İngiltere Büyücedünyası > Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi
[Carmilla/Cwénhild Soruşturması] Samuel Raymond Boleyn Sorgusu
Seth Carter:
Kuzişim gelmiş (Vol II) konusundan sonra oluşmuş bir görevdir.
Sihirsel Yaptırım Dairesi çalışanlarının ve Seherbazların katılımına açıktır.
Samuel Boleyn, Ares Caldecott'tan sonra Yasak Orman'da Carmilla'yı gören, gördüğüne seherbazlarımızın da şahit olduğu bir öğrenci. O gece yaşadıklarını ayrıntıları ile anlatması sağlanmalı. Bulgularınızı soruşturma konusuna özetlemeniz önemle rica olunur.
Samuel Raymond Boleyn okuldan izin alınarak Bakanlık'a getirilmiştir. Bu konuya yazması zorunludur. Sorgulandıktan sonra eğer aksini gerektirecek bir durum söz konusu olmazsa Hogwarts'a geri götürülecektir.
Cornelia Barthélemy:
[justify]Bakanlığa geçiş yapılabilecek en zorlu zamanı tercih etmişti Cornelia ancak hiç şikayeti yoktu. Başında bulunan adama, onun yeteneklerine ve değerlerine inanıyordu. Günlerce evrak işine boğulabilirdi hiç sorun değildi, lakin… Çocukları sorguya çekmek işe başlangıç için oldukça can sıkıcıydı. Çocukları severdi Cornelia. Elindeki bilgiler nedense yetersiz geliyordu. Seherbazların anlattıklarıyla birlikte sağlam bilgiler lazımdı. Ne demişler? Çocuktan al haberi. Sorguya çekeceği öğrenci altıncı sınıf öğrencisi olsa da gerçek hayatla yüzleşmek için hala çok tecrübesizdiler. Cornelia odanın kapısına geldiğinde yarım saatten fazla beklettiğine emindi. Yüzünde soğuk bir ifade asılı şekilde kapıyı açıp içeri girdiğinde ilk yaptığı şey öğrencinin karşısına geçip dikilmekti. İki üç dakika kadar çocuğu sadece süzdü ve sonra da cümleleri döküldü ağzından:“Bir Boleyn daha. Olmadığınız yer yok, değil mi? Ama seni temin ederim ki buradan çıktıktan sonra burada hiç bulunmamış olmayı dileyeceksin Samuel."olmuştu. Sandalyeyi rahatsız edici sesiyle ağır aksak çekerek keskin bir tavırla “Yalan söylersen anlarım. Anladığım an koca bir günü arkadaşların Hogwarts’a dönerken burada benimle sorular eşliğinde terleyerek geçirmek zorunda kalırsın.” diye ekledi. Elindeki parşömen parçalarını ve kalemini masaya bıraktı. “O gün başından geçen her şeyi anlatmanı istiyorum bana. Hiçbir detayı atlamadan. Sizi oraya yönlendiren şey neydi? Kaç kişiydiniz? Ne gördün? Kimi gördün? Neler hissettin? Dinliyorum seni." Daha da sıralayabilirdi soruları. Gerekli gördüğü yerde müdahale edecekti. Öğrencinin konuya nereden nasıl başlayacağını merak ediyordu yalnızca. Tabi ki de tüm gün masum bir öğrenciyi sorgu odasında tutmak gibi bir amacı yoktu. Seth Carter söylese dahi -ki bu imkansıza yakındı- yapmazdı. Sandalyesinde geriye doğru yaslanırken “Korkuyor musun? Korkmanda bir sakınca yok. Korkacaksın tabi ki. Tercihlerinin sonucuna katlanmak için buradasın.” derken yüzünde sıcakkanlılık namına hiçbir şey yoktu ve sert bir tonda konuşuyordu oğlanla. Kollarını göğsünde birleştirip bütün dikkatini verdi. “Anlat.”[/justify]
Samuel Raymond Boleyn:
Bay Carter ile konuştuktan sonra Büyük Salon'a dönememiştim, beni ve Eadwig'i de almışlardı bu sefer dönerken. Part part alıyorlardı aynı gün içinde. Düşündüğüm gibi, bizi de sorgulamaları gerekiyordu zaten. Carmilla ile o kadar yüz göz olduktan sonra neler olduğunu dinlemeleri gerekirdi. Yalnız beklediğimden çok daha sert bir tavır ile karşılaşmıştım. Odaya neredeyse tekme tokat atmışlardı, ardından da yarım saat bekletmişlerdi ancak olabildiğince sakin durmaya çalışmış ve masanın yanındaki sandalyeye saygılı bir şekilde kurulmuş ses seda etmeden bekleyiş içindeydim. Sadece birkaç kere ayağa kalkmış ve odayı adımlamış, sıkıntıdan birkaç kez yandaki cama tıklatmıştım. Sonunda odaya bir kadın girdiğinde masada oturuyordum. Sinirli de değildim, geç kalmalarını anlayabiliyor hatta nedenini merak ediyordum. Bakanlıkta çalışan bir seherbaz olduğunda neler ile ilgileniyordun kim bilir? Özellikle de böyle bir zamanda, önemli meseleler dönerken... Çok normaldi benimle geç konuşmaları.
İşte bu kadar saf düşünüyordum. Kadının özellikle bana garezi olduğunu anlamam için odaya girdikten sonra konuşmadan önce iki dakika beklemesi gerekmişti. Hatta ilk başta "Merhaba, nasılsınız?" diye selamlamıştım bile kadını ama tık yoktu, umurunda değildi söylediğim. Zaten konuşmasına da beni tehdit ederek başlamıştı. O an dedim ki, ben acaba yanlış bir şey mi yaptım? Tamam Carmilla ile konuşmuştum ama o sırada yasak değildi ki bu! Yasak Ormana girdiğim için de böyle bir tavırla karşılaşmayı beklemiyordum, daha okulda bile cezaya çarptırılmamıştık bunun için! Yalan söylememem için beni bütün gün burada tutacağı konusunda blöf atıyordu kadın. Yani aslında, ben zaten Bakanlık'ta bir gün geçirmek istiyorum. Benim için çok tatlı olabilir bu ama niye zorla tutsunlar ki, ben zaten yardım etmek için buradayım! Asla aklımda böyle bir şey yoktu. "Niye yalan söyleyeyim ki?" dedim tek kaşımı kaldırarak. Bana Boleyn ön yargısı ile yaklaşıyordu bence bu kadın. O yüzden sabırlı davranacaktım. "Benim tek amacım-" Sözümü kesmişti sorularıyla.
" Sizi oraya yönlendiren şey neydi? Kaç kişiydiniz? Ne gördün? Kimi gördün? Neler hissettin? Dinliyorum seni." şeklinde soruları sıralamıştı kadın. Daha adını bile söylememişti hem de. Bu taktik falan mıydı acaba? Öyleyse de hiç hoşuma gitmedi. İnsan gibi konuşsun işte ya! "Ben... Yani... 4 kişiydik. Merak et- Korkmuyorum hayır!" Sözümü kesip korkmamı söylemişti bu sefer de. Sonunda anlatmam için emir vermeye başlayınca kollarımı birleştirdim ben de göğsümde. Anlatmıyorum var mı? "Önce adınızı mı söyleseniz? Sonuçta ben büyük bir travma geçirdim ve kime güveneceğimi bilmiyorum. Ölümden son anda dönmüş bir çocuğa daha sıcakkanlı davranmalısınız Bayan...?" Aynen öyle. Sizin en iyi adamınız buysa, bilgi edinmek için tamamen suçsuz bir şekilde yardım etmek isteyen beni zorlamak istiyorsa, ben de burada melek gibi oturamam. Hak etmiyorum bu tavrı.
Cornelia Barthélemy:
[justify]Bak sen şu işe, diye geçirdi içinden Cornelia. Sinsi bir gülümsemeyi hak etmişti karşısındaki çocuk şimdi. Diş bile gösterilebilirdi, değil mi? Çocuğun korkmadığını belirten sözlerine başını salladı tiye alır gibi. Boşuna Gryffindor’a seçilmiş olamaz, Cornelia binaları ve kişilerin özgeçmişini dikkate alan bir kadındı. Sonuçta Hogwarts’ta çocuk eğilmeye bir ağaç gibi yaş iken başlıyorlardı. Aldıkları etkiler ve deneyimledikleri geleceklerini etkiliyordu. Hiç vakit kaybetmeden alkışladı çocuğu ağır hareketlerle. Hiç değilse rahatsızlık hissettiği durumlarda tepki koyabiliyor gibi gözüküyordu çocuk. Yine de hareketlerini iğnelemeden geçmezdi Cornelia. “Kapandı mı perde?” diye sorarken ayağa kalkmaya hazırlanıyordu kadın lakin Samuel yeni bir tiyatro sahnesini daha aralıyordu belli ki. Ellerini göğsünde kendinden eminliğini sergilercesine bir vücut diline bürünmüştü. Pek alâ. Söylediklerini ciddiye almakta zorlanıyordu Cornelia, bir noktaya kadar. Ölümden dönmek. Güzel bir noktaya değinmişti aslan parçası. Bu kısımla ilgili Cornelia’nın söyleyecekleri elbette vardı, ancak, şu an sırası değildi.“Beni etkilediğinizi itiraf etmeliyim Bay Boleyn. Kuzeninizin aksine kapı tekmeleyip soyadınızı kullanmaya çalışmıyorsunuz en azından.” dedi çocuğun her bir yüz ifadesini süzerken. Hitabetini kasıtlı olarak değiştirmişti. Etkilendiğini söylediği halde yüzünde ifadesizlik kol geziyordu kadının. Dediklerine inanmak Samuel için şaibeli olabilirdi.
Karşısında oturan çocuğun arkasına doğru yürümeden önce devam etti. Anlaşılan beklediğinden uzun sürecekti sorgu.“Cornelia. Cornelia Barthélemy. Tanıştığımıza memnun olduk diyebilir miyiz?” derken kafasında belirlediği noktaya ilerlemişti. Çocuğun tepesinde dikiliyordu. “Bu size bağlı.” İnce bir nüans vardı sesinde vurgudan çok. “Yanlış yerde doğru konuşmayı biliyor olmalısın ki karşımda oturabiliyorsun. Ölümden dönmüşsün. Travma geçiriyorsun demek… Ben seni dinlemek için buradayım. Sorularımı tekrar etmeyeceğim ve sen de her şeyi anlatacaksın. Sıcakkanlılık ve şefkat bekliyorsan eğer…” Es verdi kısa süreli. O aralıkta bir anda elini eğilerek masaya vurdu sesini yükseltirken.“Annenin kollarına geri dönebilirsin.” Aptal çocuklar! Ölüm hakkında ne biliyorlardı ki? Bildikleri bir şey olsa böyle pervasız davranabilirler miydi? Artık gerçeklerle yüzleşme zamanı gelmişti. ‘Ölümle burun buruna geldiysen zararı en aza indirgemeye çalışacaksın, tekrar tekrar üstüne düşünmek yok’ diye fısıldadı maziyi anımsatan Ulysses kulağına Cornelia’nın.
Bir iki adım geriye giderek çekildi yeniden karşısındaki cama doğru gitmek için.“Kime güveneceğini bilmiyorsan bu sizin için yadsınamayacak kadar büyük bir problem olabilir. Naçizane bir tavsiye; önce kendine güven. Büyüme zamanı evlat. Sonra da burada neden bulunduğunu iyice ölçüp biç. Zeki bir çocuksun. Zorluk çıkarmanın sana hiçbir faydasının dokunmayacağını bilmen lazım. İş birliği yapmanı tavsiye ederim.” derken kötü bir amaç taşımıyordu Cornelia. Tepkilerini ölçmek istemişti ve başarmıştı. Bakanlığın gücünden şüphe mi duyuyordu? Carmilla çocukları etkileyecek bir şeyler mi söylemişti? Hepsine bir cevap almalıydı. “Dört kişiydiniz. Evet?”[/color] diyerek sorularını yinelememek için beklediğini belirtti. [/justify]
Samuel Raymond Boleyn:
Rol yaptığımı ima ediyordu. Umurumda değildi, kafam atmıştı bir kere. Biraz saygı görene kadar böyle devam ederdim. Kadın da değişik biri, etkilendiğini söylüyor ama suratında minicik bir mimik değişikliği yok. Benden nefret ettiğine o kadar eminim ki. Soyadımdan vurunca anladım zaten en başında da düşündüğüm gibi ön yargıyla yaklaştığını. Alışıktım ama buna, eğer sorun bu ise anlaşabilirdik. Anlardı onlar gibi olmadığımı. Ama adını söyleyene kadar kendimi savunmak için bir adım atmayacaktım. Çok da bekletmemişti beni: Cornelia Barthélemy. Size de bağlı dememek için kendimi tutarak kadın arkama geçtiğinde göz devirdim. Bu sırada camın arkasından beni izliyor olduklarını son anda hatırlamış ve suratımı düzeltip dikleşmiştim geri. "Sıcakkanlılık ve şefkat bekliyorsan eğer, annenin kollarına geri dönebilirsin.” demişti. "Sadece biraz saygı bekliyorum." dedim kadını izleyerek. Ayağımı sallamaya başlamıştım ritmik bir şekilde. Stres olduğumda veya kafamı bir şeye taktığımda yaptığım rutin hareketlerden biriydi bu. Farkındaydım ama durdurmak için bir emek harcamıyordum, tersine iyi geliyordu bana.
Özgüvenli olmamı söylüyordu Cornelia. Daha ne kadar olacaktım ki? Korkmuyorum kadın, anlamıyor musun? "Zorluk çıkarmanın sana hiçbir faydasının dokunmayacağını bilmen lazım. İş birliği yapmanı tavsiye ederim." Derin bir nefes aldım, bu aralar çok ihtiyacım oluyordu. Terlediğimi de hissediyordum. "Tam tersi." dedim gözlerimi şişirip kafamı sallayarak. Anlamıyor gibiydi çünkü. "Yardımcı olmaya çalışıyorum ama beni tersliyorsunuz!" Anlatmamı belirttiğinde kafamı umudumu yitirmiş bir şekilde salladım. Yardım etmek istiyordum evet, bu şekilde olacaksa bile anlatacaktım. "Kuzenim Eadwig, ki kendisiyle zaten konuşuluyor şu anda. Cyneric ve Clay vardı bir de. Ama onlar Carmilla ile iletişime geçmediler. Sadece izlediler uzaktan. Ha, bir de André vardı, bizi takip etmiş." Kafamı dertli bir şekilde salladım. "Onun geldiğini bilsek asla kabul etmezdik ve geri dönerdik. Travma yaşamıştı zaten öncesinde, bir tanesini de kaldıramazdı. Çok cesur bir çocuk. Veya aptal." Çok da yermemek lazım çocuğu, çok iyi dayanmıştı yanımızda. "Yani, başına gelecek olursak. İlk başta gitmemizin sebebi Carmilla'nın olmadığını ispatlamaktı. Ares'in dediklerini biliyorduk." Sorgu gereği ne bildiğimi soracaktı kesin o yüzden Cornelia sormadan ben devam ettim. "Bize anlattığı kadarıyla Carmilla ona işkence etmiş. Gitmesine izin vermiş ama Ares gitmemiş hatta çünkü annesinin intikamını almak istiyormuş. Hani şu öldürülen gazeteci... Duyduklarımı aktarıyorum sadece şu an. Eadwig beraber gitmeyi önerince ben de reddetmedim. Ares'in Carmilla'yı gördüğünü iddia ettiği yere gittik tam olarak. Ağaç saydık yolu bulmak için. Eadwig biliyordu tam sayıyı ama 52 ağaç kuzeye sonrasında da sola doğru ilerledik diye hatırlıyorum. Bir yerde ayrıldık Clayton ve Cneric'le. Onlar sağa biz sola gittik. Biz Camrilla'yı bulduk. Hiçbir Profesör yoktu o sırada etrafta... Nöbette olmaları gerekiyormuş. Seherbazlar da yoktu. Onlar da orada olmalıymış normalde ama biz ilk Carmilla ile karşılaşanlardık. Şans." Belki de fazla konuşmuştum, onları suçladığımı düşünecekti. Başka ne söylemem gerekiyordu onu da kaçırdım. İstediği gibi mi ilerliyorduk yoksa gereksiz şeyler mi anlatıyordum anlamak istiyordum. Sonuçta hayatımdaki ilk ve belki de tek sorgumdu. Pek tecrübeli değildim ama iyi geçsin istiyordum. Kadına baktım ifadesini anlamak için. "Devam... Edeyim mi?"
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
Tam sürüme git