İngiltere Büyücedünyası > Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi

[Carmilla/Cwénhild Soruşturması] Eadwig Alger Boleyn Sorgusu

<< < (2/3) > >>

Eadwig Alger Boleyn:
Kollarımı bağlamış karşımdaki solucanı izliyordum. Annesinin oğlu gibi bir şey kast etti ama zerre umrumda değil bu. Annem burada ciddi bir güç sahibiydi. Tabi ki ona sığınacaktım. Bu lavuk da biliyordu bunu. Geldi geri oturdu karşıma. Bıyıklarına bal sürdüğünü söyledi. Gözlerimi kıstım tiksinircesine. Bal deme bana... Uyuz olduğum birini hatırlatıyor. Bıyık hemen "Tamam kızma oğlum, ben senin iyiliğini istiyorum." moduna girince hafif yumuşadım. "Her öğrencinin güvenliğini sağlamak mı?" dedim. Sonra da bir kahkaha kopardım. Masanın üstüne doğru eğilip "Bıyık." dedim buna. Kollarımı bağlamayı bıraktığım için iki elimi de masanın üstüne koydum. "Siz öğrencilerin güvenliğini falan düşünmüyorsunuz." dedim.

"Ölüyordum orada." Elimi kaldırıp işaret ve baş parmağımla küçük işareti yaptım. "Şu kadar kalmıştı bir arbalet okunun kafama girmesine. Sen ve bıyıkların korumuyordu o zaman beni. O aptal, işini bilmez profesörler de korumuyordu! Carmi- Ya! Ben neden konuşuyorsam seninle. Annemi çağır hadi." Tekrar arkama yaslanıp kollarımı bağladım önümde.

Nicholas Ezra Urswick:
Çocuk bana Bıyık diye hitap edince garip bir şekilde hoşuma gitti ve gülümseyerek bıyığımı kıvırmaya başladım tekrar. Dediklerini sessizce dinliyordum. Profesörlerin ve seherbazların onu ortada bırakması çocuğu üzmüş gibiydi. Tekrar annesinden bahsedince derin bir nefes verdim. "Çağırdık ya anneni. Sabırlı olsana sen biraz küçüğüm?" dedim ve ayağa kalktım tekrar. Hofff. Darlıyor beni. İki dakika sohbet edeceğiz bitecek işte, samanlıkta iğne aramak gibiydi bu. Cama çevirdim yüzümü, kendimi inceledim. Sabahtan beri ne kadar yorulduğumu fark ettim ve sinirlenmeye başladım. Göz altlarım çökmüştü uykusuzluktan. Yok artık! Geri döndüm ve masaya ellerimi vurdum ses çıkararak. "Bakın Bay Boleyn, kendinize çocuk gibi davranılmasını istemiyorsanız anneniz gelmeden konuşmaya başlayın. Eğer ağlamaya devam edecekseniz de söyleyin bakalım, o ormana girerken anneniz yanınızda mıydı? Büyük cesaret göstermişsiniz, öyle değil mi? Babanıza bile karşı çıkıp Carmilla'yı savunmuşsunuz? Carmilla'nın aklınıza girdiğini, hatta beyninizi yıkadığını gösteriyor bu!" Kaşlarım çatıktı, sinirlendirmişti beni bu küçük piç. "Seni gözetim altında Bakanlık'ta tutmam için elime daha çok sebep veriyorsun. Anlat. Carmilla ile neden buluştun?" Bence Carmilla ile buluşmamıştı ama kendini açıklaması için üzerine suçlama atılması gerekiyordu, yoksa elindeki bilgileri kendine saklayacaktı.

Eadwig Alger Boleyn:
Bıyık bana küçüğüm falan dediğinde "Bak!" dedim sinirlenip. "Daha ilerletme şunu sinirlerimi bozuyorsun!" dedim. Hayırdır ya? Küçüğümmüş. O küçük şimdi burnuna kafa atacak farkında değilsin. Neyse en azından annemi çağırmışlar. Döndü bu baktı arkasındaki cama. Ben de bakınca kendimi gördüm. Kollarımı önümde bağlamış, yüzümde kızgın ifade ile gördüm. Annem kaşlarımı çok çatmamamı, yoksa iz kalacağını söylemişti daha önce. Bu yüzden kaşımın ortasını parmaklarımla ovmaya başladım kafamı başka yere çevirip. Bıyık da döndü bana geri. Dedi ki çocuk gibi davranılmak istemiyorsam annem gelmeden konuşacakmışım. "Zerre umrumda değil." dedim sinirli sinirli. O ormana girerken cesaret gösterdiğimi, annemin yanında olmadığımı, babama karşı Carmilla'yı koruduğumu söylediğinde ovalamama rağmen çattım kaşlarımı. "Saçmalama!" diye hırladım dediğine. "Beynimi falan yıkamadı!" Bir de neden buluştun diyor? "Ya ne alaka? Carmilla ile neden buluşayım ben?" Babama karşı Carmilla'yı koruduğumu biliyorlarsa aslında çoğu şeyi biliyorlardı. En azından kadını kötü düşürecek şeyleri. Annemin gelmesini isterdim ama bu bıyığın Carmilla hakkında ileri geri konuşmasına da izin veremezdim.

Döndüm bıyığa. "Tamam, anlatacağım. Nedeni senin salak lafların değil ama." Arkama yaslanıp ellerimi masanın üstüne koydum. Yüzüne baktım. Kaşlarını çatmış bakıyordu yüzüme. "İlk olarak ifadeni düzelt." dedim buna. "Sinirli olmak hiç yakışmadı, baştaki şapşal halin daha iyi gözüküyor."

"Oraya gitmem büyük cesaret falan değildi. Sorumsuz bir hareketti. Caldecott yakın arkadaşım. Arkadaşlarımı korurum. Başına gelenleri anlattı. Dedi ki Carmilla'yı görmüş ormanda. Üstelik kadın ona eziyet etmiş. Saçma değil mi? Baya saçma. Benim aptallığım da bu. Arkadaşlarımı önemsiyorum. Dedim ki, ormanda Carmilla'nın olması aşırı saçma. Caldecott da bu yüzden acı çekiyor. Büyük ihtimalle Yasak Orman'daki saçma sapan düşük yaşamlardan biri insanlara böyle kabus yaşatıyor. Bu yüzden arkadaşlarıma ve kuzenime haber verdim. Birlikte gidecek, ormanda Carmilla'nın olmadığını kanıtlayacaktık. Böylece Caldecott rahat bir nefes alacaktı." Kendi kendime güldüm. "Ama gittiğimizde Carmilla'yı bulduk."

Nicholas Ezra Urswick:
Şapşal mı dedi o? Hemen cama döndüm refleksle. Suratım şapşal mı duruyormuş ya? Elimle yanağımı ittirdim yukarı doğru. Yoo çok güzel bir suratım var bence. Saçma çocuk. Sana kim sorduysa? Fikrini merak eden mi var oğlum bak dalacağım şimdi kafa göz. Çocuklarım bile bana şapşal demiyor! Yoksa diyor mu? Benjamin bana öyle bir şey mi demişti dün? Şapşal değil de “şapalak” gibi bir şeydi. Çok şaplak atılası bir suratım var demekmiş. Ciddi olabilirler miydi? Sensin şapalak demek lazımdı ona da. Sen kim, 5 yaşında velet bana şaplak atmak isteyen… Babalarıyım ben ulan!

Ay dalmışım ya, bu çocuk da başlamış anlatmaya. Neyse Seth dinlemiştir başlarını diyerek ben de odaklanmaya çalıştım karşımdaki küçüğe. Carmilla bunun bir arkadaşına eziyet etmiş güya. Arkadaşlarla toplanmışlar falan filan anlatıyor bir şeyler. Sonuna kadar dinledim anlatmayı bırakmasın diye. Sonra başladım. “Bir dakika şimdi yavrum. Siz, Bay Boleyn, Slytherin öğrencisi değil misiniz?” Bir kahkaha patlattım. “Slytherin öğrencileri ne zamandan beri arkadaşlarını bu çapta önemsiyor? Hem de büyük özgüven... Cesaret de var bi yandan. Kendi güvenliğinizi düşünmeden Carmilla’yı bulmaya gittiniz. Doğru mu anladım?” Bu velet benle dalga geçiyor olmalı. Korkak ödlek bunlar, arkadaşını önemsiyormuşmuş. “Sanki piknik yapmaya gidiyormuş gibi Yasak Ormana gittiniz, HA?” Daha büyük bir kahkaha patlattım kendimi tutamayarak. O kadar güldüm ki hatta, gözümden yaş geliyordu. “Pşşt,” diye camın arkasına seslendim. “Duyuyor musunuz? Bu bıcırıklar doğruyu öğrenmek için meraktan girmişler ormana. Ayhh… Çok güldüm.” Öyle merak göte… İşte AHAHAHAHA. Neyse neyse. Sakinleştim biraz. “Ee, buldunuz tamam. Alınma bana, alışıldık bir durum değil. Türünüzün tek örneğisiniz Bay Boleyn! Ve arkadaşları ve kuzeni..? Evet, Carmilla Hanımefendinin hayatınızı kurtarması kısmının detayını verebilir misin?” Boğazımı temizledim. “Ciddiyetle sizi dinliyorum.” Son olarak dayanamayıp ekledim. "Çok ilginç bir hikaye oluyor. Hem nöbetteki profesörlere yakalanmayıp, hem de aynı zamanda Carmilla'yı aramakta olan Seherbazlardan önce nasıl oldu da ŞAK diye kadının yerini buldunuz, lütfen biraz daha anlatın."

Bundan sonrasında Eadwig konuşmaya başlayana kadar ikiniz odada bekliyorsunuz. Konuşmamak için ne kadar uzatırsanız karşınızdaki adamın o kadar sıkıldığını göreceksiniz. Birkaç sigara yakabilir, sizi konuşmanız için zorlayabilir, masaya kafasını dayayıp oflamalar eşliğinde bir süre yatabilir. Konuşsanız da konuşmasanız da sonunda bir kapı tıklamasıyla mola verdiğinizi söyleyerek dışarı çıkacak. Yarım saat gelmeyecek. Ancak bu sorgunuzun bittiği anlamına gelmiyor. Ne kadar uzatırsanız o kadar bekleyeceksiniz. Bu tüm gün de olabilir.

Eadwig Alger Boleyn:
Dinledim bu malı ben. Nasıl bir salak bu? Gülüyor falan. Tekrar ellerimi önümde bağlayıp kaşlarımı çattım. “Ya sen ne mal bi adamsın bıyık.” dedim baya sinirlenmiş bir tavırla. “Slytherin olma kriteri arkadaşlarını önemsememek, özgüvensizlik, korkaklık mı? Kıskançlığın bıyığından akıyor. Varoşlar öyle yapar. Gerçek safkan öyle bıyıklarına keratin banyosu yaptırarak olunmuyor.”

Yok işte Yasak Orman’a pikniğe gider gibi gitmişiz de... Yok bıcırıkmışız. Gülüyor falan. Lan beni buraya neden getirdiniz? Bu herif dalga geçsin diye mi? Alınma ama türünün tek örneğisin dedi. “Yoo.” dedim. “Salaksın ki.” Carmilla’nın hayatımızı kurtardığı kısmı anlatmamı istediğinde de ilk burun kıvırdım. Çünkü hala ben yalan söylüyormuşum gibi davranıyordu. Neyse umursamadan anlatmaya başladım. “Ceset bulduk.” dedim. “Parçalanmışlardı. Yanlarında arbaletler falan da olduğu için cadı avcıları olduğunu anladık. Siz, işinizi yapıp doğru düzgün korumadığınız için büyücüleri Carmilla temizliyordu herhalde. Bize de saldırdılar. Carmilla da kurtardı işte. Ok ile aramıza geçip, tek eliyle engelledi. Biliyor musunuz? Ona teşekkür etmelisiniz. Sizin iş yükünüzü azaltıyor. Hatta hepinizi kovup, bu departmana ayrılan paraları ona vermeleri lazım.” Ben böyle anlatıyordum ki kapıyı tıklattılar. Lavuk da kalktı gitti. Bir süre de gelmedi. Bir süre dediğim de... BAYA bir süre. 5 dakika kadar bekledikten sonra ayağa kalktım. Etrafta gezmeye başladım. Kapıyı falan zorladım kilitliydi. Hala gelmedi. Sonra oturdum masanın önüne, karşımdaki cama baktım. Kanser herif sürekli bakıp konuşuyordu. Kesin orada başkaları da vardı. Yine gelen olmadı. Bağırdım unutuldum mu anasını satayım diye. Hala da bir şey olmayınca bıyığın masada unuttuğu sigarasından bi dal alıp içmeye başladım napayım. Gerçekten bu daire bok gibi. Benim gibi birini sorgu odasında nasıl unutabilirler?

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git