Aziz Michael Kilisesi'nin avlusu koşuşturan birkaç çocuğun tatlı gülüşmeleri ve depar sesleriyle yankılanıyordu. Britanya Aralık'ına yakışır biçimde durgun bir hava vardı ama bu ve soğuk bile eğlenmek isteyen yetimlerin hızını kesemiyordu. Çevredeki diğer insanlara nazaran daha uzun boylu, daha yapılı bir fiziğe sahip olan adam uzun adımlarla arşınlıyordu avluyu. Arkasında en az üç adım geriden gelen bir grup insan daha vardı, adama göre çok daha sade giyimli kimselerdi bunlar ve aralarında siyah cübbesiyle bir papaz daha bulunuyordu. Evharista sonrasında yapılan toplantıdan henüz yeni çıkılmıştı...
"Sonunda yakaladım seni, kâfir Cadı Mirabelle!" nidasıyla arkadaşının sırtına tüm gücüyle vuran çocuğun gözleri parıldıyordu sanki.
Koşturan çocuklardan birinin diğerine kovalamacaları sırasında söylediği bu sözler adamın kulaklarına vardığında çocuklar dahil çoğu kişinin titremelerini sağlayan bir hiddetle bağırmıştı Peder Redferne Amaranthe Roseborough "Hey ikiniz! Durun bakayım..." diye. Çocuklardan vuranın yanına tek dizinin üstünde eğilip sözlerine tatlı ve sakin bir tavırla, korkutmadan devam etti:
"Dostunuza karşı asla şiddet kullanmamalısınız. Böyle davranırsan cennetle müjdelenenlerden olmayı nasıl beklersin?"
Çocuktan gelen küskün "Affedin rahip." sözüne karşı da;
"Çocuklar ah; şiddet asla doğru cevap değildir, kafirler ve canavarlara karşı kullanılmadığı sürece!" diyerek başlarını okşadı. "Haydi, içeri girin bakalım. Oyun zamanı bitti. Haylazlığınıza kefaret olarak en az 15'er kez 'Yüce Meryem' ve 'Babamız' dualarını okuyun!" dedi ve yolladı çocukları adam.
Geri ayağa kalktığında takipçileri adama yetişmişlerdi. Siyah cübbeli papaz Hackworth, Redferne'i yakınlardaki bir çeşmeye ve orada bulunan mermer kürsüye doğru eliyle davet etmişti. Grup çeşmeye varmış, kürsüye geçen Redferne'i dinlemeye koyulmuştu. Kalıplı adam sözlerine başlamadan önce sessizce bir dua okumuş, sonrasında da karşısında kendini dinleyenlere hitap etmeye başlamıştı:
"Son zamanlarda gerçekleşen tuhaf şeyleri muhtemelen duymuşsunuzdur havarîlerim. Özellikle İngiltere'nin bu kesimlerinde. Büyük de bir örtbas varmış gibi görünüyor üstelik. Kafirler..." ve insanların aralarında oluşmaya başlayan kısık sesli homurtuların dinmesini bekledi. Sonrasında:
"İngiltere'de son zamanlarda üst üste kafir taşkınlıkları görülmeye başlamıştır. Sorun nedir çok da anladığımı söyleyemem; Aziz Michael müridleri neden avlarında yetersiz kalıyorlar bilemiyorum, bu durumla beklediğimizden daha kötü şekilde başa çıkılıyor nedense. Belki Protestan'lığınızdan gelen bir şeydir ama şu an mezhep ayrımına girmeyeceğim hiç... Ancak, bu duruma bir dur dememizin zamanı geldi!" diyerek nutkuna devam etti. Yapılan vaaza Aziz Michael bünyesindeki diğer çalışanları da yavaş adımlarla katılıyorlardı. Çeşmenin etrafındaki insan sayısı giderek artmaya devam ettiği sırada çoğu kişi kendilerine söylenen sözler karşısında az da olsa itiraz etmeye başlamışlardı. Sesleri çok fazla yükselmeden önce yüzünü topluluğa dönüp, ellerini havaya kaldırarak susmalarını işaretleyen papaz Hackworth olmuştu. Redferne sessizlik sağlandıktan sonra devam etmişti:
"Ağustos sonunda Üstat Sixsmith'in emriyle yaptığımız baskında aldığımız canlar ve indirdiğim kılıç darbesinden sonra yüzü göklerdeki cennete dönmeden yere yıkılan Şeytan'ın Karısı Cwenhild ele geçirildikten sonra Roma'ya geri döndüğümü hepiniz biliyorsunuz. Kalmama gerek olmadığını gönül rahatlığı içinde çokça temin eden hemşirem Lucille ve diğerlerinin kâfirlere karşı Mahkeme kurduklarını ve yargılarını eda ettiklerini öğrendim. Peki bugün neden geri döndüm? Vatikan'ın bir savaşçısı olarak İngiltere'deki bir sorun için neden sizin kendi başınızın çaresine bakmanıza bırakmadık sizi? Çünkü bu sorun İngiltere'yle bitmiyor. Hemşire Lucille'in kâfir André Harris'i eğitime tâbi tuttuğu bir gecede Aziz Michael Kilisesi ateşe verilmiş, yüzümüze ilk tokat vurulmuştur. Sonrasında ise adı Kızıl Carmilla diye bilinen Şeytan'ın bir başka fahişesi o günden beri en az üç kiliseyi daha yakarak küfürde bulunmuş durumda. Kâfirler bize saldırıp masum inananların kanını döküyor ve biz öylece durum buna seyirci kalamayız! Her zamanki gibi utanmaz ve kibirliler... Onlara bu suçlarının karşılığı olduğunu öğreteceğiz ey iman edenler."
Dinleyicilerin çoğu 7 kordonlu bir Flagellant kırbacı sırtlarında patlıyormuşçasına yumruklarını sıkıp dişlerini gıcırdatıyorlardı hiddetle. Roma'dan gelen papaz doğruyu söylüyordu, Britanya Cadı Avcıları aylardır sessiz kalmış ve kendilerini doğru düzgün savunamamışlardı.
"Kitabımızda 'Eğer biri günah işler, Rabbin buyruklarından birinde yasak olanı yaparsa, bilmeden yapsa bile, suç işlemiş olur; suçunun cezasını çekecektir.' buyurulmuştur. Ey müridler, ey tanrının elçileri! Eğer biz, dünya üzerindeki kutsal gazabın araçları olarak bu küfürlere cevap veremezsek, yasaya uymamış olmaz mıyız? 'Oysa bilmeden dayağı hak eden davranışlarda bulunan, az dayak yiyecek. Kime çok verilmişse, ondan çok istenecek. Kime çok şey emanet edilmişse, kendisinden daha fazlası beklenecektir.' denilmemiş midir? Üstat Sixsmith'in izni ve Rabbin inayetiyle bundan sonra bu sorunlar çözülene kadar, Britanya'daki her Cadı Avcısı bana uyacak ve sözlerimi emir diye dinleyecektir." dedi içinde ateşlenen büyük bir görev aşkıyla ve ağır pelerininin altında kabzası saklı duran kılıcı ile belinden kemerine takılı olan arbaletini çekti:
"Sağ elimde Victoria, sol elimde Selene ile çok emanete hak görülmüş olan ben, benden beklenilenden fazlasını sunacağım! Çok özgürlük verilmiş olan bu kâfirlerden, karşılığında ise çokça can alınacaktır!"
Sözlerini bitirip kürsüden inerek, hiç zaman kaybetmeden, çeşmenin çevresinde toplanmış olan güruhun şaşkın bakışları altında tam anlamıyla ayağının tozuyla faytonuna ilerlemeye başlamıştı. Biraz önce içeri girmeleri öğütlenen çocuklar parmaklıklı pencereler arkasından adamın ağzından çıkan sözleri duyabiliyorlardı:
"Kutsal Yasayı bilmeden günah işleyenler Yasa olmadan da mahvolacaklar. Yasayı bilerek günah işleyenlerse Yasayla yargılanacaklar. Çünkü Rabbin katında aklanacak olanlar Yasayı işitenler değil, yerine getirenlerdir. Amin."