İngiltere Büyücedünyası > Hogwarts Zindanları

Sen Varsın Diye (Vol I)

(1/2) > >>

Eadwig Alger Boleyn:
[spoiler][youtube]https://youtu.be/W9UhlWx3izg[/youtube][/spoiler]

Bu konu Charlotte ve Eadwig’in 2. sınıf zamanlarından bir kesiti anlatmaktadır.


Gece uyumak yerine ortak salonda kitap okuyordum. Dışarıda bir fırtına vardı ve bu kadar aşağıda olmamıza rağmen duyuluyordu. Slytherin yatak odasındaki camlardan görebildiğin karagöl ise pek de eğlenceli manzara sağlamıyordu. Bu yüzden söylemek istemesem de korkmuştum işte. Adada da uyuyamazdım bu havalarda. Annem korktuğumu bilmesin diye hiç söylememiştim. Bilse çok kızardı. Herkes horul horul uyurken kalkmış tarih kitabı okuyordum. Derslerin hiçbiri ilgimi çekmese de tarih çok hoşuma gidiyordu. Eski büyücülerin, muggleların savaşları. Hizip geçmişleri, Hogwarts tarihi... Hogwarts’ta 100’den fazla gizli geçit olduğunu biliyor muydunuz? Hepsini burada okuduğun yıllara sığdırmak imkansız diye yazmış kitaplar. Bizim adada da bir çok gizli geçit var. Bazılarına annem girmeme izin vermediği için bakamıyorum. Ancak sevdiğim, kullandığım geçitler var. Kendi kendime oturmuş, arada gelen gökgürültü sesini duymamaya çalışırken biraz oluşan sessizlikte Slytherin Ortak Salonunun önünden yürüme sesi duydum. Profesör müydü acaba? İksir Profesörü ile konuşmak beni sakinleştirebilirdi belki de. Dışarı çıkmak yasaktı ve ben kurallara tamamiyle uyan bir öğrenciydim. Yine de bir profesör ile konuşup uyuyamadığımı söylemek kuralları çiğnemek sayılmazdı. Annemin üşümemem için aldığı koyu yeşil battaniyemi sırtıma örttüm. Oturduğum sandalyede ayaklarım yere değmediği için zıplayarak indim ve yerdeki terliklerimi giyip badi badi Slytherin Ortak Salon’unun kapısına ulaştım. Zorlayarak açtım koca kapıyı. Dışarısı, Ortak Salon’dan çok karanlıktı. Bu yüzden pijamamın beline sıkıştırdığım asamı çıkarıp “Lumos.” diye fısıldadım. Asamın ucundan minik bir ışık çıktı. Profesörün adımları zindanlardan geliyordu. Yukarı çıkan merdivenlerden bir şimşek çakması gördüm. Slytherin kapısını arkamdan kapatıp yürümeye başladım zindanlara doğru. 5-6 saniye sonra gökgürültüsü sesi ile yerimden zıpladım. Korktuğum için de biraz bağırmıştım. Yutkundum. Yalnız olmak istemiyordum. Adımlarımı hızlandırarak zindanlara doğru koşmaya başladım. Profesörün yanına gidip yanından ayrılmamak istiyordum.

Zindan koridorlarında biraz ilerledikten sonra profesör yerine yerde oturmuş korkunç bir varlık gördüm! Böyle tüyleri dik dik. Boyu kısa, benim belime falan geliyor. Durduğu yerden inliyor. Hogwarts tarihi kitaplarında böyle bir varlığın koridorlarda dolaştığını yazmamışlardı. Elim titremeye başladı. Lumos’um yaratığı aydınlatıyordu. Korkudan çıkarttığım sesleri duyunca bana doğru döndü! Döndü ve bu korkunç yaratığın yüzünü gördüm. Arkadan şimşek çaktı! “Rillian?” dedim. Bu geçen sene tanıştığım Hufflepuff’lı kızdı. Yere oturmuş uykulu bir ifadesi vardı. Gökgürültüsü sesi ile tekrar zıpladım yerimde. Profesör yerine onu bulmuş olduğum için kıza doğru koşup yanına eğildim. “S-sen ne yapıyorsun burada?” dedim korktuğumu bozuntuya vermemek için ama kızın yanımdan gitmemesini istiyordum. “G-g-gece dı-dışarı çıkmak yasak! Bilmiyor musun?” Sesim hem fısıltı, hem de azarlama içeriyordu.

Charlotte Vera Rillian:
[justify]Çiçekler, böcekler, tenimi okşayan bahar esintisi… Burnuma dolan leylakların kokusu…. Yürüyorum orman boyunca. Kelebeklerden biri gelip konuyor burnuma. Kaşınan burnumu kırıştırdım hemen sağa sola doğru. Mavi parlak kelebek bütün ışıltısıyla havalandığında “Dur! Nereye gidiyorsun?” dedim gayrisafi bir halle beni duymayacağını bilerek. Yüzümdeki sevinç giderek büyüyordu. Kelebeği takip etme hevesiyle hızlandırdım adımlarımı ama yerler çok soğuk. Bu kadar soğuk olmaması gerekirdi. Bir gece öncesinde yağmur mu yağmıştı da nemlenmiştiler böyle? Sorgulamakla uğraşamayacaktım çünkü kelebeği kaybedecektim. Hızlandırdım adımlarımı. Koşturmalıydım arkasından. Bir süre sonra kontrolü kaybedip daha da hızlanacaktım. Ben koşturmaya başladıkça nefes alış verişimin hızlandığını fark edebiliyordum. Ona eşlik etmek istiyordum. Kimse yalnız uçmamalıydı. Yuvası var mıydı? Eğer kaybolduysa onu geri götürebilirdim. Eminim ki o güzel kanatları boşa çırpmıyordu. Heyecanlanmıştım. Koştum, koştum, durmak istemedim hiç. Ara ara yanlış yollara saptım. Nerede olduğumu hiç bilmiyorum. Nereden bileyim? Bir sürü dünya var.

Hevesim kursağımda kalacaktı tabi ki. Ne zannediyordum ki? Maalesef ki bir süre sonra kelebeği gözden kaybettim. Nasıl olduğunu hiç anlmadım. Şelalenin ortasına kadar getirmişti beni. Şırıl şırıl akan su iştahımı kabartıyordu. Güneşin parlaklığı şelaleden akan suyun gürültüsüyle birleştiğinde giderek sönmeye yüz tutuyor gibiydi. Üşümeye başladım sanırım. Tüylerim diken diken oldu. Anlam veremedim. Suyu çok severdim. Dertlerimi bile gider su ile paylaşırdım. Benimle hep konuşurdu. Aradaki mesafeyi kapatarak hafif üşümemin artışıyla her zaman yaptığım gibi anlık kararlarla suya girecektim. Hem temiz su hem de ılık olacağına inanıyordum. Ya da soğuk mu olurdu ki? Emin olamadım. Bir önemi de yoktu çünkü çoktan kararımı vermiştim. Duruşumu düzeltip kalan son nefesimle koşmaya başladım pırıl pırıl suya doğru. "Geeeee-liii-yoo-uu-v-r-um! Hiiiiya!"diye kendimce bağırdığım ama dışarıya nasıl bir sesle çıktığına emin olamadığım bir şeyler geveliyordum.

İşte, tam o an. Tam o an ayılmaya başladığım andı. Kesin kırdım bir yerimi. Açtım gözlerimi. Yumuşak etimin ezildiğini hissedebiliyordum."Fuuuf!Aıahhh ... ne? Yine mi?" diye kendi kendime söylenmekle devam ederken gözlerimi ovuşturdum daha iyi bir bakışa sahip olabilmek için ancak annemin bana yatmadan önce sürmem için verdiği pembe renkli bitkisel karışımı gözlerimle birlikte yüzümün her yerine bulaştırmıştım. Katı bir kremdi. Ve anneme göre yatmadan önce her gece bunu sorarsam renkli gözlerim kötücül insanların etkisini çekmeyecek, aksine; her türlü kötülükten korunacaktım. Kremin etkisiyle yanıp iyice kızarmaya başlayan gözlerimle zar zor etrafa bakındım. Bu karanlıkta neyin nesiydi? Nasıl gelmiştim ben buraya? Yine mi uyurgezerliğim iş başındaydı? Elbette öyleydi. Şimdi durumun farkına varabilmiştim. Enerjik vücudum uykuda bile hareket halinde olmamı istiyordu. Ama bir dakika... O ışık parçası nereden geliyordu? Kabarmış saçlarımın tiftik oluşunu önemsemiyordum ensemi ve omzuma sıcaklık yaptığından. Bir elimi de yumruk yapıp kalçamı kenardan ovmaya çalışarak minik bacaklarıma yüklendim kalkmak adına. Soyadımın söylenmesiyle ışığın burnumun dibine girmesi bir olmuştu. Hala beni kötü evrenlere kaçırmamışlar. "Oh, iyi bari." diyebildim rahatlamışcasına fısıldayarak. Yanıma gelen Eadwig imiş. Ne yaptığımı soruyordu. Yasak diyordu, bir şeyler diyordu. Keyfimden mi geldim sanki ne var yani. Kafamı çevirdim hemen ona doğru. Hızlı da çevirmişim. Işık gözüme girince gözlerim tekrardan yandı. Kalkamadığımdan tuttum çocuğun kolundan güç olsun diye konuşmadan önce."Uyurgezerim ben.... Galiba yani. Öyle olduğumu söylüyorlar. İnanmayı reddediyorum. Şşşşt! Söyleme sakın kimseye. Bundan faydalanmak isteyen bir cadı olabilir etrafta. Dikkatli olmalıyız. Kalbini çocuklarına yedirsin istemezsin dimi? Bu bir felaket olur." Ciddi yüz ifademden ödün vermeyerek devam ettim ses tonumu dibine kadar kısarak. "Göğsünün ortasında kocaman bir boşlukla yaşamak zorunda kalırsın. Vücudunun bunu kaldırabileceğini de bilmiyoruz. İyi ki sana rastladım. Kesin götürürlerdi beni buradan. Sahi… Sen ne yapıyorsun burada?" Gözlerimi belerttim korkuyla. Amcamın bana anlattığı cadıdan bahsediyordum ona. Haberinin olmadığı çocuğun yüz ifadesinden belliydi. Onun da tehlikede olmasını istemezdim. Bilgisi olması gerekirdi. Birbirimize yardım ederek dönebilirdik ancak yataklarımıza.[/justify]

Eadwig Alger Boleyn:
Dışarı çıkması yasaktı ve onu şikayet edebilirdim. Etmek için profesörün odasına götürsem yanımda başka kişiler de olacağı için korkum azalacaktı. Charlotte kolumu tutup ayağa kalkmak istediğinde yardım ettim. Kalkınca bana baktığında ise gözlerim kocaman açıldı korkuyla. Kızın yüzü... Pembe pembe... Hastalık mıydı bunlar? Bir kere dünyayı bir hastalık sarmış diye okumuştum. Deride korkunç izler bırakıyormuş. Bu kızın da o hastalığı mı vardı ki? Ondan rahatsız olduğumu belli etmemek için kocaman açılmış gözlerimi başka yere çevirdim. Arada merakıma yenik düşüp kızın yüzüne bakıyor, ardından da çeviriyordum gözlerimi. Bulaşıcı mıydı acaba? Bırakıp gidemezdim ki! Zindanlar daha korkunçtu! Uyurgezer olduğunu söyledi. Nasıl yani? Uykusunda kalkıp geziyor muydu? Başkasının bunu söylediğini ama kendisinin buna inanmadığını söylediğinde “Belki biri gezdiriyordur seni.” dedim. “Imperius laneti diye bir büyü okumuştum. İnsanlara istediğini yaptırabiliyormuşsun.” O ise bunu kimsenin bilmemesi gerektiğini söyledi. Söylerken sesinin gizemli bir hal alması beni de meraklandırmıştı. Gözümü tekrar kızın korkunç yüzüne çevirip “N-nedenmiş o?” dedim. Dedi ki, kızın öyle gece bilinçsiz gezmesinden yararlanan bir cadı olabilirmiş etrafta. Dikkatli olmamız gerektiğini söyledi. Kalbimi cadının çocuklarına yedirmek istemezmiş. “H-hogwarts Tarihinde öy-öyle bir şey yazmıyordu ki.” dedim kıza. Kendimden emin çıkmamıştı sesim. Hatta hiç emin değildim. Belki de okumuştum ama o bölümü atlamıştım. Kız sessizce konuşmaya başladığı kulağıma doğru. O anlattıkça koluna daha çok sarılıyor, korkuyordum. Cadının göğsünün içinde yaşamak istemiyorum. O boşluğa sığmaya çalışırım ama büyüyünce sığamam. Üstelik; annem adanın başına gelmemi, düzgün bir kızla evlenmemi istiyor ileride. O cadının göğsündeyken yapamam ve annem çok kızar. Kızmasını istemiyorum, kızdığında çok korkunç oluyor.

“Uyuyamamıştım.”

Sesim aşırı minik çıkınca kendime geldim. Korkamam. Korkarsam, bunu belli edersem de annem kızar. “Ehem, yani sesini duydum. Bu saatte gezmemiz yasak. Neyse ki gelmişim yoksa cadı seni alacaktı. Hogwarts tarihinde okuduğumu hatırladım şimdi. Cadı da yazıyordu tabi. Ben varken yanında güvendesin. Çocuklarını uzaklaştıracak büyüyü biliyorum.” Tekrar bir gök gürültüsü yüzünden zıpladım bu cümlelerimden sonra. Kızın koluna daha da sarıldım. “Gidelim! Cadı gelirse öldürürüm çünkü. Kimseyi öldürmek istemiyorum.”

Charlotte Vera Rillian:
[justify]Birinin beni gezdirmesi düşüncesi ürpertmişti. Ne yani kendi bedenim üzerinde kontrolüm yok muydu? Yoktu tabi. Belki de büyümeliydim. Büyüdükçe ipleri elime alabilirdim. Başımı salladım düşünceli bir şekilde. Eadwig benim okuldan tanıştığım ilk kişiydi. Trende karşılaşmıştık onunla. Kanım kaynamıştı hemen ona. Lanetten bahsedince yüz ifadem sabitlendi. Lanet söz konusuysa canım yanardı. Şu anda da yanmıyor değildi ama düştüğüm içindi o. Endişeye mahal yoktu. Hogwarts tarihi ile ilgili bir şeyler söylediğinde ise karıncalamıştım sanki. Eciş bücüş oldu yüzüm. Hatırlamıyordum böyle bir şeyi. Amcama göre, bu hikâyeyi yalnızca özel insanlar öğrenirdi ki kendini koruyabilsinler. Kitaba yazdıklarına göre amcam beni kandırmış mıydı? Çok sorgulamadım. İnanıyordum sonuçta kalp cadısına. Eadwig’in sıktığım koluna ben de destek olmak için diğer elimi getirip elinin üstüne koyup tekrar sıktım. Belli ki güvene ihtiyacı vardı. Benim de vardı. Bir şey diyemedim. Büyüyü bildiğini söylüyordu Eadwig. Ben ise korunmak için farklı bir yöntem deniyordum. Gök gürültüsü koptuğunda oğlanla birlikte yerimden zıpladım. Büyünün ne olduğunu soracaktım ama korkuyla biraz aklım karıştı. “Bence de gidelim. Birlikte güvendeyiz.” dedim emin bir ses tonuyla. Büyük adımlar atmaya çalışıyordum ama minik bacaklarımla bu pek mümkün olmuyordu. “Beş çocuğa karşı sence şansımız olur mu? En büyük kardeş annesi gibi korkularımızdan faydalanıyormuş. Benim en çok korktuğum ise beşinci olan. Kalbe giden damarları koparıp kendisine saç yapıyormuş. En sevdiği de çocuk kalbinin damarlarıymış. Belki de ilk önce anne ile karşılaşmak daha iyi olabilir. Çünkü annesi geldiğinde ise özel bir seremoni ile yuvarlak bir masada kalbin altı parçaya bölünüyor. Tek lokmada canlı canlı bir kişinin yemesi daha az acı vermez mi? Bilemiyorum. Kötü düşünmeyelim de üstümüze çekmeyelim cadıyı. Kimseyi öldürmek zorunda kalmazsın sen de.” derken kalp atışım hızlanmıştı. Dışarıdaki hava hiç yardımcı olmuyordu buna. Kulağıma dolan uğultular beni giderek daha fazla rahatsız ediyordu “Sana da altın renkli bir ipten kalp örmek lazım. Yatağının başının ucunda tutuyor musun? Anca bu şekilde korunabiliyoruz çünkü. Ördü mü annen? Aaa bir de belki bunu bilmiyorsundur; amcamın alternatifi de üzüm yemekti. Günde on beş üzüm.” Konuşurken bir yandan da Eadwig’in asasının ucundan çıkan ışıkla gittiğimiz yolu kontrol ediyordum. Eadwig’in üzüm kısmını sorgulayacağını bildiğimden ekleme yapma gereği duymuştum. Olabildiğince kıstım sesimi. “Kalbi güçlendirsin diye. Cadının o keskin tırnaklarına karşı vücudundan ayrılmamak için direniyormuş.” Düşüncesiyle irkildim. Sanki cadının tırnakları vücudumda dolaşıyordu. Rahatsızlığımı ve korkumu belli etmemeye çalışmalıydım. Hem cadının bunu neden yaptığını tam hikayesiyle birlikte Eadwig ile tartışabilirdim sohbet içerisinde çünkü aklıma takılan bazı mantıksız noktaları vardı. Sürekli birden fazla şey düşünürdüm. Aynı zamanda aklımda örgü öğrenmek vardı. Annem sık sık örgü örerdi. Çok hoşuma giderdi ama hiç denememiştim. Uğraştırıcı gelirdi gözüme hep. Ancak Eadwig’in bir kalbi yoksa onun kalbini ilmek ilmek örmem gerekirdi korumak için. Öğrenebilirdim. [/justify]

Eadwig Alger Boleyn:
Charlotte elimi tuttu. Ben de onunkini. El ele tutuşmuş zindan koridorlarında yavaş yavaş yürümeye başladık yan yana. Aklımızca hızlı yürüyorduk. Birlikte güvende olduğumuzu söyledi. Kafamı salladım. Çok daha iyi hissediyordum ama yine de içimde bir telaş vardı. Beş çocuktan bahsedince "Beş çocuğu mu var?" dedim rahatsızlığımı belli ederek. İki tanesine bildiğim bir iki büyüyü atsam, diğer üçünü Charlotte tutabilir miydi ki? O sırada kız daha da korkunç şeylerden bahsediyordu. En büyük çocuğun korkulardan beslendiğini söyledi. Şuan korkuyordum ve büyük ihtimalle en güçlü haliyle gelecekti karşıma. En küçük olanı da... "Neyden saç yapıyormuş dedin?" dedim durup.Kalbe giden damarlardan mı? Çocuk kalbinden mi? Annesi gelince kalbim altıya mı bölünecekmiş? Kızın tüm söylediklerini kafamda bir mantığa uydurmaya çalışıyor başarısız oluyordum. Kafamda canlanan görüntüler yüzünden iyice korktuğum için de kızın elini tutmuş bir şekilde adım atamadan bekliyordum. Fırtına hala delice kopuyordu. Ya şuan karşımızdan çıkarsa en küçük kardeş? Kalbimi kaybetmek istemiyorum. Diğer elimle tuttuğum asanın ucundaki lumos yüzünden kızın yüzü alttan ışık alıyordu ve daha da korkunç olmuştu. Bana altın ipten kalp örmesi gerektiğini, böylece korunabileceğimi söyledi. Annem bana böyle bir şey örmemişti hayır. Kafamı olumsuz anlamda salladım. Üzüm yemenin de işe yarayacağını söyledi. "O-ortak salonda v-vardı üzüm..." dedim titrek bir sesle. Neden bu kadar korkunç bir cadı geziyordu Hogwarts'ta ve buna hazırlıklı olmamam çok yanlıştı. İşte bu  yüzden koridorda dolaşmamız yasaktı. Kızın söyledikleri bitince "Rillian." dedim. "Sana bir sır vereceğim..." Ama burada söylersem çok korkardı. Şuan bilmemesi gerekiyordu ki, güvende hissetsin. "Ama burada değil." dedim. Derin bir nefes alıp "Hızla koşalım. Koşarsak yakalayamayabilir. Birbirimizi koruruz." dedikten sonra koşmaya başladım. Charlotte'un da elinden yakalamış arkamdan sürüklemiştim. Gerçekten de Slytherin Ortak Salonuna geldiğimizde cadı bizi yakalayamamıştı. Kapının önüne gelip Ortak Salonun şifresini söyledim aceleyle. Açılan kapıdan girdim, Charlotte'u da çektim. Hufflepuff Ortak Salonuna kadar yalnız gitmemeliydi. Giderse cadıya yakalanma olasılığı vardı. Ortak Salondaki masanın üstündeki meyve tabağından üzümleri kapıp, masanın altına girdim hemen. Kızın elini bırakmadığım için onu da çekiştirdim. Dizlerimi kendime çekip sarıldım. Elim hala Charlotte'un elini tutuyordu. Birlikte güvendeydik çünkü. Üzümleri paylaşmak için tek tek koparıp sayıyla bir ona bir de kendime olacak şekilde dağıtmaya başladım. Işıkta daha iyi gördüğüm için Charlotte'un yüzündeki pembeliklerin yara değil de, bir krem olduğunu anlayabilmiştim.

Sırrımı söyleme zamanıydı. "Yalan söyledim." dedim kıza. "Cadıyı da defedecek büyüyü de bilmiyordum." İyice kıstım sesimi konuşurken. "C-cadıyı kimse yenemiyor mu? Benim korkmamam gerekiyor da. Yoksa... Yoksa annem hayal kırıklığına uğrar. Okulda ne yaptığımı, neleri gördüğümü biliyor. Bir büyüsü var bilmesi için. İleride ben de öğrenmek istiyorum. Geçen sene bazen yatakhanede; Karagöl'de derinlerde bağıran bir yaratığın sesini duyuyorum diye uyuyamıyordum. Öğrenince çok kızdı. Cadıdan korunmam lazım Rillian. Yoksa başım belaya girebilir."

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git