İngiltere Büyücedünyası > Madam Moreau’nun Simya Dükkân
'dost'
Isolde Aideen O'Malley:
[justify]Hogsmeade'in karla kaplı sokaklarında yeşil pelerinli bir kadın silueti belirdi. Acelesi var gibiydi, çevresine aldırıș etmeden hızlı adımlarla ilerliyordu. Birkaç sokaktan saptı, aradığı her neyse sanki nereye bakması gerektiğini bilmiyormuș gibi bir hali vardı. Ya da sadece telaștan kafası karıșmıștı. Birkaç tahta tabelalı dükkanın yan yana sıralandığı sokağa girdiğinde durdu nihayet, eteğindeki karları silkeledi ve daha sakince gözüne kestirdiği dükkana yöneldi.
Kapısının yanında geniș bir penceresi olan çok katlı bir dükkandı burası, pencerenin önündeki raflarda çeșitli iksir malzemeleri boy gösteriyordu. Buraya uğramayalı bir süre olmuştu, en son geldiğinde kapının yanındaki duvarı süsleyen renkli yaz çiçekleri vardı, şimdiyse onlar soğuktan bir bir dökülmüștü. Kapıdan içeri girdiğinde, büyülü otlar gibi çeșitli iksir malzemelerinin bir araya gelmesiyle olușmuș yoğun bir koku karşılamıștı onu. Derin derin içine çekti, belli ki hoșuna gitmişti. Tam karşısında bir kasa ve onun ardında da gözlüklü bir çalışan duruyordu, dalgın gibiydi, pelerinli selam verene kadar fark etmedi geldiğini.
Kadın pelerininin kapüșonunu indirdi yavaşça, uzun kızıl saçları omuzlarına döküldü beraberinde. Kasadaki çalıșanın gözleri șokla büyüyünce kadın gülümsedi. "Seni de görmek güzel, Auguste." Sonra adımlarını, orada daha önce defalarca bulunmuș gibi bir yön kabiliyeti ile kasanın arkasındaki depoya giden kapıya çevirdi. Girișten de daha yoğun kokan odaya ulaștığında görmeyi beklediği manzarayla karşılașmanın getirdiği bir tatmin ile yavașça kapıya tıkladı. "Tak. Tak."[/justify]
Carolina Roslin Ó Dubhghaill:
[justify]Gününe yine oldukça erken bir saatte dükkânını açarak başlamıştı Carolina. Auguste, bu günlerdeki tek çalışanı ondan birkaç saat sonra gelmiş kasayı devralmıştı. Bugünün bir teslimat günü olmasından dolayı kasayı çalışanına bırakmıştı. Yirmili yaşlarında gözlüklü ve Carolina’nın şimdiye kadar yanına aldığı her genç gibi geleceğinin parlak olduğunu söyleyebileceği birisiydi Auguste.
Uzun bir süredir pelin otu ve bicorn boynuzu bulamıyor olmaktan yakınan kadın en sonunda bu teslimatı alabildiğinden oldukça memnundu. Önceleri kendisi toplamaya giderdi bulamadığı malzemeleri. Ama o eski günlere yeniden dönemeyecek kadar yaşlı hissediyordu kendisini.
Malzemelerin bir kısmını kavanozlara kapatıp bir kısmını da daha sonra kurutmak için ayırmıştı. Depodaki raflar teker teker dolarken arkasından duyduğu tanıdık sesle elindeki kavanozu raftaki yerine bıraktı kadın. Kulaklarına inanamamıştı. Kapıya yöneldiğinde gördüğü tanıdık yüzle duyduğu sesin sahibini doğrulayabilmişti.
“Isolde?” Kadına doğru cevabını bildiği bir soru yöneltirken uzun süreden beri görmediği bu tanıdık yüzü görmenin verdiği mutluluk yüzünden okunuyordu Carolina’nın. “O kadar uzun süredir göremedim ki seni bir an tanıyamadım. Gel içeri geçelim senin gibi bir ‘dost'umu ayakta konuşturmayı istemem.” Eli ile kadını yönlendirmek gibi bir şeye hiç girişmemişti. Çünkü onun kendisi kadar iyi bildiğine emindi dükkanını.[/justify]
Isolde Aideen O'Malley:
[justify]"Merhaba, Carrie," dedi Isolde. Carolina ile tanıșıklıkları Hogwarts'taki öğrencilik yıllarına dayanıyordu, enerjilerinin uyuștuğunu ve ilgi alanlarının benzer olduğunu iki genç cadıyken fark etmișler ve mezun olduktan sonra içki arkadaşlığı ile de korumușlardı aralarındaki bağları. Isolde'nin bir elin beș parmağını geçmeyen, nadide 'dost'larındandı onun için. "Çok naziksin."
İki kızıl kadın, bir yandan laflayarak koridordan geçmiş ve medivenleri tırmandıktan sonra ofise varmışlardı. Geniş pencerenin önündeki çalışma masasına geçti önden giden, Isolde de hemen karşısındaki koyu mavi koltuklardan birine yerleșmiști. Kapının iki yanındaki raflara göz gezdirdi, üzerinde bulunan kitapların içeriği değișmemiș hatta geçen yılların ardından çeșitlenmiști de. Yine de yeşil pelerinli kadın, hepsinin üstüne konulmuș ciltli defteri gördüğünde duygulanmadan edemedi. O defter eski anılara ev sahipliği yapmıștı. Bir asa hareketi ile yanına çağırdı, içini açıp bakmadan önce bakışlarını 'dost'una çevirdi. "Bu defteri çok küçükken yapmıştık, saklaman ne hoş." Sayfalarından birini açtı, küçük bitki çizimleri ve yanına iliștirilmiș notlar gün yüzüne çıktı. "Yeniyetme bir cadı olmayı özledim. Yeni bir şey öğrenmenin verdiği heyecan bașkaydı, şimdilerde eline geçen tek șey acı." Cebinden metal bir kutu çıkardı, içinde incecik sarılmıș sigaralar vardı. Bir tanesini aldı ve altın rengi tutacağına tutturup asasıyla yaktı. "Nereye kaybolduğumu merak etmișsen diye söylüyorum, seyehate çıktım, alkol sinirlerimi yatıștırmadığı için yani. Ruh Doktorum tavsiye etti, Osmanlı'daki kaplıcalar iyi gelir dedi. Geldi de biliyor musun?"[/justify]
Carolina Roslin Ó Dubhghaill:
[justify]Carolina uzun zamandır duymadığı o takma adı duyduğunda eski günlerinde bulmuş gibi hissetti kendisini. Hogwarts koridorlarında geçirdiği o güzel günleri şimdilerde hatırlamakta zorlanıyordu. Ama o özlem duygusunu en derininde hissediyordu en ufak bir şeyi bile hatırladığında. O günlerde siniri bozan derslerini özlüyordu, profesörlerin bir kısmını bile özlüyordu ki bu o dönemlerde imkânsız gördüğü bir şeydi.
Biraz daha bu konular üzerine düşünürse kendi bir üzüntü içerinde bulacağını bildiğinden merdivenleri çıkarken dikkatini ‘dost’una. Verdi onunla konuşmak iyi geliyordu. “Lütfen seninleyken ince düşünmemek imkânsız Sol.”
Merdivenleri çıkıp en sonunda kendilerini ofisinde bulduklarında alini raflardaki kitapların üzerinde gezdirerek masasına ilerledi. Küçükken edindiği bu alışkanlığı annesinin yerini aldığında da geçmemiş gibi duruyordu. Masasına oturması ardından. Isolde’nin konuşmasını bekledi. Hemen soru yağmuruna tutmak istemiyordu onu. Merak ediyordu elbette ‘dost’unun bunca zamandır nerede olduğunu. Ama onun kendisinin bir şeyleri söyleyeceğine emindi.
Uzakta gördüğü ciltli defteri tanıyan Sol asasının bir hareketiyle eline almıştı defteri. “Bana tek sorunumun karanlık sanatlar dersine hazırlanmak gibi şeyler olduğu dönemleri hatırlatıyor. Hem belki inanmazsın ama açıp arada içindekileri okumak rahatlatıyor.”
Isolde sonunda duymayı beklediği konuyu açınca dikkatle dinledi kadını. “Tabii merak ettim. Mag Mell yangınından sonra yok oldun bildiğin. Ama sinirlerini yatıştırmak için bir seyahate çıktığını duymak güzel. İnsanın aklına türlü türlü şeyler geliyor birisi bir yangından sonra her şeyini bırakıp gidince. Her şeye rağmen sana İngiltere’den uzaklaşmak iyi gelmiş gibi duruyor.”[/justify]
Isolde Aideen O'Malley:
[justify]Isolde dilinin ucuna kadar gelmiş sözleri söylenek yerine sigarasından uzun bir nefes çekti. Buraya eskileri yad edip duygusal bir sohbet gerçekleștirmek için gelmemiști, onun da zamanı gelecekti ancak 'dost'una bir teklifte bulunacaktı. Ortadan kaybolduğu aylarda onu merak eden birilerinin olduğunu duymak göz yașartıcıydı, kızıl kadının döndüğünde șașırdığı şeylerin ikincisiydi. İlki tavernanın geçen bu sürede yağmalanmamıș olduğunu görmekti, çalıșanlarının bu denli sadık olmasını gerçekten beklemiyordu.
"Aslında dönmeyecektim, oldukça kararlıydım da bu konuda. Sonra, bilirsin, vazgeçtim. Beni tanıyorsun, kaçmak, uzaklașmak pek tarzım değildir, sadece biraz tatile ihtiyacım varmış." Sigarasından bir nefes daha çekti. "Neyse, geçmişe dönüp bakmak bu kadar yeter, doğrudan konuya giriyorum. Buraya ilgini çekeceğini düşündüğüm bir teklif için geldim, bir simya akademisi açmak hakkında ne düşünüyorsun?"[/justify]
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
Tam sürüme git