[justify]Çiçekler, böcekler, tenimi okşayan bahar esintisi… Burnuma dolan leylakların kokusu…. Yürüyorum orman boyunca. Kelebeklerden biri gelip konuyor burnuma. Kaşınan burnumu kırıştırdım hemen sağa sola doğru. Mavi parlak kelebek bütün ışıltısıyla havalandığında “Dur! Nereye gidiyorsun?” dedim gayrisafi bir halle beni duymayacağını bilerek. Yüzümdeki sevinç giderek büyüyordu. Kelebeği takip etme hevesiyle hızlandırdım adımlarımı ama yerler çok soğuk. Bu kadar soğuk olmaması gerekirdi. Bir gece öncesinde yağmur mu yağmıştı da nemlenmiştiler böyle? Sorgulamakla uğraşamayacaktım çünkü kelebeği kaybedecektim. Hızlandırdım adımlarımı. Koşturmalıydım arkasından. Bir süre sonra kontrolü kaybedip daha da hızlanacaktım. Ben koşturmaya başladıkça nefes alış verişimin hızlandığını fark edebiliyordum. Ona eşlik etmek istiyordum. Kimse yalnız uçmamalıydı. Yuvası var mıydı? Eğer kaybolduysa onu geri götürebilirdim. Eminim ki o güzel kanatları boşa çırpmıyordu. Heyecanlanmıştım. Koştum, koştum, durmak istemedim hiç. Ara ara yanlış yollara saptım. Nerede olduğumu hiç bilmiyorum. Nereden bileyim? Bir sürü dünya var.
Hevesim kursağımda kalacaktı tabi ki. Ne zannediyordum ki? Maalesef ki bir süre sonra kelebeği gözden kaybettim. Nasıl olduğunu hiç anlmadım. Şelalenin ortasına kadar getirmişti beni. Şırıl şırıl akan su iştahımı kabartıyordu. Güneşin parlaklığı şelaleden akan suyun gürültüsüyle birleştiğinde giderek sönmeye yüz tutuyor gibiydi. Üşümeye başladım sanırım. Tüylerim diken diken oldu. Anlam veremedim. Suyu çok severdim. Dertlerimi bile gider su ile paylaşırdım. Benimle hep konuşurdu. Aradaki mesafeyi kapatarak hafif üşümemin artışıyla her zaman yaptığım gibi anlık kararlarla suya girecektim. Hem temiz su hem de ılık olacağına inanıyordum. Ya da soğuk mu olurdu ki? Emin olamadım. Bir önemi de yoktu çünkü çoktan kararımı vermiştim. Duruşumu düzeltip kalan son nefesimle koşmaya başladım pırıl pırıl suya doğru. "Geeeee-liii-yoo-uu-v-r-um! Hiiiiya!"diye kendimce bağırdığım ama dışarıya nasıl bir sesle çıktığına emin olamadığım bir şeyler geveliyordum.
İşte, tam o an. Tam o an ayılmaya başladığım andı. Kesin kırdım bir yerimi. Açtım gözlerimi. Yumuşak etimin ezildiğini hissedebiliyordum."Fuuuf!Aıahhh ... ne? Yine mi?" diye kendi kendime söylenmekle devam ederken gözlerimi ovuşturdum daha iyi bir bakışa sahip olabilmek için ancak annemin bana yatmadan önce sürmem için verdiği pembe renkli bitkisel karışımı gözlerimle birlikte yüzümün her yerine bulaştırmıştım. Katı bir kremdi. Ve anneme göre yatmadan önce her gece bunu sorarsam renkli gözlerim kötücül insanların etkisini çekmeyecek, aksine; her türlü kötülükten korunacaktım. Kremin etkisiyle yanıp iyice kızarmaya başlayan gözlerimle zar zor etrafa bakındım. Bu karanlıkta neyin nesiydi? Nasıl gelmiştim ben buraya? Yine mi uyurgezerliğim iş başındaydı? Elbette öyleydi. Şimdi durumun farkına varabilmiştim. Enerjik vücudum uykuda bile hareket halinde olmamı istiyordu. Ama bir dakika... O ışık parçası nereden geliyordu? Kabarmış saçlarımın tiftik oluşunu önemsemiyordum ensemi ve omzuma sıcaklık yaptığından. Bir elimi de yumruk yapıp kalçamı kenardan ovmaya çalışarak minik bacaklarıma yüklendim kalkmak adına. Soyadımın söylenmesiyle ışığın burnumun dibine girmesi bir olmuştu. Hala beni kötü evrenlere kaçırmamışlar. "Oh, iyi bari." diyebildim rahatlamışcasına fısıldayarak. Yanıma gelen Eadwig imiş. Ne yaptığımı soruyordu. Yasak diyordu, bir şeyler diyordu. Keyfimden mi geldim sanki ne var yani. Kafamı çevirdim hemen ona doğru. Hızlı da çevirmişim. Işık gözüme girince gözlerim tekrardan yandı. Kalkamadığımdan tuttum çocuğun kolundan güç olsun diye konuşmadan önce."Uyurgezerim ben.... Galiba yani. Öyle olduğumu söylüyorlar. İnanmayı reddediyorum. Şşşşt! Söyleme sakın kimseye. Bundan faydalanmak isteyen bir cadı olabilir etrafta. Dikkatli olmalıyız. Kalbini çocuklarına yedirsin istemezsin dimi? Bu bir felaket olur." Ciddi yüz ifademden ödün vermeyerek devam ettim ses tonumu dibine kadar kısarak. "Göğsünün ortasında kocaman bir boşlukla yaşamak zorunda kalırsın. Vücudunun bunu kaldırabileceğini de bilmiyoruz. İyi ki sana rastladım. Kesin götürürlerdi beni buradan. Sahi… Sen ne yapıyorsun burada?" Gözlerimi belerttim korkuyla. Amcamın bana anlattığı cadıdan bahsediyordum ona. Haberinin olmadığı çocuğun yüz ifadesinden belliydi. Onun da tehlikede olmasını istemezdim. Bilgisi olması gerekirdi. Birbirimize yardım ederek dönebilirdik ancak yataklarımıza.[/justify]