Stantta durma işi çok da eğlenceli gelmemişti Alpharian için; bolca müşterisi olmuştu, evet, ama insanların dostlarıyla mutlu mutlu zaman geçiriyor olmalarını kıskanmamış desek hatalı bir çıkarımda bulunmuş olurdu dışarıdan bakan birisi olsa. Korone yeri geldiğinde yaşlı bir paspas gibi durduğu yerde yatıyor, yeri geldiğinde standa yaklaşan müşterilere türlü oyunlar yapıp tam bir şirinlik muskası olarak görevini layığıyla yerine getiriyordu. Yine de tüm bunlar, Galleon'ların şıkırtısı bile, Alpharian'ın yüzünde müşterilerine gösterdiği sahte gülümsemeler dışında bir etki bırakamıyordu. Şimdi burada Omegan'la birlikte tatlı tatlı eğlenebilmek, yaşayamadıkları çocukluklarının tadını çıkarabilmek vardı iki kardeş olarak. Haydi belki yanlarına yeni yeni arkadaş oldukları; Raymond, Finn ve Kenneth dışında tanıştıkları başka birileri daha olabilirdi. Belki şu Moore soyadlı adam, ya da biricik tatlı gülümsemesiyle Cornelia... Cornelia demişken, şu karşıdan gelen ve attığı adımları gönyesinden az da olsa kaymış adam.. Gabriel değil miydi bu?!
Yanındaki Kızıl saçlı ilgi mıknatısı adamın birkaç adım başı hayranlarınca öpülüş molaları verdikleri yolculuklarında ilerleye ilerleye Mini-Mali-Phali-Ty-Co!'ya dek gelmişlerdi bile. Alpharian'ın normalde alacağı olsa bile görüşmekten çekineceği Gabriel daha kendisini görmemişti yoğun ilgi ve öpücük içinde kalan arkadaşına bakıp durmaktan.
"Gel diğer tezgahlara da bakalım yoksa benim elimden bir kaza çıkacak Xavier kankam." diye adama seslenip yüzünü döndüğünde, Alpharian'ı gören gözlerindeki ışıltı dinmişti sanki. Duyguları tam karşılığını almıştı da, onu gördüğünde Alpharian'ın yüzündeki sahte müşteri gülümsemesi de düşüp gitmişti işte. Ne olduğunu anlamayan Korone bir babasına, bir de standın önündeki adama bakıyor, minişlik mi yapsın, hırlamaya mı başlasın çözemiyordu.
"Iyy, sen misin? Ne satıyo’n? Bronş mu satıyo’n?" diye sordu Gabriel o yabansı Amerikan aksanıyla, sanki birkaç hafta önceki görüşmelerinden sonra olanlardan haberi yokmuşçasına. Sonrasında yanlarına anca varabilen adamla tanıştırmıştı Alpharian'ı:
"Ryan, Xavier. Xavier, Ryan" diyerek. Alpharian elini uzatıp nedense kendisinin de biraz içinde öpme isteği uyandırır gibi olduğu adamla sessizce tanışırlarken. Gabriel de bu arada; "Yeni arkada..- OHA!" dedikten sonra adamın arkasına saklanıp fısıldayarak: "Laaan, Wolfgang bu..." diye bitirdi sözlerini o dilindeki sokak sözleriyle birlikte gelen kaba yabancılığıyla.
Çoğu suikastçının çok iyi bilmek zorunda olduğu "Açık alanda saklanmasını iyi bil!" erdemlerinden biri Alpharian'ın yaşamını adadığı yolunda unutmaması gereken bir şey olsa bile Gabriel'in bu konuda çok usta olmadığı ortadaydı. Xavier'ın kahkahalarıyla birlikte yüzündeki sert mimiklerin biraz olsa yumuşadığını ve kıkırdamamak için kendini zorladığını gören Alpharian, gelecek olan fırtınaya hazırlamaya çalışıyordu kendisini. "Göstermeyin beni. Bir şey düşüneceğim." demişti Gabriel. Alpharian bıyık altından gelen gerçek gülümsemesiyle devam edip "Ah be adam, hiç mi bıkmazsın?" diye söylendi içinden kendi kendine. Standında görev yapan katilin havaya kalkmış bir kaşıyla birlikte Gabriel'in
"Ryan, canım cicim güzel arkadaşım. Bana bir kıyak yaparsan, ben de ileride sana bir kıyak yaparım? Hm?" deyişinin üzerine yalnızca sessiz kalıp sertçe onaylarcasına kafasını sallamakla yetindi ve dinlemeye devam etti; "Tamam dinle..." sözüyle birlikte gelen teklifi.
Ne uz yılandı bu Gabriel, Alpharian için; istemese de yakınında bulunup arada sırada bulaşmayacak olsa, uzaktan izlemesi eğlenceli bir adamdı kuşkusuz. Neydi şimdi plan? Yiğitlik içkisi yerine rakibine Uwu-Moe içirmekle ayağını kaydırmak ha... Yine de neden kendisi için Sevgi Pıtırlatıcı Kölsch ısmarladığını ne sormak, ne de düşünmek istemiyordu. Gabriel'in devamında gelen küçük tiyatrosuna yeni karşılaştıkları "Alexander Turner" adına karşı tepki vermeyerek Xavier'la birlikte dingin bir uysallıkla uydular ve durumun gelişmesini izlediler sabırla. Alpharian aldığı ücretine ve ileride kendisine borçlu olacak bu düzenbazın borcunu unutmaması dileğiyle satışını yaptı:
"Biralar biralar, açılmasın aralar! Bir çift Siegbräü Bockbier, biyrööğğnn!" diyerek.
Yolluk bardaklarını doldurmuştu müşterilerinin, ne de olsa satış gösterileri ve sunumum da anlaşmamızla birlikte rolünün bir parçasıydı Alpharian için. Müşterileri içkilerini alıp uzaklaşmışlardı hızla.
Neyse ney, kimsenin işi bu satıcıyı ilgilendirmezdi. Hepsi yaşını başını almış koca koca adamlardı ne de olsa, uyarı yazısı da açık açık ortada ve okunaklıydı ayrıca. Alpharian standına yaklaşan yeni müşterilerine hazırladı bunalımlı sahte gülümsemesini:
"Parram olsa da ben alsam! Dünya'ca ünlü Davis biraları, biyrööğğnn!"