Sabah vodkaya abanmanın o kadar da iyi bir fikir olmadığını anca saatin 12’yi vurduğunu gösteren ses ile birlikte anlayabilmiştim. Yaklaşık iki saattir baş dönmesi ile beraber odamda turlar atıyor, arada balkona çıkıp kafamı yağan kara uzatarak kendime geliyor, ardından bir yatağa yatıp bir ayağa fırlayarak devam ediyordum bardağımı yudumlamaya. Duramıyorum yerimde, kimse anlamıyor! Evde de böyleyim ben. Evdeki hizmetliler çocuklarla ilgilenmeleri gerekirken bana gelip çok içmememi, etrafa içki dökmememi, sabah sarhoş olmamam gerektiğini söyleyip uyarılarıyla kafamı şişiriyorlar. Size ne diye bağırmak istiyorum. “SİZE NE?” Huuff, sesli çıkmasını planlamamıştım. Olsun, çok iyiydi. Herkes duysun umursamadığımı. Evettt, bennn, kimseyi ilgilendirmiyorum. İstediğimi içerim. Balkona çıktım, “KİMMMSE-“ Hhahahah hayal görmeye başladım. Karımı halisüne ediyorum artık. O kadar mı sarhoşum yaa ben? İçeri döndüm ve aynaya eğilip yüzümü incelemeye başladım. Gözlerim bayıklaşmış, burnum da soğuktan kızarmaya başlamış, göz altlarım yorgunluktan morarmış biraz da. Bir tokat geçirdim yanağıma. “Kendine gel.” Söylediklerim beynimde tekrara düşüyor, sanki yankılanıyordu. Bardağı yere bıraktım ve zorlukla aynanın karşısında geri dikildim. “Göre göre, onu mu görüyorsun hayalinde?” Parmağımı aynaya yaslayarak tehdit etmeye başladım karşımdaki sarhoşu. “Hayır. Sen... Sana kimse karışamaz!” Kıkırdayarak balkona geri çıktım. Gözüm misafirimi arıyordu. Nerede kalmıştı artık sıkılıyordum! Kızacaktım geldiğinde. Anlamamış mıydı şiirimi? Daha az gizli atma şansım yoktu ama. Sonra paranoyak karım... Tam şu anda çığlığını duyduğum karım... “Hayalim böyle olamaz...” diye mızmızlanarak aşağıya çevirdim kafamı. Evet, oradaydı işte: Cynthia. Başından aşağı bir kazan dolusu şerbet dökülen tatlı eşim. Yok bu bir hayal ürünü değildi, kanlı canlı, biraz da şerbetli karşımdaydı işte. Ne zamandır görüşmüyorduk? En azından 2 ay geçmişti herhalde. Hım, iyi bakmış kendine.
Yanından sıyrılan tanıdık suratı görünce yüzüme bir tebessüm yerleşti. Güzel, misafirim bulmuştu yolu. Kapıya girişini izledim gözlerimle derken... Vuhuu, düşüyordum neredeyse. Biraz fazla mı eğiliyorum ben? UPS. Elimden aşağı uçan cam bardağı izlerken kıkırdamıştım yine. Sonradan ise Cynthia’ya yakalanma düşüncesiyle kendimi içeri attım. Düşünebilmiştim neyseki ya. Çok göz önünde bir yerdeydik. Hayatta buraya gelmezdi karım, ama yine de biliyorum ki 6. hissi çok kuvvetlidir. Uyuyacağım diye gidip mutfakta takılırken az yakalamadı beni, sonra kovulan kızı düşününce üzücü bitmişti tabi o hikaye. Bu sefer tepki alan sadece karşı taraf olmazdı ama, bir şey hissetmesi anında başım büyük derde girebilir. Perdeleri kapadım iyice, sonra da yatağa fırlattım kendimi. Çok mu dağınığım acaba? Iıh, çok da fark etmez. Daha az sarhoş olayım yeter.
Kapı açılma sesiyle dirseklerim üzerinde doğrularak odaya giren kişiye baktım. Yanakları, aynı saç rengi gibi kızarmaya başlamıştı soğuktan. Sadece yanakları değil tüm yüzünün renk değiştirdiğini görebiliyordum. Heyecanlanıyordu. Aramızdaki mesafeye rağmen kalbinin atışını duyabiliyordum. Üzerindeki elbiseye kaydı gözüm, gülümsedim. Hediyelerimi seviyordu, ben de ona hediye vermeyi seviyordum. Ben doğrulurken yanıma gelip aynı bir kedi gibi kollarını belime dolayıp kafasını da göğsüme yasladığında ben de bir kolumu ona sardım. Eğilip saçlarından derin bir nefes aldım. Çok tatlı yeni açmış bir çiçek gibiydi kokusu. “Hoş geldin küçüğüm. Bir an küçük notumun sana ulaşmadığını düşünmeye başlamıştım.” Ardından bu fazla yakın teması garipseyerek ayağa kalktım, aynanın karşısına geçerek kendimi izlemeye başladım. Arada sırada kendime bu kızın hala küçük olduğunu hatırlatmam gerekiyordu. Hem biz arkadaştık sadece, bunun güveniyle geliyordu yanıma. Amaan, bana neyse bundan. Geri döndüm misafirime. “Naber tatlım? Gezinizde karmaşalar var gibi gördüm.” Az önceki olayla ilgili bilgi almak istiyordum, tek amacım Cynthia’nın durumunu kontrol etmekti aslında ancak bunu direkt sormak istememiştim. Ardından yaklaştım ona doğru. “Ama sen uslu bir kızsın, öyle değil mi? Olanlara karışmamışsın. Onlar gibi çocuk değilsin...” Saçlarını okşamaya başladım. Tanıdığımda hiç de küçük gibi değildi bu kız. Nasıl anlamadım ki? Geri çekildim. İÇSEK Mİ BİRAZ DAHA? “Okulda çok sıkılmıyor musun? Bence biraz eğlenerek gönderelim seni geri.” Çantamın kapağını açarak içinden bir şarap şişesi çıkardım. “Bunu seveceğini biliyorum. Kavunlu. Aynı...” Kokusu gibi. “Güzeldir.” Hopp düşme. “Takıldım, iyiyim. ” diyerek kıkırdadım. Ardından da kıza bir kadeh şarap doldurmaya başladım.