İngiltere Büyücedünyası > Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi

[Carmilla/Cwénhild Soruşturması] Eadwig Alger Boleyn Sorgusu

(1/3) > >>

Seth Carter:
Kuzişim gelmiş (Vol II) konusundan sonra oluşmuş bir görevdir.

Sihirsel Yaptırım Dairesi çalışanlarının ve Seherbazların katılımına açıktır.

Eadwig Boleyn, Ares Caldecott'tan sonra Yasak Orman'da Carmilla'yı gören, gördüğüne seherbazlarımızın da şahit olduğu bir öğrenci. O gün yaşadıklarının yanında Hogsmeade'deki karışıklıkta en son yollanacak mektuplar arasında kendisinin mektubuna rastlandı. Bulgularınızı soruşturma konusuna özetlemeniz önemle rica olunur.

Eadwig Alger Boleyn okuldan izin alınarak Bakanlık'a getirilmiştir. Bu konuya yazması zorunludur. Sorgulandıktan sonra eğer aksini gerektirecek bir durum söz konusu olmazsa Hogwarts'a geri götürülecektir.

Eadwig Alger Boleyn:
"Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?" diye gürledim sorgu odasına götürüldüğümde. Kapı arkamdan kapandığında kapıya vurmaya başladım bağırarak. "Annem bunu öğrenince size ödetecek!" Biraz daha yumrukladığımda karşılık alamayınca daha da bağırdım "Baba! Baba! Çıkart beni buradan! Baba? Hay böyle işin!" Kapıya son olarak tekme çaktıktan sonra pes edip odanın içinde sinirli sinirli yürümeye başladım. Bir masa, sadece masayı aydınlatan ışıklandırma... Oturmam gereken sandalyenin tam karşısında bir cam vardı. Büyük ihtimalle arkasından izliyorlardı. El hareketi çektim hiç düşünmeden.

Geçip oturdum sandalyeye. Tek ayağımı hızlı hızlı aşağı yukarı sallarken "Annem bunu duyduğunda göreceksiniz." diye söylenmeye başladım. "Dairenizin içinden geçecek! Boş işlerle uğraşan bu dairenizi paramparça edecek! Beni buraya getirtmek yerine cadı avcılarına bakmalısınız! Aptallar! Aptalsınız!"

Nicholas Ezra Urswick:
Bu sabah zorla işe getirildim. Seth Bey bir bebeyi sorgulamamı istiyormuş. Hastayım dedim, evde zaten 5 bebe var yenisini ne yapayım dedim, sen yap daha iyisin kralım.. dedim.. yediremedim. Hayır bir de gerçekten hasta olmuş gibiyim! Dün yıkandıktan sonra saçlarım uzun süre ıslak kalmıştı. Başım da çabuk ağrır benim. Kesin kaptım şifayı. Eminim! Ama evdeki hizmetliler de az değil. Bitki çayı verin bana diyorum, doktor çağırın diyorum; yok ceketiniz ütülendi, kahvaltınız hazır... Ben onu mu soruyorum? Ah ah... Karım beni okulda asayişi sağlamak uğruna aylardır terk etmiş olmasaydı yataklara düşmezdim belki de! Yok bu da yemedi işte. Zorla sürükledi gaddar herif. Sabahın köründe oturttu beni dosyaları inceleyeyim diye ama bakış dur, bir türlü girmedi aklıma. Değişik değişik şeyler düşünüyorum. Yatak odamdaki perdelerin renklerini mi değişsem, bıyığımı mı kessem, saçımı boyatsam rengine yazık mı olur... Çocuklarımın saç renklerine kayıyor aklım sonra. Baskın kadın nasıl yaptıysa sadece bir çocuğumuz sarışın çıktı. Korkulur senden Cynthia. Sonra durduruyorum kendimi, azıcık yararlı ol diyorum ama nafile. Dosya okumak için Seherbaz olmadım ki ben. Niye oldun diye sorarlar adama o zaman da. Bilmem ki, ben istemiyordum bunu. Ben şu an evimde içki yudumluyor olmayı tercih ederdim.

Sonunda çocuğu getirmeye gittiler. Öyle olunca başladım düşünmeye. Bir şeyler biliyordum ama eh işte. Seherbaz kızlardan biri bana "Bitiremedin mi?" deyince arkama yaslandım gerinerek. "I-ıh." dedim. Dalga geçmesini bekliyordum ama tuttuğu dosyayı, birkaç sayfa çevirdi. Sonra anlatmaya başladı bütün olayı. Yarım saat içinde çocuk gelmiş sorgu odasının kapısını tekmeliyordu ama az önce günümü kurtaran kız sayesinde biliyordum nasıl olaylara karıştığını. Biri anlatınca ilginç bir konuya dönüşmüştü valla. Şimdi annesine ağlayan bu çocuktan böyle bir olay örgüsüne sahip olmasını beklemezsiniz.

Camın arkasından Seth ile beraber büyük bir sessizlik içinde çocuğun yaptıklarını izliyorduk. Kapıyı tekmelemesi, birkaç yumruk, sinir krizi, oturmayı reddedişi ve bize el hareketi çekmesi. "Canım bira çekti." dedim Seth'e bu sırada. İçkiye fena halde ihtiyacım vardı. "Beni hasta yatağımdan kaldırdın, yok mu bir güzellik?" dedikten hemen sonra yalan olmasın diye öksürdüm. Cidden hasta hissediyorum ama!  En azından yoruldum yani. Sonra işe odaklanmam için Seth'in bana güvendiği ve yapabileceğimi söylediği anlamlı birkaç cümleyle beraber çıktım odadan. Evet evet, haklıydı. Yapabilirdim. Sıçacaktım bu çocuğun ağzına. Geldi sanki çok onunla sohbet etmek için yer arıyormuşuz gibi triplere girdi.  Senin yüzünden buradayım saatlerdir velet...

İçeri girdim ve bir elimle bıyıklarımı çevirirken diğer elimle yavaşça geri kapadım kapıyı. Masanın diğer tarafına doğru yürürken çocukla bakışmıyor ve eldivenlerimi özenle çıkarmakla uğraşıyordum. Oturdum, parmağım sıkışmıştı eldivenin içinde. Çıkaramayınca sinirlenerek çekiştirmeye başladım ve "Hoff." diyerek fırlattım sağa doğru. Cama çarpıp yere düştüğünde sakince diğer tekini çıkarmaya başladım. Annesine şikayet edeceğini söylemişti az önce."Annenle çok iyi anlaşırız Eaddy." dedim bıyık altı gülümseyerek ve başım öne eğikken çocuğa çevirdim gözlerimi. Annesini tabii ki de tanıyordum. Soyluyum ben! Bu kendini ne sanıyorsa? "Buradan çıktıktan sonra istediğini anlatabilirsin ona. Ama Victorine de Sihir Bakanlığı tarafından istenilen bir uygulamaya karşı çıkamayacaktır en nihayetinde. Uzatmayalım derim." Ah! Bıyığım acıdı. Yüzümü buruşturarak elimi çektim ve masada birleştirdim parmaklarımı. "Şimdi. Ormandan başlayalım. Anlat bakalım, niye gittiniz? Carmilla mı çağırdı?"

Eadwig Alger Boleyn:
Kollarımı birbirine dolamış kendi kendime söylenirken kapı açıldı. Aptal seherbazlardan biri geldi. Tipine sıçtığıma bak. Bıyığa bak bıyığa. Solucan gibi bir tip. Bu tip var ya bu tip üç-beş kişi sıkıştıracaksın bir kenarda. Bıçağı takacaksın. Öyle bir tip. Elindeki eldivenleri çıkartmasını izledim sinirli sinirli. Beni burada oturtup, şu solucanın ağzımdan laf almasını bekliyorsunuz ya! Tüküreyim yaptığınız işe. Annem hakkında ileri geri konuşunca "Sen ne biçim konuşuyorsun ya?" diye tısladım. Bir de adımı kısaltıyor falan solucan. "Bay Boleyn diyeceksin. Annem hakkında konuşma daha fazla." Ona da ismiyle hitap ediyor. "Ona da Bayan Boleyn diyeceksin."

Oturdu başladı bıyığını çevire çevire ormana neden gittiğimi sordu. Carmila mı çağırmışmış.

"Bir şey anlatmayacağım lan ben." dedim hiddetlenerek. "Daha adını söylemedin. Bıyık diyeceğim sana. Seni hiç sevmedim bıyık. Beni okuldan apar topar buraya getirtip bir de Carmilla mı çağırmış falan soruyorsun. Kimsin ki sen? Annem ya da babam gelmeden anlatmam bir şey. Git bıyıklarına zeytinyağı sür hadi."

Nicholas Ezra Urswick:
"Tamam tatlım." dedim ve ayağa kalktım. "Bu kadar ağlayacaksan anneni de çağıralım buraya. Senin yerine de konuşmasını ister misin?" Cama tıklattım sanki haber vermelerini söylüyormuşum gibi. Asla bir aile üyesinin sorgu sırasında yanına gelmesine izin vermezdik ki. Blöf atıyordum. Öyle olsa şu an burada ben değil çocuğun babası Apollon Boleyn sorgu yapıyor olurdu. Bıyıklarıma laf ediyordu. Yerden az önce fırlattığım eldivenimi aldıktan sonra geri karşısına oturdum. Kötü mü bıyığım? Kesmeli miydim ya gerçekten? Hmm. Bu velet nereden anlasın, daha tüyleri çıkmamış sübyanın. Kösedir bu hatta ama şimdi üzmek istemiyorum. "Zeytinyağından daha çok bal işe yarar aslında, belki işine yarar bir gün." dedim sırıtarak. Sonra ciddileştim. Valla sıkıldım şimdiden, başlasın anlatmaya. "Neyse Bayan Boleyn anlatır sana o konuları. Ben anlamadım sen zaten niye bu kadar korktun ki? Tehdit mi ediyor seni?" Ardından çekinmesin diye ekledim. "Biz her öğrenci gibi senin de güvenliğini sağlamak için aranızda geçen sohbeti soruyoruz. Sonuçta birkaç hafta öncesine kadar bu kadınla konuşmakta bir sorun yoktu. İstediğini yapmış olabilirsin. Bu yüzden bir Hogwarts öğrencisini yargılayacak değiliz."

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git