17 Nisan, 2026 09:32:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Kuzişim gelmiş (Vol II)  (Okunma sayısı 337 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Eadwig Alger Boleyn

  • Slytherin Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 93
  • 326 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Eadwig Alger Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ceren
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 24
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 20
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 3. Seviye
Kuzişim gelmiş (Vol II)
« : 02 Şubat, 2022 21:24:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bu konu;

Ares ve Carmilla düellosu,
Ares'in bunu benimle paylaşması,
Sam ile konuşmamdan

sonra okunmalıdır.



Samuel ile anlaştığımız gibi karagöle doğru yürürken bir yandan da çevreme bakınıyordum herhangi birinin izlememesi için. Profesör Urswick’ten bu gecelik toplantı yapılmaması için izin almıştım. Çok fazla izin almadığım için fazlasıyla endişelense de bir kaç yalanla hallettim. Yalan söylemeyi sevmiyorum. Okuldan sonra ihtiyaç duymamayı planlıyorum. Cyneric ile karagöle ulaşıp beklemeye başladık. Winton, soğuk havada o kadar dikkat etmesine rağmen soğuk kapmıştı ve hapşırıp duruyordu. O halde bizimle gelemezdi. Gage ise bir kaç saat sonra gelip gelmediğimizi kontrol edecekti. İşler uzarsa profesörlere haber verecekti. Ares ne demişti? At-adamları katleden cadı avcıları... Bahsettiği yerin At-adamların alanı olduğundan emindik. Ormanda kaybolmak kolaydı ancak Cyneric bu tarz konularda iyiydi. Üstelik kuzenimin de iyi bir yön duygusu vardır. Alt sınıflara bekçiden aşırttığım bir pusula vardı elimde. Önce kuzeye, sonra batıya, sonra biraz daha kuzeye ilerleyecektik bekçiye alakasız bir soru soruyormuş gibi sordurttuğumda söylediği gibi. Soğuk yüzünden sıkı giyinmemiz gerekiyordu ancak bu bizi yavaşlatıyordu da. Eldivenle asamı tuttuğum için kendisinde tam bir kontrolüm olup olmadığını bilmiyordum. Cyneric iyi çocuktur, güvenilir çocuktur ancak pek istikrarlı duygu duruma sahip biri değildir. Bir anda sinirlenebilir.

Biraz bekledikten sonra kuzenimin Hogwarts kapısından yanında bir arkadaşıyla geldiğini gördüm. Cyneric çok konuşmayı seven biri olmadığı için bir süre sonra sessizleşmiştik zaten. Bu yüzden gelmeleri beni biraz da olsa kurtardı diyebilirim. Cyneric’e kafamla geldiklerini işaret ettikten sonra yanımıza yürüyene kadar dönüp onlara baktık. Kuzenime kafamla selam verdim konuşmak yerine. Yanındaki arkadaşını da tanıdığım için “Clifford.” diyerek selamladım. Cebimden çıkarttığım büyülü pusulayı gösterdim buna. “Kuzey 20, Batı 53, Kuzey 12. Ağaç sayısı.” dedim. Onun düşünmesine gerek yoktu zaten bunları. Şimdi kısa yol diye Kuzeybatıya 35 ağaç ilerlemeye falan kalkar kayboldurur bizi. Ağaçları ben sayarım. “Atadamların oraya gideceğiz.” Cyneric’i gösterdim kafamla elinde bir sepet, sepetin içinde de akşam yemeğinden kaçırdığımız bir kaç şey vardı. “Karşılaştığımızda onlara veririz diye hazırlattım. Karşımıza başka ne çıkar bilmiyorum. Bu yüzden asaları hazır tutun.”


Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« Yanıtla #1 : 02 Şubat, 2022 22:49:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Eadwig'le Yasak Orman'a gitmeyi kararlaştırdıktan sonra Clayton'a bu konuyu açtım. Yanımda güveneceğim kuzenim dışında biri olmasını istiyordum ama bir yandan da onu böyle bir konuda sorumlu bırakmış olmamak için konuşup konuşmamak konusunda kararsız kalmıştım. Evet ben gidecektim ama ilk nedenim kuzenim yardımımı istediği içindi. Diğer yandan doğrunun ortaya çıkması için bir adım atmış olmak da açıkçası iyi geliyordu ama bunun için arkadaşlarımı zorunda bırakmak istememiştim. Bu yüzden Edward'a çaktırmadan ilk önce Clay ile konuştum ve uzun bir tartışmaya tutuştuk. İlk olarak Eadwig istedi diye niye kendimi tehlikeye attığım konusunda kızmıştı. Sonrasında da Bina Başkanı olarak böyle bir hareket yapmamam gerektiği hakkında da baya bir laf yedim. Sonra da eğer ortaya çıkartabileceksek bile ne kadar tehlikeli ve gereksiz bir hareket olduğu hakkında iki güne yakındır konuşuyoruz. Sonuç olarak ise akşam yemeğinden sonra sıvışarak Karagöl'e doğru yola koyulduk. Artık girmiştik bir yola. Eadwig'in planını öğrenmeden karar vermeyecektim ne yapacağımıza. Eğer beğenmezsem biraz daha bekleyelim ve düşünelim derdim.

Selamlaştık kuzenim ve arkadaşıyla. Arkama dönüp baktım kimse geliyor mu diye. Yalnızdık. Ellerimi ovuşturdum ısınmak için ve üfledim hızlıca. "Evet, Geldik bakalım. Plan ne?" dedim. Eadwig bir pusula çıkardı cebinden, söylediğim gibi Ares'le konuşmuş ve konumu öğrenmişti demek. "İyi düşünmüşsün ağaç sayısını." dedim başımı sallayarak. Devam ederken ellerimi cebime sıkıştırdım biraz daha ısınmak için. "Atadamlar bizden bile daha akıllı yaratıklardır bunu unutmayalım. Onlara ormanda değişik bir şeyler olup olmadığını sorabiliriz. Yani aslında aradığımız bir farklılık, değişik ve yerinde olmayan bir enerji karmaşası öyle değil mi?" Clayton'ı rahatlatmak için döndüm. "Carmilla'yı aramıyoruz. Sadece her şey yolunda mı kontrol edeceğiz. Çok geçe kalmadan başlayalım bence. O sırada da Ares başka ne anlattı ayrıntı verir misin kuzen?" diyerek yürümeye başladım ağaçlık alana doğru.

Çevrimdışı Eadwig Alger Boleyn

  • Slytherin Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 93
  • 326 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Eadwig Alger Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ceren
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 24
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 20
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 3. Seviye
Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« Yanıtla #2 : 03 Şubat, 2022 01:30:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Samuel yanındaki çocuğu rahatlatmaya çalışınca şöyle bir süzdüm ikisini de. Belli ki buraya gelmekte çekinceleri vardı bu çocuğun. Ayağımıza bağ olmasaydı iyiydi. Pusulayı çıkartıp kuzeye ayarladım yürüme yönümüzü, asamdan lumosumu yaktım ve ilerlemeye başladım. Tek tek de ağaçları sayıyordum. Yanımda yürüyen kuzenim, Ares’in başka ne anlattığını sorduğunda önümde görebildiğim 10 ağacı sayıp gözümü sonuncu ağaca sabitledim. “Carmilla ile karşılaştığı konusunda çok ısrarlıydı. Başka bir şey olabilir dediğimizde eziyet büyüsü ile bayıltıldığını söyledi.” diye anlattım. “Carmilla ona kaçması için fırsat vermesine rağmen-” Çocuğun intikam ile ilgili anlattıkları geldi aklıma. Bunlar özeliydi. “Yapmamış. Bana sorarsan rüya.” Saydığım 10 ağacın sonuna geldiğimizde önceki saydıklarıma ekleyip bir 10 daha saydım ileriden. Gözümü sonuncusuna sabitleyip konuşmaya devam ettim.  “Atadamların olmadığından bahsetmişti. Cadı avcıları atadamları katletmiş, Carmilla da o yüzden buradaymış. Yani Hogwarts büyülerle korunuyor. Ne cadı avcısı muggleların ormanda olduğu mantıklı, ne de onları avlamaya gelen Carmilla’nın bir öğrenciye saldırması. Caldecott’u severim. Çok yakın arkadaşımdır. Bu yüzden görmek istedim gerçeği.” Gözümü sabitlediğim ağacın yanına ulaşınca 10 ekledim aklımdaki sayıya. Konuşurken tek tek ağaç sayamayacağım için böyle bir teknik oluşturmuştum. “Arkadaşının korkmasına gerek yok yani. Carmilla falan çıkmayacak karşımıza. Rüyalı, hayalli bir şey bekliyorum.”

Bir süre daha ilerledik. Bana söylendiği gibi ağaçları takip ettikten sonra ulaştığımız yer atadamların yeri değildi. Onun yerine bir yol ayrımına geldik. Cyneric’e “Çocuk bundan sonra sağ ya da sol demiş miydi?” diye sordum. Hatırlamadığını söylediğinde kaşlarımı çattım. “Aptal gibi kulaktan kulağa oynuyorsunuz.” diye tısladım çocuğa bakmadan. “Direkt bana getirmek yerine bize bırak deyip durdunuz. Winton’un hasta olacağı tuttu.” Derin bir nefes aldım stress olmamak için ancak kolay değildi. Bu yüzden dönüp kuzenime baktım. Bu sırada da yapılacak şeyi düşünüyordum. Geri dönmek her zaman bir seçenekti ancak o kadar hazırlanmıştık. Baya da içeri yürümüştük. Aşırı sessizdi burası. Cyneric’in ayaklarını yere sürdüğünde çıkarttığı sesler sanki aşırıymış gibi geldiğinden “Yapma.” dedim. “Ayağını. Yapma.”

“Dağılalım.” diye yeni planı açıkladım. Reddedecek gibi olduklarında “Düz ilerleyeceğiz. Sapmak yok. 50 kadar ağaç ilerleyelim. Bir şey bulamayanlar geri dönüp diğer yola gelecek. Diğerleri de öbür grubu bekleyecek. Sapmak yok.” Şimdi bina bina ayırırsam gruplar içlerinde karşı taraf hakkında dedikodu edecekleri için. “Kuzen benimle. Clifford, Cyneric ile.” şeklinde grupları belirledim. Tekrar yapmaları gerekeni tembihledikten sonra sağ tarafa doğru kuzenimle birlikte yürümeye başladım. Ağaçlar seyrekleşmişti. Etraf biraz sisliydi. Zaten karanlık ormandı burası... Karanlıktı. Asamızdan çıkan ışıklar dışında ışık yok. Sessiz geçen bir kaç dakika sonrası Samuel’in annem ve babamın nasıl olduğu sorusuna karşın yüzümü buruşturdum. “Neden?” dedim ilk. Ancak sonra sorgulamak istemediğimi fark ettim. “Meşguller. İş, güç. Her zamanki halleri. Annem konsey üyesi olduğundan beri daha az mektup atıyor.” Tekrar sessizlik. Biraz daha yürüdük.

“Sen nasılsın?” diye sordum ben de. “SYD sonuçlarının baya olduğunu duydum. Çalışıyorsun hm?”


Çevrimdışı André Harris

  • Hufflepuff
  • 9. Seviye
  • İleti: 49
  • 30 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To André Harris
  • Güç Puanı: 33
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Turbo Nezir
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 30
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 2
  • Travma: En Büyük Hayal Kırıklığı
Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« Yanıtla #3 : 03 Şubat, 2022 02:05:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Büyük salonda mevzu çıktığında dikkatleri bayağı çekmişti üzerine Boleyn kuzenleri ve yancı tayfaları. Zaten ikisi de dikkatleri üzerlerine toplayan tipler çoğu zaman da, bu şekilde olaylı olmasının ek bir magazin değeri vardı haliyle. Nitekim Eadwig ile geçen günkü atışmamız sebebiyle olaylar dindikten sonra da dikkatimi çekebildiğim söylenemez üzerinden pek. Gidip söveyim diyorum ama mevzu çıkartmak istemiyorum; çözeyim, aramızı düzelteyim diyorum olaylardan sonra onun gelmesi asıl gerekir falan ama bir sıkıntı basıyor mevcut durum.

Ben de öyle kahvaltıdan aşırdığım kurabiyeden kalan kırıntıları önümdeki kitabın üzerinden silkeleyip dikkatimi kitaptan çok sapık gibi devam ediyorum çocuğun üzerinde tutmaya. Gerçi tuttuğuma değdi sanırım, Karanlık Orman falan diyorlar cumartesi akşamı... İki bina başkanı da üç... Dört... Galiba dört, en az dört okul kuralını çiğnemezsiniz... Fakat durumlar da ciddi, Ares ile konuşamamış olsam da henüz gıybetler aşikar. Profesör Urswick ise inanmayı tercih edeceğim son kaynak bile değil. Terörist diyordu daha geçen Lacroix kardeşlere... Neyse, bir şey desem mi? Ara bozukken de ama ne denir ki? Hele Samuel ile adam akıllı muhabbetim yokken çıkıp "Ben de geliyorum ehe," desem s*ktiri çekerler muhtemelen, bir de onları dinlemiş olmam ayrı olay olur. Bir yandan mevzular mühim, öte yandan riske atacaklar kendilerini. Yine de hiçbir şey yapmamak en yanlış hareket olur muhtemelen...



Nitekim muhtemelen kalkıp kalkışabileceğim en saçma seçeneği icra ediyorum şu anda... Elimde asa, ucunda lumos bile yok Karanlık Orman'da çaktırmadan dörtlü ekibi takip ediyorum. Gidip konuşabilirdim; zaten iki bina da zindanda, Eadwig'i çıkışta şatoda çevirebilirdim, en kötü ormanın girişinde bekleyebilirdim be... Karar veremeye veremeye ama arkalarından koşup takip etmeye kaldım tabii... Yolumu bilmiyorum, ekibi kaybetsem sıkıntı bir yandan. Hele şimdi bölünmüşken. Sağımda solumda ağaçlar karanlık, ışığım da yok ayırt edici bir şeyler fark edemiyorum. Arkadan bir şey gelse kapsa hani fark edenim de olmayacak. Bir saniye, arkamda... Bir şey mi VAR? "Ha?!" *PAT!*

Arkamda hiçbir şey olmadığını fark etmiş olsam da gözüm önümde olmadan yürümek pek akıllıca bir hareket değildi tabii yerler ağaç kökü doluyken. Ansızın karşımdaki gözlerin bana doğrulduğunu, gözümü kamaştıran asa ışıklarının arasından zar zor seçebiliyordum. "Ş-Şey... Açıklayabilirim!" Ansızın gözlerim irileşmişti; dizimde bir ıslaklık hissediyordum, muhtemelen bir yara idi fakat önce kendimi açıklamam lazımdı. Acilen. "B-Ben... öz-ür d-dilerim, şey, sizi, s-sapıkl-lamak istememiştim... Sadece..." Nefes alış verişim çekinceden düzensizleşmişti. Bir iki kekeleme sonrası ancak nefesimi düzene sokup anlaşılır iki kelam daha edebilmeye başladım "B-Büyük Salon'daki planlarınızı d-duydum... Açıkçası..." Elim kafamda, saçımı kaşıyordu huzursuzca. Kendimi nedense bir tık daha güvende hissettiriyordu bu hareket oldum olası. "Y-Yardıma ihtiyacınız olabileceğini düşündüm... F-Fazladan kişi o-olarak yani... H-Hem t-tılsımlara hakim sayılırım! İ-İşinize yararım!"[/justify]
« Son Düzenleme: 15 Mart, 2022 02:01:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: André Harris »

Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« Yanıtla #4 : 03 Şubat, 2022 14:45:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Eadwig’i dinleyerek düşünüyordum dediklerini. Neden fırsatı varken kaçmaz ki bir insan? Ares’in amacı neydi? Peki eğer doğruysa, Carmilla neden kaçmasına izin vermişti? “Bir rüyayı bu kadar gerçekçi görüyorsa bence bi hastane kanadına görünsün arkadaşın.” dedim rüya olması olasılığını tartarak. Bu sırada az önce söylediği sayıya göre ağaçlarda gözümü gezdiriyor ve Kuzey'de 20'ye ulaşmayı bekliyordum. Hem ben bu sayım işini yapmasam Eadwig yapacak mıydı acaba? Hiçbir şey söylemeden başlamıştık yürümeye. Onun da saydığını umuyordum yoksa karıştırmam halinde ortada kalabilirdik. “Cadı avcıları mı? Gerçek olamaz…” Bu kadar kör cahil olamaz kimse. Suskunlaştım sohbet devam ettikçe. İki taraf da çok uç düşünüyordu, bunun ortası olmadıkça da güvende hissedemeyecektik. Eğer söyledikleri gibi Carmilla Cadı Avcılarının peşindeyse, Ares'e zarar vermemeliydi. Arkadaşımın korkmamasını söyleyince bunu fark etmiş olmasına şaşırarak arkamı döndüm ve Clayton'ın duyup duymadığından emin olduktan sonra kuzenime "Sessiz ol." dedim. "Çok normal değil mi? Aklı olan herkesin biraz olsun korkması gerekiyor zaten, ama sonuç olarak burdayız hepimiz."

Bir süre daha ilerledik, bu sırada arkada kalan Clayton ve Cyneric inanılmaz sessiz bir şekilde bizi takip ediyorlardı. Birkaç kez Clayton'ın yersiz şakası kulağıma çalınmış ve Cyneric'in de homurdanarak Clay'den uzaklaşmaya çalışmasına şahit olmuştum. İkisi de yıllardır birbirlerinden hiç haz etmezler, hatta Cyneric'in geleceğini bilse geri bile dönebilirdi Clay. Aslında önceleri aynı ben ve Eadwig'de olduğu gibi çok iyi anlaşırdık. Beraber haftasonu Quidditch maçları yaptığımız bile olurdu; orta bahçede takılır, bütün günü beraber geçirirdik. Ama sonra insan değişiyor, büyüdükçe hareketler daha göze batıcı ve rahatsız edici olmaya başladı. Birbirimizi artık o kadar da alttan alamıyoruz.

Ağaç sayıları bittiğinde ve istediğimiz yere ulaşamadığımızı gördüğümde "Planı senin kuracağını düşünüyordum kuzen." dedim bu karmaşayı eleştirerek. Normalde olsa asla kendi planım olmadan yola çıkmam ama yanımda güvendiğim sayılı kişilerden biri vardı. Sorumluluğu ona bırakmıştım ve beklenmedik bir şey olmuştu şimdiden. Cyneric'in nereye gideceğimizi hatırlamadığını duyunca Clay de "Hah! Çok güzel! Bu mudur yani? Kalkıp geldik o k-" "Tamam Clay, bir dur sen de!" Cyneric'in arkadaşımın üzerine yürüdüğünü görünce de aralarına girdim sanki fark etmeden yapmış gibi ve devam ettim. "Bir sessiz olup düşünelim hepimiz." Sonra tuttum arkadaşımı kolundan ve kenara çektim. "Oğlum zaten atarlı giderli bir şey bu, biliyorsun. Bak normalde olsa hayatta tutmam istediğini yap, ama buradaki tek sorunumuz sizin kavganız değil. Hiç yeri değil biraz alttan al sen de, rica ediyorum." dedim. Gözlerini dikmiş Cyneric'e bakıyordu ama biraz sakinleştikten sonra onayladığını belli eder bir şekilde başını salladı.

Biraz bekledikten sonra kuzenimin dağılma fikrine tehlikeli şeklinde karşı çıktık ancak güzel bir plan kurmuştu. Cyneric ve Clayton dövüşmeden geri birleşebilirsek sorun yoktu. Dağıldıktan sonra karanlıkta bir süre ilerledik. "Sayıyor musun?" şeklinde kuzenimi uyarmıştım yolun başında, ormanın sol tarafına doğru ışığı tutarak ve herhangi bir ipucu bulmak amacıyla göz gezdirerek devam ediyordum yola. Uzun bir sessizlik olunca rahatsız olup bir sohbet başlatmak istedim ve "Annenler nasıl? Uzun zamandır görüşemedik, iyilerdir umarım." dedim. Önceden çok samimiydik ailecek. Her yazı beraber geçirirdik. Saatlerce Eadwig'le sokakta oyunlar oynayıp kirlenmiş bir şekilde eve döndüğümüzü hatırlıyorum. Eve dönene kadar inanılmaz mutlu, enerjik, özgür hissederdim. Ama bu, bahçe kapısından girdiğimiz anda değişirdi. Eadwig'in üzerindeki kirlerden utandığını, eve girdiğimizde ikimizi başka banyolara çekerek azarladıklarını... Merdivenlerle üst kata çıkarken arkamdan ne kadar da Eadwig'i kötü etkileyen bir çocuk olduğum hakkında konuştuklarını çok net hatırlayabiliyorum. Beni neden sevmediklerini düşünürdüm o zamanlar. Şimdi pek umurumda değil, icabet gereği nasıl olduklarını soruyorum. Cevabı hakkında da pek bir yorum yapmadım bu yüzden. Biraz daha yürüdük. Bu sırada aklımdan Eadwig'le anılarımız geçiyordu. Aynı yazın sonu, trene biniyoruz. Annem beni kenara çekiyor, "Eadwig'e güvenme. Seni kullanacaklar, kendi yolunu çizmen gerekiyor. Sakın oyunlarına kanma." diyor. Annemin neden böyle tembihlerde bulunduğunu hala anlamış değilim. Üzerinden neredeyse 5 yıl geçti ama ben hala bu söylediklerini gösteren tek bir hamle görmedim. Bilemiyorum... Anneme güveniyordum. "Ben mi?" Evet, çalışıyordum. "Sanırım. Önemli bir şey. Artık küçük çocuklar değiliz, kariyer hedefim var. E senin gibi muhasebci de olmayacağıma göre." dedim dalga geçer bir tonla. "Benim geleceğim çizili değil Boleyn." dedim ikimizin de Boleyn olmasına rağmen var olan duruma ironi yaparak.

"Sen nasılsın?" diye cümleme başlamıştım ki arkamızdan gelen bir sesle anında durdum ve kuzenimi de kolundan yakaladım. "Bekle. Sesi duydun mu?" Asamın ucunu arkamıza dönerek geldiğimiz karanlık yola doğrulttum ve sesin enreden geldiğini anlamaya çalıştım. Bir adım, "Cyneric ve Clay olabilir." dedim. Bir adım daha... "Veya başka biri." Ama kimse bizi takip etmemişti. Biraz daha netti artık görüntü. "Belki de Carmilla'dır." dedim üşüdüğümü hissederek. Yerde az önce var olmayan bir yükselti vardı. Kimdi bu derken sarı saçlar ve ardından da şaşkın bir yüz bize kendini gösterdi: André. Derin bir nefes verdiğim sırada çocuk kendini telaşlı bir şekilde açıklamaya çalışmaya başlamıştı. Pek becerebildiği de söylenemezdi. Tek başına peşimizden gelirken korkmuştu büyük ihtimalle. Dizi kanıyordu. "Tamam André." dedim elimi alnıma koyup derin bir nefes vererek. "Başına daha fazla bela almamanı önerirdim söylesen ama artık gelmişsin, yapacak bir şey yok." Elimi uzattım kalkması için. "Sadece yakalandığın kişi biz olduğumuz için şükretmelisin." Kuzenime baktım ne düşündüğünü anlamak için. Ayak bağı olmasını istemediğine emindim ama tek başına geri dönmesini istemek onu tehlikenin ortasında terk etmek olurdu. Tabii ki de bizimle gelmeliydi. Arkamı döndüm geri. "Şuradan devam... Ah. Lanet olsun. Sayısı karıştı."
« Son Düzenleme: 03 Şubat, 2022 14:47:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Samuel Raymond Boleyn »

Çevrimdışı Eadwig Alger Boleyn

  • Slytherin Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 93
  • 326 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Eadwig Alger Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ceren
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 24
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 20
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 3. Seviye
Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« Yanıtla #5 : 03 Şubat, 2022 17:49:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Benim zerre önemsemediğim sınavlardan yüksek puan aldığı kulağıma gelmişti. Her zaman yaptığı gibi sıradan konuşmayı bana sataşmak için kullanınca "Kes sesini." diye hırladım. Nasılsın diye soruyoruz hemen saldırıyor köpek. Aramız bozulduğundan beri böyle. Eskiden her şeyi konuşup, paylaşırdık. Şimdi nasılsın diyorum, senin gibi değilim diyor. Üstelik... Sanki benim suçummuş gibi konuşması aşırı sinirimi bozuyor. Kendi kendisi ailemizin değerlerini reddederken nasıl olur da bana ayrıcalıklıymışım gibi davranabilir? Bir de soyadını sadece ben taşıyormuşum gibi bastırıyor. Benim nasıl olduğumu sorduğunda sinirlendiğim için "Sana ne." diyecektim ki bir ses duydum. Hemen asamı sesin geldiği yere doğrultturken kuzenim de kolumdan yakaladı. "Duydum." dedim. İkimiz de sesin geldiği yere asamızı doğrultmuş bir şekilde ilerliyorduk. Her adımda Samuel bir tahmin üretiyordu. İlk söylediğine "Fazla erken." dedim. Sonraki dediğine "Kim?", en son söylediğine de "Carmilla falan yok burada Sam!" diye cevap verdikten sonra asalarımız sesin sahibini aydınlattı. Bu... "Harris?" Gördüğüm çocuğun adını kafam karışmış bir şekilde söyledikten sonra çocuğun dizini tutarak ve kekeleyerek konuşmasını dinledim. En son bunu o zargana kılıklı profesöre karşı yapmıştı. Sonra da herkesin ortasında dalga geçmiştim. Gönlünü almak için bir şeyler düşünüyordum ancak bu düşüncelerim arasında onu karanlık ormana sokup canını tehlikeye atmak yoktu. Hemen kuzenime "Hani kimseye söylemeyecektin!" diye tısladım. Neyse ki André büyük salonda konuştuğumuzu duyduğunu söyleyerek kuzenime olan güvenimin kırılmasına izin vermedi. Bize yardım etmek için, fazladan kişi olmak için, işimize yaramak istediğini kekelediğinde daha da sinirlendim. Dişlerimi sıktım.

Bakın, kuzenimi neden sevmem biliyor musunuz? Hayır bana sataştığı için değil. Kendi değerini bilmediği, ailemizden gelen gücü yeterince kullanmadığı için. André şuan karşımızda bizim işimize yarayabileceğini ve ona kızmamamızı söylediğinde yüzüne bir yumruk indirmemek için zor tuttum kendimi. Ormanda olmasak vururdum. Şimdi ses çıkacak diye vurmuyorum. Yanımdaki testis kafalı kuzenim de sanki karşımızdaki çocuktan çok iyiymiş gibi "Sana tavsiyem, gelmemendi ehehehe." yapıyor ya. Hiç sevmiyorum seni Gryffindor'lu oğlan. Babanı da sevmezdim. Kuzenim tekrar arkasını  dönüp ağaçların sayısının kaçtığından hayıflanırken ayağa kalkmış olan André'nin üstüne yürüdüm. Tılsım konusunda iyi olduğunu biliyordum. Bir çok konuda iyi olduğunu da... Kendi ödevlerinin yanında şu kaltak Strömm'ün ödevini yapabilecek sabıra sahip bir herif bu. İnsanların yanında ezilip büzülmek yerine kendine güvenmesi gerekiyor. Bunu ona öğretecek kişi ben değilim. Bu yüzden kulağına tıslayarak "Aptal." dedim. "Şu bok kafalıyı böyle konuşturuyorsun ya, tam aptalsın." Evet, birinin gönlünü almak için seçilecek en son cümleler olmalı bunlar. Omzundan tutup kuzenimle aramıza çektim sonra. Aramızda dursun, benim yüzümden burada başına iş gelirse kendimi affetmem. Kendi hatası yüzünden bir yerlerde ölsün ölecekse. Başımıza bir şey geleceğini düşünmüyorum. Düşünüyor olsam burada olduğu için mutlu olabilirdim. "20'lerdeydik." dedim kuzenime sayı konusunda. "Biraz daha ilerleyelim. Bir şey çıkmazsa dönelim."

Üç 6. sınıf öğrencisi yürümeye başladık. Önce hiçbir şey yoktu çevrede. Sonradan uzaktan ağaç kökü sandığımız çıkıntılar ayrıntılanmaya başladı. O köklerin aslında ağaç kökü olmadığını anlamamız için artık 2-3 metre yakınlarına gelmemiz gerekmişti. Çevreye vahşi bir şekilde dağılmış kol, bacak, beden, kafa... Artık ne zaman parçalandığı bilinmez, iğrenç bir koku ve renklerinden dolayı uzun olduğunu düşündüğüm bir süre önce katledilmişlerdi. Parçalanmış insan vücutları. Asa tutmadığım elimle ağzımı kapattım kokuyu almamak için. "Bunlar..." Cesetti. Asamı vücutlara ışık tutacak bir şekilde tutarak, yanlışlıkla bir parçanın üstüne basmamak için dikkat ederek alanda gezmeye başladım. Parçalandıkları için kaç kişi katledilmişti bilmiyorum. Daha önce ölmüş birini de görmemiştim ama garip bir şekilde çok etkilenmemiştim sanki. Sadece, kellelerini gördüğümde kafamı çevirmem gerekiyordu. Asamın ucundan çıkan ışıkla bir kaç arbalet aydınlandı. André ve kuzenime "Cadı avcıları." dedim onları göstererek. "Caldecott doğru söylüyormuş." Bu Carmilla buradaymış mı demek yani? "Nasıl olabilir?" dedim. "Muggle'lar, Hogwarts'ın bu kadar yakınına nasıl gelebilir?"
« Son Düzenleme: 03 Şubat, 2022 18:03:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Eadwig Alger Boleyn »


Çevrimdışı Cwénhild Muirghéal

  • Azkaban Mahkumu
  • 14. Seviye
  • İleti: 99
  • 560 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cwénhild Muirghéal
  • Güç Puanı: 50
  • https://youtu.be/3vjkh-acmTE
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: o
  • Meslek: Eski Başseherbaz Yardımcısı
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 40
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü Yapma, 2. Seviye; Süzülme, 3. Seviye
Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« Yanıtla #6 : 03 Şubat, 2022 20:35:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
BU RP +18'DİR HASSAS OLANLARIN OKUMAMASI ÖNERİLİR.


[justify]"Crucio."

Asasından çıkan ışık çocukla buluştuğu anda çığlıklar ormanın dört bir yerine yayıldı. Çocuk karların üzerinde cayır cayır kıvrınırken acı içinde Carmilla duygusuz bir ifadeyle 'derse' devam ediyordu. Bu çocuğun bugün burada canının yanması gerekiyordu. Ancak bu şekilde gerektiği zaman kaçmayı öğrenebilirdi. Kendisinin hiç bir zaman öğrenemediği bir şeydi bu ve sonuçlarını parmaklarıyla, kanıyla ve hayatıyla ödemişti. Bir öğrencinin intikam uğruna ölmesini istemiyordu. Zira onun gibi gençlere ve cesur büyücülere ihtiyaç yakındı. Gereken bütün intikamları o alırdı. Çığlıklar yavaş yavaş kesildi. Çocuğun gözleri yavaşça kapanırken Carmilla, kulağına doğru eğildi ve fısıldadı. "Küllerinden doğduğun gün. Hepsinin küle çevireceğiz. Nefes al ve yaşamaya devam et ve peşimden gel."

Yaşanan olayın üzerinden geçen bir haftalık süre keyif kaçırıcıydı. İsminin Ares olduğunu öğrendiği çocukla olan düellosu bir takım şeyleri tehlikeye sokmuştu. Şöyle ki; Yasak Orman'da pusuya düşürüp katlettiği avcılar daha büyük bir grubun parçasıydılar. Bir kolunu Birmingham civarlarında kıstırıp halletmişti. Yasak Orman'da düşürdüğü grup ikinci parçaydı. Lakin üçüncü grubu elinden kaçırmıştı. Ares'i bayılttıktan neredeyse hemen sonra gelen Hogwarts sakinleri onu kaçmaya zorlamıştı. İki bekçi ve basit bir profesörden korktuğu için olmamıştı bu. Yasak Orman, tehlikeli bir yerdi ve orada onlarla uğraşması demek dikkat çekmesi demekti. Kendisini gelebilecek tehlikelere karşı koruyabilirdi ama o davetsiz misafirleri koruyabileceğinden emin değildi, gereksiz zaiyat vermemek için taktiksel bir geri çekilme yapmıştı sadece. Fakat bu geri çekilmenin de sonuçları olmuştu. Zira elinden kaçırdığı grup Charing Cross civarında takılan goblinlerin yarısını doğramıştı. Kadın, avcıların düşürdükleri bir iki flama sayesinde aynı grup olduğunu anlamıştı. Biraz iz, biraz sağı solu soruşturma ve biraz şans derken grubun izini bulmuş ve şu an karşısındaki sandalyeye çırılçıplak bağlanmış adamı ele geçirmişti. Şimdi biraz sohbet etme zamanıydı.

Oturduğu yerden kalktı ve adamın çenesini tuttu. Sert bir şekilde sıkıyordu. Diğer eliyle ağzının içine tıktığı flamayı aldı ve herif küfürler etmeye başladı. Elinin tersiyle attığı bir tokat adamın susması için yeterli oldu. "Öldüğünü biliyorsun değil mi? Buradan hiç bir şekilde canlı çıkamayacağını biliyorsundur umarım." dedi adama. O sırada odanın içinde bir tur attı ve masanın üzerindeki puro bıçağını aldı. İki tarafı bıçaklı ortasında kocaman delik olan bir tür bıçaktı bu. Puroyu içine koyup tek el hareketiyle kapattığınız bıçaklar puroyu güzelce kesiyordu. Sağlam olanları ise purodan daha sert ve organik olan şeyleri kesmek içinde kullanılabilirdi. Puro bıçağını aldı ve adamın baş parmağına geçirdi. "Bizim ırkımızın yapabildiği bir takım büyüler var. Mesela öldürme laneti gibi. Yeşil bir ışık ve püf. Öldün. Acı çekmeden uykuya dalar gibi öldün." dedi. Sonra puro bıçağını yavaşça sıktı. Adamın etine değdirdi ve biraz daha bastırdı sadece kan dökülecek kadar. "Bir de işkence lanetimiz var. Bütün kemiklerinin yerinden söküldüğünü sonra dikenli tellerle bağlanarak tekrar takıldığını düşün. Bütün etlerini kızgın demirlerle dağlayıp yerinden çekip çıkardığımızı düşün. Tırnaklarını kerpetenle tek tek çektiğimi sonra onları parmaklarına çivilerle tekrar çaktığımı düşün. İşte böyle bir acı." Adamın parmağından akan kan yavaşça süzüldü ve bir kaç damlası kurumuş ahşap zemine düştü. "Nasıl öleceğin senin elinde. Düşünmen için biraz zaman vereceğim." dedi ve var gücüyle bıçağı kapattı. Önce adamın çığlıklarını duydu, sonra yere düşen parmağın çıkardığı ses yankılandı, o sesi de dökülen kanın sesi kapattı. Herifi kan kaybından öldürmek istemiyordu o yüzden kendi baş parmağının ucuyla herifin kopmuş parmağının olduğu yerdeki açık yarayı dağladı ve odadan çıktı.

Adamın çığlıklarının dinmesi uzun sürmüştü. Beklediğinden dayanıksız çıkmıştı sanki bu avcı. Eh, işi daha kolaylaşıyordu ama eğlenceli kısmı kısa sürecekti anlaşılan. Odanın kapısını tekrar açtı. Herifin gözlerindeki korkuyu görebiliyordu. "Güzel." kafasının içindeki ses tatmin olmuştu. Lakin daha fazlasını istiyordu. Carmilla da öyle. Adama yaklaştı. "Ekibiniz. Nereye gidiyorlar?" diye sordu. Herif tabiki cevap vermedi. Hatta kadının ayakkabılarına doğru tükürdü. Ayağını geri çekerek pislik bir insanın pisliğinden kurtardı kendini Carmilla. Elini kaldırdı. Adam sandalyeyle birlikte ayağa kalktı. Baş aşağı çevirdi sandalyeyi ve kendine doğru yaklaştırdı. Bu sefer puro bıçağını adamın ayağının orta parmağına geçirdi ve hiç oyalanmadan sağ ayağının ortanca parmağını aldı. Kopan parmak ve parçalanan etin sesiyle eş zamanda çığlık atmaya başladı adam. Parmak yere düşmeden Carmilla'nın avucunun içine süzüldü ve kadın avucunun içinde yaktığı bir ateşte yaktı parmağı. Yanık et kokusu odayı doldururken. Çığlık atan adam tekrar düz hale getirildi. "Acıkmışsındır. Saatlerdir buradasın." çığlık atmaktan ağzı kapanmayan avcının boğazına soktu parmağı. Sonra eliyle çenesini kapattı ve parmağı yuttuğundan emin oldu. "Hastalıklı orospu!" elinin tersiyle bir tokat daha attı herife. "Soruma cevap ver, yeni hedefiniz neresi?" Boncuk boncuk terlemiş adam biraz düşündü. Hala inliyordu ve kanıyordu. Çok vakti kalmamış gibiydi. Adama düşünme fırsatı vermek istemedi. Elini yatay bir şekilde sağdan sola savurdu ve herifin serçe parmağını da aldı. Sonra soldan sağa aynı hareketi yaptı ve kalan parmakları da ayaklarının dibine düştü. Ellerini kaldırdı. Odayı aydınlatan bütün mumlar söndü sadece bir tanesi odayı belli belirsiz aydınlatıyordu. Avcının Carmilla'yı görebileceği kadar. Kadının ellerini kaldırmasıyla birlikte adam sandalyeyle birlikte tekrar yükseldi. "Napıyorsun, NAPIYORSUN!" diye bağırdı adam. Kadın ellerini açtı ve herifin sandalyesi parçalandı lakin adam hala süzülüyordu. Yere düşen tahta parçalarını bir araya getirdi ve parmağını şıklattı. Az önce sandalye olan tahtalar yanmaya başladı. İstifini bozmadan adamı yavaşça aşağı indirdi ve cayır cayar yanan ateşe oturttu. Çığlıklar yayılmaya başladı odaya yanık et kokusuyla birlikte. Çırpınıyordu ama kadının gücünden kaçamıyordu. Kaçamayacaktıda. "Öldür artık beni! ÖLDÜR!" Kadın sessizce izledi. Yavaş yavaş tutuşuyordu adam. Tutuşmasına izin vermeden kaldırdı adamı. Yanmakta olan bir kaç yerini söndürdükten sonra herifi odanın bir tarafına bir paçavra gibi attı. Yavaş adımlarla yaklaştı adama. Gözlerindeki korkuyu görebiliyordu. Yorgunluğunu da. Asasını çıkardı. "Cruc-"

"ORMANA GİDECEKLER. CESETLERİ ALMAYA. ÖLDÜR BENİ ARTIK. YALVARIRIM."

Kadın adamın dileğini yerine getirdi. Diffindo ile önce bileklerini kesti. Sonra ayak bileklerini. En son boğazını parçaladı. Bunları özellikle yavaşça yaptı. Avcının kesildiğini hissetmesi için özenle, sevgiyle kesti. Etinin nasıl ikiye ayrıldığını duyduğundan emin oldu. Boğazı parçalanıp gözlerinden yaşam kararırken son hissettiği şeyin acı olduğundan emindi. Kanla yıkanmış bedeni odanın bir tarafına attı ve az önce yaktığı ateşin odayı tüketmesine izin verdi. Oda yanarken o da apar topar hazırlandı. Yasak Orman'a girmek kolay bir iş değildi. Lakin gece olması işleri biraz kolaylaştırıyordu kabul etmişti bunu. Hogsmeade'e cisimlendi. Oradan da henüz sessiz olan barakaya yollandı. Barakanın içinden açtığı tüneli kullanarak ormana giriş yaptı. İçi bir tuhaf oldu. Uğultular ve hışırtılar onu bile rahatsız ediyordu. Cesetleri nerede bıraktığını hatırlıyordu. Bu orman düşünüldüğünde bu zor bir şeydi ama cesetlerin olduğu yer at adamların habitatlarından biriydi ve bir önceki hayatında Gwyndolin isimli bir kadınla at adamları ziyaret eden bir öğrenciyi hatırlıyordu. Çok uzun zaman önce, bambaşka bir hayatta.

Sessiz ama hızlı adımlarla, bir çok karanlık noktadan ve ağaçtan kaçınarak at adamların olduğu yere gelebildi. Fakat karşılaştığı manzara pek keyifsizdi. Çok ama çok keyifsiz. Avcıları bulmuştu. Arbaletleri, o aptal flamaları ve üzerilerinde taşıdıkları gereksiz bir çok ekipman ile pusuya yatmışlardı. Pusuya yatmışlardı zira üç tane öğrenciyi gözlüyorlardı. Çocuklar kendi aralarında konuşurken bir tanesi ilk saldırıyı yapmaya hazırlanıyordu. Hemen harekete geçti. Kızıl bir yıldırım gibi çökmeliydi üstlerine. Nişan almış avcıya attığı büyü herifin bağırsaklarının dışarı dökülmesi suratiyle ölmesini sağladı ama okun yaydan çıkmasına engel olamadı. Neyse ki herif oku düşerken atmıştı da en öndeki sarı saçlı çocuğun ayaklarının dibini vurabilmişti anca. Çocuklar dikkat kesilirken diğer avcılarda dikkat kesildiler ve kızıl kadını gördüler. Üç tane ok üzerine hücum etti. Eliyle hepsini durdurdu ve önüne geçme gafletini gösteren avcının boğazını bir çırpıda kesti. Sonra herifin cesedini havalandırıp üzerine gelen iki tane oktan korunmak için kullandı. Bu sırada ağaçlar hışırdıyor, çocuklar bir şeyler olduğunu anlıyorlardı. Asalarını çekmişlerdi bile. Çabuk olmalıydı. "Kaç Edgar!" diye bir ses yükseldi avcılar arasında. "Oh, hayır. Kaçamayacak." diye fısıldadı Carmilla ve asasını çekti. Seslenen avcıya doğru attığı yıldırım herifi tam suratından vurdu. Yüzü kızaran adamın öldüğünden emin olmak için ayakkabısının topuğuyla gırtlağına sertçe basıp boynunu kırdı ve devam etti. Diğer avcı cesetlerin olduğu yere düştü bir ağaç köküne takılarak. Çocukların önüne çıkmak istemiyordu ama başka seçeneği yoktu. Avcıyla çocukların tam arasına cisimlendi. Avcının can havliyle attığı oku saptırdı ve sağ eliyle herifi yukarı kaldırdı. "TANRIM. SENİN IŞIĞINLA DOĞDUM VE SANA GELİYORUM. KRALLIĞINDA B-" boğazı kesilirken sözlerine devam edemedi. Cansız bedenini diğer leşlerin arasına attıktan sonra arkasını döndü.

"Sizin bu saatte burada olmamanız gerekmiyor mu? Ormanda her türlü tehlike var görebildiğiniz üzere."
« Son Düzenleme: 03 Şubat, 2022 20:39:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Carmilla S. »


Çevrimdışı André Harris

  • Hufflepuff
  • 9. Seviye
  • İleti: 49
  • 30 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To André Harris
  • Güç Puanı: 33
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Turbo Nezir
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 30
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 2
  • Travma: En Büyük Hayal Kırıklığı
Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« Yanıtla #7 : 03 Şubat, 2022 22:59:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Samuel'ın sözlerine karşılık yalnızca kafamı salladım hafifçe, sonrasındaysa asamı küçük "h" çizercesine sallayıp dizimi bandajladım ve elimi temizledim. Ardından yanıma gelen Eadwig'in sözleri ise en basit tabirle kafamı karıştırmıştı. "Ha?" diyebilmiştim yalnızca ama fazlasını da söyleyemedim. Çok üstünde durulmadı. Ortam zaten gergin, gecenin köründe Yasak Orman'da belamızı aramaya gelmişiz adeta. Sorgulamaya lüzum yoktu. Mevzulara pek hakim değilim ama Büyük Salon'da duyduklarım aklımı uzun süredir kurcalıyor, onları sıralıyordum aklıma geldikçe: "Eğer bir böcürt falansa Ares tek idi, üç kişi olmamız avantajlı olabilir. Yani üç tane değillerse şansımıza. Gerçek formunu anlarız. O kadar çok... Olsalar Ares de birden fazla korkutucu şey görürdü, değil mi? Carmilla ise... Savaşabileceğimizi sanmıyorum ama kaçabilir miyiz ki? Bir şeyler düşünmeli mi acaba? Belki sis falan yaratsak ortama... Koşma seslerimiz ama takip edilebilir ve rotamız da belli yani, şato. Peki o zaman..." Konuşmalarım bir noktada gevelemeye dönüşmüş, ardından düşüncelerle kesilmeye başlamış ve en son sadece sessiz düşüncelere bırakmıştı yerini. Muhtemelen bu sebeple pek önem teşkil etmiyorlardı... Zaten ortamdakiler ne kadarını da anladı muamma idi fısıldadığımı da ele alırsak.

Yolculuk nihayetinde bir yere varmıştı. Muazzam bir yere. Çok önemli ipuçlarına. Nitekim görmek istediğim son şeydi muhtemelen bu arbaletler ve cadı avcılarının naaşları. Malum günler geldi aklıma istemsizce, karanlık ormanı aydınlatan asalarımızın ışıkları söner gibi oldu. En azından benim için. Güçlükle girdim söze: "Bu arbaletler... İpucu olabilir," diyerek zar zor eğilip aldım bir tanesini eline. Tabii kim bilir kaç gündür çürüyen bu bedenlerin üzerine eğilmek pek iyi bir fikir değildi. Hele Britanya yağmurlarının etkisiyle iyice çürümüşken. Bu koku... Hepimizin burnunu ve ağzını kapsayacak görünmez birer balon yarattım asamı sallayarak üç kere. Ağzımı kaplayan balondan dolayı daha boğuk çıkmaya başlamış sesimle Eadwig'in düşüncelerine dair yorum yaptım: "Doğru diyorsun... Buradaki yaratıklar bizim için bile sıkıntı. Bir grup muggle için... Bu silahların belki de önemli bazı özellikleri va-."

Bir ıslık sesiyle sözlerim kesilmiş, Eadwig'in önüne saplanan ok ile neye uğradığımı şaşırmıştım. "C-Ca-Ca-Cadı av-c-cıları..." dilimden dökülebilen yegane sözler oldu. Asamı sağ elim titreyerek tutuyorum. Saldırı altındayız, ama savaşmak istiyor muyum ki? O rahibenin sözleri çınlanıyor kulağımda.

"Demek öyle diyorsun, André... Peki o zaman, sana tek bir soru sormama izin ver. Bütün bu süreç boyunca inatla savundun sizin gibi olmayanlara zarar vermeyenleriniz de olduğunu. Ya sizden kaç kişi tanıyorsun, sizden olmayanlara yardım etmiş olan?.."

Değil savaşmak, büyü yapma isteğimi yitirdim. Asam elimde ama hani poz olsun diye. Gerçi pozumun da caydırıcılıkla alakası yok da... Ancak ileride bir çatışma var gibiydi. Büyü ışıkları yükseldi, bir tane yatay şimşek fırladı. En yakınımda olan Samuel'a bakarak, Eadwig'in de duyabileceğini umduğum bir sesle tek kelime çıkartmayı ümit edebildim: "K-Kaçalım?.."

Lakin kaçmayı başaramadık. En azından ben kaçamadım. Okun biri üzerime geliyor. Bir an gördüm sadece. Protego atmalıyım galiba. Ama elim titriyor, hareket ettiremiyorum. Düşünmek için yarım saniyem bile yok muhtemelen. Ölür müyüm? Nitekim önümde beliren figür savuşturdu oku ve bize döndü. Elim titriyor hala. Öncekinden de fazla. Asamın ucundan çıkan loş ışık cübbesinden kızıl lekeler yansıtıyor. Kan... Katliamdan çıkmış bu kadının her yeri kan... Saçları da kızıl. Kan rengi. G-Gözlerim irileşti. D-Düşünce-lerim b-bile ke-k-ke-liyor... C-Ca-Car... diyebildim sadece.

Çok ama çok usulca geri adım atmaya çalıştım. Bu kadına yakın olmak istemiyorum. Beni kurtarmış olsa bile çok daha kötülerini yapmak isteyip istemeyeceği muamma. Uzak olsam bile şansım var mı ki? Korkuyorum. Ares'in halini hatırlıyorum. İntikamın i'si geçmiyor aklımdan. Sadece korkuyorum. Gözlerim titreyerek Eadwig ve Samuel arasında gidip geliyor. B-Bir fikirleri var mıdır ki? B-B-Benden hayır yok şu anda... B-Beyler... B-Biz ne halt yiyeceğiz?..
[/justify]
« Son Düzenleme: 15 Mart, 2022 02:01:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: André Harris »

Çevrimdışı Eadwig Alger Boleyn

  • Slytherin Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 93
  • 326 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Eadwig Alger Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ceren
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 24
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 20
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 3. Seviye
Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« Yanıtla #8 : 04 Şubat, 2022 01:02:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
André’nin baloncuğu yüzümde oluşunca elimi çektim ağzımdan. Ceset kokusu yerine gerçekten tercih edeceğim bir seçenekti. Sadece, çok kalırsak üstümüze sinerdi. Hoş değil. André söylediklerime cevap verirken düşünceli şekilde arbaletlere bakıyordum ben de. “Büyü falan yok muy-” Sözümü bitiremeden bir ıslık sesi ile ayaklarımın bir kaç santim önüne saplanan bir arbalet oku tüm dikkatimi çevreme vermeme neden oldu. Hedef alsa beni orada öldürebilirdi diye bağırıyordu kafamda bir ses. Dışarıdan gelen ses ise André’nin kekeleyen sesiydi. Cadı avcıları. Tuzak mıydı? Neden ölülerini almaya gelsinler? Hala hayal görüp görmediğimizi sorguluyordum. Tek başıma olsam denerdim belki ama yanımdaki çocukların sorumluluğu omzumdaydı sanki. André’den gelen sesi duyduğumda. “Evet.” dedim. “Kaçalım.” Saniyeler içinde bir sürü büyü ışığı oluşmaya başlamıştı. Eğilerek Samuel ve André’nin yanına koştum üstüne bastığım vücut parçalarını umursamadan. Yanlış bir seçenekti belli ki, çünkü tam o sırada bize doğru gelen bir arbalet okunu fark ettim. Asamı kaldırıp daha Protego diyemeden önümüze ışınlanan kızıl bir cadı oku saptırdı. Ardından da tam kıvamında bir kabus materyali ile karşı karşıya geldim. Korku ile kocaman açılmış olan gözlerimin önünde kızıl cadı bir adamı tek eli ile havaya kaldırdı. Ardından da hiç tereddüt etmeden, sanki hiçbir şeymiş gibi dua eden adamın boğazını yavaş yavaş kesti. Geri geri kaçmaya çalışan André ile kadının arasına geçmiş şok içinde izliyordum olayları. O boğaz kesilirken boğuklaşan ses, kanın oluk oluk fışkırması. André kekeleyerek bir isim telaffuz etmeye çalışıyordu. İsmi bitirmesini istemiyordum. Böyle olmamalıydı. Ares’in dedikleri çok mantıksızdı. Gerçek olmaması gerekiyordu! Doğrusunu bulup içini rahatlatmalıydım. Bunun yerine başka bir arkadaşıma travma yaşatmamalıydım! Annem ve babam bu sorumsuzluğumu duysa nasıl hayalkırıklığına uğrarlar kim bilir? Şöyle bir anda canımı düşünememem sağlıksız mı? Arkamda duran çocuğun baldırına yumruğumun yanıyla vururken bana hani karşılaşmayacaktık diye soran kuzenime de “Karşılaşmamalıydık.” diyordum. "Neden burada?!

Kadın bize döndüğünde yüzünü görebildim. Bu kadını daha önce gördüğümü fark edince daha da arttı şaşkınlığım. İlk olarak babamı işte ziyaret ettiğimde görmüştüm. Seherbazdı. O zaman böyle değildi, yani... Bu kadar kırmızı değildi. Gizemli değildi. Sinirli gibiydi. Sonra da Hogsmeade'de görmüştüm. Postanede. Carmilla olduğunu düşünmemiştim bile. Bize bu saatte burada olmamamızı söyledi sanki bir profesörmüş gibi. Ormandaki tehlikeler hakkında söylediklerine normalde söyleyecek bir iki zeki cevabım olabilirdi ancak şuan kalbim sanki ağzımdan çıkacak gibi hissediyordum. Bacaklarım titriyordu. Bir cevap mı bekliyordu gerçekten? Carmilla’nın bize zarar vermesi mantıksızdı ancak burada bulunmasının da mantıksız olduğunu savunuyordum değil mi? Şimdi de karşımızdaydı. Eziyet büyüsünü yapan kişi olmak istiyorum, yapılan değil. Ares anlatırken ne kadar rahatsız olmuştu. O kargaşada André’nin yaptığı baloncuk büyüsü de patlamıştı. Kadına cevap vermek için cesaretimi topladım. Bu kadın, yani Carmilla, bizi o cadı avcısından kurtarmıştı. Ares, ona gitmesi için birkaç kere izin verdiğini söylemişti. Yani... Belki bir şansımız vardı. Cümlelerimi kafamda toparlayıp konuşmaya başladım. “Biz... Buraya... Gerçeği... Immmhh..” Midemden gelen bir yumruk boğazıma indi. “Araştır...” Elimle ağzımı kapattım. Bir kere daha öğürdükten sonra yana dönüp kusmaya başladım. Tüm cesetler, korku, o adamın boğazının öyle kesilmesi derken midem kırmızı alarmı çekmiş de fark bile etmemişim. Konuşmak yerine yanda iki büklüm akşam yemeğinde yediğim yemeği vücudundan kopmuş bir bacağın üstüne çıkarttım. Gözümden akan yaşlar midemden dolayı mıydı? Korkudan mı bilinmez...


Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« Yanıtla #9 : 04 Şubat, 2022 02:44:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bakın şimdi dostlar... Çok kitap okudum ve çok fazla vahşet betimlemesini hayal ettim. Hatta birkaç gecedir Edward, Carmilla ile ilgili gereksiz abartılı uydurma efsaneler anlatıp kafamızı şişiriyor. Yurtta uyku sorunu çektiği için bir süreliğine başka odada kalmak istediğini söyleyen bile oldu Edward'ın anlattıklarından. Bunun yanında kahramanlık öyküleri de dinledim, yeri geldi benim de cesaretimi gösterdiğim noktalar oldu. Aynı şu anda Yasak Orman'ın neresi olduğu bilinmez bir noktasında parçalanmış ölü bedenlerle bulunmamızdaki cesaretin de gösterdiği gibi. Ancak buna cahil cesareti desek yeridir. Bir daha düşünsem kesinlikle kabul etmez ve kuzenimi de bu fikirden caydırmak için uğraşırdım. Evet bulduk, gerçekten de Carmilla buradaymış. Peki ne pahasına? Cadı Avcıları bizi her an öldürebilirdi ve onlardan bizi vahçise kurtaran kişi de... Carmilla? YUH. Her şeye tamam da, görmememiz gerekiyordu bu kadarını! Kaçamamıştık da, donup kalmış ve neler olup bittiğini olduğum yerde izlemeye başlamıştım. En son önümüzde birinin boğazının kesilişine seyirci olana kadar da sadece arkaya doğru 1-2 adım atabilmiştim. Suratıma gelen kan damlalarını gözlerimle takip etmiştim, fazlaydı. Kolumu kaldırıp göz kapaklarımdaki kanı elimin tersiyle sildim ve kana baktım düz bir ifadeyle. Bu kan az önce benimki de olabilirdi, veya kuzenimin, veya André'nin. Ne kadar aptalız!

Kadın bize sorusunu yönelttiğinde öylece suratına bakıyordum, kuzenim kusmaya başlayana kadar da ağzımı açıp iki çift laf edememiştim. Şok muydu bu? Bilmiyorum, hayatımda hiç böyle bir manzarayla karşılaşmamıştım. Kafamı sallayarak kendime gelmeye çalıştım, toplamam gerekiyordu aklımı. André için çok travmatik olmalıydı, Cadı Avcıları ile tekrardan karşılaşmıştı. İyi miydi acaba? Kafamı arkaya doğru çevirerek suratına baktım, beti benzi atmıştı tabii. Normalde bile iki kelimeyi bir araya doğru düzgün getirebildiği yoktu ki, şimdi nasıl konuşsun? Eadwig ise... Acilen buradan gitmesi gerekiyordu. Zaten niye duralım ki daha fazla? Gerçeği öğrenmek için gelmiştik, görmüştük. Aslında... 1. kaynaktan daha fazlasını da öğrenebilirdik. Amacını sorsak anlatır mı? Sonuçta bizi kurtardı, şu anda belki de ondan korkmamız için bir sebep yoktur. Tamam, kontrolü eline alma zamanı. Bir adım attım  ve zorla da olsa gözlerimi kadına sabitleyebildim. Sanki ona çok uzun süre bakarsam tehdit olarak algılarmış gibi geliyordu bu yüzden uzun süre bakışmak oldukça zor olacaktı benim için.

"Biz-" dedim ama ilgisini çekmiş olmak bile yeterince beni bu fikirden vazgeçirmeye yetmişti. Ares'e yaptıklarını düşününce bize neler yapabileceğini hayal etmeye başladım. Onu geçtim, daha yeni, çok yeni, önümüzde parçaladığı cesetler duruyor. Acımadan bunu yapabilen, bizi de tek parçada yok edebilir. "Haklısınız. Biz de dönmek istiyoruz sadece." dedim. Bu kadar korkak olma... Sor işte. Ayağının dibinde suratıma kanı sıçramış olan kafa durmasa her şey çok kolay olacak!

Ağzımı açtım, kararlıydım derken bu sırada Carmilla'nın arkasındaki çalılıkların arasından parıldayan iki çift göz ile karşılaştım. Bunlar... Clay ve Cyneric? Neden? Şu an biz buradan arkamızı dönüp gidersek, Carmilla onları Cadı Avcılarından sanıp tek bir hamleyle öldürebilirdi. Ama bir anda oradan çıkmalarını söylemek de saçmalığın daniskası değil miydi? Kadını bir süre oyalarsak belki onlar da uzaklaşmaları gerektiğini akıl edebilirlerdi. Umarım yani. "Aslında... Teşekkür- Aynen teşekkür ederiz." dedim ilk başta arada iyi bir bağ kurmak adına. Hayatımızı kurtardı sonuçta. "Amacımız okulun yakınlarında neler olduğunu öğrenmekti sadece. Çok dedikodu var..." Ne saçmalıyorsun? Saçma bir plan. Çok saçma. Dönün ve gidin artık işte. Uzatma... "Ama önemli değil, biz karışmasak daha iyi."

Çevrimdışı Cwénhild Muirghéal

  • Azkaban Mahkumu
  • 14. Seviye
  • İleti: 99
  • 560 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cwénhild Muirghéal
  • Güç Puanı: 50
  • https://youtu.be/3vjkh-acmTE
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: o
  • Meslek: Eski Başseherbaz Yardımcısı
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 40
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü Yapma, 2. Seviye; Süzülme, 3. Seviye
Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« Yanıtla #10 : 04 Şubat, 2022 17:27:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Korku.

Çocukların gözlerinde yeşermeye başlayan korku bedenlerini istila etmeye başlamıştı. Bütün kasları ve düşünceleri bir bir korkuya teslim olurken sadece izledi Carmilla onları. İzledi ve korkmalarına izin verdi. Korku insan duygularının en güçlüsüydü. İnsan korktuğu anda ya en güçlü halini ortaya çıkarırdı yada en zayıf en aciz tarafı tarafından tüketilirdi. Bu çocuklar şu an tüketiliyordu. Bir tanesi konuşmayı unutmuştu. Gözlüklerine sıçrayan kan yeterli olmuştu bunun için. Bir tanesi, grubun en önünde duranın, bünyesi kaldırmamıştı gördüklerini. Koku, parçalanmış cesetler, taze taze fışkırmış sıcak kan ve ölümün üzerine batırılmış korku çocuğun midesinin iflas etmesi için yeterli olmuştu. Keyifsiz bir görüntüydü kusan bir beden. Rahatsızlığını belli etmedi Carmilla. "Salatalık doğrar gibi boğaz kesiyorsun ama biraz sindirilmiş yemek mi canını sıktı?" Haklı bir serzenişti bu. Ancak kızıl saçlarına aklar düşmüş kadınında bildiği bir gerçek vardı. Kan, parçalanmış et ve kırılmış kemikler iyi pişmiş bir yemekten daha çok karşısına çıkar olmuştu. Doğrular ve gerçeklerden bahseden çocuk kusarken bir diğeri lafa girdi.

"Bu en azından konuşmasını unutmamış."

Konuşan çocuğun gözlerinin içine içine baktı. Saklamaya çalıştığı korku oradaydı. Görebiliyordu. Fakat giydiği cübbenin hakkını veriyordu çocuk. Korkmasına rağmen konuşmaya devam etti. İşte aranan cesaret buydu. Ares'in yaptığı gibi deli cesareti değildi bu. Doğru kullanılan, zekayla birleştirilmiş bir cesaretti bu. Zor zamanlarda bu çocukları kurtaracak olan buydu. Büyücü ırkını koruyacak ve yüceltecek olan cesaret işte buydu. Çocuk konuşurken yüzünde beliren gülümsemeyi saklayamıyordu. Çocuk konuşmaya devam etti. Bu sırada gözlerinin bir anlığına kadının arkasındaki çalılıklara seyirdiğini fark etti Carmilla. Arkalarındaki vahşi bir yaratık olsa bu kadar sessiz olmazdı hatta muhtemelen saldırıya geçmişti. Bekçiler, seherbazlar yada daha fazla öğrenci? Belli etmedi. Bir avcının en tehlikeli olduğu zaman avının onun farkında olmadığı zamandı ve arkasındaki şey her neyse şu an ona karşı aptalı oynayacaktı. Çocuğun teşekkürünü başıyla karşıladı. Kanlanmış elbisesi bazı şeyleri kolaylaştırmıyor olsa da bu gerçekten kabul ettiği bir teşekkürdü.

Gryffindor binasının mensubu olan çocuk sözlerini bitirince derin bir nefes aldı. Asasını yavaşça cübbesinin içine soktu. Bu sırada elini çocuklara doğru kaldırmıştı, bir zarar vermeyeceğini belli etmek amacıyla. Tabii ölümüne korkan çocuklar bunu başka anlayabilirlerdi o yüzden tetikte olmak her zaman iyiydi. Başka öğrencilere de 'ders' vermek istemiyordu zira. Yavaşça adımlamaya başladı. Kusan çocuğa doğru. Bu sırada da lafa girdi. "Gerçek. Nedir gerçek? Şu an senin sırtına koyduğum elimi hissediyorsun. Bu gerçek midir? Belki de böyle hissetmen için yaptığım bir büyünün sonucudur, kim bilir? Gerçek değişkendir." dedi. Çocuğun sırtına koyduğu eliyle yaptığı büyü sayesinde midesi sakinlemiş olacaktı çocuğun. Sonra o elini çocuktan çekti ve bordo gözlüklü çocuğun gözlüklerini kendine doğru getirdi. Havada süzülen gözlüklerin çerçeveleri ve camı kan içinde kalmıştı. Basit bir parmak hareketiyle temizledikten sonra çocuğun titreyen ellerine geri dönmesini sağladı gözlüklerin ve en sonunda 'cesur' çocuğa döndü.

"Öğrendiniz mi okulun çevresinde neler olduğunu? Avcıların büyücü sosyetesinin en güvenilir diye savunduğu yerin dibine kadar girdiğini ve bakanlığın ruhunun duymadığını?" Çocuğa doğru yürüdü ve omzuna dokundu. "Karışmamak için geç kaldınız." kanla boyanmış suratının arkasındaki gözlerini çocuğun gözlerinin içine kitledi. "Genç adam, hepimiz doğduğumuz andan itibaren bu işe karıştık. Siz istesenizde istemesenizde. Onlar sizi karıştıracak. Dedikodular dedin, anlat bakalım."bir ricadan ziyade emir verir gibi konuşmuştu.


Çevrimdışı Meredith Vivienne Boleyn

  • Hayalet
  • 6. Seviye
  • İleti: 24
  • 0 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Meredith Vivienne Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Gül
  • Meslek: Eski Seherbaz
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 15
  • Tılsım Gücü: 15
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Travma: Umutsuz Vaka
Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« Yanıtla #11 : 04 Şubat, 2022 21:38:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yasak Orman, Meredith’in öğrenci yıllarında ona pek çok travmaya ev sahipliği yapmıştı. Bunların başında kendisini kan haini ilan eden kuzenlerinin onu cezalandırmak için bir ağaca bağlayıp tek başına bıraktıkları geceler geliyordu. Hiçbir zaman yaptıkları açığa çıkmamıştı, kızıl cadı ispiyonculuk için bile fazla pısırıktı o yıllarda çünkü. Ancak hepsini geride bırakmıştı, olgunlaşmıştı, korkularıyla yüzleşmişti ve en önemlisi ona kötülük yapan herkesi affetmişti.

İçlerinden biri yine de şansını zorluyordu.

“Eee, nasıl gidiyor? Bilirsin, adayı terk ettiğinden beri?” dedi Apollo Boleyn.
 
Dört kişilik Seherbaz güruhunun başında ilerleyen sarışın adam, canı sıkıldıkça parçaladığı dallar yetmiyormuş gibi bir de üstüne kendisine sarıyordu. Üstüne bir de bundan zevk alması kızıl cadıyı çıldırtıyordu. Meredith’in ailesiyle arası hiçbir zaman iyi olmamıştı ve ne zaman onlardan kaçtığına inansa dönüp dolaşıp onu bulmayı başarıyorlardı.

“Geceleri uyuyamıyorum,” dedi soğuk bir ses tonuyla. “Çok sevgili ailem burnumda tütüyor.”

Adam güldü. Gülüşü o kadar sinir bozucuydu ki kızıl cadı yüzüne yumruğu geçirmek isterdi. Fakat bunu yaparsa aileden aforoz edilmek başına gelecek en iyi şey olurdu. Sükûnetini koruyarak yürümeye devam etti.

Birkaç gün önce Seherbaz Bürosu tarafından atandıkları görev yüzünden girmişlerdi Yasak Orman sınırlarına. Amaçları bir süredir Bakanlık’ın kırmızı listesinde olan Carmilla’yı bulmaktı ve takip ettikleri izler onları buraya kadar getirmişti. Kadının hakkında çıkan söylentilerin sayısı sınırsızdı ve pek azı onun lehineydi. Carmilla’nın, Büyücedünya için tehdit oluşturduğuna dair bir görüş ortaklığı vardı ve bir an önce kontrol altına alınması gerekiyordu.

Peki, güçleri onu yakalamaya yeter miydi gerçekten?

Tanrı bilir.

Meredith’in içine kötü bir his doğmuştu. Ne olduğundan emin olmasa da tedbir amaçlı asasına sımsıkı sarıldı. Tehlike gelmeden önce davetiye göndermezdi ama bunu bilmesi için illa Seherbazlık eğitimi almasına gerek yoktu, Boleyn Adası’nda geçirdiği yıllar ona daima tetikte olması gerektiğini öğretmişti.

Apollo’nun ardından giden iki Seherbaz’ın (biri uzun boylu keçi sakallıydı ve aksesuar niyetine taktığı koyu renk güneş gözlükleri vardı; diğeriyse kısa boylu sıçan yüzlü bir adamdı ayrıca gülerken vikliyordu) kendi aralarında yaptıkları bir şakaya katıla katıla güldükleri sırada –cinsiyetçi bir şaka olduğu kesindi- kızıl cadı az ötede bir kıpırtı duyar gibi oldu. “Bekleyin!” diye seslendi önündekilere. Adamlar durdu, kadın ciddiyetle etrafını dinlemeye başladı. Ona yöneltilen “ne oldu?” sorularına cevap vermedi, içgüdülerinin onu çektiği yöne doğru ilerledi sessizce, bir şeyi bulmayı umar gibiydi aynı zamanda da bu bilinmezlik onu korkutuyordu.

On adım sonra aniden durdu ve kendini bir ağacın arkasına gizledi çabucak.

Vahşice parçalanmış bedenlerin kalıntıları her yere özensizce saçılmıştı. İnsanın midesini kaldıracak türde korkunç bir manzaraydı. Boleyn Adası’nda gördükleriyle yarışırdı. Apollo Boleyn hemen peşinden gelmişti, kadının ağzından kaçırmak üzere olduğu çığlığı eliyle bastırdı.

Karşılarında ceset yığınlarından çok daha fazlası vardı. Onu, Carmilla’yı, iblislerin anasını bulmuşlardı. Fakat yalnız değildi, bir grup öğrenciyi esir almış gibi görünüyordu.

“Eadwig burada.”

"Oğlun mu?"

"Victorine onu öldürecek."

Adamın resmiyeti toparlaması saniyeler sürmüştü, soğukkanlı bir biçimde ekibine, "Önceliğimiz çocuklar, bakanlığın ne dediği umurumda değil Carmilla hala tehlikeli bir kaçak, onların güvenliğini sağlamak zorundayız." dedi ve ağaçların arasından çıktı.

“Çocukları bırak!” diye seslendi, ellerini saldırmak istemiyorum dercesine iki yana kaldırmıştı ancak ne olur ne olmaz diye asası çabucak ulaşabileceği bir konumdaydı. Seherbaz ekibi Apollo’nun ardından peşinden geliyordu, diğer iki adam koruma biçiminde ona olan mesafesini yakın tutarken Meredith’in gözü çocuklardaydı. İlk bulduğu fırsatta onları koruması altına alacaktı.

Bir başka şok dalgası, Carmilla sandıkları kadın yüzünü onlara döndüğü zaman yaşanacaktı. Bembeyaz teni, kan kırmızısı saçları ve kusursuz güzelliğiyle tıpkı tanrıça betimlemelerindeki gibiydi, yüzü hariç, yüzü bir zamanlar tanıdıkları dosta aitti. “Cwénhild?” ismi kaçtı Meredith’in dudakları arasından.

“Buraya sorun çıkması için gelmedik,” dedi Apollo Boleyn, şaşırdıysa bile bunu dışarı yansıtmamıştı. “Çocukları bize teslim edersen hiç karşılaşmamış gibi çekip gitmene izin vereceğim.” Meredith, adamın bir yandan Seherbaz ekibine yaptığı kaş göz hareketlerini takip ediyordu.

Küçük bir göz kırpma ve kızıl cadı öne atıldı. "Cwén!" diye seslendi duygu dolu bir ifadeyle. "Seni kaybettiğimizi sanmıştım!" Apollo'nun kendisine engel olmasına fırsat tanımadan kadına doğru koştu ve ona sarıldı. "Ama senin hayatta olduğuna her zaman inandım!"

Cwén, yani yeni bilinen adıyla Carmilla'nın omzunun ardından çocuklara bakıyordu aslında ve anlamalarını umut ederek dudaklarını "uzaklaşın burdan!" der biçimde oynatıyordu sessizce. "Hiçbir zaman umudumu yitirmedim, gerçekten!"

Apollo Boleyn ve diğer seherbazlar her duruma karşı tetikte bekliyordu. Oyun başlamak üzereydi.[/justify]

Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 6, total 6
Talih 1d10 : 10, total 10


Çevrimdışı Eadwig Alger Boleyn

  • Slytherin Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 93
  • 326 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Eadwig Alger Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ceren
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 24
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 20
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 3. Seviye
Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« Yanıtla #12 : 04 Şubat, 2022 22:27:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Öksürürken sırtıma değen bir el ile midemin durumu saniyeler içinde iyileşti. Yutkundum iğrenç tadı ve elimin tersiyle sildim ağzımı. Kadının buz gibi sesi kulağımın tam arkasındaydı. Gerçeğin ne olduğunu soruyordu. Gerçek gözlerimle gördüğüm şeydir. Ben gördüğüme inanırım. Şuan gördüğüm de Carmilla’nın ormanda olduğu ve bizi cadı avcılarından kurtardığı. Belki eli hissetmem için büyü yaptığını, gerçeğin değişken olduğunu söylediğinde doğruldum yavaş yavaş. “Ama yapmadın...” diye fısıldadım o Samuel ile konuşurken. “Gerçeksin.” Doğru konuşuyordu kadın. Hogwarts güvenli bir şato diyordu herkes. Hani? Cadı avcıları ormanın yarısına kadar gelmişti. Ne kadar yürümüştük ki içeriye? Bahçede otururken bir anda ormandan gelen bir okla ölebilrdi oradaki büyücüler. İnsanları sevdiğimden değildi bu düşüncem. Güçlü olmamız gerekirken, güçsüz olduğumuz için sinirliydim. Büyü gücü olan bizler, ezik bir takım düşük yaşam tarafından avlanılacak mıydık gerçekten? André’ye döndüm. Ona ve elindeki mor gözlüğe. Kadın gözlüklerini temizlemişti. Carmilla düşman değildi. Yine de bir sürü soru vardı kafamda. Kuzenime sorduğu soruyu duymamıştım ancak kafamdaki sorular ile cebelleştiğim için dayanamadan “Neden?” diye atladım kuzenimin lafına. Saygısızlık ettiğimi fark edince de “Üzgünüm.” dedim. “Ama bilmem gerekiyor. Sadece düşük yaşamlıları... Yani, cadı avcılarını öldürdüğünüzü sanıyordum. Demin bizi onlardan kurtardınız. Peki Bayan Caldecott’u neden öldürdünüz? O bir muggle değildi. Oğlu Ares. Çok yakın arkadaşım. Ona neden eziyet ettiniz? Aklım almıyor.” Kadının söylediklerini dinlerken biraz daha rahatlamıştım. Belki de kadının yaptığı büyüden dolayı rahat hissediyordum. Gerçek değişkendir demişti değil mi? Tabi sonra tanıdık bir ses ile tekrar stres seviyem arttı. Sesin geldiği yöne baktığımda babam ona çocukları -yani bizi- bırakmasını söylüyordu.

Bir anda sıcak bastı.

Carmilla bizi tutmuyordu.

Babam ile bu kadının yapacağı bir düelloda babamın ölme olasılığı çok yüksekti.

Bu kadını iki kere düello ederken görmüştüm. Karşısına çıkan kişileri gözünü kırpmadan öldürebiliyordu.

Bu yüzden mantığımı kullanamazdım.

Babam bizi onlara teslim etmesi için kadını tehdit etti.

Kuzenim Carmilla'ya doğru koşarken içimden gelen duygu patlaması ile kadın ile onun önüne geçtim!

“HAYIR!” diye bağırdım karanlık ormanda yankılanan bir sesle. Kuzenim olacak o aptal kadına bir şey anlatacak değildim. Bu yüzden direkt babama konuşmaya başladım. “Şuraya bi bak baba! Hogwarts’ın bu kadar yakınında cadı avcıları! Şu işe yaramaz okulun en ufak bir savunması yok! Bahçede otururken öldürülmek için yollamışsınız beni buraya! Bu kadın olmasaydı şuan ölmüştük! HEM BAKANLIK DA CARMILLA’YA KAHRAMAN OLARAK BAKIYOR! Sen dememiş miydin? Onun için davet vermemişler miydi? Biliyor musun? Haklılar! Sizin ve okulun yapmadığı şeyi yapıyor! Güvenliği sağlıyor!”

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 1, total 1
Destek 1d8 : 3, total 3
Talih 1d10 : 1, total 1
« Son Düzenleme: 04 Şubat, 2022 22:33:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Eadwig Alger Boleyn »


Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« Yanıtla #13 : 04 Şubat, 2022 23:46:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Arkamı dönüp gitmek için can atıyordum ancak Carmilla'nın izni olmadan elimizi kolumuzu sallayarak buradan ayrılamayacağımız belliydi. Hala midesiyle savaşmakta olan kuzenime yaklaşıp sırtına uzandığında vücudumdaki bütün kasların gerildiğini hissetmiştim. Bana dokunuyormuş kadar rahatsız etmişti bu temas beni. Bizi tehdit edeceğini düşünmüştüm, elim asama gitti çok yavaşça ancak kullanmama gerek olmayacaktı. Ha zaten kullanacak olsam da ağzımdan hangi büyü çıkacak zerre fikrim yoktu. Sonrasında André'nin gözlüğünü temizlemeye giriştiğinde sıranın bana geleceğini anlamıştım. Elimi teslim olmuş bir şekilde geri çektim asamdan, ne olacaksa olabilirdi artık. Bana dönene kadar gözlerimle neler yaptığını izliyordum ancak bakıştığımızda kaçırmak zorunda kaldım tekrardan, o ise söylediklerimle ilgilenmişti belli ki. Konuşurken yanıma yaklaşıyordu, varlığını sağımda hissediyor ama kafamı çevirip bakmaya inanılmaz çekiniyordum. Omzuma dokunduğunda içime dolan titremeyi durdurmaya çalışarak kafamı çevirdim. İlk önce kanlı eline, sonra da gözlerine..."Karışmamak için geç kaldınız." Ürperdiğimi hissediyordum, haklıydı. Sırf bizden korktukları için yok olmamızı amaçlayan bir ırk varken varlığımız yetiyordu bu duruma karışmaya. Haksızlıktı bu, doğuştan gelen özelliklerimiz yüzünden kim nasıl yargılayabilirdi ki? Onlardan farklı olduğumuz için... Güçlü olduğumuz için korkuyorlardı. Bu bizi suçlu kılmazdı ama. Neden kendimizi korumak zorundaydık? Carmilla kötü bir şey yapmıyordu, savaşta ölüm de vardı sonuçta. Dedikoduları anlatmamı istemişti. Ares'e ettiği işkenceyi sormalı mıydım? Bize de yapabileceklerini hatırlayınca, omzumda da eli bulunurken bu pek kolay olmayacaktı. Ağzımı açar gibi oldum ama tekrar kapadım, derken kuzenim araya girdi. Benden daha cesurdu şu noktada. Ares'in annesini mi... Ne?

Ancak bunu sorgulayacak zaman değildi. Bir anda ortalık birbirine girdi, önce Clay ve Cyneric ortaya çıktı sandım ama belli ki bizi uzaktan izleyenler sadece onlar değildi. Bunlar amcam ve kuzenimdi, seherbazlar gelmişti. Nasıl haberleri olmuştu da bu kadar hızlı gelmişlerdi anlam veremiyordum. Meredith'i uzun süredir görmemiş olmanın getirdiği bir özlem hissini hatırlattı kuzenimi görmüş olmak, bana nedense çok yakın geliyordu her zaman. Keşke daha çok görüşüyor olsaydık. Carmilla'nın dikkatini çektiklerinde ben de bir rahatlama hissiyle dakikalardır adımımı kıpırdatmadığım yerden ayrılarak birkaç adım attım geldiğimiz yola doğru. Bu ortamdan uzaklaşmak için can atıyordum, kaçmak için fırsat kollamamız gerektiğini düşünürken Eadwig'in Carmilla'ya doğru koştuğunu gördüm. Babasına karşı Carmilla'yı savunuyordu şu anda, saygı duydum bu hareketine.

Bakanlık neredeydi?
Carmilla burada Hogwarts yollarını korumuyor olsa biz gece nasıl rahat uyuyacaktık?
Bakanlık niye böyle bir şeye izin veriyordu ki zaten? Bütün seherbazlarını toplasa Carmilla kadar güçlü olmuyor demekti bu. Bu da demektir ki acilen yönetimin değişmesi gerekiyor.
Ve bir diğer sorun, böyle bir tehlike varken hala bunu nasıl gizli tutabiliyorlardı? Muggle dünyası varlığımızdan haberdardı, bunu geçtim, bizim için tehlike arz ediyorlardı. Bunu da geçtim, güvendiğimiz kişi olan kızıl saçlı cadı, bir büyücüyü de katlettiği şeklinde ithamları olan biri miydi gerçekten? Ve üstüne üstlük güvenelim dedikleri kişiden şu anda bizi korumaya çalışıyorlardı. Acilen birilerinin bu işe el atması gerekiyordu ve bunu bir çift 16 yaşında çocuk mu araştırmaya çıkınca ortaya çıkartacaktı gerçekten? Hepinize ayrı ayrı lanet olsun.

Birkaç adım attım kuzenimin yanına, ona destek olmak istemiştim. "Haklı, siz gelene kadar Avcılar okula ulaşırdı bile. Eğer amaçları buysa tabi." dedim doğruladığımı belirterek. Çok da gözlerine batmak istemiyordum. Amcamın, Eadwig'i buraya sürükleyenin ben olduğumu düşüneceğine kalıbımı basardım şu anda. Ona hiç gözükmeseydik yeriydi. "Carmilla bizi kurtardı."

Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 7, total 7
Talih 1d10 : 2, total 2


Çevrimdışı Arthur F. Moore

  • Hogwarts Profesörü
  • 5. Seviye
  • İleti: 15
  • 41 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Arthur F. Moore
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Turbo Nezir
  • Meslek: Büyü Kuramı Profesörü
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 11
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 10
Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« Yanıtla #14 : 05 Şubat, 2022 04:38:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bir önceki hafta Ravenclaw'lardan Caldecott, Yasak Orman'da saldırıya uğramıştı. Vücudunu ve yüzünü kapsayan yaranınsa bir kesme tılsımı olduğu kesin olmasa da kuvvetle muhtemeldi. Carmilla... Oğlanın Carmilla'nın saldırısına uğradığını iddia etmiş olması ilk duyuşta katiyen inandırıcı gelmiyordu kulağa fakat yalnızca dikkat çekmek için böyle bir yalan uydurması pek olası değildi tanıdığı kadarıyla kendisini. Bir noktada konuşmak iyi olabilirdi lakin şimdi sırası değildi. Henüz travmasını atlatmamışken ne kadar az konusu açılırsa mevzuların o kadar iyiydi. Bu da, gerçekten konuşması gerekenlerle konuşması demekti sadece. Carmilla veya değil, bir öğrenci Yasak Orman'ın yasak topraklarına adım atmış ve saldırıya uğramıştı. Orman yaratıklarıyla Hogwarts arasında belli anlaşmalar vardı pek tabii ve böyle bir olayın yaşanmış olması yaratık olsun, sihirli yaratık kaçakçıları olsun yahut son zamanlarda namı iyicene büyüyen kızıl saçlı cadı olsun her türlü sıkıntılıydı.

Bu sebeple Hogwarts da boş durmamış, profesörleri düzenli olarak Yasak Orman sınırlarında nöbet tutmaya başlamıştı. Hogwarts'ın koruma büyülerini zaten bilindik hiçbir kuvvet aşamazdı lakin o koruma büyülerinin alanından öğrencilerin çıkmaması icap ederdi. En azından bakanlığın bölgedeki araştırmaları sonuçlanana, daha doğrusu tehlike olmadığı veyahut kalmadığı kesinleşene kadar. Bugünse sıra Arthur'daydı. Üzerinde gecenin karanlığında dikkat çekmeyecek füme bir palto ve birkaç minik koruma tılsımı vardı insanın içini donduracak bu İskoçya soğuğuna karşı. Caldecott'a olanlardan sonra gerçi aklı selim bir öğrenci belasını arar mıydı muamma lakin belasını arayacak türden kişiler de yok değildi bu türlü türlü insan dolu şatoda pek tabii.

Sert mizaçlı adam da düşünceliydi bu gece. Gerçi böylesi bir günde düşünceli olmamak mümkün müydü? İç karartıcı bir karanlık perdesinin altında; bir yanı iki metreden daha derinleri görülemeyecek bir orman, öteki yanı gece saatlerinde dolaşmanın yasak olduğu okul arazisiyken çevredeki en büyük hareketlilik, tepedeki bulutların on beş dakikada bir yahut iki santimlik ilerleyişiydi. Tüm geceyi burada geçirecek profesörün düşünmekten başka yapacak bir şey yoktu. Üstelik karanlık büyülerle tüm uğraşısının paranoya haline gelerek canlandığı bu zihin için gündemdeki son olaylar sonsuz, bitmek bilmez bir düşünce konusuydu. Arada bir asasıyla taşlardan sandalye yapıp dinleniyor, arada bir turluyordu. Tüm bu esnada ise düşünüyordu. Cadı avcılarının, büyücülerin büyü yapma kabiliyetlerini o karanlık gecede nasıl ellerinden aldıkları muammaydı. Carmilla adının yüz yıl sonra böylesine fısıldanmaya başlamış olması iç karartıcıydı. Bir öğrencinin Karanlık Orman'da karanlık büyücü saldırısına uğramış olması endişe vericiydi.

Düşünce treni önce bir ışık, sonrasında yükselen gümbürtü ile bölündü tel tel beyazları bulunan koyu saçlı adamın. Tepeden inen bir yıldırım yoktu lakin ormandan yükselen ışığın bir şimşeğe ait olduğu belliydi. Karanlık sanatlar profesörü olan bu adam içinse kaynağı tahmin etmek güç değildi: Yıldırım laneti. Ağaçların arasında bir kişi bir yere yahut çok daha büyük ihtimalle başka bir kişiye kullansa bu laneti tam olarak böyle gözükürdü zira. Bu büyü, çatışma demekti. Seherbazlar? Avcılar? Carmilla? Fark etmezdi. Önce asasının bir hareketiyle kuzeyi göstertecek bir hareket yaptı ve yönü zihnine not edip ilerlemeye başladı ışığın kaynağına doğru. Hızlı adımlarla.

Yaklaştı, yaklaştı ve sonunda bazı konuşmalar işitmeye başladı. Bir kadın sesi? İnanmak ve umut gibi birkaç kelimeyi seçebildi yalnızca. Sesler bir öğrenciye ait olmak için fazla olgundu. Kaçakçılar içinse de garip kelime tercihleri içeriyordu. Asasını ayaklarına yöneltti ve bir Quietus ile sessizleştirdi adımlarını. Yakınlaştığı vakit bir ergen oğlan sesi işitiyordu. Boleyn'lerden biri? Eadwig. Okulun güvenliğine laf ediyordu ve çok geçmeden buna sebep olan manzara da belirgin hale gelmişti. Üç öğrenci, hayır beş; dört yetişkin ki giyimlerine ve duruşlarına göre seherbaz olabilirlerdi ve kızıl saçlı bir Carmilla şüphelisi... Öğrenciler Carmilla'yı savunuyordu cadı avcılarının okula ulaşacağını ima ederek. Nasıl yani? Imperius laneti olabilir miydi? Ancak bu kadının öğrencilere Imperius yapıp onları kontrol etmeye zihnini ayırmasındansa seherbazlarla savaşması daha makul olurdu, tam odağıyla... Lakin öğrencilerinin böyle safsatalar zikretmesi ve Carmilla savunması henüz ikinci yılında dahi olsa gurur duyduğu profesörlük makamına, bu şatoya, kültürüne bir hakaretti; daha önemlisi, kendi canlarını tehlikeye atmaktı. Ortaya çıktı.

"Öncelikle herkese merhabalar. Bay Boleyn, Bay Boleyn ve Bay Harris. Ve diğer herkes, pek tabii..." Bakışlarını özellikle yan taraftaki çalılıkta saklanan figürlere yöneltmedi. Cübbelerinin eteklerinden öğrenci oldukları belli oluyordu zira. Gerçi saklanabiliyorlar mıydı buradaki gözlerden muamma ama... Yine de gözden uzak olmalarının zararı olmazdı. Kendisinin şato tarafından geliyor olmasıyla beraber Eadwig'in de bastıra bastıra Carmilla olduğunu söylediği ve savunduğu kadın seherbazlar ile aralarında kalıyordu. Önceliklerini doğru belirlemesi gerekiyordu. Birinci olarak öğrencileri. Carmilla'yı dahi savunsalar tek bir öğrenci daha zarar göremezdi. Onları kurtarmalıydı. İkinci olarak seherbazlara yardımcı olabilirdi bu muhtemelen taklitçi olan cadının yakalanması için. Yerlerdeki arbaletler ise apayrı devasa bir sorundu ve en azından ölülerdi. O, eldeki krizler çözümlenince ilgilenilecek bir durumdu. Öğrencilerini ve Hogwarts'ın namını koruyacaktı. Öğrencileri korumak istiyorsa ise önce güvenlerini kazanmalıydı. Gerçi kumral saçlı porsuğun herhangi bir tarafı tutabilecek hali pek yok gibiydi ama... Boleyn kuzenlerini ikna etmesi önem teşkil ediyordu.

Gözlerin kendi üzerine dönmüş olması bir avantajdı. "Öncelikle baylar, üçünüz de Hogwarts korumalarının bir hayli dışındasınız. İçerisinde bulunduğumuz Karanlık Orman'a 'Yasak Orman' diye söz etmemizin sebebinin aşikar olduğunu düşünürdüm: Yasak olması, tehlikeli olması, cadı yahut cadı avcısı tehlikeli kişilerin..." kızıl saçlı cadıya metanetini kaybettirmesi ve öğrencilere savunulacak bir yanı olmadığını göstermesi ümidiyle -ki kontrolünü yitirmese de istediğini lafını çarparak elde etmiş olacaktı- ...ve özellikle Carmilla olduğunu iddia eden tehlikeli ve dengesiz kızıl saçlı cadıların size dokunamaması için koyduğumuz ve bu ortamdaki, saçlarında tek bir tel dahi beyaz olmayan kimsenin büyü bilgisinin idrak etmeye yetmeyeceği koruma tılsımlarının sınırları dahilinde kalmanız için... Yasak. Orman. Sözlerinin ağırlık yaratması için bir anlığına öğrencileriyle göz teması kurdu, fikri önemli olanlarla, asası hala kızıl saçlı cadıya dönükken, sonra tekrar söze girdi: "Cezanızı dönünce konuşacağız baylar lakin umarım okulumuzun güvenliğinin tüm Britanya'yı yahut tüm dünyayı kapsamadığı gibi, ormanın bu kadar derinlerini de kapsamadığını idrak etmişsinizdir ve kendinizi korumaya almak istersiniz." Sözlerini bitirip sol elini açtı öğrencilerine davetkar bir şekilde ve seherbazlara döndü ufak bir reveransla: "Size yardımcı olmayı dilerdim lakin takdir edersiniz ki önceliğim öğrencilerimizin güvenliği. Buradaki arkadaşlar utanarak kabul etsem de benim gözetimimden kaçmışlar. Eh, elinizdeki olası 'rehine' krizinin yükünü üzerinizden kaldırmış oluyorum en azından," dedi ve asasını hızlıca oynattı. Hizipler Carmilla'yı alt ettiler, zaten birleşimleri bu yüzdendi. Karşısındaki kızıl cadının o netamesiz cadı olacağına zerre inanmıyordu bu sebeple. Tabii bu nama sahip birisi güçsüz de olamazdı. Büyüsü bu kadına karşı değildi. Öğrencilerinin üzerineydi. İkna faslı başarılı yahut başarısız, sonlanmıştı. Mantıklı olduğunu düşündüğü şey buydu ve bunu yapacaktı. "Carpe Retractum!" Eğer başarılı olabilirse üç öğrenciyi de kendi arkasına, bu tehlikeli taklitçiden uzağa ve belli bir ölçüde güvenceye çekebilmiş olacaktı. İstesinler yahut istemesinler...

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 9, total 9
Talih 1d10 : 10, total 10