17 Nisan, 2026 10:18:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Bu Su Hiç Durmaz  (Okunma sayısı 200 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Charlotte Vera Rillian

  • Hufflepuff
  • 8. Seviye
  • İleti: 39
  • 295 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Charlotte Vera Rillian
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Asu
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 7
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 13
  • İksir Kabiliyeti: 3
Bu Su Hiç Durmaz
« : 08 Şubat, 2022 23:27:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Akşam yemeğinde karnımı bir güzel doyurduktan sonra kütüphaneye çekilmiştim o şişlikle. Koca bir ıspanak demetini çiğ çiğ yememle binamdan birkaç arkadaşım dalga geçmişti ama buna alışmıştım. Zamanla onları da bitkisel beslenmeye yönlendirebileceğime inanıyordum amansızca. Herhangi bir canlının etini vücuduma sokamazdım. Yaşama saygısızlıktı bu. Bazen bu konuda Eleanor ile sıkı bir tartışmaya tutuşuyorduk. Ben ne kadar söylesem de o etsiz yaşayamayacağını iddia ediyordu. Hayır, gayet yaşanılabiliyordu işte. Ne zaman tartışsak hep aklıma takılırdı ve tüm gün kafama takardım söylediklerini. Sinirlenince ne söylediğini bilmezdi kız çünkü. Yakın arkadaşım olduğu için söyledikleri yer yer beni kırıyordu. Lakin kişisel tercihlerine saygı duymayı tercih ederek uzatmamaya çalışıyordum. Çok ilginçtir ki bu akşam aklımda Eleanor ile tartışmamız ve acımasızca söylediği sözler yoktu. Yine bir Hufflepufflı bir arkadaşım yemeğin ortasında Kara Göl’ün civarından sesler duyduğunu endişe dolu bakışlarla aktarınca dikkatimi çekmişti. Kara Göl… Kimi öğrenciler daha çok Yasak Orman’dan korkardı kimi ise Kara Göl’den. Ben ikisinden de korkmazdım. Öğrenci habitatımızın parçası değiller miydi sonuçta? Korkulacak ne olabilirdi? Bildiğimiz üzere birçok canlıya ev sahipliği yapıyordu iki ortamda. Fantastik canavarlara ve genel anlamda bütün canlılara ilgim olduğumdan aklımı bir türlü çekip alamıyordum düşünmekten. Arkadaşımı rahatlamak istiyordum. Endişelenmesinin yersiz olduğunu görmeliydi ya da güvendiği birisinden duymalıydı. Beynimin içinde dönüp dolaşan düşünceler dışarıya “Hmm… Hııı…Ihmm…” olarak yansıyordu. Kütüphanede olduğumu unutmuştum. Saat hala çok geç olmamalıydı. Saati hiçbir zaman önemsemezdim. Zamansızlığım en büyük özelliklerimden biriydi. Ölçüp biçtiğimde karar verdiğim fikrin sevinciyle oturduğum yerde ayaklarımı bir sağ bir sol olarak seri bir şekilde yere vurdum. Dediğim gibi, olduğum yeri unuttum. Karşı masamda oturan Ravenclaw öğrencisinin öldürücü bakışları eşliğinde uyarı yemem de kaçınılmazdı tabi. Utangaç bir halde kısık sesle bakışlarım ayaklarıma çevirerek “Pardon.” diyebildim. Yerimde duramayacaktım daha fazla. Gidecektim Kara Göl’e ama önlem almadan gitmeyecektim. Çünkü ayakkabılarıma baktığım esnada bağcıklarıma bağlanan bilekliğin ipi sayesinde duran S harfini görmüştüm. Ne demişti Samuel? Sorun neyse beraber çözecektik. Tam bir sorun göremiyordum ortada ama bana ayak uydurmak istemesinde sorun görmüyordum. Yardımsever biriydi belli ki. Daha fazla ses çıkarmadan kıpırdandım oturduğum sandalyeden. Otur otur ahşap sandalyede düzleşecektim zaten.

Peki ben nereden bulacaktım bir çocuğu? Ortak arkadaşımız yoktu ki bizim bir kişi hariç. Andrè’ye sorabilirdim belki ama o neredeydi? Of, ortak salona dönmüş olabilirdi o. Oraya gidersem odama çekilip dinlenmek isteyebilirdim. Riske atmamalıydım. Gryffindorluların bina girişi olduğunu düşündüğümüz yere doğru ilerledim bende. O civarda birini yakalayıp Samuel’e bir not iletmesini rica edebilirdim. Tahmin ettiğim kuleye giden yolu tuttum. Altıncı yılımda bile kaybolabilirdim bina içerisinde ancak birçok öğrenciye göre daha meraklı olduğumdan ve uyurgezerliğim sayesinde bina içerisinde enteresan yerler keşfettiğim söylenebilirdi.

Yavaş yavaş dakikaların ilerlemesiyle herkes inzivaya çekiliyordu. Kalabalık tamamen dağılmaya yüz tutmuştu. Gürültülü bir grubu gördüğümde parmak ucumda yükselip önde giden tayfayı yakalamam gerektiğini anlamam uzun sürmedi. Samuel’i görmeye gözüm alışmıştı bir kere. Algıda seçicilik ile hemen çıkarıyordum onu kalabalık ortamlarda bile. Acele etmezsem yakalayamayacaktım. Şansım yaver gitmişti. Çok ses çıkarmak istemediğimden seslenemedim ama hızla neredeyse kaçırayazdığım merdivene atladım. “Eea-ay-yy!”. Farkına varmamışım ama arası baya açılmış. Aferin bana. Ne güzel de cırladım. Bir soluk alıp bütün kafaların bana dönmesiyle merdivenleri tırmandım hemen. Arkadaşlarına da selam verip Samuel’in konuşmasına izin vermeden aklımdakileri boşalttım. “Selam çocuklar… Selam Samuel… Gidiyoruz. Çok vaktimiz yok. On beş dakika sonra Kara Göl’e doğru gel. Bir konuda yardımına ihtiyacım var. Sesler. Korkuyorlarmış. Acele et. Çok artmış. Bence bir şey yok. Geç kalırsan beklemem de bak. Tam on beş dakika. Evet. Asanı da sakın unutma.” dedim daha çok kendi kendime konuşuyormuşum gibi. Hem kim asasını unuturdu ki benim dışımda? Ben sık sık unutuyordum. Olmaz demeyelim. Olabilir diye söyledim işte. Elimdeki kitapları bırakmalıydım artık. Üşendiğimden kütüphaneye geri inip oraya bırakacaktım. Üstünde ismim olduğu için kimse almazdı zaten. Kütüphaneden çıkarken aklım neredeydi hiç bilmiyorum. Çok ani karar almıştım sanki. Cümlelerimin bitiminde merdiven ile taban birleştiğinde çocukların arasından kıvrak bir şekilde sıyrılarak onlardan önce çıktım merdivenden. Ondan sonra hop geri aşağı inen merdivene. Arkama bile bakmadım.

On Dakika Sonra

Koştur koştur çıkmıştım dışarıya. Kütüphaneye uğramasam daha da çabuk gelirdim. Kara Göl’e varmama çok az kalmıştı. Profesöre -özellikle de Urswick’e- ve başkanlardan birine yakalanmamak için parmak ucunda koşmaktan oksijen borçlanması yaşıyordum resmen. Havanın soğukluğu iyice vurmaya başlamıştı ama çok fazla etkilemiyordu beni. Umarım Samuel üstüne bir şey almıştır diye düşündüm o an. Niye düşünüyorsam. Kaç yaşında çocuk. Arkadaşlarıma değer verirdim. Ondan hep. Dizlerimi tuttuğum ellerimi çekip doğruldum. Nefes alış-verişim normale dönmüştü. Kara Göl’ü süzdüm çok kısa bir süre. Ne kadar sessizdi. Huzurlu bir yanı vardı. Burnuma gelen çirkin kokusunu buna eklemiyordum elbette. Yakınlaşmak için adımladım. Samuel gelene kadar bekleyecektim. Edward ne tür sesler işitmişti acaba o gün? Görünür de hiçbir şey yoktu. Kar her şeyin üzerini örtüyordu. Gölün üstündeki yansımalardan karanlıkta bile yoğunlukla don tuttuğu yerler anlaşılabiliyordu. Edward’ın gözlerindeki endişeyi görmesem asla inanmazdım. Beklemeyi sevmezdim. O yüzden göle doğru ayakkabımın ucunu soktum. Böyle neyi nasıl kontrol edeceksem artık. Biraz suyun içinde çırptım. Şu halimi gören ne derdi bilinmez. Hiçbir şey olmuyordu işte. Ses yoktu. Ayağımı çekmeye yeltendim. Belki de dürtmemeliydim gölü. Ben ayağımı çekerken baloncuk sesi duyduğuma Merlin üzerine yemin edebilirdim. “Kim var orada?” dedim direkt. Cevap almayı ummam fazla masumdu. Bakındım yüzeye uzun uzun. İlginç olan şuydu ki gölün ortasına doğru sıralı daireler seçmeye başlamıştım. Giderek genişliyordu halkalar. Samuel gelene kadar gidebildiğim kadar ilerlemem sorun olmazdı bence. En kötü ıslanır geri çıkardım. Hıhı. Kendimi onaylarcasına salladım başımı. Üstümdeki hırkayı çıkardım, cebinde duran asamı da aldım içinden toprağa bırakırken hırkayı. Bazen ben dahi kendimden beklemediğim dikkatli tavırlar sergileyebiliyordum ama çok nadir. Sıkı sıkı kavradığım asamla dairelere bakarak gitmeye başlamıştım. Su iyice ağırlaşmaya başlayınca belirli bir noktayı geçtikten sonra kulaç atmaya hazırdım. Yüzme yeteneğime güvenirdim. Canlılarla iletişime de. Bütün vücudumu suya soktuğumda gelen irkilmeyle daha da sıktım asamı. Samuel’in gelişinden ise ümidi kesmiştim. [/justify]

Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 3, total 3


Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« Yanıtla #1 : 12 Şubat, 2022 05:26:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bizim çocuklarla akşam yemeğinden sonra  biraz oturmuştuk ama sonrasında Martha’nın yanımıza uğramasıyla onlardan bir süre ayrılmak zorunda kalmıştım. Geçen günkü Alice olayı ile ilgili konuşmak istemişti benimle. Kız bana onu kullandığıma dair laflar kullanmaya başlayınca ben de sanki Martha benim hakkımda ona yanlış şeyler anlatıyormuşa bağlayarak bitirmiştim konuyu. Sonunda da bir güzel trip atmıştım. Ama Martha benim yakın arkadaşlarımdandı. Anlamıştı olayı evirip çevirip ona getirdiğimi, kendini açıklamak için değil bana kızmak için konuşmak istemişti. “Asla uslanmaz mısın sen?” diyerek vurdu koluma. Güldüm. “Ne konuda? Arkamdan sallayan senmişsin kızım.” dedim ve elimi ‘Hayırdır?’ der gibi salladım. Büyük bir nefes aldı ve iki elini alnının üstünden arkaya doğru saçlarının üzerinden geçirdi. “Sabrımı sınıyorsun Samu. Gerçekten! Kızla ilgilenmiyorsan başında söyleseydin ya.” Haklı olabilir. Ama ben nereden bileyim? “O sırada ilgilenmeyeceğimi nereden bileyim?” dedim omuz silkerek. “Konuştuk işte. Pek… Akıllı değil sanki.” dedim dudak büzerek. Martha bu söylemime gülmemek için kendini tutuyor gibi durdu bir anlık. Sonra işaret parmağını kaldırarak beni de durdurdu. “Sakın. Sakın kızla bir de…” Etrafına bakındı ve fısıldamaya başladı. O böyle yapınca ben de bir kolaçan ettim dinleyen duyan var mı diye. “Sakın dalga geçeyim deme. Kaç gündür ağlıyor ya! Ne yaşadınız anlamadım ki ben de? Daha iki hafta olmamıştı bile, bu sefer çok çabuk umutlandırmışsın.” Ellerimi kaldırdım suçsuzum ifadesiyle. “Ben yemin ederim hiçbir şey yapmadım.” Kollarımı indirdim ve ters ters baktım arkadaşıma. “Hem… Sanki bilmiyorum küçük numaralarınızı. Yok ayağı burkulmuş da, yardım gerekiyormuş da… En büyük taktiğiniz bu muydu cidden? Senden daha iyilerini beklerdim Marthacığım.” dedim kalımı kaldırarak. Böyle kötü planlarla başlarlarsa zaten devamı iyi gelmezdi. Yok, tutmamıştı işte elektrik. Zaten artık Charlotte vardı. Yani benim için vardı. Başkasını istediğimden emin değildim.

Bu sırada bizimkiler bana gittiklerine dair kaş göz yapınca Martha’ya daha fazla konuşmak istemediğimi söyleyerek ayrıldım yanından. Gryffindor Ortak Salonuna yürümeye başladık, bu sırada da   Carmilla olayları hakkında konuşuyorduk. Geçen gün olanlardan sonra Ares’in söylediklerinin gerçek olup olmadığı büyük gündem olmuştu. Ama ortalıkta o kadar fazla fikir dolaşıyordu ki kimsenin ortak bir bilgisi yoktu neler olduğu konusunda. Keşke, herkese aynı anda anlatabilmenin bir yolu olsa diye düşünüyordum. Hepimiz bilmeliydik tam olarak ortada neler döndüğünü. Ancak yolunu bulamamıştım tam olarak. Sohbetimiz hararetli bir şekilde devam ederken arkamızdan gelen beklenmedik derecede yüksek bir sesle durduk bir anda. Arkamıza dönerken Clayton “N’oluyor ya?” diyordu. Sesin dünyalar tatlısı Charlotte’tan geldiğini gören öküz Brandon da “Hey yavrum sese bak.” şeklinde bir tepki vermişti. Duyduğum anda ters bakışlarımla karşılaşması bir olmuştu tabi. Her şeye de sulanır bu abazalar böyle. Kızım sen de niye böyle ortalıkta bağırarak geliyorsun peşimden… Of. Ama beni bulmaya gelmiş. Tam olarak istediğim şeydi bu. Yanıma minik minik koşarken Edward eğilmiş “Sana mı geliyor abi?” demişti ama cevaplamama gerek kalmadan Charlotte dibime kadar merdivenleri tırmanmayı başardı. “Selam…” dedim gülümseyerek, bir yandan da sorgular şekilde. Bir sürü şey sıraladı. Sesler varmış, Kara Göl dedi, asamı da getirecekmişim. Gerçekten bir şey olmuş gibiydi. Veya kafasına sesler mi duyuyordu acaba? Bilmiyorum ki, her şey çıkabilir bu kızdan. Beni korkutmuyor değil.  “Tamamdır. Anlaştık.” dediğimde o çoktan geri arkasını dönmüştü bile. Utanmış mıydı da böyle kaçıyordu yoksa çok mu acelesi vardı anlayamamıştım. O giderken arkasından çocuklar ıslık çalarak kafayı yemiş imasında bulunmaya başlamışlardı. Aptallar. “Sus lan.” diyerek alt dönemlerden birini çektim üst basamaktan. Bu sırada Brandon bana tip tip şeyler söylüyordu. “Yeni hedefin mi Boleyn? Artık randevu mekanlarını bizimle de paylaş be, duymasak Göl aklımıza gelmezdi. Yaratıcısın.” Göz devirdim. “Saçmalama.” Hedef nasıl bir tabirdir ya? Abartıyorlar beni. Şimdi kıza da gidip saçmasapan şeyler söylerler. Yan yana gördüklerinde abartılı imalar falan, düşündükçe sinirleniyorum. Bunlar burunlarını sokmaması gereken her şeye sokarlar. Hiç yorum yapmasınlar daha iyi. “Bu… Proje gibi bir şey. Beraber çalışmamız gerekiyor.” Güldü buna niyeyse. “Dikkat et de sen de kafayı bozma Rillian gibi.”

———

Eşyalarımı bıraktığım gibi geri çıktım odadan ve Kara Göl’ün yolunu tuttum. Bu saatte, bu soğukta araştırmamız gereken bu önemli şey neydi merak ediyordum açıkçası. Yani daha normal saatlerde ve mekanlarda tercih edebilirdim bu buluşmayı. Ama söylenmiyorum. Eğer Charlotte bundan zevk alıyorsa ben de almaya çalışırdım. Hem onunla geçirdiğim vakti değerlendirmeye çalışabilirdim, birbirimizi tanımak için fırsattı bunlar hep.

Göl’ün yakınına geldiğimde suda bir hareketlilik görmüştüm. Yaklaştığımda ise bunun kesin bir şekilde yüzen bir insan olduğunu anlayınca paniğe kapıldım. Charlotte muydu bu yoksa başka biri mi emin olamamıştım, karanlıktan seçmek mümkün değildi. “Charlotte? Sen misin?” diye bağırdım o tarafa doğru. Bu cesaret nerden geliyor asla anlamıyorum. Zifiri karanlık olmuş bile, hangi akla hizmet sudaydı şu anda? “Acil olan neydi? Bir sorun mu var!” diye bağırarak amacını anlamaya çalışacaktım önce. Sonra dedim ki, korkaklık niye ediyorum? Buraya kadar geldim zaten, biraz yüzmenin kime ne zararı olabilir? Hem kız girmiş bile, burada ödlek gibi duramam. Yanına giderek de amacını öğrenebilirim… Evet, yapacağım bunu. İlk önce üzerimdeki montu çıkardım, ardından kazağımı. Tişörtümü de kısa bir düşünceyle tarttıktan sonra çıkarmış ve titreyerek suya doğru adım atmaya başlamıştım. Ayakkabılarımı ve çoraplarımı da çıkardığımda yarı çıplak vaziyetteydim artık.

— Charlotte’un yanına yüzüyorum—
Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 1, total 1

Çevrimdışı Charlotte Vera Rillian

  • Hufflepuff
  • 8. Seviye
  • İleti: 39
  • 295 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Charlotte Vera Rillian
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Asu
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 7
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 13
  • İksir Kabiliyeti: 3
Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« Yanıtla #2 : 13 Şubat, 2022 01:13:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Soğuk havanın suya girdikten sonra etkisini daha iyi anlamaya başlamıştım. Omuzlarımı Kara Göl’ün ağır kokusuna bulanmış suyuna batırmadıkça üşüme basıyor, tüylerim diken diken oluyordu. Merakıma yenik düşmesem olmazdı. Asamı düşürmemeye özen göstererek kulaç ata ata gördüğüm dalgalanmaların oraya kadar gelmeyi başardığımda duraksamıştım. Suya dalabilirdim belki de görüşümün çok kısıtlı olduğunu bildiğimden denemeye çekinmeseydim. Olduğum yerde ayaklarımı çırpıp bulunduğum civarı görmeye çalışıyordum. Daha ileriye bakındım. Hiçbir şey yoktu. Boş yere girmiş olduğuma neredeyse üzülecektim. İtiraf etmek istemesem de bilinçaltımda Kara Göl canavarlarıyla iletişim kurabileceğime dair tehlikeli bir umut barındırıyordum. Hangi aklı başında bunu umut ederdi ki? Bazı problemlerim olabilirdi düşününce ancak onlara problem gözüyle bakmıyordum. Ellerimi oynattım su üzerinde. Kokusundan burnumun direği sızlamaya başlamıştım. Yüzümü düşürüp geri dönmenin vakti geldiğini düşünüyordum ki bir sesle bölündüm. Sırtımın okula dönüklüğünü düzelttim hemen. Uzağı seçmeyen gözlerim Samuel’in silüetini hemen tanıyabilmişti. Hem ondan başka kim olabilirdi ki? Geleceğinden ümidimi kesmiş olmam benim hatamdı. Geldiğine sevinip gülümsemiştim. Söylediğinin arkasında durmuştu. Sorgusuz sualsiz. Ben çıkacaktım sudan ama. Onun da buraya kadar açılmasına gerek yoktu. Başımızı okuldan birileriyle belaya sokmamak adına bağırmamaya çalışarak ama onun duyabileceği bir tonda iletişim kurmaya çalıştım hemen: “Samuel! Ben geliyorum. Geri dön. Geri diyorum. Boşuna gelmiş olduk buraya.”
 
O ise beni duymamıştı galiba. Birkaç kulaç daha atarken arkadan vuran ayın ışığıyla omuzlarının ve kollarının çıplak olduğunu fark ettim. Üstünü mü çıkarmış? Deli mi bu çocuk? Hasta mı olmak istiyordu? Ya da onun yaptığı daha mı mantıklıydı? Emin olamadım. Pervasız olduğumu herkes bilirdi. Eylemlerime bu kadar çok dikkat etmezdim ben, aklıma ne gelirse hemen düşünmeden onu yapmaya koyulurum. Tekrardan seslenmek için dudaklarımı araladım ama kulağıma gölden ve arka tarafımdan geldiğine çok emin olduğum minik bir ses daha gelince yönümü değiştirdim yine. Bakınmaya çalışırken huylanmamla ayağımı panikle sağa sola çırptım. Yosun ya da herhangi bir bitki olabilirdi. Çırpınırken asamı delicesine sarmıştım ki beni rahatsız eden şey her neyse bunu yapmayı kesmese kesinlikle bir büyü savururdum. Vücut hareketlerimin kısıtlanmasına karşı bir fobim olduğunu düşünüyordum uzun bir zamandır. Emin olmamakla birlikte bunu test etmenin güzel bir vakit olduğunu sanmıyorum. Ayaklarımı rahatça kullanabilmeye başladığımda hemen Samuel’e doğru döndüm. Kulaçlarıma kuvvet.

Samuel? Nereye kayboldu bu çocuk? Az önce gelişini kendim hayal etmiş olamazdım, değil mi? O kadar da kafayı kırmamıştım henüz. “Sam… Samuel?” diye seslendim. Öncekine nazaran daha kısık ve biraz da endişeli çıkmıştı sesim açıkçası. Biraz daha ileriden gelen suyun üstündeki kabarmaları fark etmemle buz kesmiştim. Suya dalıp bir şeye takılmış olmalıydı. Aksi halini veya başka olasılıkları düşünmek bile istemiyordum. Onu buraya kadar ben sürüklemiştim. İşte bu yüzden bir işe kalkışacaksam hep kendi başıma olmayı tercih ediyordum. Samuel’in herhangi bir sorunu birlikte çözme fikrine niye sıcak bakmıştım ki? Endişelenmeyi sevmezdim ama sürekli bir şeyler veya birileri için endişelenirdim. Oldum olası endişe ettiğim her şeye bir sorun getirmeye çalışırdım. Ev cinlerine köle gibi davranılması, hayvanlara işkence edilmesi, fantastik canavarların avlanması, endüstriyelleşmenin doğaya verdiği zarar, arkadaşlarımın dertleri… Daha da sayabilirdim. Kimi kandırıyorum ki? Endişelenmek benim büyük bir parçam olmuştu artık. Şimdi de Samuel için endişeleniyordum. Asama küçük bir dokunuşla “Lumos” büyüsünü gerçekleştirdim hemen. Ayağım tekrar huzursuzlanınca at çiftesi gibi bacağımın birini savurup derin bir nefes alıp gözüm kapalı bir şekilde suyun altına daldım hiç düşünmeden. Önümü net görebilmek için yüzeceğim yöne, Samuel’in olduğu tarafa doğru tuttum asamı. Hala çok net göremesem de Samuel’i seçebiliyordum. Hızlıca aramızdaki mesafeyi kapatacak ve onu yüzeye doğru çekmeye çalışacaktım. Yanına neredeyse vardım sayılırdı.

Bakalım Eadwig’in yardımına ihtiyaç duymadan çıkabilecek miyiz buradan? Veyahut Cynthia tarafından önce kurtarılıp sonra da falakaya yatırılmadan başımızın çaresine bakabilecek miydik? Hadi bismerlin.

Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 1, total 1

[/justify]

Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« Yanıtla #3 : 13 Şubat, 2022 22:40:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Suya atladıktan sonra Charlotte'a doğru yüzüyordum, sonra anlık bir korku yaşatmanın eğlence katacağını düşünerek suyun altına daldım. Buz gibiymiş ha! Dişlerimi birbirine vuruyorum neredeyse ama soğuk havayı sevdiğim için değişik bir zevk de veriyor bu bana. Kara Göl'e bu saatte ve bu tarihte daha önce hiç girmemiştim bu yüzden değişik bir tecrübe oluyor. Korkmalı mıyım yoksa söylendiği kadar da tehlikeli değil mi göreceğiz birazdan. Bir şey olursa da asam elimde zaten. Her ihtimale karşı gözlerimi araladım suyun içinde, nereye gittiğimi göreyim diyordum ama tam da bu sırada yüzüme değen yumuşak sümüğümsü bir his bırakan yosun ile birlikte ayağımı bir şeyin yakalaması bir oldu. Ben yukarı çıkmaya çalışırken sanki sol ayağıma bir halat bağlanıyor gibiydi. Panikleme, çok sıkı olamaz, bir yosundur sadece bu da... Ama yok, tepiniyorum bildiğin fayda etmiyor. Nefesimin yetmemeye başladığını hissediyorum, daha çok aşağı çekiliyorum. Asam ile büyü yapmak istiyorum ama sözsüz büyü ne var ki? İşe yarayacak bir şey o sırada oksijen eksikliğinden aklıma gelmiyor derken Charlotte yetişti ve ellerimi tutarak beni yukarı çekmeye başladı. Ben de boştaki ayağımla diğer ayağımı sarmalayan şeyi tekmeleyince bir anda boşluğa düştüm ve hızla yukarı yüzmeye başladım.

Kafam soğuk havayla yüzleştiğinde göğüslerimi şişirerek derin bir nefes almıştım. "Ohhh!" dedim sakinleşerek. Nefes nefese karşımdaki ıslak kıza bakmaya başladım. "Bir an- hiç- gelmeyeceksin sandım." Asasının ucundaki ışık gözümü alıyordu ama etrafı görebilmek adına çok mantıklıydı. Elini tutarak hafifçe kenara kaydırdım onu daha rahat görebilmek için. Saçlarım nasıl duruyordu acaba? Çok dağılmış mıyımdır? Hızla saçlarımı sağa sola sallayarak suyunu attım ve parmaklarımı geirdim şeklini düzeltmek için. Baktım hep kızın suratını ıslatmışım bunu yaparken. Güldüm gözlerini kırpıştırırken. "Pardon, iyiyim şimdi. Yosuna takıldım sanır-" Lan! Nereye gitti kız? Bir anda aşağı doğru batmıştı Charlotte. İki sohbet edeceğiz ulan ne bu böyle? Acil çıkmamız lazım buradan.
Kesinin birinin gözü kaldı.


Geri dalıyorum ve Charlotte'un kurtulmasını sağlıyorum sonra da inş çıkıyoruz buradan.
Yetenek 1d8 : 1, total 1
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 3, total 3


Çevrimdışı Eadwig Alger Boleyn

  • Slytherin Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 93
  • 326 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Eadwig Alger Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ceren
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 24
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 20
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 3. Seviye
Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« Yanıtla #4 : 13 Şubat, 2022 23:00:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Neden gözüm bunlara kayıyor benim?

Kız umrumda değil ki. Hem o kuzenim için bana çemkirdi canavar gibi. Kuzenimi de zaten günahım kadar sevmiyorum. Yine de ilk Charlotte gitti göle. Bahçede bizimkilerle oturmuşken gözüme takıldı bak. Normalde bulunduğu ortamda olmamaya çalışıyorum. Göle girdi bu. Sonra benim kuzen gitti. Soyundu gölün yanında, bak soyundu tamam mı? Ben dedim ki bu sahneyi izlemek bana sadece mutsuzluk ve sinir verecek. Gözümü kaçırdım. Yine de bazen, kendini tutamazsın ya hani. Kafamı çevirsem de gönlüm kaldı orada. Dönüp dönüp bakıyorum. Yüzüyordu kuzenim kızın yanına. Daldı. Daldı ve bir daha çıkmadı. Dipten gidiyor sandım ama kız endişelendi. O da battığı yere yüzdü kuzenimin. Sonra o da battı. Benim kuzenim çıktı. Ne oluyor lan orada suyun içinde oynaşıyorlar mı diyordum ki benim kuzen de bir anda battı. Kesin suyun altında öpüşüyorlar bunlar. Ben sizin kafanıza sıçayım iyi mi? Bir yanım bana ne diyor, bir yanım kafanıza şapayım diyor. Derken kendimi ayakta buldum. Winton ve Cyneric nereye gittiğimi sormadan göle doğru koşmaya başladım. Koşarken de cebimden asamı çıkardım.

“Namussuz şerefsiz haysiyetsiz!” diye hırlayarak gölün yanına geldim. Bunların daldığını gördüğüm yere asamı doğrulttum. Arkadaşlarımın ne olduğunu sorduğu cümlelere aldırmadan “Accio pantolon!” dedim kuzenimin pantalonuna. Sonra da kızın kıyafetine de bir “Accio bluz!” çaktım. Ardından da geri kaçtım bana gelirken üstüme düşmesinler diye. Yere yapışsın köpekler! Gölün altında öpüşüp romantizm yaşamak neymiş? Profesör Urswick’e söylemeyim diye yalvarmalılar bana!


Çevrimdışı Eadwig Alger Boleyn

  • Slytherin Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 93
  • 326 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Eadwig Alger Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ceren
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 24
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 20
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 3. Seviye
Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« Yanıtla #5 : 13 Şubat, 2022 23:14:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Hüü bizi kurtardın mı hüüü dendiği için 1d10 zar atıyom. Az atarsam ölsün köpekler çıplak

Rolled 1d10 : 7, total 7


Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« Yanıtla #6 : 13 Şubat, 2022 23:31:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Güzelim kızı buldular tabi abi, aşağı çekiyor ne üdüğü belirsiz yosunlar. Her anlamda ışığım kayboldu gitti suyun diplerine doğru. Girdim hemen peşinden bodosloma, kızın elini tutayım derken bu sefer benim elimi yakaladı yeşil varlıklar. Gözleriyle bakışınca canlı olduklarına kesin emin olmuştum ve amaçları da bizi boğmaktı belli ki. Hem de şerefsizler asalı elimi yakalamışlar bir şey yapamıyorum!

Sağ tarafımda benden daha dipte de ayağından yakalanmış Charlotte ilerliyor. Yüzündeki endişeli ifadeyi görebiliyorum ama bir şey diyemiyorum ona da çünkü hızla aşağı doğru çekiliyoruz ikimiz de! Sol elimle bileğimi çevreleyen yosunları çıkarmaya çalıştım ama başaramadım, bir yandan da su yutmaya başlamıştım. Bu sırada Charlotte'un bluzunun kollarından sıyrıldığını ve tamamen kızı bıraktığına şahit olunca istemsizce gözlerimi kapattım. Ayıp olurdu, utanacağına eminim. Ne giydiğini belli belirsiz görebilmiştim ama bunun hakkında düşünmek istemiyorum. O istemeden böyle bir duruma düştü sonuçta. Benim de pantolonumun yukarı doğru sıyrılmak istediğini fark ettim bu sırada. Neyseki kemerimi sıkı bağlamıştım. Biri de yukardan mı çekiyordu bizi acaba diye düşünmeye başlamıştım ki belimi acıtacak bir ivmeyle yosundan kurtulup suyun üzerine doğru fırladım ve kendimi sert toprağın üzerinde kayarken buldum. Su yutmuştum çokça, onları öksürmeye başladım önce. Sonra etrafıma baktım ve kuzenimi gördüm. Kurtarmıştı beni. Charlotte gözükmüyordu. Hala suda olmalıydı. "Abi kız yok kız!" Ben buraya uçarken yana doğru elimden fırlamış olan asama koştum hemen, sonra da geri Kara Göl'e koşmaya başladım. Ayaklarım yine soğuk su ile birleşince de az öce olduğumuz yeri tahmin ederek "Mobilicorpus!" diye bağırdım. Charlotte'u yanıma getirecektim ve bitecekti bu macera. Sonra da kuzenime teşekkür ederdim.

Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 1, total 1

Çevrimdışı Charlotte Vera Rillian

  • Hufflepuff
  • 8. Seviye
  • İleti: 39
  • 295 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Charlotte Vera Rillian
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Asu
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 7
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 13
  • İksir Kabiliyeti: 3
Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« Yanıtla #7 : 14 Şubat, 2022 01:09:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Samuel’e attığım destekle onu suyun üzerine geri çekmeyi başarabilmiştim. Endişeyle birlikte gelen güç artışından mıdır nedir beklediğimden daha kolay olmuştu. Derin bir nefes almak için suyun yüzeyine çıkmayı başardığımda oksijenin tekrardan ne kadar güzel bir şey olduğunu anlamıştım. “Sonunda.” deyip gülmeye çalıştım peş peşe alıp verdiğim nefesler arasında. Cümle kurabilecek gücümün olduğunu zannetmiyorum. Nefes tutma sınırımı çok zorlamıştım. Samuel’in elimden tutup beni kaydırmasıyla minicik ilerledim. Asamın ucundaki ışık huzmesini söndürmek istemiyordum. Neden böyle olduğunu soracaktım ona. İyi bir yüzücü mü değildi yoksa yosun mu rahatsız etmişti? Nefesim biraz düzene oturunca karşılık verdim. “Nasıl gelmem?” dedim. Arkadaş olarak ona değer vermeye başlamıştım çoktan. Tek sorun sadece bir türlü uzun uzun sohbet edemiyorduk. Çıkınca şu lanet yerden bunu da gerçekleştirebilirdik.

Ben böyle rahat bir şekilde çıkıp gidip kurulanmayı düşünürken birden tuttu bir şey beni ayağımdan. Yosun mosun olamaz artık bu. Sesimi bile çıkaramadım, o denli ani olmuştu. Asamın yaydığı ışıkla az buçuk bir şeyler görebilmeyi başardığımda sorunun ciddiyetini kavramıştım. Korkmaktan fersah fersah uzaktım. Konuşabilseydim belki ayağıma dadanan bu minik canavarları ikna edebileceğime inanıyordum. Giderek aşağı çekiliyordum. Çırpınmam nafileydi. Batırılışımın en büyük sıkıntısı nefesimi kontrol altına alamamam olmuştu. Ciğerlerim mi yanıyordu? Sakinliğimi korumalıydım. Asamı daha da sıktım düşürmemek için. Kollarıma gelenlere vurmaya çalışıyordum. Fiziken bu beni daha çok yoruyor, daha dibe çekiliyor ve nefesim solup gidiyordu. Tek olmadığım için az önce kendime kızarken şimdi ise Samuel’in varlığına güvenebiliyordum. Her şey o kadar hızlı ve o kadar saçma oluyordu ki gülebilecek durumda olsam kesin gülerdim. Ben kendimi rahatlatacak şeyler düşünmeye çalışırken kollarımda bir kuvvet hissettim. Büsbütün sarıyordu. Enerjinin gücünü suyun altında daha mı iyi hissediyordum bilmiyorum, zorla kaldırdım kollarımı. Garkenezlerin sebep olmadığı kesindi. Üstüm sıyrılıp giderken tutmaya çalışmama rağmen başaramadım. Çok su yutmaya başlamıştım. Bluzum giderken daha da dibe doğru gidiyordum. Ölmezdim değil mi? Ölüm ani gelir derlerdi. Hayır, hayır… Olumsuz şeyler düşünmüyorum. Hem ölüm de yaşamın antisyasıydı. Ölüm ve yaşam birbirini açığa çıkarıyordu. Hayatı değerli kılan şey de buydu. Neler düşünüyorum ben? Çiçekleri düşün. Aileni düşün. Yaşamın bütün güzelliklerini düşün ve daha da çırpın. Çırpın ki çık o yüzeye.

Sözsüz bir büyü yapmaya çalışacaktım. Daha önce hiç denememiştim. Yeteneklerimi sonuna kadar zorlamalıydım. Gözlerimi açtım ve odaklanmaya çalıştım. Ayırma büyüsü üzerine bütün benliğimi kanalize etmeye çalışıyordum. Mırıldanmaya çalıştım. Saçmalık. Daha da su yuttum. İşte, tam o anda bir şey oldu. Bütün vücudumu şiddetle çekerken ruhumu hafifleten bir şey. Bilincimi yitirmeye ramak kala sudan kurtulmuş muydum? Hızla süzülüyordum havada. Islak saçlarım omzuma ağırlık yaparken sudan çıkışımla kendimi bir et parçasının üzerinde bulmam bir olmuştu. Güçsüzlükle dirseklerimden destek alıp kafamı sağa doğru yatırıp öksürmeye başladım yuttuğum suları. Suyun pisliğinden midem bulanıyordu. Boğazımı rahatsız edecek derece de öksürmeye devam ettim bir süre. Aklıma erişebildiğimi fark ettiğim anda başımı çevirdiğimde bana baka Samuel’in gözleri ile karşılaştım. Elli beş kilo bir şeyim ben. Koskoca çocuğu devirmiş olduğuma inanamıyordum. “Of! Garkenezler... Çok fazlaydılar... İyi miyiz artık?” diyerek biraz sersemlikle biraz da sinirle başımı göğsüne vurdum refleksle. Düştüğümüz duruma inanamıyordum. Sadece boğulma tehlikesi atlatmak mı? Ama… Oh… Benim… Unuttuğum bir şey vardı. Daha rezil bir şey yaşayamazdım herhalde. Hemen üstünden kalkmalıydım. Bir an doğrulmak için kafamı kaldırdım. Tişört, cübbe, üstüme geçirmelik ne varsa bulmalıydım. “Bluzum nereye gitti ki benim!?” diye bir çıkış yaptım utançla. Transparana yakın üstünde papatyalar olan iç giyimimi kalkarken kollarımla sarıp ayaklandım. Daha da utanacaktım. Görüş açıma parlak bir şey girdi. Hayır, birisi. Karanlıkta bile saçlarıyla parlayan birisi. “Yüce Merlin… Eadwig? Nasıl? Sen…” dedim demesine ama çok mantıklı bir şeyler söylemediğimin ilk defa bu kadar çok farkındaydım. Çevirdim bakışlarımı. Daha da kötüsü Eadwig’in arkadaş grubu da oradaydı. Havanın karanlık olması durumu toparlıyordu sanırım. Suda boğularak değil de utançtan şurada ölebilirdim hemen. Ama çekinecek bir şey yapmamıştım ben. Açıklama yapmam gerekli miydi? Hayır, her şeyden önce ilk giyinmeliydim. Bana bir şeyini vermezdi asla o. Bir şey istemektense gider Samuel’in suya girmeden önce çıkardıklarından bulurdum. Gözümle hala yerde bluzumu arıyordum. Tişörtün oraya doğru gittim. Soracak durumda değildim. Samuel'in giyecek bir şeyi var mıydı? Merlinsizler... Onca kişiler orada biri de üstünden bir şey çıkarıp vermiyor. Sinirlerim bozulmuştu düştüğüm duruma. [/justify]
« Son Düzenleme: 14 Şubat, 2022 01:23:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Charlotte Vera Rillian »

Çevrimdışı Eadwig Alger Boleyn

  • Slytherin Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 93
  • 326 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Eadwig Alger Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ceren
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 24
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 20
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 3. Seviye
Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« Yanıtla #8 : 21 Şubat, 2022 04:09:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kuzenim suyun üstünden son hızla fırladı üstüme. Kenara çekilince amele sümüğü gibi yapıştı yere. Yarı çıplak bir de... Ellerimi ve dişlerimi sıkmış bakıyor, yerde yatıyorken tekmeyi bassam diye düşünüyordum yuttuğu suyu öksüre öksüre çıkaran kuzenime. Çevresine bakındığında ilk söylediği şey, abi kız yok oldu. Düşe kalka asasına koşup kızı da çıkarttı gölden. Hatta öyle bir şey yaptı ki...

Kızı çıkarttı, kendine doğru getirdi... Ben kızın bluzüne accio yaptığım için neredeyse-çıplak-olan-kızı-göğsüne-getir- ULAN NE YAPTIN SEN BÖYLE? Öyle bir nefes aldım ki yanımdaki Winton ve Cyneric koluma yapıştırlar bir şey yapmayayım diye. Kızın papatyalı iç çamaşırı, çıkar çıkmaz kuzenimin göğsüne kafasını koyması. Öylece durmaları. Winton’a döndüm çaresiz bir şekilde. Bir kere bile bahsetmemiştim ama Winton çok zeki adamdı. Anlayalı seneler oluyordu. Sadece baktım ona. Bakmamla “Boleyn.” demesi bir oldu. Normalde soyadımla hitap etmez. Böyle demesinin sebebi ailemi hatırlamamdı. Kız ile aramda olan tek olgu. “Oy gözlerimi.” dedim. “Ya da öldür beni de görmeyeyim şu görüntüyü.” Benim kalbim sürekli onun adını söyleyerek atıyorken, kendi ismini duymak için BENİM göğsüme kafasını koyması gerekirken şerefsiz bok kafalı kuzenimin göğsünde yatıyor. Tenleri birbirine değiyor. Yarı çıplaklar. Ölsem daha iyi. Şuan şurada ölsem daha iyi. Keşke çıkartmasaydım gölden onları. Gölde yiyişselerdi de, gözlerim görmeseydi yiyişmelerini. Yemin ediyorum daha önce bu kadar kötü hissetmedim kendimi.

Dedim “Gidelim.”

“Nolur gidelim.”

Winton da kafasını salladı olumlu anlamda. Döndük arkamızı gideceğiz, kızın adımı söylemesi ile mıhlandım yerimde. Ne tatlı söylemişti ismimi. Geçmişte onunla yaşadığım anılarım bir bir kafamda canlanırken demin gördüğüm görüntü önlerini kapatıyordu. Kapattım gözlerimi. Sıkıca. Kuzenimle koyun koyuna oldukları görüntü daha da belirginleşti. Omzumda Samuel’in elini hissettim sonra. Omzumdan tutup kendine çevirdi. Teşekkür gibi bir şey söylüyordu ki ben döndüğüm gibi yumruğu burnuna geçirdim!

“SİKTİR GİT GİZLİ BİR YERDE YAP NE YAPACAKSAN!” diye bağırdım hemen ardından. “SENİN SEVİŞMENİ GÖRMEK ZORUNDA DEĞİLİM!” Bilerek Samuel ile konuşuyordum. Charlotte... Ona bir şey söylesem sinirimi kontrol edemeyeceğimi ve kendimi küçük düşüreceğimi biliyordum. Bu yüzden tamamen yok sayıyordum kızı.

Yetenek 1d10 : 9, total 9
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 5, total 5


Çevrimdışı Charlotte Vera Rillian

  • Hufflepuff
  • 8. Seviye
  • İleti: 39
  • 295 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Charlotte Vera Rillian
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Asu
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 7
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 13
  • İksir Kabiliyeti: 3
Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« Yanıtla #9 : 21 Şubat, 2022 04:42:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yerden aldığım tişörtü hemen üstüme geçirdim. Bluzu aramak ile vakit kaybedemeyecektim ve yaşadığım utanç yerini sinire bırakıyordu. Üşümem artarken içim alev alıyordu. Hasta olacaktım kesin, Samuel’i de hasta edecektim. Bu çocuğa sürekli borçlanıyordum. Mendil olayı, sarıyı aramama yardım etmesi ve şimdi de garkenezlerin elinden beni çekip alması. Sohbeti ilerletmemiz onun yararına mı olmuştu yoksa zararına mı artık emin olamıyorum. Samuel’e doğru döndüm giyinince. Ona da montunu vermeliydim ki hemen üşümemeliydi. Harekete geçeceğim anda ayağa doğruluğunda kolunun hareketinde bir gariplik gözlemlemiştim ancak gecenin karanlığında ay ışığı ağaçların oraya çok vurmazken anlayamıyordum. “Koluna biir şey mi oldu?” dedim demesine ama Eadwig’in geri dönüşüyle kendimi tetikte olmak zorunda hissetmiştim. Neden bilmiyorum. Kermesteki tatsızlıktan dolayıydı muhtemelen. Sahi… O neden gelmişti ki buraya? Samuel ona teşekkür ediyordu. Uhmm… Az önce düştüğüm durumu kasıtlı yapmış olabilir miydi? Neden yapsın? Hiçbir zaman kötü biri olduğunu düşünmedim onun. Basbaya yardım etmeye çalışmış ama sonucu istediği gibi olmamıştı muhtemelen. Yine de bir teşekkür etmeliydim, diye düşünüyordum. Oldukça masum.

Saniyeler içerisinde ejderhanın kuyruğu kopacaktı. Kulaklarımı kapatmak istedim o an. Neler duyuyordum öyle? Hayır, bu gerçek olamayacak kadar çirkindi. Ve sonra bir yumruk. Ne derdi vardı? İki adımda Winton’ın yanına vardığımda yumruklarımı sıkıyordum. Kermesten sonra bunu ikinci kez yapıyordum. Eadwig’in arkadaşına bir şeyler söylemek istedim ama ağzımdan çıkmadı. Ne diyecektim? Ayırmalarını istemek çok saçma mı olurdu? Aklım durdu. “Aptal! Koca bir aptalsın Eadwig! Ama hiçbir şey yapmayacağım bu sefer. Boğuluyorduk! Söylediğinin farkında mısın? Yeter artık. Görmezden de gelmeyeceğim ‘kuzen kavganızı’. İstediğinizi yapın. İkidir bu duruma düşmekten sıkıldım. Ne yapacaksanız ve birbirinize neleri bağıracaksanız gözümün önünde olsun.” dedim. Hiddetle başlayan sözlerim yerini sakinliğe bırakmıştı. Yere oturmaya hazırlanıyordum. Oturmadan önce Winton'a düşük bir ses tonuyla asıl söylemek istediğimi söyleyecektim. O ulaşması gereken yere ulaştırırdı. “Yalnız kaldığınızda onun için geldiğimi söyle. Ve yıldızların söndüğünü de.” Avlama konusuna referans veriyordum. Söylediğimde son derece ciddiydim. Yalnızca ikinci kısmı söylerken sesim titremişti. Yalan söylüyordum çünkü. Yıkık bir halde oturdum toprağın üzerine.
« Son Düzenleme: 22 Şubat, 2022 03:31:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Charlotte Vera Rillian »

Çevrimdışı Eadwig Alger Boleyn

  • Slytherin Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 93
  • 326 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Eadwig Alger Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ceren
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 24
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 20
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 3. Seviye
Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« Yanıtla #10 : 21 Şubat, 2022 07:35:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ben kuzenime vurduğum gibi Charlotte üstüme yürüdü kermeste yaptığı gibi. Benim aptal olduğumu söyledi bağırarak. “Rillian!” diye bağırdım. “DÜZGÜN KONUŞ BENİMLE!” Birbirimize bağırdık böyle. O ise durmuyordu. Boğuluyorlarmış! Suda öpüşün diye ben mi dedim? Ben mi dedim nefes alışverişi yapın suda diye? Hem neden bahsediyor ki? Gözünün önünde mi bağıracakmışız? Şuan sanki kapalı kapılar ardında bağırıyorum! Bir duruma düştüğü de yok! Olanı söylüyorum! Kuzenimi tanımıyordu bile. Koluna girdi kermeste, şimdi ise ikisi de çıplak bir şekilde suyun altında öpüşüyordu. Zevk mi alıyor bu durumdan? Öc alıyor değil mi? Onu üzdüm, o da beni üzecek. Ben zevkine mi üzdüm peki onu? Onu düşündüm! Onu düşündüğüm için üzdüm! Biliyor ki! Biliyor yapamayacağımı! SALAK! APTAL KIZ! Kızların hepsi ne kadar aptallar! Eğer gerçekten seni umursamıyor olsam bu kadar açar mıydım kendimi? Çabalar mıydım? Ne kadar aptalsın inanılmaz! Duymuyorsun beni! Söylemediklerimi duymuyorsun işte. Bir hırşımla döndüm arkamı ve geldiğim yerden geri Hogwarts’a yürümeye başladım. Cyneric de benimle birlikte yürüyordu. Dişlerimi sıkmaktan çenem ağrıyordu. Kuzenime o şekilde yaklaşması ikisine de aşırı sinirlenmeme neden olmuştu. Ben mi kaşınmıştım peki? Onları oldukları yerden çıkarmak o manzarayı görmeme neden olmuştu. Hogwarts’ın kapısından girdim, merdivenlerden aşağı koşar adım indim. Slytherin Ortak Salon’u yerine zindanlara devam ettim. Yeterince derin koridorlara geldikten sonra yerde bulduğum rastgele bir zincir yığınına tekmeyi bastım.

“O DA BİR BOLEYN!” diye bağırdım. Winton daha yeni yetişmişti bize. Diğer öğrenciler duymasın diye bu kadar derine gelmiştim. Zaten akşamdı ve herkes Ortak Salonlara çekilmişti. “Kurallar ona işlemiyor da bana işliyor! ÖYLE BİR GÖRÜNTÜYÜ GÖRECEĞİME ÖLSEYDİM DAHA İYİYDİ!”

Cyneric şok içinde izliyordu duygu patlamamı. Sağa sola yumruk atıyor, arada rastgele büyülerle çevredeki şeyleri etrafa fırlatıyordum. “Kanka aileniz katı bu durumlarda ama kimse söylemezse bir şey olmaz. Bırak takılsın, sen de takıl bir ara. Sanki çocuk yapacaklar yahu.” dedi.

“Ya sen ne diyorsun?” diye bağırınca sustu. “Bir bok bilmeden konuşuyorsun! NE ÇOCUĞU? BİR DE ÇOCUK YAPSALARDI!” Winton ise sessiz kalmayı tercih etti. Ona baktığımda tüm sinirim gitti. Bana anlayışla bakması yeterdi. Şuan bu adam tüm sorunlarımı anlıyor gibiydi. “Sana yapma dediğimde dinlemeye başla artık.” dedi sakinliğini bozmadan. “Nasıl sakin kalabilirdim? Gölün içinde-” Sözümü bitirememiştim ki arkadaşım devam etti konuşmaya “Daha mı iyi oldu?” dedi. Olmamıştı. Hiçbir zaman bu konu ile ilgili iyi bir yol kat edilmiyordu ki zaten! “İkisini de elime geçirdiğim gibi birbirine çarpıp ters yöne doğru fırlatmak istiyorum!” gibi cümlelerle sağa sola büyü atmaya devam ettim bir kaç dakika. En sonunda Winton “Sen gittikten sonra Rillian sana söylemem için bir şey söyledi.” dedi. “Duymak istemiyorum!” diye bağırdım yerdeki samanları bir büyü ile hava uçururken. “Senin için geldiğini söyledi, yıldızlar sönmüş.”

Bir büyü atacaktım duvara ama asam havada kaldı. Döndüm Winton’a. “Öyle mi dedi gerçekten?” dedim. Çocuk kafasını salladı. “Ne demek olduğunu biliyorsun?” diye sordu. Bu sefer de ben kafamı salladım. İndirdim asamı. Cübbemin içine koydum. Tamamen sakinleştim bir anda. Sinirim kalmamıştı artık. Farkına varmıştım sadece. İstediğimi elde etmiştim işte. Soğutmuştum onu kendimden. Bu kadar acıtacağını tahmin ediyordum ama acınası hissedeceğimi düşünmemiştim.



Çıkıom konunuzdan, siz devam.


Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« Yanıtla #11 : 22 Şubat, 2022 00:14:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Charlotte'u kurtarmak için büyü yaptıktan sonra birkaç adım daha atmıştım suyun içine doğru, artık yüksekliği bileğimi geçiyordu ve kumlar git gelli bir şekilde dengemi bozmaya başlamıştı. Sabit durmaya çalışarak gözümü diktiğim noktanın hareketlenmesini bekliyordum; işe yaramazsa bir daha, bir daha denemem gerekirdi. "Hadiii!" diye bağırdım kendi kendime ve tam bu sırada suyu etrafa saçarak bana doğru, çok da yüksek bir ivmeyle uçmaya başladı. Ne yapacağımı bilemeden de göğsüme çarpmıştı bile, ayağımın da kaymasıyla ŞAK diye suya kapaklandım sırt üstü. Düştüğümde kolumu yosunlu taşlardan birine sertçe geçirmiştim, acıyla ağzımdan bir "Aahh!" sesi yükseldi ama kendimi tutmaya çalıştım olabildiğince. Dirseğimin acıdan yandığını hissediyordum. Sanırım gözlerim de dolmuştu ama kendimi tutmam gerekiyordu. Şu an göğsümde teni tenime değmekte olan ve az önce boğulmaktan son anda kurtulmuş minik bir kız yatıyordu. "Charl?" dedim öksürerek ağzındaki suyu boşaltırken. Beni duymamıştı o hararetle. Ardından kafasını göğsüme vurdu bir kere ve hayıflanmaya başladı. Vuruşuyla hafif vücudum sarsılmış ve "Ağğh..." diye bir ses çıkarmıştım tekrardan. Kolum... Kesinlikle iyi durumda değil. "İyiyiz iyiyiz." dedim sorusuna cevap vermeye çalışarak. Bu sırada kafasını kaldırmıştı. Gözlerimizin buluşması için bakışlarımı kaldırıyordum ki bluzu olmadığını unutarak vücuduna kaydım önce. Papatyalı... Kaldır gözünü! Direkt yüzüne çevirdim, sonra da sakin durmaya çalışarak bakışlarımı uzaklara yönlendirdim. Düşünme onu, başka şeyler düşün. Burnunun ucundan damlayan su damlacıkları, saçındaki yosunlar, bakışlarındaki temizlik... O kadar duru ki. Kafayı yiyeceğim. Az daha kaybediyordum hem de. Ne kadar salağız. Çok salak!

Charlotte kuzenimin adını seslenip ayaklanırken ben de bir nebze de olsa bu samimiyetimiz bittiği için sevinerek derin bir nefes aldım. Daha fazla dayanamayacaktım bu şekilde. Kolum da fenaydı. Charlotte giysilerime doğru ilerlerken o tarafa bakmamaya çalışarak kuzenime döndüm. Aslında arkasını dönmüş gidiyordu, büyük ihtimalle bizi yalnız bırakmak istemişti ama durdurmak için koşar adım peşinden gittim. "Eadwig, sen olmasan şu an ikimiz de burada olmazdık. Teşekkür ederim dostu-" Yüzüme yediğim yumrukla sırt üstü yere kapaklanmam bir oldu. Şaka mı bu artık? Kaçıncıya yumruk atışı bu bana, hem de yine Charlotte'un yanında? “SENİN SEVİŞMENİ GÖRMEK ZORUNDA DEĞİLİM!” diye bağırmıştı bana kuzenim. Sevişmek mi? Bu çocuğun ne sıkıntısı var benimle? Veya Charlotte ile? Şimdiye kadar asla bir kızla olmamı bu kadar sorun etmemişti. Burnumda inanılmaz bir sızı var, kanattı piç herif, kolum da birazdan kopacak herhalde yerinden! Sinirden ayağa kalktım geri. Bu sefer asamı aldım elime, kesin dövüşeceğim diyorum ama baktım yine, bir önceki sefer olduğu gibi, bu ikisi kavga ediyorlar. Aralarında ne var bilmiyorum, nereden tanıştılar ve birbirlerini niye çekemiyorlar orasını da anlamış değilim ama bu kavga sadece ben ve kuzenim arasında değil belli ki. Bir şey yapmak yerine Charlotte'un az önce bana uzattığı montu sırtıma attım. Kızgındım. Eadwig uzaklaşmaya başladığında tek yaptığım yerdeki kazağıma doğru ilerlemekti. Sağlam elimle kazağımı yerden aldım, sonra yere bağdaş kurmuş oturan Charlotte'ın yanına birkaç adım attım. Kazağı kucağına bıraktım üşümesin diye. Üşüdüğüne emindim ama şu anda bundan daha fazla yardımcı olabilecek ne halim ne de isteğim vardı. "Hastane kanadına gitmem gerekiyor. Eadwig ile kavganız - veya aranızdaki şey her neyse bittiğinde görüşürüz." dedim sinirle. Ardından yukarı doğru tırmanmaya başladım kızı orada sırılsıklam bırakarak. Aralarında nefretten daha öte bir şey var da bana söylemiyorlar gibi bir his vardı içimde. Madem öyle en başında söyleselerdi. İkidir başıma gelmeyen şey kalmadı ve ne için? Kara Göl'de canımı tehlikeye attım, kolum kırıldı büyük ihtimalle, burnum kanıyor, donuyorum ve Charlotte da bana "kuzen kavgası" yapıyorsunuz diyerek trip mi atıyor? Yok ben daha fazla uğraşamam.

Çevrimdışı Charlotte Vera Rillian

  • Hufflepuff
  • 8. Seviye
  • İleti: 39
  • 295 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Charlotte Vera Rillian
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Asu
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 7
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 13
  • İksir Kabiliyeti: 3
Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« Yanıtla #12 : 22 Şubat, 2022 02:32:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Soyadımı bağırdı yine. Kendi yaparken hiçbir sorun yok, ben konuşunca mı suç? Konuşmak diyorum çünkü inanılmaz bir sakinlik belirtisi gösteriyorum. Buruğum. Niye bilmiyorum. Bilmek istiyorum. Olmuyor. Cevap vermedim. Eadwig’e gelince cevap veremiyordum. Halbuki kalbimi bin parçaya bölmemiş miydi o? Beşinci sınıfın sonunu ve yaz tatilini hatırladım. Kimseye anlatamadım. Anlatsam ne söyleyebilirdim? Hiçbir şey. Şu an için bildiğim tek şey vardı, o da; Winton’a söylediklerim. Emindim. Avlayacaktım onu. Hala kafamda bir konsepte oturmuyordu kendi söylediğim ama Eadwig’in asıl çekeceği bundan sonra başlayacaktı. Gittiği her yerde karşısında olacaktım. Hep istediği yola yönlendirmişti ama bu sefer gidişat değişecekti. Artık yeter, dedim kendi kendime. Herkesin istediği gibi beni çekiştirdiği dönem kapanacaktı. Yalnızca gidişinin arkasından bakakaldım. Uzaklaşana kadar izledim onu. Yıldız dediğin parlar, yaş aldıkça zamanla daha da parlar… öyle çok parlar ki en nihayetinde çektiği hidrojenle patlar. Süpernova patlamasının gücüyle arta kalan parçalar geçmişin üstünü muazzam şekilde örter. Ve belki de kim bilir yeni bir medeniyeti doğuru, yeni bir nesile ev sahipliği yapar, yeni bir hikâyeyi ortaya çıkarırdı. Bilinmezliğin kollarında asılı kalan birden fazla gelecek vardı.

Samuel’in yediği yumruk yüzünden burnundan kanlar akıyordu. Kolu da hiç iyi gözükmüyordu. Ayaklanmaya hazırlanırken kucağıma geldi kazağını bıraktı. Hala beni düşünüyor. Şaşkın şaşkın baktım kazağına. Üşüyordum ama giymek doğru gelmiyordu. Giymemek de saygısızlık olurdu. Doğru gelmemesinin sebebi suçlu hissetmemdi. Suçlu hissetmem gerektiğinden eminlik duyamıyorken hele de bu düşünceler daha yoğun bir rahatsızlıkla siniyordu üzerime. Boğazıma bir yumru oturdu söylediğinde. Aranızdaki şey. Görüşmek istemiyordu benimle Samuel artık belli ki. Ben daha son sözümü söylememiştim. Yutkunmaya çalıştım. Titriyordum da soğuktan. Toparlanmaya çalıştım. Gidişini izlemeyecektim. Hastane kanadına kadar eşlik edip iyi olduğunu gözlerimle görmeden olmazdı. Kısa sürede benim için nasıl bu kadar değer kazandı? Kafam çok karışık. Eadwig ile aramızda zıtlaşmaktan, kavga etmekten, kırıp dökmekten başka ne vardı? Çok şey vardı veya yoktu. Samuel’den olanı biteni anlamasını beklemiyordum anlatsam da. Zamanında kendime söyleyemediğim şeyleri kuzenine mi söyleyecektim. Yalan da söyleyemezdim ki. Ben orada toprağa saplanıp kalmış şekilde düşünmeye çabalarken Samuel mesafeyi açıyordu. Kazağı omuzlarıma atıp koşturdum arkasından. Koşarken de bağırıyordum “Hey! Beni beklesene. Çekip gidemezsin öyle. Hele de bu halde.” diye. Duymamazlıktan mı geliyordu? Hakkıdır. Hiçbirini hak etmemişti bunların. Soluk soluğa yanına vardığımda incinmiş veya ne durumda olduğu belli olmayan dirseğinden tutarak koluna destek atmaya çalıştım. “Ben seni dinlemiştim. O gün. Bahçede.” dedim ilk olarak. “Seninle birlikte geliyorum. Kovmayı dene de görelim.” derken yüzüne bakmaktan ziyade koluyla ilgileniyordum kan görmek istemediğim için. Beni tutabiliyordu kan. Baş parmağımla dirseğinde şişlik oluştu mu diye yoklarken de konuşmaya giriştim ne diyeceğimi bilmeyerek. “Eadwig… Sana değer veriyor. Bunu belirtmeden geçemem. Benim düşünceme göre yani... Birbirinizden oldukça farklısınız ve sen onu benden daha iyi bilirsin, öfkeli olabiliyor. Üzgünüm. Bunların hiçbirinin yaşanmasını istemezdim. Söylediğine karşılık vereceğim asıl cevabıma gelirsek; bizim aramızda anlaşmazlıklar var. Zıtlıklar var. Hazzetmiyor benden. Anlaşamıyoruz işte.” Yalan söylemiyordum teknik olarak. Bilgi saklıyor muydum? Evet sonuna kadar. Bunu yaptığım için kendimden nefret edecektim bir süre. Kimden neyi saklıyorum sanki? Neyden çekinerek hangi akla hizmet böyle bir aptallık yapıyorum? Sormamalıydı daha fazla. Sorarsa daha farklı cevaplar vermeye başlayabilirdim. Cidden, şaka gibi bir gece oluyordu. Hala aralarını düzeltmek istercesine bir de kuzeninin değer verdiğini söylüyorum. Biliyorum değer verdiğini. Tam olarak birebir bu şekilde dile getirmese de geçen seneden biliyorum. “Acıyor mu?” dedim burnuna bakmaya çalışarak çatık kaşlarla bakarak. İyi olması için elimden gelen her şeyi yapacaktım. [/justify]
« Son Düzenleme: 22 Şubat, 2022 02:46:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Charlotte Vera Rillian »

Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« Yanıtla #13 : 22 Şubat, 2022 16:05:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Charlotte peşimden gelmeye başladığında mutlu olsam da durmadan devam ettim yürümeye. Belki de fazla tepki veriyordum, normalde olsa hiçbir koşulda onu burada tek başına bırakıp gitmezdim. Hele bir de iki dakika öne hayatımız tehlikeye girmişken. Ne durumda olduğunu merak ediyordum da tabii ki, kötü olmasını istemezdim. Ama ben iyi değildim. Ve bu birkaç senede en iyi öğrendiğim şeylerden biri, önce kendini düşüneceksin. En başında Charlotte ile olmak istememin sebebi ne? Onunla beraber geçirdiğim vakitten zevk almak. Peki ben her seferinde neden bunun cezasını çekiyorum? Yanlış bir şey mi yapıyorum? İlk defa bir kız için her şeyi yapmaya hazırım. En azından diğerlerine olduğu gibi davranmayacağım, biliyorum bunu. Ve aldığım karşılığa değmeyeceğini düşünmeye başladım.

Eadwig'in aramızdaki ilişkiye (çok da bir ilişki var denemez ama) bu kadar sinir olmasının sebebini anlamaya çalışıyordum Charlotte konuşurken. Dirseğimden tuttuğunda acımasına rağmen tepki vermemeye çalışarak derin bir nefes aldım. Elinin orada kalması canımı acıtıyor olsa da ses etmeyecektim. Sessizce yürümeye devam ederken onu dinlememi istediğini söylüyordu. "Sonra da konuşabiliriz." dedim monoton bir ses ile. Dudaklarımda hissettiğim sıcak sıvı ve burnumdaki sızıyla sağlam kolumu kaldırdım ve elimin tersiyle burun deliklerime bastırdım kanı durdurmak için. Bu hareketim yüzümün tam ortasında büyük bir ağrı yaratmıştı ama dişlerimi sıkarak devam ettim hareketime. Sakat kolumda ise Charlotte'un parmaklarını hissediyordum. Tenimde parmak uçları gezinirken konuşmaya başladı. Eadwig diyerek girdi konuya. Evet, gerçekten hala Eadwig'den bahsediyordu. Göz devirmemek için zor tutuyordum kendimi. Eadwig'i o kadar tanıyormuş gibi konuşuyordu ki bu tanışıklığın nereden geldiğini sormadan edemeyecektim. Önce tamamen dediklerinin bitmesini bekleyecektim. İki insanın birbirini sevmemesi için ne gerekir? Önce tanımak, sonra sevmediğin huylarını ayırmak, sonra yaşanmışlık. Eadwig'i tanıyorum, hem de buradaki herkesten daha fazla. Ne çevresindeki Cyneric, Winton ne de Charlotte veya herhangi başka biri. Eadwig kardeşim gibidir. Evet, kavga ettiğimiz çok oldu şimdiye kadar ama asla bu sene olduğu kadar uğraşmamıştı benimle. Laf dalaşına giriyoruz belki ama onun için şimdiye kadar yaptıklarımın yanında iki çarpıtılmış sözün böyle seviyelere gelmesi mümkün değil. Biliyorum, kafasında başka bir şey vardı ve bu ben değildim. Charlotte'un da Eadwig'e karşı dolu olduğunu anlamak için pek zeki olmaya gerek yoktu. "Haz etmiyor demek..." diye mırıldandım sözlerine karşılık. Eadwig'in haz etmediği insanlara karşı davranışını biliyorum, bu böyle değildi. "Üzülmeni gerektirecek bir şey yok." dedim. Hala ona bakmıyordum. Bakın ben sinirimi çok zor gösteririm. Genelde insanlarla anlaşmaya çalışırım, sorun çıkmasından da haz etmem. Eğlenelim derim ya, neden kızıyoruz birbirimize? Olabildiğince insanları barıştıran, sorunları çözen kişiyimdir. Ama bazen yoruluyorum. Bazen de insanlar bazı şeyleri alttan almalılar. Geçen gün Eadwig'e yumruk atmıştım dayanamayıp. Konuşarak da çözmedik, bir şekilde geçti gitti işte. Her zaman böyleydi, darılmıyorduk birbirimize. Sadece şu an, bana anlatılmayan bir şeyler olduğunu bilmek inanılmaz soğutmuştu her konuda. Acıyor mu dediğinde Hogwarts'ın avlusuna gelmiştik, taş duvarlardan birine çöktüm. "Acıyor." dedim. "Kırılmış olabilir." Elimi de bir süre önce çekmiştim burnumdan, tekrar kan akışını hissetmeye başlayınca homurdandım. "Burnum da pek iyi değil herhalde." dedim. Bu arada çıplak göğsüme vuran rüzgar da acıdan terlediğim için iyice üşütmeye başlamıştı vücudumu. Hasta olmasam iyi. "Nereden tanışıyorsunuz? Neden seni sevmiyor? Veya gerçekten öyle mi?" Sonunda baktım Charlotte'a. Perişan duruyordu ama açıklama gelene kadar onu güldürmek için emek veremezdim. "Bak, aranızda ne var bilmiyorum. Hatta normalde inan umurumda da olmaz. Ama ben bana dürüst olunmasını istiyorum ve kuzenim benim için çok önemli. Tahmin ettiğinden çok, çok daha fazla. Eğer bir sorunun varsa anlat ama bana kalırsa sizin aranızda anlaşmazlık veya zıtlıktan daha fazlası var."
« Son Düzenleme: 22 Şubat, 2022 16:09:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Samuel Raymond Boleyn »

Çevrimdışı Charlotte Vera Rillian

  • Hufflepuff
  • 8. Seviye
  • İleti: 39
  • 295 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Charlotte Vera Rillian
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Asu
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 7
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 13
  • İksir Kabiliyeti: 3
Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« Yanıtla #14 : 23 Şubat, 2022 02:21:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Üzülmeni gerektirecek bir şey yok. Ben de böyle dedim kendime. Peki dinledim mi? Hayır. Dinleyebilir miydim? Zor. Geçmişi baz alınca da bunu yapabilmenin yürek gerektirdiği kanaatine varıyordum. Eadwig ile aram her zaman olduğundan daha da kötü. Onunla konuşabildiğim zamanları özlüyorum. Samuel’in arada kaynamasına sinirleniyorum ve suçluluk duyuyorum. Ne kadar da farklı kuzeninden. Konuşmaya çok açık birisi, sıcakkanlılığını her zaman gösteriyor, güldüğü zaman etrafı güzelleştiriyor. Bazılarının enerjisi etrafı aydınlatırdı, Samuel de onlardan biriydi. Belli belirsiz bir yüz ifadesiyle baktım ona. Sonra konuşabileceğimizi söylemesine rağmen ters tepki vermemişti trip atmasını saymazsak. Gönül mü koymuştu hakikaten? Tamam, gayet haklı sinirlenmekte de ben neden ortada ateş kurularak yakılıyorum? Sevdiklerimi çok severim. Onları kaybetmemek için elimden geleni ardıma koymam. Samuel de artık o kategoride. Yalnızca biraz garip gelişiyor her şey biz yan yana gelince. Dirseğinden elimi çektim. Belli etmiyor olabilirdi acısını. Minik bir şişlik olduğunu parmaklarım fark edince daha fazla oyalanmadan gitmemiz gerektiğini düşünüyordum. “Gidelim. Neden duruyoruz?” dedim Samuel taş duvara çökerken. Hasta olmak kaçınılmazdı artık. Ben panikleyip olduğum yerde kıpırdanırken o ise umursamıyordu. Acıyormuş canı. Acır tabi. Bakarken sanki kendi canım acıyor gibi sızlanıyordum içten içe. Burnunun pek iyi olmadığını söylediğinde kazağını feda etmeye hazırlandım. Elini çekmişti ama ben daha götüremeden aklındakiler bitmemişti. Dinledim onu üzgün bir ifadeyle. Üzgün hissetmemeliydim. Üzgün hissedeceğim tek şey Samuel’in başına gelenler olmalıydı. Bencillik yapamazdım.

Dürüstlük istiyordu. Herkes dürüstlük ister. Ne anlatacağım? Sorularından nasıl kaçarım? Cevaplamak istemiyorum hiçbirini. Başımı iki yana salladım istemeyerek. Cevap vermeyecekmiş gibi bir hale bürünürken ”…bana kalırsa sizin aranızda anlaşmazlık veya zıtlıktan daha fazlası var." deyişiyle ibreyi çevirmişti Samuel. Dışarıdan öyle mi gözüküyor? Hayır, hatta kuzeni tarafından. Yakını tarafından. Dişlerimi sıktım. Sonra da hiç düşünmeden kazağı akan burnuna doğru götürüp bastırdım. Bir elimle de başını öne doğru yatırmak için hamle yaptım. “Çok konuşuyorsun. Sus az.” dedim beni muhtemelen hiç görmediği bir ciddiyetle. Bahçedeki düşüncelerini sorgulamam hariç. Onda bile bir naiflik sezilebilirdi. Önüne doğru geçtim rüzgârı çok olmasa da engelleyebilmek için. “İkinci sınıfta tanıştık. Beni sevmiyor çünkü savunduğu ve temsil ettiği her şeye zıttım. Safkanım ama soylu değilim.  Benimle arkadaşlık bile yapamıyor sanırım bu yüzden. Senin sorun etmemen çok ilginç hatta.” diye giriştim konuya. “Bir Boleyn’sin ya hani sen de.” Bu düşünceye de beşinci sınıfın sonunda varmıştım. Altıncı sınıfın başında birkaç söylentiyle ve Eadwig ile karşılaşmam doğrultusunda anlam vermeye başlamış, kesinliğinden emin olmamakla birlikte bana karşı aldığı tavrın kaynağının bu olduğuna inanmaya başlamıştım. Sadece bir tahmin. Gerisini hiç düşünmemiştim. Serada bana söyledikleri tam teşekküllü bir çıkarım yapmayı sağlamıyordu. “Hem Eadwig ile tanıştığımdan beri Oscar vardı hayatımda. Eğer ima ettiğin şey buysa tabi.” Gitti kafam hayallerimde yarattığım erkek arkadaş prototipine.  Hedef saptırmayı kasıtlı olarak istememiştim ancak ağzımdan çıkıvermişti, tutamadım çocuksu yönümü. “Bittiyse artık kalkalım mı? Haa… Pardon.” diyerek kafasını doğrultmasına yardımcı oldum ve kazağı burnundan çektim. Zaten bu çocuğun bir şeyleri ya pasta kremasıyla ya da kanla ıslanıyordu. “Madem öyle… Hakkındaki çapkın söylentilerinden devam edelim mi? Koridorda ağlayanlar, ortak salonda bayılanlar… Neydi bizim binadaki kızın adı? Bir hafta boyunca adın ortak salonumuzda haykırıldı. Nahoş şeyler içeriyor tabi. Hiç de öyle durmuyorsun. Seni tanıdıkça şaşırmıyorum dersem yalan olur. Kime inanmalıyım sence?” dedim gülerek. Aklımda dolanan soruları bir çırpıda bugün yaşananlar vasıtasıyla sormuş olmuştum. O sırada da yolumuzu da hastane kanadına çevirmeye hazırlanıyordum. [/justify]
« Son Düzenleme: 23 Şubat, 2022 02:27:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Charlotte Vera Rillian »