17 Nisan, 2026 08:53:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Öz Yansıtma  (Okunma sayısı 41 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mirabelle Starlight

  • Ravenclaw Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 87
  • 376 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Mirabelle Starlight
  • Güç Puanı: 38
  • uwu
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Mira
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Ravenclaw
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 15
  • İksir Kabiliyeti: 6
Öz Yansıtma
« : 06 Şubat, 2022 03:14:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Mira, Belle

"Belle, durum değerlendirmesi yapmalıyız. İçimde bir sıkıntı var. Şu sıralar her şey fazla düzgün ilerliyor, bir boklar olacak."

"Bu sıralar Mirabelle'den çok Mira olmayı tercih ettiğim için böyle oluyor. Hiç mantığını kullandığımı göremiyorum Mira Hanım!"

Anlaşılacağı üzere, Mirabelle kendisini ikiye bölmüştü. Mira daha duygusaldı, impulsifti, kalbini dinlerdi, yumuşak ve tatlıydı. Belle ise mantıkla çalışırdı, hiçbir şeyi en az üç beş kere düşünmeden yapmazdı, aklını dinlerdi, sert ve acımasızdı. Mirabelle'in bunu yapmasının sebebi açıktı; yalnızdı. Çok fazla arkadaşı vardı evet ama tamamen güvenip her durumu birlikte değerlendirebileceği, akıl alabileceği biri yoktu. İhtiyacı da yoktu zaten! Kendi zekası ve mantığı yeterliydi, duyguları ve kalbi de aynı şekilde. Kimseye güvenmiyordu özellikle de şu son dönemde iyice kurtlar sofrasında hisseder gibi olmuştu. İşte bu tür önemli durumlarda aynanın karşısına geçip kendi kendine konuşurdu. Bunu sürekli yapmamaya dikkat ederdi akıl sağlığını koruyabilmek adına. Mira ve Belle iki ayrı kişi değildi veya Mirabelle henüz delirmemişti. Sırayla önce kalbine göre konuşuyor, sonra da mantığıyla cevap veriyordu. İşin sonunda da kendi kurduğu cümlelerin hangisi daha çok aklına yatıyorsa onu seçiyordu, iki şekilde de başkası işine karışmamış oluyordu ve genç cadı için en iyisi buydu.

Şimdi ise uzun bir günün ardından bina başkanları banyosundaydı. Kimsenin kullanmayacağından emin olduğu bir saati seçmişti; 03.42'de kapının önündeydi. İçeri girer girmez kapıya colloportus yapmayı da ihmal etmemişti. Şu an ise bol köpüklü, sıcak suyun içindeydi. Suda oturmuş, karşısına da büyük bir ayna koymuştu.

"Mantıklı davranmamı gerektiren pek olay yoktu ki. Sadece sosyalleşmem gerekiyordu. Dur. Var mıydı?" diye sordu kendine. Sonra sinirle başını salladı. "Vardı tabii! Balodan beri saçma sapan davranıyorum, kafam çok karıştı haliyle. İki saniye durup derin nefes alıp düşünmem gerekiyor eyleme geçmeden önce. Balodan konuşmak istemiyorum, o başlı başına rezaletti! Kuyruğumu bacaklarımın arasına kıstırıp kaçmasaydım işler bu şekilde sonlanmazdı. Hele hele kilise... Kilisede yaptığım mantıklı bir hareket değildi, sırf korkudan yaptım onu." dedi. "İşe yaramadığı için başarısız oldum. Büyü yapmam sorun değildi! Çocukların vereceği tepkiyi hesaba katamadım sadece. Ve büyü konusunda iyi olmayışımı. Yaptığım hiçbir büyünün orada işe yaramamış olması garip gerçi..." sesi sonlara doğru kısılmış, hafiften suya batırmıştı kendini. Sonra kaşlarını çattı, doğruldu. "İşe yaramayacaktı tabii! Baloda büyü yapılmasını engelleyebilen insanların yuvasındaydım. Michael ve Lily'yi merdivenlerden içeri atıp saklasaydım daha iyi olurdu. Niye buradasın deselerdi de... Okulda bir sorun olduğu için geri dönmek zorunda kaldığımı söyleyebilirdim. Bir şeyimi unutmuşumdur falan... Ama büyü kesinlikle başvuracağım en son şey olmalıydı! Şimdi oraya geri dönme ihtimalim sıfır!" eliyle alnına vurdu. Tekrar suya battı. Bir süre öyle durdu. Genel olarak mantığına kulaklarını kapattığı için hep kötü sonuçlarla karşılaştığı gerçeği yüzüne bir tokat gibi çarpıyordu. Ama Mirabelle'i kendisi yapan şey bu değil miydi zaten? Yaratıcıydı, ilginçti, farklı düşünürdü, mantığa sığmayan şeyler yapardı... Eskiden çok işine yarardı bu huyları ancak artık sadece başına bela açmaktan başka bir işe yaramıyordu. Mira tarafını bastırıp Belle'i daha çok öne çıkarırsa daha başarılı olabilirdi ama başarı mutluluk getirmezdi.

"Doğruluk cesaret olayı da fiyaskoydu... Sözde André'yi takip edip koruyacaktım. İşin sonunda çocuk ağlayarak gitti, ben de iki Slytherin yılanının laflarının altında kaldım. Cevap bile veremedim. Veremediğim için değildi gerçi..." dedi üzgün bir sesle. Sinirle başını kaldırdı. "Birini takip ediyor olmak zaten en başından düzgün bir şey değil. Yaptıysam bile baskınlığını gösterip André'yi ortak salonunun kapısına kadar bırakmam gerekirdi, gecenin köründe oyun oynayıp da profesöre yakalanmam değil. Eadwig ve Franziska'yı da sikeyim ayrıca, orada gayet de yapmam gereken şeyi yaptım." tekrar sert ifadesinin yerini yumuşak, üzgün bir ifade aldı. "Ama benim kimseye karışma hakkım yok ki! Kolundan tutup binasına götürdükten sonra ne diyecektim, 'kusura bakma ben senin balodan sonra neredeyse öldüğünü görünce travma geçirdim o yüzden artık sana insan hakkı tanımıyorum ve eğlenmene bile izin vermiyorum' mu? Oyun başta gayet iyiydi... Gerçi herkes eğlendi mi onu da bilmiyorum. Belki de cidden herkes odasına dönmeliydi. Sonuç olarak içkilere de dokunmadık zaten. Ama evet, yine de Eadwig ve Franziska'yı sikeyim."

Biraz daha sessizce durdu. Mantığının ağır basması gerekiyordu ama hala aklı fikri eğlencede, arkadaşlarında, keyfindeydi. Belki de en büyük hatası buydu. "Profesör Lowell." dedi Belle olduğunu tahmin ettiği tarafı. "Ona karşı başta sessiz olmak hata mıydı? Belki en başından... Hayır. Orada yapılabilecek en iyi hareket oydu. Profesör Lowell hassas ve kırılgan bir kadın. Haliyle benden bile daha duygusal, yaptığı şey iyi niyetli de olsa yanlış olduğunu gösterdim ama bunu olabildiğince sakin kalarak yapmaya çalıştım. İşe de yaradı, artık gerçekleri biliyorum değil mi? Vaov, kendimle gurur duyuyorum! Mira olarak bile zekice şeyler söyleyebiliyorum bazen!" kıkırdadı. Mira ve Belle tekrar birbirine karışmaya başlamıştı ancak öz yansıtması bitene kadar ayrı durmaları gerekiyordu. "Ama fazla çabuk affettim. Beni kandırmaya çalıştı. Kin tutmam gerekirdi bir süre daha, yalandan nefret ediyorum. Sinirimi pasif şekilde en azından birkaç gün gösterebilseydim gözlerimin içine baka baka yalan söylememesi gerektiğini öğrenirdi. Sanki kin tutabiliyormuşum gibi! Ayrıca dedim ya, duygusal. Büyük ihtimalle beni kandırdıktan sonra mutlu mutlu yaşayabileceğimizi düşünüyordu. Hem şu an kağıt üstünde annem olması işime gelir, önceden yapamadığım çoğu şeyi yasal yoldan yapabilirim artık." Kendi dediklerini onaylarcasına başını salladı.

Anne kelimesini kullanınca duraksadı. Mira ve Belle'in en çok zıtlaşacağı konu geliyordu. Mantık denen şeyi tamamen silip attığı günden konuşacaktı şimdi. "Mira olmanın en kötü tarafı bu işte, aptalım ben! Hiç sorgulamadan atladım kadının kollarına!" dedi sinirle. Banyo mermerine bir yumruk attı. "Ama o benim annem. Kollarına atlamayıp da ne yapacaktım? Güçlü, güvenilir bir insan. Beni seviyor." dedi elini ovuştururken. "Nereden biliyorum bunu? Belki de sevmiyor. Belki de beni kullanıyor, dedikodulara bakacak olursak bu kadın kendi kızını kullanmaktan çekinecek bir kadın değil. İstediğini elde etmek için beni manipüle etmiş olabilir!"

Sessizlik oluştu. Kumral cadı dehşetle karşısındaki aynaya bakıyordu. Bu ihtimali görmezden gelmişti kendini rahatsız eden her şeyde olduğu gibi. Korkuyla başını iki yana salladı. "Hayır. Annem beni seviyor. Kötü biri değil o. Amacına giden yolda benim etik anlayışıma ters düşen şeyler yapmış olması onu şey yapmaz... Şey..." Mira'nın diyecek bir şeyi yoktu. Bu noktadan sonra sesli konuşmak riskliydi. Aynaya bakarken içinden devam etti diyaloğuna. 'Ares'e ve annesine zarar vermek için sebebi olduğunu sanmıyorum, amacına giden yolda kızı yaşında bir öğrenciye karşı crucio kullanmak bana dediklerine ters düşüyor. "Okulundaki arkadaşlarının ve bütün büyücülerin yaşaması için" dememiş miydi? Kendi ağzıyla onaylamadı mı hakkında duyduğum her şeyin doğru olduğunu?' Mira cevap vermedi, Belle ise cevap bekledi. "Annem beni seviyor..." dedi tekrar çaresizce. 'Benimle konuşmaya, açıklama yapmaya geldi. Tek amacı huzuru sağlamak. O da aynı benim gibi, kimsenin ölmesini istemiyor. Neden bana yalan söylesin? Bunca yıl beni uzaktan koruyup kolladı.'

Kaşlarını çattı. "Nereden biliyorum bunu peki ben? Kanıt sunmadılar karşıma. Öz annem olup olmadığını bile bilemem, belki de Profesör Lowell'la bir oldular beni kandırıyorlar. Sonuçta bir kere yalan söylemedi mi o profesör bana? Neden devam ettirmesin? Duygusal boşluğumdan faydalanmak cidden çok kolay, bu gücü insanlara ben verdim. Her seni seviyorum diyenin kucağına atlarsam olacağı buydu tabii! Madem beni yıllarca uzaktan korudu kolladı, soktuğumun kilisesinde travmadan travmaya koşarken nerede ne yapıyordu bu kadın? İşi var gücü var, sürekli gözetecek değil ya! Ki hani, annem normal bir kadın değil." tekrar iç sesine döndü. 'Carmilla'yım Carmilla'yım diye geziyor etrafta. Önüne geleni kesiyor. En ufak zıtlaşmada beni öldürüp öldürmeyeceğini bilemem. Bana yalan söylemeyeceğinden emin olamam.' Düşündükçe daha da karışıyordu bu iş. Sadece güvenip sığınabileceği bir annesi olmasını istiyordu ancak görünüşe göre biraz imkansızdı bu durum. "Haklı olduğumu biliyorum! Biliyorum ama lütfen artık bunu düşünmeyi bırakayım. Tamam, bırakayım ama hala gerçek olduğunun farkındayım. Yine de güvenmememde fayda var, tavrımda bir değişim olmayacak ama tetikte olsam iyi olur. Evet, kendin hariç kimseye güvenme. Kendine bile güvenme, Mirabelle. "

Suya döktüğü çiçeklerle oynadı biraz. Halihazırda mis gibi kokan banyoyu iyice güzelleştirmiş, suya bıraktıkları özleri sayesinde düello yüzünden hala sızlayan vücuduna iyi gelmişlerdi. Aldığı darbelerden sonra moraracağından emin olduğu yerlerinin sayısını azalttığını bilmek güzeldi. "Düello..." diye mırıldandı. "Şans eseri kazandım. Son saniyede. Samuel beni rahatlıkla yenebilirdi ama aptal bir koruma büyüsü sayesinde kazandım. Neredeyse hiçbir büyüm benim lehime işlemedi. Zekice düşünülmüş hamlelerim de yoktu! Oysa planım böyle değildi. Üç hamlede bitirecektim, değil mi? Samuel uzattı, benim aksime gayet mantıklı büyüler kullandı! Neden o kazanmadı? Çok kötü hissediyorum kendimi. Bu kazancı ben hak etmedim. Düelloyu Samuel kazanmalıydı, sonraki tura o geçmeliydi, ben değil!"

Devam etmek istemiyordu. Konuştukça kusurları daha çok açığa çıkıyordu. Zaten suda durmaktan vücudu buruşmaya başlamıştı hafiften, odasına dönmek en iyisiydi. "Bunu uzuuuun bir süre bir daha yapmak istemiyorum. Deli gibi hissediyorum kendimi. Ama... İyi geldi." dedi sudan çıkarken. Güzelce kurulandı, temiz kıyafetlerini giydi, saçına bakım yaptı... Hiçbir şey olmamış gibi süslü püslü Mirabelle idi şu an. Gülümseyerek aynasını aldı ve kilitlediği kapıyı açıp banyodan ayrıldı.
[spoiler]

[/spoiler]