İngiltere Büyücedünyası > Hastane Kanadı
Çikolata Kozmosu
Mirabelle Starlight:
Düello bittikten sonra Jimmy, hastane kanadına kaldırılmıştı. Franziska şeytanı bile çocuğa çok yüklenmemişti ve buna rağmen çocukcağız stupefy yediği an yere yapışmış, kıza kesin bir zafer kazandırmıştı. Franziska sonraki tura geçişini kutlarken zavallı çocuk hastane kanadına götürülmüş, Mirabelle ise gözlerini devirerek ortamdan ayrılmıştı. Hasta ziyaretine gidilirken çiçek götürmek adettendi ancak büyüyle yapılmış rastgele bir buket vermek istemediği için önce odasına uğradı. Özenle yetiştirdiği çiçeklerine bakınmaya başladı, en uygunu hangisiydi? Bakındı, bakındı... Sonunda kararını verdi ve çiçekleri birbirine kurdeleyle bağlayıp odasından ayrıldı.
Elinde bir buket çikolata kozmosuyla girdi hastane kanadına. Bu, Mirabelle'in favori çiçeklerinden biriydi. Adında çikolata geçerdi; ama vanilya gibi kokardı. Bu kadar sevmesinin sebebi de tam olarak buydu çünkü kendi çikolata rengindeki saçları da vanilya gibi kokuyordu. Birine hem geçmiş olsuna gidiyor hem de evlat edi-... arkadaş olmaya çalışıyordu, bu en iyi seçeneğiydi yani. Gözleri Jimmy'yi ararken diğer yatakların üstündeki çiçekleri fark etti. Sonra aradığı kişiyi buldu ama onun çiçeği yoktu. Üzüldü birkaç saniyeliğine, hemen ardından ortamdaki en güzel çiçeklere sahip olmasını sağlayacağı için gülümsedi. Neşeli neşeli çocuğun yanına geldi,
"Merhaba! Ben Mirabelle Starlight, az önce tribünlerde ciyak ciyak tezahürat ediyordum-" küçücük bir duraksamanın ardından yüzünün alt kısmını buketinin arkasına saklayıp gözlerini kaçırdı, "-eheh, pek işe yaramadı gerçi sanırım hm?" dedi tatlı tatlı. Tekrardan çocukla göz göze geldi ve kocaman gülümseyerek elindeki buketi uzattı. "Sana getirdim! Çok güzel kokuyor, belki iyi gelir hala üzerinde sersemlik varsa."
Jimmy Folke:
"Belki de o ikisinin bunca zaman yapmaları gereken bana zarar vermekti?" diye düşünmeden edemedim. Belki de herkesin içinde bana bir şey olması işe yarardı ya da kendilerini ters gidecek bir şey karşısında sorumluluktan uzak tutmak için beni turnuvanın üst karşılaşmalarına kondurmuşlardı. Kesin konuşmak istemezdim, belki düello sırasında kafamı bir yerlere vurmuş ve bunları düşünmüş olabilirdim ama yaşadığımı unuttuğumu düşündüğüm bazı anılarım geri dönüyorlar gibiydi. Burada verilen ilaçlar ve iyileştirme iksir ile büyüleri nedeniyle de olabilirdi bu. Ya da olmadık sanrılar mı görüyordum? Şu hoplaya zıplaya sedyeme doğru gelen kız gibi... Gerçek miydi o şimdi? Sıkıca yumup geri açtım gözlerimi, varlığından korkmadığım tek karanlık bu olabilirdi gerçekten ve bazı zamanlar işe de yarayabiliyordu gölgeler içinde gördüğümü sandığım şeyleri yok etmem için.
Ayrıca kız da olabildiğine gerçekti işte, sanki her adımında daha da artarak gelen bir çiçek kokusuyla. İster istemez hızlı bir gülümseme yüzüme oturmuştu ve oturduğu anda yüzümde maskemin olmadığını sezebildiğimde yerini korku almıştı. Hemen sağıma soluma bakıp aradığımda yastığımın kenarında durduğunu görerek yüzüme takmaya çalıştım. Salak gibi elimden düşürmeyip dursam iyi olurdu, parmaklarım fazla titriyordu.
"Merhaba! Ben Mirabelle Starlight, az önce tribünlerde ciyak ciyak tezahürat ediyordum... Eheh, pek işe yaramadı gerçi sanırım hm?" dedi kıkırdadığı küçük bir utangaçlıkla yüzünü çiçekleri arkasında saklarken. Yüzünü geri çıkarttığında da biraz öncekinden çok daha canlı bir ses tonuyla
"Sana getirdim! Çok güzel kokuyor, belki iyi gelir hala üzerinde sersemlik varsa." dedi.
"Ben yirmi yaşındayım!?" dedim tam bir geri zekalı gibi... Kimsenin sormadığı ama birden dilimin ucuna düşüveren ilk düşünce buydu. "P-Pardon, özür dilerim. Sanırım düello n-nedeniyle sersemliğim geçmedi. Düelloda yenildiğimde kafamı çok mu s-sert çarptım?" diyebildikten sonra hemen toparlanıp daha düzgün bir oturma biçimine geçip "Çok kabayım, ö-özür dilerim!" deyip elimi uzattım kıza; "B-Ben Jimmy!" diyerek.
Kız konuşmadan önce uyandığımdan beri yapmak istediğim ama yapamadığım bir düşüncemi seslendirmeyi seçmiştim:
"Yanında kağıt ve k-kalem var mı Mirabelle? G-Gerçek bir centilmen kazanamamış olsa bile düello yaptığı rakibini tebrik etmedilir.. terbiyesizin t-teki olsa bile. Bana böyle öğretildi." diye.
Mirabelle Starlight:
"Ha- Ne- yirmi mi yaşındasın- Ne-" Yirmi yaşında mıydı bu çocuk? E öğrenci ama bu? Neyse sorgulamayacağım. Anında yüzüne maskesini taktı, panikliyor falan... Neren yirmi senin abicim? Bebiş bebiş hareketler, sen hayırdır? Bak adam ol yoksa seni evlat edinirim. "Eee... Evet galiba biraz öyle old- yok yok sorun değil!" dedim, elini sıktım. Sonra demez mi rakibimi tebrik edeceğim diye... Benim alnımda bir damar patladı bak hissediyorum. Gözüm seğiriyor.
"Sen... O şeytan karı- yani Fra... Franziska'yı mı tebrik edeceksin?" dedim inanmayı reddeden ses tonum ve hafif yargıladığımı belli eden ifademle. Kuşum seni üzerler... Onayladı. "Emin misin? Yani tamam, izledin mi bilmiyorum ama benim maçımdan sonra rakibimle birbirimizi tebrik ettik sarıldık falan çok yabancı bir hareket değil bana ama... Franziska... Franziska yani... Saçma sapan tepkiler verebilir..." dedim ancak kararı değişmedi. İç çekerek neremden çıktığı bir muamma olan kağıt ve kalem çıkarttım, verdim. "Neyse, yaz bari ama saçmalarsa gider döverim kızı." diye uyarmayı unutmadım, yazdı falan. Ben de çocuğun ayağının dibine oturdum izledim o sırada, sonra gönderdi tebrik mektubunu.
"Ee, daha daha nasılsın Jimmy?" dedim sohbet başlatmak amacıyla. "Düelloda yaptığın şeyler gayet mantıklıydı ve kesinlikle işe yararmış gibi duruyordu. Büyü yaparken sıkıntı mı çekiyorsun? Yardım edebilirim istersen. Aslında ben seni hiç derse giderken falan da görmedim. Aslında ben galiba seni daha önce hiç görmedim?!" dedim sonlara doğru aydınlanma yaşarken. Belki de aynı Sabrina gibi o da sürekli hasta olduğu için derslere giremiyor olabilirdi, benim küçük kuzgun da büyü yaparken çok zorlanıyor. Gerçi bu bebe gelmiş yirmi yaşına, ay kuzum senin neyin var da bu kadar geri kaldın kıyamam..! Sonra tekrar bir aydınlanma geldi, "Şey, yanlış anlama ama neden maske takıyorsun bu arada? Gözlerin çooook güzel, aşırı aşırı güzel ama şu an göremiyorum. Rahatsız etmiyor mu ya? Ediyorsa çıkar bence, ne gerek var?" dedim sonlara doğru somurturken. Taramalı tüfek gibi bin tane soru sordum çocuğa, umarım beyni yanmamıştır.
Jimmy Folke:
Başta "Ha- Ne- yirmi mi yaşındasın- Ne-" diyerek biraz önce ağzımdan dökülen saçmalıklara yanıt vermeye çalıştı Mirabelle, sonra da soruma yanıt olarak "Eee... Evet galiba biraz öyle old- diyecekken korkudan büyümeye başlayan gözlerimi gördüğü için "yok yok sorun değil!" diyerek toparlamaya çalıştı. Tam bir rezillik eseriydim ve kendimi daha da utanılacak bir duruma sokmuştum. Ben bunları düşünürken o da uzattığım elimi havada bırakmadı, böylelikle okulda resmen tanıştığım ilk öğrenci olmuştu. Bir beyefendi olarak rakibime karşı olan sorumluluğumda istemese de yardımcı olmayı seçmişti, ama bunu yaparken de "Neyse, yaz bari ama saçmalarsa gider döverim kızı." diye korumacı kişiliğiyle de tanıştırmış oldu beni. Elimdeki kağıda temel gereksinimden daha fazlasını içermeyecek notumu yazmıştım bile. İnsanların benimle uğraşmalarını istemediğim için, yanış anlaşılmalara yer açmayacak açıklıkta kurmuştum sözcüklerimi. Mirabelle'in bana karşı gösterdiği tutumunun yarattığı durumu düşününce sevinmediğimi söylesem yalan olurdu. Bay Dagenham iyi biriydi, yeri geldiğinde korumacılık konusunu abarttığı bile olabiliyordu. Yine de adını koyamadığım bir şeyleri eksik kalıyordu onunla olan iletişimimde. Belki Mirabelle Starlight'ın verebileceği ya da vermeyi bildiği ama yaşlı Seherbaz'ın bilmediği bir şeydi. Adama onun bilmediği bir şeyin olduğunu söylemek belki o bol bol anlattığı eski serüvenci günlerine geri gönderebilirdi, kim bilir?
Ben bu düşüncelere dalmışken genç Cadı'nın;
"Ee, daha daha nasılsın Jimmy? Düelloda yaptığın şeyler gayet mantıklıydı ve kesinlikle işe yararmış gibi duruyordu. Büyü yaparken sıkıntı mı çekiyorsun? Yardım edebilirim istersen. Aslında ben seni hiç derse giderken falan da görmedim. Aslında ben galiba seni daha önce hiç görmedim?!" biçiminde dile getirdiği sorular fırtınası içinde kalıvermiştim. Nedense son sorusundan sonra benden yanıt beklemek yerine içerde kendi kendine yanıt veriyormuş gibi düşüncelere dalan bir mimik sergilese de, ben daha önceki sorularına yanıt veremeden "Şey, yanlış anlama ama neden maske takıyorsun bu arada? Gözlerin çooook güzel, aşırı aşırı güzel ama şu an göremiyorum. Rahatsız etmiyor mu ya? Ediyorsa çıkar bence, ne gerek var?"
Ağzımdan çıkacak ilk sözcükler her zamanki gibi ""B-Bilmiyorum..."" olabilirdi ama hayır, bu sefer değil. Her sorusuna düzgünce yanıt verecektim bu yeni arkadaşımın. Bu arkadaşlık daha başlamadan aptal olduğumu açık açık gösterip kendimi baltalamayacaktım.
"N-Nasılım? Eee, şey. Tutarlı. Tutarlıyım, e-evet. Bence."... Haydi ama bundan çok daha mantıklı tümceler kurabilirsin.
"A-Asam... Asam beni dinlemiyor. Sanki b-büyü yapmamı istemiyor gibi. Başka asaları da d-denedik ama onlar da böyleydi. Rayeharth bana bu asanın ç-çok daha uygun olduğunu s-söyler hep. Evet, bak işte, kafandaki düşünceleri karşındakine ilet. "Tutarlı... Tutarlı ol işte, söylediğin gibi. "B-Belki, eğer rakibim de b-benim gibi asasını k-kullanamayacak duruma gelirse bir şansım o-olabilir gibi gelmişti. Evet bak, seni nerelere getirdi bu?
"Yardım etmeyi d-denemenden mutlu olurum ama bir i-işe yarayacağını sanmam..." diyebildim üzgünce. Rayeharth'a söz vermemiş olsam, fırlatıp atardım o aptal tahta parçasını.
"Derslere i-istediğim gibi girebileceğimi söyledi Müdire hanım. H-Hem bir de ben s-sekizinci sınıfta okuyorum. B-Belki ondan karşılaşmamışızdır?" evet deha patlaması, tek başına mı düşündün bu çıkarımı? İnsanları kendim gibi aptal görmemeliyim...
Son soruya ise yanıtımı vermeden önce düşünmem gerekirdi. Nasıl yaralandığımı ben bile bilmiyorken, bir başkasına nasıl anlatabilirdim ki? En azından dürüst biçimde deneyebilirdim ama;
"B-Ben bir kaza geçirdim v-ve yüzümün.. tam a-anlamıyla yarısı yok ve k-ka-karanlıktan çok k-korkuyorum!" diyebilmiştim ve karanlık sözcüğünü söylemek bile göğsümde patırdamalar oluşturuyordu. "E-Eğer çıkarırsam sen d-daha da çok rahatsız olursun, l-lütfen güven b-bana Mirabelle." diyebildikten sonra sanki maskem düşmüş gibi yüzümün sol tarafını kızın görmeyeceği yöne doğru çevirdim ne yaptığımı bilemeden. Beni maskesiz gördüklerinde kusmaya başlayan insanların görüntüleri gözlerimin önünden geçmeye başlamıştı bile. "Yine de gözlerime güzel dediğin için teşekkürler" dedim kekelemeden. Kekelemeden mi? Gerçekten? Kızın gözlerine maskemle kapalı olmayan tek gözümle baktığımda engel olamadığım bir gülümseme yüzümdeydi.
Mirabelle Starlight:
Jimmy teker teker sorularımı cevaplamaya başladı. Nasılsın derken 'iyiyim' veya 'kötüyüm' demesini beklerdim, 'tutarlı' beklemediğim bir cevaptı. Sonra asasının onu dinlemediğini söyledi. "...Asanla arkadaşlık kurmayı denedin mi? Benim ilk asam benden nefret ediyordu o yüzden birinci sınıfın ilk ayında ders dışı yaptığım ilk büyüde çat diye ortadan ikiye ayrıldı. Ama şimdiki," asamı çıkarttım. Sonradan eklenmiş olduğu zarif, çiçek şeklinde işlemelere sahipti asam. Kendi ellerimle işlemiştim iznini alarak. "Moondrop, beni çok seviyor. Sadece kendime güvenmediğim zamanlarda bana küsüp çalışmayı bırakıyor. Belki senin de öyledir?" dedim çözüm ararken. Eğer öyleyse araları düzeltilebilirdi ancak diğer asaların da işe yaramayışı göz önünde bulundurulunca sorunun kaynağı Jimmy'nin ta kendisiydi büyük ihtimalle. Yine de yüzüne vurmadım. "Rakibin asasını kullanamasaydı fiziksel şiddete mi başvuracaktın yoksa? Hop, diskalifiye." vurmazdı bence ya. Minnoş bir şey bu, üflesen bayılacak zaten. Dur lan, ne sekizinci sınıfı? Anında tek kaşım kalktı. Okulun her yerini inciğine cıncığına kadar bilirim ben, öyle bir sınıf yok burada. Özel ders falan mı alıyorsun sen bebiş?
"Jimmy, düellon esnasında yüzünü gördüm ya zaten?" dedim tatlı tatlı. "Gayet normal, sevimli çocuğun tekisin. Yirmi yaşında olman ve 'sekizinci sınıfa' gidiyor olman sana sevimli çocuk dememe engel değil. İnsanların kusur veya çirkinlik veya herhangi bir zıkkım olarak gördüğü şeyleri benim gözlerim görmüyor inanır mısın?" sonra çocuğun saçını karıştırıp devam ettim, "Yıldız ışığı yeterli geliyorsa sorun yok bence." kelime oyunu yapmaya bayılıyorum. "Gözlerin cidden çoooook güzel, şey gibi, mavi ortanca çiçeği. Başını çevirme de rahat rahat bakayım ya!"
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
Tam sürüme git