İngiltere Büyücedünyası > Hogwarts Bahçesi

Aşkistan

<< < (2/2)

Charlotte Vera Rillian:
Bu böceklerin görünüşünü anlatmak biraz zordu. Küçüklüğümden beri her türlü canlıya ilgim olduğundan hepsini inceleme fırsatı yaratmıştım kendimi. Samuel'e gördüğünden fazlasını anlatamazdım. O yüzden söylediklerimden başka bir şey ekleyemedim. Burada olduğunu ben de düşünmüyordum. Böceklerin susadığını söyleyip her ne kadar garipsemediğini düşünsem de durumu onun için daha fazla garipleştirmek istemiyordum. Bahçeye bakınmak en doğrusu olabilirdi, her halükarda benim de son durağım orası olacaktı zaten. Geçtiğim yerlere bakına bakına giderdik artık bahçeye. En azından başta ben öyle düşünmüştüm. "Çok iyi olur. Ben de göremedim buralarda. Beni görse zaten kendi gelirdi yanıma. Hadi çıkalım o zaman." demiştim demesine ama Samuel hiç beklemediğim bir şey söylemişti. Erkekler tuvaletinden birlikte çıkmamız niye iyi olmuyordu benim için? Aklımda asılı kaldı ve huzursuz oldum. Geleneksel kadın-erkek rollerinin günümüzdeki yansımasını mı çizmişti o? Tuvalet diyordu. Mekanı bilerek söylemişti. Tepemin ev cinleri hopladılar. Omuz silktim hemen. Belki kendisi öyle bir tip değildi ama benim iyiliğimi düşündüğü için böyle bir şey söylemişti. Kendimi kandırdığımı biliyordum ama yeni bir arkadaş ediniyordum ve onu kaybetmek istemiyordum hemen. Bunu onunla bahçede tartışmak için aklıma not etmiştim. Durgun bir tavırla "Beş dakika. Tamam." dedim yalnızca. Yüzüne de bakmadan ayrıldım oradan.

Sıkı sıkı sarılmıştım kavanozuma. Kızgın olunca unutamıyordum ben. Takılı kaldım ya şimdi. Arkadaş olmak istemiyordum sanırım toplumun yozlaşmasından nasibini almış bir tip ile. Koşarcasına hızlı adımlar atıyordum. Hala da gözüm sarıyı arıyordu. Bulma umudumu yitiyordum. Beşinci kata çıktım. Sonra dörde indim. Üçten geri zindanlara döndüm. Koşturdum da koşturdum. Aslında bahçeye gelebilirse hemen beni bulurdu o. Başka bir çarem kalmamıştı. Yerlere de bakmaktan birkaç öğrenciye çarpmıştım. Laf söylediler muhtemelen bana ama kulağım algılamaya değer görmedi onları. Böyle böyle şaka maka yirmi beş dakika kadar oyalanmıştım. Beş karış suratla varıverdim bahçeye. Kavanozun kapağını açtım böcekler rahatlasın diye. Vızıltıları kesilmişti uzun bir süredir. Yolda onları sallaya sallaya bayıltmış olabilirdim. Samuel dediği gibi bahçeye gelmişti. Beklettiğim için üzgün hissetmeliydim ama hissetmemiştim. Yanından geçerken seslenmek yerine belli belirsiz bir omuz attım. Gözüme kestirdiğim taş yerlerden birine çöktüm hemen. Bağdaş kurup kavanozu da yanıma yerleştirdim. Arkam Samuel'in olduğu yere dönüktü ama bana yaklaşan biri olduğunu güneşin yardımıyla gölgeden anlayabiliyordum. Söylenmeye başladım. "Çok saçma. Eadwig'in haklılık payı varmış. Ona yaptığının çirkin olduğunu söylüyordum ama senin yaptığının da bir farkı yok. Nasıl bir yerde büyüdün sen? Tahtının altındaki yaş fark etmeksizin dişil olan herkes için böyle şeyler mi düşünüyorsun? Senden beklemezdim. Beni korumuş mu oldun şimdi? Başkalarının kirli kalpleriyle söylediği hiçbir şey beni alakadar etmez. Bu imayı kabul etmiyorum. Düşünmüş olman bile yeterince kötü." Fazla mı abartmıştım? Kızmıştım ama cidden. Bulunduğumuz dönemin kokuşmuşluğunu yıkmaya çalışıyordum ben. Küçük yaşta bizlere empoze edilen şeyleri yok etmek için sürekli bir savaş veriyordum. Bana kimse bunu yap demiyordu ama yapmazsam huzursuz olacaktım. Bunca çirkinliğe katlanamıyordum. "Savun kendini." diye ekledim es verdikten sonra. Samuel'in mantıklı bir açıklamayla gelmesini umut ediyordum.

Samuel Raymond Boleyn:
Charlotte beni onaylayıp tuvaletten çıkarken ben de gözükmemek için arkalara doğru gizlenmiştim hafiften. Kapı kapanma sesini duyunca boş tuvalette adımlamaya başladım koridoru. Islık öttürerek bir melodi çıkarmaya çalışıyor, zamanın geçmesini bekliyordum. Tek istediğim ders sonrasındaki kalabalığın yok olmasıydı. Sesler de azalmış gibiydi ama işimi riske atmak istemiyordum. Aynadan kendime bir bakış atınca saçımın hafif dağınık olduğunu fark ederek eğildim ve sol elim cebimdeyken sağ elimle saçımın düzenine kafa tutan telleri doğru yola getirmeye uğraştım. Sonunda istediğim görüntüyü yakalayabildiğimde geri çekilip kendimi son kez kontrol ettim: saçlar, gömlek, kravat, cübbe. Her şey tamamdı. Keyifle çıktım erkekler tuvaletinden ve hızlı adımlarla bahçeye ulaştım. Bakındım bir süre, belki daha uzakta bekliyordur diyerek okul duvarlarının çevresini dolaştım ama tahminin gerçek olmuştu, yoktu kız. Gerçekten de gelmedi ya. Ne olmuş olabilir ki? Başka bir yerde mi bulmuştu Sarı’yı? Belki de onu tekrar kaybetmemek için peşinden gitmek zorunda kalmıştı. En iyisi bir süre buralarda beklemek olacaktı.

Biriyle karşılaşırsam ne demem gerektiğini tartıyordum kafamda. Kesinlikle Charlotte ile olduğumu söylemeyecektim. Bir anda aramızda bir şeyler olduğu dedikodusunun yayılmasını istemiyorum, gizli kalmalıydı. Ha zaten gerçeği söylesem de, aramızda bir şey yoktu. Böcek arıyorduk yahu, böcek! Bunu kime anlatsam deli zırvası der geçerdi! Ama bütün canlılara karşı ilgisi olduğunu gösteriyordu bu, tatlı bir özellikti. Sahipleniyordu sevdiklerini. Neyse ya biri gelirse birlikte proje araştırdığımızı söyleyebilirdim. Charlotte gelirse tabi.

Bekledim bekledim, bakındım ama yok. Acaba ekecek miydi beni? Kapıya doğru ilerledim biraz daha görebilmek için. Yoktu ama sabırlıyım… Kaç gündür bu anı bekliyordum, birkaç dakika daha beklemişim çok mu? Böyle kendimi avuta avuta bir 15 dakika daha bekledim derken sonunda aradığım gözlere kavuşabilmiştim. Çıkıyordu içeriden. Gelirken ben de ona doğru birkaç adım attım, tam ağzımı aralamıştım ki Charlotte bana bakmadan yanımdan geçip gitti. Geçerken ise bana omuz atmıştı. Bekleyen benim, bir de neden tepki yiyorum? Bana bakmadan devam etti biraz daha, arkası bana dönük oturur pozisyona geçtiğinde ben de hızla yanına ilerliyordum. Nedenini sormama gerek kalmadan anlatmaya başlamıştı. Tuvaletten beraber çıkmamızın kötü olacağını düşündüğüm içinmiş bu tepkisi. Tepki de tepki ama. Onu bir şeyle suçladığımı mı düşünmüştü de bu kadar sinirlenmişti? Eğer öyleyse hakkı var tabii ki, ancak ben sadece onun rahatsız olabileceğini düşünerek bunu önermiştim. Açıkçası hala da iyi bir şey yaptığımı düşünüyordum ama Charlotte’tan asla ama asla bu tepkiyi beklemiyordum. Şok olmuş olacağım ki kendimi açıklamamı söyleyene kadar savunmaya geçmemiştim daha. Taşların çevresini dolaşarak önüne geçtim ve aramıza rahatsız edici olmayan bir yakınlık koyduktan sonra başladım sözlerime. "Charlotte, amacım seni tahmin ettiğin gibi bir ithama yakıştırmak değildi kesinlikle. Ancak yakın kız arkadaşlarım var ve insanların neler düşünüp neler yapabileceklerine bizzat şahidim çünkü onlar da aynılarını yaşıyorlar, hem de sırf erkeklerle arkadaş oldukları için! En basitinden Profesör Urswick’in o sırada koridordan geçtiğini düşünsene, bir anda kendimizi cezada bulacaktık. Bu Sarı’yı da bulamamamız anlamına gelirdi.” Bir adım daha attım ona doğru. Söylediklerimin işe yaramasını o kadar istiyordum ki… Beni affetmesi gerekiyordu. Kızamazdı, hayır. Böyle bir sebepten bugün sonlanamazdı. “Senin hakkında kötü düşünmesinler diye değil, sen böyle bir durumda kalıp üzülme diye küçük bir önlem almak istedim sadece. Ne kadar acımasız olabileceklerini tahmin edemezsin. Ama haklısın, seni korumaya çalışmak bana düşmezdi. Erkekler tuvaletine nasıl girdiysen istediğin gibi de çıkabilirdin.” İşe yaraması gerekiyordu. Ciddiydim söylediklerimde. Bu dediklerimde kötü ne vardı ki? “Umarım kendimi sana anlatabilmişimdir. Beni yanlış tanımanı istemiyorum.” Yeterli miydi?

Charlotte Vera Rillian:
[justify]Samuel konuşmaya başladığında çevredeki insanlardan bahsetmeye başlamış hatta pekiştirmek için arkadaşlarından örnek göstermişti. Ancak Profesör Urswick'i söylediğin de başımı yerden kaldırıp Samuel'e baktım direkt. Can alıcı bir söylemdi. Profesör Urswick'i hiç sevmezdim. Yine de radarına girmemek için sessiz olmayı tercih ederdim. O cephede savaşacak gücüm yoktu henüz. Hele de işin ucunda Sarı'yı bulmak varken. Ya sıkıntı olsaydı? Yani Samuel'in bu dedikleri ilk anda süzgecimden geçmemişti ancak söylediklerinde haklılık payı da görmüyor değildim. Başımı salladım onaylamak için. Cümleye girmeden önce kendini biraz daha ifade edebilmesi için sessizliğimi sürdürdüm. Kavanozu da göz ucuyla kontrol ediyordum ve hala sessizdiler. Duruşumu da dikleştirdim. Tuvalete nasıl girdiysem çıkabileceğimin de farkında olması beni mutlu etmişti. Bunu bilmesi gerekirdi. Hafife alınmayı sevmezdim. Hafife çok alırlardı beni ama önemsemezdim. Sığ insanı da sevmezdim zaten. Arkadaşlık kurmak istediğim biri olduğu için bu çocuğun beni beni görmesini hele hiç istemezdim. Çocuk savunmasını bitirdiğinde yüzümdeki gerginlik biraz olsun dağılmaya başlamıştı. Aklımın bir köşesinde kalacaktı bu tabi ki ama sorun etmeyecektim. Herkes ikinci şansı hak ederdi. "Senin de beni yanlış tanımanı istemem." dedim ama konuyu uzatmayacaktım. Samimiyetine güvenmek istiyordum Samuel'in. Üstüne eklenecek bir şey yoktu. "Sarı'nın bize gelmesini bekleyeceğiz artık. Umarım senden çekinmez." diyerek konuyu değiştirdim hemen. "Kuzenin ile aranızdaki meseleyi çözdünüz mü? Birbirinizden oldukça farklısınız. Dikkatlerden kaçması imkansız." demiştim. Bir ihtimal ailesinden falan konuşabilirdi. Nasıl sohbet edeceğimi bilemedim o an. Konu konuyu elbet açardı. Temelden tanırdım belki onu. Çünkü Boleyn'ler biraz "farklı" bir aileydi.

Samuel Raymond Boleyn:
İşe yaradı neyseki. Charlotte konuyu değiştirerek Sarı'yı beklememiz gerektiğini belirttiğinde içimden birkaç kere bu küçük böceğe kaybolduğu için teşekkür etmiş olabilirim. Konuya çok uzun süre takılı kalmamasına sevinmiştim. Ben de aklıma bir yere not edecektim ve bundan sonra yanında çok daha dikkatli davranacaktım. "Benden çekinmez dostum ya, bir tanısın çok sevecek." dedim Sarı'nın benden çekinme ihtimalinden bahsettiğinde. Ben herkesle anlaşırım, Sardunya bitkilerini çevreleyen kayıp böceklerle bile. Her neyse, bir süre ortaya çıkmasa da olurdu. Zaten bulmak mümkün müydü ki? Bu kız bulabileceğine o kadar inançlıydı ki sorgulamamıştım başından beri ancak bir böceğin bizi tanıyacağına pek de inanmamıştım hani. Her neyse, sorgulama.

“Kuzenimle...” En son kermeste kavga etmiştik beni rezil etmeye çalıştığı için. Ona hiç bu kadar sinirlenmemiştim şimdiye kadar. Şu anda bile damarımın attığını hissedebiliyorum. Göt herif, sana ne benim konuştuğum kızlardan? Ahlak bekçisi kesildi başıma. Hayır zaten benim kimsenin ahlakıyla oynadığım yok ki! Kızla iki sohbet edelim dedik, demediğini bırakmadı ya. Başka bir şeye kafasını takmadıysa ben de bir şey bilmiyorum. Hak ettiğini buldu ama, bana yaptığı o hareketten sonra başkası olsa bir yumrukla bırakmaz bitirirdi işini. Gelip konuşmayı teklif edene kadar da bir süre istemiyorum görüşmek. Her zaman ilk adımı atan taraf olunmuyor işte, gururum var benim de. Ortada hiçbir şey yoktu, HİÇBİR ŞEY! “Kötüyüz.” Charlotte’u cevapsız bırakmak istemiyordum ama şu anda oturup kuzenimi konuşmak istediğimden de emin değildim. “Normalde de çok iyi anlaşan bir ikili değiliz. Zaten tanıyorsundur Eadwig’i, kim iyi anlaşıyor ki? Ama o günkü hareketi normal değildi.” Çok atarlanıyorum, sakinliğimi korumam lazım. “Gelip benimle konuşmaya çalışmadığı sürece onunla aramı iyi tutmaya çalışmaktan çok yoruldum.” dedim bu konuyla ilgili son olarak. Acaba Eadwig’e yumruk attığımı duymuş muydu sonradan? Eğer duysaydı çok kızardı gibi hissediyorum. Salak kuzenim gidip kimseye anlatmamıştır herhalde, benden de dışarı çıkmadığına göre eğer başkası söylemediyse duymamıştır.

“Boşver kuzenimi ya, yıllardır tanıdığım biri o. Bir şekilde barışırız. Ben seni merak ediyorum aslında.” dedim ve yanına oturdum. Gözlerimi ondan ayırmıyordum hiç,  bütün tepkilerini öğrenmek istiyordum. Söylediklerim onu utandırıyor muydu, çekingen miydi, rahatız mı oluyordu.. Her ayrıntıyı gözlemlemem gerekiyordu. Kartlarımı açık mı oynamalıydım peki? Bilemiyorum... Korkup kaçmasını istemiyorum. Hem ben de ne istiyorum bilmiyorum. Akışına bırakabilirim. “Ee anlat bakalım, neler yapıyorsun 1 haftadır? Görüşemedik.” dedim sanki André’ye kaç defa kızın yerini sorup bulmaya çalışmış ve çaresizce vazgeçmemişim gibi. Yok ya, takmıyorum kafaya hiç.

Ağaçlar için örgü yaptığından bahsetmeye başlayan konuşması örgü stillerine, ardından çorap çeşitlerine gelirken sadece gülümseyerek onu izliyor ve kafamı sallıyordum onaylıyormuş gibi. Örgü hakkında bu kadar bilgiye başka hiçbir şekilde sahip olamazdım büyük ihtimalle. Kendimi de sorguluyorum, acaba Charlotte yerinde başkası olsaydı da böyle ilgimi çekiyor olacak mıydı bu konular? Çok çok büyük ihtimalle hayır. Eğer Alice gelip bana örgü yaptığını anlatsa uykum gelir ve çaktırmamaya çalışırdım. Konuyu bana bir şeyler örmesine getirebilirdim belki. Fazladan bir bere kötü olmazdı. Ama şu an, Charlotte’un örgü yapıyor olması inanılmaz havalı geliyor. Bana da yap demeey utanıyorum tabii ki, kız buna neden uğraşsın hayvan diyorum bu düşünce aklıma geldiği anda.

Charlotte bir anda yerinden zıplayıp “Sarı burada işte, buldu bizi!” dediğinde o konuşurken daldığımı fark ettim. Böceğini kavanozuna sokarken “Ah Sarı ah... Ne güzel, çabucak buldun bizi.” diye mırıldandım. Kızla iki sohbet edeceğiz dedik böcekler bile olaya karşı anasını satayım. Charlotte Sarı ile konuşmaya başladığında ayağa kalkıp varlığımı hatırlatmaya çalıştım ama dikkati tamamen dağılmıştı. Sanırım bugünlük örgü dersinin sonuna gelmiştik. Peki ben bu kızı bir daha nasıl yakalayacağım? Biçim Değiştirme’de aynı snıfta olduğumuzu biliyorum ama kız ağaçta oturuyor ders boyu... Hayır, dersle değil. Rastlaşarak olmadığını da anladım ben bu hafta. Sözleşmemiz lazım kesinlikle. Yanına yaklaştım. “Sabahtan beri ortalığı karıştıran Sarı bu demek...” dedim yaramaz bir çocuktan bahsediyormuş gibi ve Charlottu’un elindeki kavanoza tıklatarak böceklerin dikkatini kendime çektim. “Görev başarılı demektir bu ortak.” dedim ve Charlotte’a elimi uzattım sıkması için. Rahatsız etmeden ilk temas... Güzel bir andı. Veya bir saniye, ilk temasımız alnıma buz tuttuğu zaman da olabilir. Geçen hafta. Ama o zaman farkında olmadan içgüdüyle hareket ediyordu, şu an daha bilinçli olması lazım. Ne düşünüyor? Gözlerini inceleyip duruyorum, sapık sanacak sonunda beni. Peşine takılmadan nasıl görüşeceğim ben bu kızla? Keşke o benim peşime takılsa... Hm. Hmm... El sıkışırken aklıma gelen anlık bir plan ile elini bırakarak önünde diz çöktüm ve bileğimden yıllardır taktığım ip bilekliklerimden birini çözmeye başladım. "Şimdi, artık bir ekip olduğumuza göre... Öyle 1 hafta ortadan kaybolmak yok." Çözdüğüm bilekliğimi ilk önce Charlotte'a gösterdim. Üzerinde küçük bir daire, içinde de minik bir S harfi vardı. Aslında bu annemin adının ilk harfi olduğu için taktığım bir bileklikti ama şu anda Samuel'in S'si olmasında hiç sıkıntı yoktu. Eğilip ayakkabı bağcıklarından birine bağlamaya başladım. "Her sabah ilk işin, ayakkabını giyerken bu bilekliği görmek olacak. Bir Sardunya bitkisinin hayatı mı kurtarılmalı yoksa ağaçların üşümemesi için bütün okul seferber mi olmalı bilmiyorum ama gelip beni bulmak ilk aklına gelen olmalı. Anlaştık mı? Sonra da..." Gülümseyerek ayağa kalktım. "Sorun neyse beraber çözeriz."

-- SON --

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git