Rol yaptığımı ima ediyordu. Umurumda değildi, kafam atmıştı bir kere. Biraz saygı görene kadar böyle devam ederdim. Kadın da değişik biri, etkilendiğini söylüyor ama suratında minicik bir mimik değişikliği yok. Benden nefret ettiğine o kadar eminim ki. Soyadımdan vurunca anladım zaten en başında da düşündüğüm gibi ön yargıyla yaklaştığını. Alışıktım ama buna, eğer sorun bu ise anlaşabilirdik. Anlardı onlar gibi olmadığımı. Ama adını söyleyene kadar kendimi savunmak için bir adım atmayacaktım. Çok da bekletmemişti beni: Cornelia Barthélemy. Size de bağlı dememek için kendimi tutarak kadın arkama geçtiğinde göz devirdim. Bu sırada camın arkasından beni izliyor olduklarını son anda hatırlamış ve suratımı düzeltip dikleşmiştim geri. "Sıcakkanlılık ve şefkat bekliyorsan eğer, annenin kollarına geri dönebilirsin.” demişti. "Sadece biraz saygı bekliyorum." dedim kadını izleyerek. Ayağımı sallamaya başlamıştım ritmik bir şekilde. Stres olduğumda veya kafamı bir şeye taktığımda yaptığım rutin hareketlerden biriydi bu. Farkındaydım ama durdurmak için bir emek harcamıyordum, tersine iyi geliyordu bana.
Özgüvenli olmamı söylüyordu Cornelia. Daha ne kadar olacaktım ki? Korkmuyorum kadın, anlamıyor musun? "Zorluk çıkarmanın sana hiçbir faydasının dokunmayacağını bilmen lazım. İş birliği yapmanı tavsiye ederim." Derin bir nefes aldım, bu aralar çok ihtiyacım oluyordu. Terlediğimi de hissediyordum. "Tam tersi." dedim gözlerimi şişirip kafamı sallayarak. Anlamıyor gibiydi çünkü. "Yardımcı olmaya çalışıyorum ama beni tersliyorsunuz!" Anlatmamı belirttiğinde kafamı umudumu yitirmiş bir şekilde salladım. Yardım etmek istiyordum evet, bu şekilde olacaksa bile anlatacaktım. "Kuzenim Eadwig, ki kendisiyle zaten konuşuluyor şu anda. Cyneric ve Clay vardı bir de. Ama onlar Carmilla ile iletişime geçmediler. Sadece izlediler uzaktan. Ha, bir de André vardı, bizi takip etmiş." Kafamı dertli bir şekilde salladım. "Onun geldiğini bilsek asla kabul etmezdik ve geri dönerdik. Travma yaşamıştı zaten öncesinde, bir tanesini de kaldıramazdı. Çok cesur bir çocuk. Veya aptal." Çok da yermemek lazım çocuğu, çok iyi dayanmıştı yanımızda. "Yani, başına gelecek olursak. İlk başta gitmemizin sebebi Carmilla'nın olmadığını ispatlamaktı. Ares'in dediklerini biliyorduk." Sorgu gereği ne bildiğimi soracaktı kesin o yüzden Cornelia sormadan ben devam ettim. "Bize anlattığı kadarıyla Carmilla ona işkence etmiş. Gitmesine izin vermiş ama Ares gitmemiş hatta çünkü annesinin intikamını almak istiyormuş. Hani şu öldürülen gazeteci... Duyduklarımı aktarıyorum sadece şu an. Eadwig beraber gitmeyi önerince ben de reddetmedim. Ares'in Carmilla'yı gördüğünü iddia ettiği yere gittik tam olarak. Ağaç saydık yolu bulmak için. Eadwig biliyordu tam sayıyı ama 52 ağaç kuzeye sonrasında da sola doğru ilerledik diye hatırlıyorum. Bir yerde ayrıldık Clayton ve Cneric'le. Onlar sağa biz sola gittik. Biz Camrilla'yı bulduk. Hiçbir Profesör yoktu o sırada etrafta... Nöbette olmaları gerekiyormuş. Seherbazlar da yoktu. Onlar da orada olmalıymış normalde ama biz ilk Carmilla ile karşılaşanlardık. Şans." Belki de fazla konuşmuştum, onları suçladığımı düşünecekti. Başka ne söylemem gerekiyordu onu da kaçırdım. İstediği gibi mi ilerliyorduk yoksa gereksiz şeyler mi anlatıyordum anlamak istiyordum. Sonuçta hayatımdaki ilk ve belki de tek sorgumdu. Pek tecrübeli değildim ama iyi geçsin istiyordum. Kadına baktım ifadesini anlamak için. "Devam... Edeyim mi?"