İngiltere Büyücedünyası > Hogwarts Bahçesi
Sen Varsın Diye (Vol III)
Charlotte Vera Rillian:
[justify]”Hizmetkarların işi” demesine rağmen Eadwig’in özenle açtığı oyuklara baktım bir ara kafamı çevirip. Denk geldiğimiz andan itibaren hissettiğim soğuk havanın mevsimle hiç alakası yoktu. Ben ne kadar denersem deneyeyim bir sıcaklık yayılmıyordu etrafa. Yine de vazgeçmemiş kendim olmaya çabalamıştım. Konuşarak iletişim içinde kalmayı denemiştim. Pes etmeme ramak kalmıştı ki en zoru zihnimin içinde yaşadığım çatışmaydı. Sorgulamakla olduramıyordum. Normale göre uzun bir süre sayılabilecek zaman içerisinde cevap alamayınca -söylediği lafı saymıyorum- yerleştirdiğim tohumların üstünü kapatmaya başladım. Dikkatlice toprağı ellerimle eşeliyordum ve öte yandan Eadwig’in el kol hareketlerini izliyordum. Küreği saplayıp karşıma geçtiğinde sessizliği yalnızca ben bozuyordum çoğunlukla olduğu gibi. Gözlerine bakarken dalıp gitmekten korktuğum için söylemlerim bittiğinde gözlerimi kaçırmak adına ve belki de oyalanmak için toprakla daha fazla oyalanıyor olacaktım. Düzeltilmiş çukurlara son bir göz attım. Yazgısını da böyle düzeltebilir miydi insan? Hiç değilse denerdi, değil mi? Mükemmeliyetçilik zor olsa gerek. Yaptığı her işe titizlikle yaklaştığını görmek için ona yakından bakmaya lüzum söz konusu bile değildi. Gülümsemeye çalıştım zorlukla. Aptal gibi gözüküyor olabilirdim. Üstümde gezinen gözü mü hissediyordum yoksa aylar sonra tekrar onunla yalnız kalmak mıydı beni geren? İşimi neredeyse bitirmek üzere olduğumu söyleyerek onu rahatlatabilirdim. Söylemek için yeltendiğimde ellerimi dizime yerleştirmiştim. “Az son-…” Mırıltı gibi çıkan sesim dudaklarımı araladığım gibi kesilmişti. Eadwig bir şey söylemişti ama ne alakası vardı konumuzla? Arkası gelecek gibi olduğundan dudaklarımı mühürledim. Alacalı görüntüsünde kaybolmamaya direnirken söylediklerine kulak kesilmeliydim.
Cümleleri dolayısıyla ilk düşündüğüm bunca suçlamaları elleriyle kendine doğrultuyorsa başkaları ne için yargılayacaktı onu? Aptal mıydı? Hayır, hiçbir zaman öyle olduğunu düşünmemiştim. Söylediklerinin içeriğini bilmiyor olsam da beceriksizlik yaftasını ona konduramamıştım. “Öyle deme. Korkak olmadığını sen de biliyorsun.” dedim. Ulaşmadı muhtemelen. Duraksadığında omuzlarım düşüverdi. Benle alakalı bir şey olabilir miydi? İmkânsız diye bir şey olmasa kesinlikle imkansızlığı bu an şu dakika yaratırdım düşüncemin saçmalığıyla. Ne beklemiştim ki? Kirpiklerime düşen yağmur taneleriyle gözümü kırpıştırdım. “Koruma?” diyebildim o sırada. Kimden veya neyden bahsediyordu? Dile getirilemeyecek kadar kötü ne olabilirdi? Sarmaşıklar sanki bileklerinden yakalamış ve canhıraş boğuyordu onu. Bunca şeyi nasıl tuttu tek bir kelime etmeden? Not endişesi mi taşıyordu? Eadwig gibi birisinden beklenmezdi. O yüzden görünenin hep altına bakmak lazım. Buzdan görünüşünün altında dağ eteklerinin bahar esintisini taşıyordu adeta. Ağlayacak mıydı? Ağlamamalıydı. Ancak bazen duyguların, düşüncelerin, korkuların, endişelerin, öfkelerin dış vurumu bir noktada huzuru sağlamaz mıydı? Sarılmak istedim. Başkası olsa tutmazdım kendimi, desteğimi gösterirdim. Korkuyordum Eadwig’ten. Korkuyla karışık bir çekince hareketlerimi kısıtlıyordu. “Al” dediğinde yüzünden toprağa süzülen damlayı izledim. Gözüm doldu tanıklık ettiğim sahne karşısında. Ağlarken tatlı gözükmesi normal olamazdı. Ağlamaktan, ağlanmasından hazzetmezdim ama onun buna ihtiyacı vardı. Hiçbir şey eğreti durmuyordu üzerinde. Şaşkınlıkla ben de ağlamamak için kıstığım gözlerim açıldığında “B-biz mi?” derken aklımın sınırlarını zorluyordu. Birlikte kaçıp gitmekten mi bahsediyordu? İyi de neden? Kaçıp gidecek kadar ve gerçek bir düşünce olsa dahi yanında götürmek isteyeceği kişi ben miydim? İnanmak bazen ne kadar da zordu. Yüreğimde bir sızı hissettim. Yumruk yapıp göğsüme doğru götürecekken geri dizlerimin üzerine indirdim. Kaçırdığım gözlerimi kaçıramayacak bir yer bulamayınca kaçınmayı bıraktım. Baktıkça sarılma isteğimi kamçılayamıyordum. “Kötü bir amacım yoktu.” dedim söylediğine karşılık savunurcasına. Ne yapmıştım sanki? Benle vakit geçirmek acı mı veriyordu ona?
Soyadımla hitap edince ve ağlamanın etkisiyle bana kızacağını beklerken aldığım cevapla donakalmıştım. Kaldığımız cezayı hatırlıyordum. Hiç düşünmeyi bırakmamıştım ki. Mümkün müydü? O günün komple benim hayal ürünü olduğunu çaresizce kendime inandırmıştım. Yine aynı şeyi mi yaşayacaktım? Eadwig ne yapmaya çalışıyordu? Düşüncelerim boğazıma borçlu gibi yapıştığında ses çıkaramadım. Yutkundum. Soğuk eli sıcak yüzümle buluştuğunda kedi gibi usul usul gözümü kapatıp yanağımı okşamasına izin vermiştim. Ne yapıyorsun Charlotte? Neden savunmuyorsun kendini de rüzgârda savruluyorsun? Bir denizin ortasında fenersiz kalmakla eş değerdi hissettiklerimi dışa vurmaya çalışmak herhangi bir iletişim kanalıyla. Deniz var, gemi var, asla fener yok. Fener var, kurumuş denizin ortasında dikiliyor bazı geceler. İçgüdüsel olarak çekiliyordum ona bir mıknatıs gibi. Dudaklarının yumuşaklığıyla gözlerim kapandı önce ilk seferinde olduğu gibi refleksle. Ama kesinlikle dördüncü sınıfta yaşananla aynı değildi. Eadwig ağlamaya başlayınca gözümde biriken damlaların ilki o an düşmüştü. Hissiyat masumluğunu kaybetmemiş, aksine yoğun bir duygu ve istekle harmanlanmıştı. Ellerimi ne yapacağımı bilmez bir halde havaya doğru kaldırdım öpmesine karşılık verirken. Toprak kokusu Eadwig’ten burnuma sızan yasemenlerin kokusu, eh biraz da tütün tadı… Geri çekilmek istiyordum. Mantığım haykırırcasına bunu yapmam gerektiğini söylüyordu içten içe. Onun yerine boşta kalan çamurlu ellerimi boynuna doladım. Gözyaşlarımı da ilkinin ardından tutmayı bıraktım rahatlıkla. Ağlıyorduk ve öpüşüyorduk. Yağmur üzerimize yağmayı hiç kesmiyordu arınmadan payımızı bize verircesine. Vücuduma yayılan ısıyla başım dönüyordu ve ben korkmaya başlıyordum. O beni kendine çektikçe üstüne düşmemek için güç alarak bedenimden olacakların kaygısıyla alt dudağını bırakarak geri çekildim nefessiz kalarak. Gözümü açmadan titrek bir sesle burnu burnuma değerken bir şeyler söylemeye çalıştım.“Neden aklımı karıştırıyorsun? Neden bize bunu yapıyorsun? Yarın yine yüzüme bakmayacaksın.” Su götürmez bir gerçekti bu. “Aptalsın ki.” dedim gülerek ama ağlamam kesilmiyordu. “Bilmediğim ne var? Neyi kaçırıyorum ben? Söyle bana. Bırak üstüne birlikte düşünelim.” Alabilirsem eğer bir cevap onu da işitmekten korkuyordum. Eadwig’in ise az çok tavrını kestirebiliyordum artık. “İstediğin kadar kaç. İstediğini söyle. İnkâr et.” Ben de aptaldım en az onun kadar. Kendime itiraf edemediğim şeyi ondan bekleyecek kadar aptal. Bütün duygularımın birbirine girmişliğiyle ağlamam şiddetlenirken düşünsem dahi söyleyemeyeceğim şeyleri söyleyecektim. “Şimdi beni tekrar öp. Sonra tekrar kaç. Eninde sonunda kaçabileceğin bütün yolların kapanacak nasılsa.” Konuşan ben miydim? Sonuna kadar bendim. Bendim ve emindim söylediğimden.
SON [/justify]
Navigasyon
[0] Mesajlar
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git