurumda falan değil. Bıktım anlıyor musun? Her sabah günün gazetesini açtığımda bir başka göz devirtici haber okumaktan bahsediyorum. İflah olmaz yaratıklarız, bütün bu kaosun içinde sürüklenip gidecek çocukların elinden tutabilirsek bizim yerimize gelecekte bir șeyleri değiștirme șansları olabilir." Derin bir nefes almak için duraksadı, sinirleri gerilmiști. "Ailem öldürüldüğünde kimse yanımda değildi, kendi bașımın çaresine bakmam gerekti, uzunca bir süre sokaklarda yașadım. Ben hayatta kalma konusunda șanslıydım fakat her çocuğun eline böyle imkanlar geçmiyor ne yazık ki. Seyehatim sırasında mal gibi satılan büyücü çocuklarına rastladım biliyor musun? Bütün kervanı ateșe verdim kaçabilmeleri için ama içlerinden bir çoğu öldü. O zaman karar verdim işte bu çetrefilli ișe girmek için. Bu yüzden sana soruyorum, 'dost'larımın en yakınısın, zamanında birlikte pek çok şey atlatmıșken senden daha iyisini bulamam. Yeteneklerini burada, gölgelerde saklamak yerine benimle bu ișe ortak olmak ister misin?"[/justify]

Carolina Roslin Ó Dubhghaill:
[justify]Elindeki kadehten son yudumunu da aldıktan sonra şişeye uzandı Carolina. Bir kadeh daha doldururken düşünmeden edemedi. Bu işin başına bir sürü bela açacağından emindi. Cadı acılarının olmadığı ütopik bir dünyada bile sorunları birbirinde getirebilirdi bir simya akademisi açmak. Öncelikle çocuklar kendilerini patlatabilirlerdi. Bu ihtimali atarsa bile problemler bitiyordu.

Bir anne olarak bildiği tek bir şey vardı çocuklar hangi yaşlarında olursalar olsunlar büyük sorumluluktular. Onları sadece gün içerisinde bir öğretmen, bir usta olarak görüyor olsanız bile üzerlerindeki etkiniz büyük olurdu. Bir çocuğu yönlendirmek eğer bunu amaçlamıyorsanız bile yapabileceğiniz bir şeyken bir sürü çocuğun sorumluluğunu almak korkutucuydu. Ama çocukların iyi yönlendirmeye de ihtiyaçları vardı. Bu dönemlerde sürüce akılsızın haklı olarak gördükleri davaları tarafından kandırılabilir ve bir çöp gibi kullanılıp atılabilirlerdi.

Peki Carolina çocukları gerçekten bu kadar umursuyor muydu ki? Kendi çocuklarına yeterli ilgiyi vermemiş bir kadındı. Fakat aynı zamanda birçok gence ustalık yapmış onlara bildiklerini öğretip kariyerlerinde ilerlemelerini sağlamıştı. Çocukları ile ilgili durumun babaları yüzünden olduğunu söylerdi genelde. Ama gerçek şuydu ki Carolina’nın hayatında çocuklar her zaman ikinci planda olmuştu. Onun asıl dikkati her zaman işindeydi. Bu işte de değişen bir şey yoktu. Bu çocukların büyüyüp yapacakları şeylerdi onun umurunda olan. Doğru bir eğitimle gelebilecekleri yerdi asıl onun ilgisini çeken.

Carolina ‘dost’unun söylediklerini biraz bekliyor biraz da beklemiyordu. Onun bu bıkkınlığını hem anlıyor hem de anlamıyordu. Söyledikleri şeyler bu dünyanın gerçekleriydi. Carolina böyle şeyleri duyduğunda artık etkilenmemeye ne zaman başlamıştı bilmiyordu ama etkilenmiyordu. Ama o an kalbinde bir sızı vardı. Bunun tek sebebi ise yakın ‘dost’unun sinirini hissedebilmesiydi.

Elinde şimdi yeniden dolmuş olan kadehten büyük bir yudum aldı. Kadehi geri masaya bıraktığında konuşmaya hazırdı. “Sana hayır diyemeyeceğimi biliyorsun Sol. Böyle büyük bir işte beni yanında görmeyi uygun gördüysen elbette cevabımın evet olacağını da biliyor olmalısın. Bu simya akademisi için elimden gelen her şeyi yapacağıma emin olabilirsin. O çocuklar ölse bile daha nicesi dışarda çeşitli sebeplerden bu zalim dünyanın kollarında acı çekmeye mahkum bekliyorlar. Ölmeden şu dünyaya seninle beraber bir miras bırakmak elbette isterim.”[/justify]

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git