İngiltere Büyücedünyası > Büyük Salon

Kuzişim gelmiş (Vol I)

(1/2) > >>

Eadwig Alger Boleyn:
Slytherin masasına elimi yüzüme koymuş Winton ile büyücü satrancı oynuyordum. Yenilmekten nefret ediyorum ve karşımdaki çocuğu yenebileceğimi düşünmüyorum. Böyle arada turnuva ayağına birbirimizle satranç oynuyoruz. Winton, Cyneric’i ezici bir şekilde yendi daha demin. Ben de Gage’i yendim ama... Çocuk garip garip stratejiler denediği için oldu. İki kazanan olarak karşı karşıya geldik Ravenclaw arkadaşımla. Sonuç olarak da içimden geçiyor...

“Rok yap Boleyn!” dedi Gage. Yanındaki Cyneric çoktan bizden uzaklaşmış Hufflepuff masasında sevdiği kıza dalıp gitmişti.

Rok yapmak için kafamı önümdeki taşlara indirdiğimde kalemin olmadığını gördüm. Daha demin aşırı saçma bir şekilde Winton’a yedirtmiştim. Gage bu salaklığım yüzünden kıkırdarken “Aman çok komik.” dedim.

Winton sakin bir sesle “Pes edebilirsin.” dedi.

“Siktir lan oradan.” diye cevapladım. “Hakkımla yenilirim, pes etmem.”

Omzunu silken Ravenclaw’lı arkadaşım “Sen bilirsin. Sonuç değişmeyecek.” diye kışkırttı beni.

Kaşlarımı çatıp hamlemi düşünmeye devam ettim. Şu atı şuradan oynasam, o şunu yer, yerse şuradan vezirle onu yerim... Veziri kalesiyle yer. Kaleyi alırım ama veziri veririm. Ben kötü duruma düşerim. Başka bir şey düşün Eadwig...

Samuel Raymond Boleyn:
"Aslında düşündüğünüz kadar zor değil çocuklar. Mesela gördünüz diyelim kızı- Ashley olsun adı da, gördün Eddy, sana doğru yürüyor." Sanki biri üzerine doğru geliyormuş gibi ellerimi yanımda oturan Edward'a doğru uzattım. "Gelişini, yürüyüşünü, onun varlığını fark ettiğini hissettirecek ve centilmen bir şekilde gülümseyeceksin."

"Nasıl nasıl?"

Göz devirdim. " Siz hırbolar hayatınızda hiç centilmen kelimesini duymadınız mı? Kibarca işte." Kahkaha sesleri...

"Bir de önünde diz çökmemizi ister misin Samu? Böyle mi düşüyor gerçekten?"

"Dostum, eğer kalan son iki yılını da yalnız geçirmek istiyorsan beni dinlemene gerek yok. Ama baloda size kız ayarlamamı bu sefer sakın istemeyin benden." diyerek sırıttım. Büyük salonda, gençleri ve bizim dönemden birkaç çocuğu toplamış kız tavlama taktikleri veriyordum. Evet, çok istediler kıyamadım. Bu konuda hakkımı yiyemem ama, baya başarılıyımdır yani. Mesela geçen yaz sebze alışverişi sırasında sohbet etmeye başladığımız, sonrasında bütün yaz görüştüğümüz kızı düşünüyorum. Kabak alırken bir kızla sohbet kurabileceğime ben de inanmazdım açıkçası. Sabah da masaya baykuşum Rosé'nin bıraktığı mektupla konusu açıldı zaten; kız bana iki sayfa mektup yazmış, bir de altına fotoğrafımızı iliştirmiş. Yani, aslına bakarsanız uzun süredir konuşmuyoruz. Bununla birlikte aramızda resmi bir ilişki olduğunu da söyleyemem o yüzden ona pek de bağlı olduğumu düşünmüyordum ama mektubu baya romantikti hani. Çocuklar da okuyunca hiç anlatmıyorsun falan filan derken konu buralara geldi.

Çocuklar attığım blöfü anında yutmuş ve rol yapmaya dahi başlamışlardı ki ne tipinden ne de sıfatından haz ettiğim Slytherin binasından Cage "Sizin şu adada da neler var kim bilir, ha? Yok mu bize de bir parça?" dedi pis bir sırıtışla. Uzaktan konuşmamızı duymuş olmalıydı ki zaten farkındaydım gözlerinin üzerimizde olduğunu. İki saattir laf atacak yer arıyor gibi beklemedeydi. Hayır bir de ne alakaysa? Sırf abaza herifin tekiyim ben demek için neden oksijen tüketiyorsun? Bakıştık çocuklarla, sözü bana bıraktılar. Eğer terslesem hep beraber dalmaya hazır kükreyecek bir aslan gibiydik. Onun yerine ben güldüm. Ortamdaki ani gerilimin yerini şaşkınlığa bıraktığını hissederek ve bu değişimi sağlamanın da öz güveniyle konuşmaya başladım. "Kuzenim pek bir şeyi olmadığından anlatamıyor herhalde sana, bize sardığına göre... O kadar çağırıyordu hayırdır gelemediniz bir türlü? Gözlerimiz yollarda kaldı. Bütün yaz kenarda para saymayı öğrenmek umuduyla geçiriyor ya günlerini izin alamamıştır belki. Üzülüyorum bazen biliyor musun kuzen." Sessizlik. "Zaten kaç dakikadır izliyorum bir fili bile oynatmayı akıl edemedin. Kan bağı işte her zaman zekayı da eşit dağıtacak değil ya."

Eadwig Alger Boleyn:
Winton yaptığı bir hareket ile bana atını yedirdikten sonra ilginç bir şekilde karşıt atak yapmayı başardım. Öyle ki karşımda yerinde kıpraşmasından planında bir sorun olduğunu da anlayabildim. Gage sırıtıp çocuğa baktı hatasını fark ettiği gibi. Ben de oyuna tekrar döndüğüm içim doğruldum oturduğum yerde. Kendime güvenim geldi. Tam filimi hareket ettirecektim ki uzaktan millete yalan dolan atan kuzenime laf söyleyesi geldi Gage’in. Adada ne parçalar olduğundan, 250 gram da bize istediğini söylediğinde dönüp baktım buna. İte köpeğe ne koz veriyorsun. Hiç düşünmüyor bu da. Bir anda laf edecek bir an buldu ya başladı bu da konuşmaya. Yok işte ben kızlarla uğraşmıyormuşum da, arkadaşlarım adaya gelmiyormuş da, adada para sayıyormuşum da... Hem konuşup hem benim satranç oyunumu izliyor keko. Koz bulduğu gibi saldıracak. Hayır o değil, büyük salonda boş boş sataşıyor. Adada olsa bırakırım havlasın da burada bir ağırlığımız var. Her ne kadar hoşt demek istesem de mahalle kavgası etmek yakışmaz. Ona laf etsem dediklerini kabul etmiş olurum ki dediklerinin yarısı doğru. Ben de kızlarla yakınlaşıyorum ama aileye olan saygım yüzünden bunu ulu orta anlatıp değerimi düşürmüyorum karşımdaki kütük kafa gibi.

Bakışlarımı karşımda oturan Winton’a çevirdim. Çocuk da kaşlarını kaldırıp “Yapma.” dedi sessizce. Herif beni çözmüş yemin ediyorum. Ancak gördüğünüz gibi hem satrançta yeniliyorum, hem Gage herifin söylediği şeyin üstüne “Oooo, ne dedi!” falan diyor, hem de gereksiz yere laf yiyorum derken gözüm döndü. Satranç tahtasından fili aldığım gibi kuzenim olacak o şerefsize fırlatıverdim. Kalktım ayağa, Slytherin masasından atladım Gryffindor masasına doğru ama Cyneric ve Winton omzumdan tutup herifin üstüne çullanmamı engellediler. "Eadwig." diyordu Winton. "Amacı bu zaten sal."

“Hayırdır kuzen? Yine bir yerlerin kaşındı herhalde durduk yere arandığına göre.” diye atarlandım buna. “Sende söylenileni yapacak akıl yokken nasıl bana laf edebilirsin? Boş beleş adamsın! Anca kendini gezdir. Pazardan kız tavlıyormuş! Hah! Ulan bu soyada sahipsen her türlü ezik kız düşer ki! Sanki senin zekana kişiliğine düşüyorlar! Bir de sana verilmiş bu kutsamayı reddetmiyor musun? İki yüzlü şerefsiz.”

Samuel Raymond Boleyn:
Tamam şimdi doğruya doğru, bu kadar üstüne gitmeyi planlamamıştım. Konuşmaya başlayınca tak tak döküldü ağzımdan. Çok da bayılmıyorum kuzenime orası da bir gerçek ama arkadaşının attığı laf yüzünden ona böyle sataşmam… Eh. Her neyse. Karşılık olarak ayağa kalkıp üzerime yürümeye başladı, satranç tahtasından kaptığı taşlardan birini fırlatınca Quidditch’ten alışkanlık refleksle eğilerek taştan kaçmayı başardım. Taşı gözlerimle takip ettiğimde beni ıskalayarak Ravenclaw masasından bir kızın su bardağına düştüğünü görmüştüm. Sırıtarak kıza baktım, suratına sıçrayan su damlalarıyla ıslatılmış minik bir köpek yavrusuna dönmüştü. Şaşkınlıkla bize döndüğünde alakam yokmuş ve ben de sanki neler olduğunu anlayamıyormuş gibi omuzlarımı kalırıp indirdikten ve "nerden geldi ya o?" bakışı attıktan sonra Eadwig’in olduğu tarafa döndüm. O sırada kuzenim bana saldırmaya çalışırken arkadaşları onu engelliyor, sinirli sinirli bir şeyler saydırıyor, yanımızdakiler de büyük bir ilgiyle bizi izliyorlardı. Ben bu kadar büyük bir tepki vereceğini tahmin etmemiştim ama, büyük ihtimalle doğru konuştum ki alındı. Amaan, kavgaya tutuşmaya da gerek yok. Durduk yere huzursuzluk çıkaran biri olarak bilinmek istemiyorum. Zaten yıllardır bilirler Eadwig'le aramızda olan bu atışmayı, çok kez geldik yumruk yumruğa ama şu an yeterli bir sebep yok kavga etmek için.  “Şakaydı sadece yaa, şimdi burada beraber tavladığımız ikizleri mi anlatayım ne istiyorsun? Dalga geçtim sadece.” Uzanıp omzunu pohpohladım. O sırada dönüp ikiz mevzusuna göz kırpmayı da ihmal etmemiştim. O konunun da en kralı yaşadı, aynen öyle. “Son dediğini duymadım bile, salla değmez bak gerçekten.” Şerefsiz ve iki yüzlü dedi ya. Yok bence öyle düşünmüyordur gerçekten. Eadwig'i omuzlarından tutan arkadaşlarına iki kaş göz yapıp "Bırakın ya, ne yapacak sanki?" dedim ve onların bıraktığı kollarını ben sararak kuzenimi kenara çektim. "Dostum niye böyle yapıyorsun? Sadece eğlenmek istemiştim ama arkadaşının saygısızlığından çıktı olay. Sohbet etmek istemesi de sorun değil ama ağzının suyunu silsin bir dahakine tamam mı? Bu kadar alınmana gerek yoktu."

Eadwig Alger Boleyn:
Ben buna atarı koyunca, kuzenimden yüzyılın geri vitesi geldi. Şakaydı falan demeye başladı. Adam değilsin var ya. Gel şurada güreş benimle? Yemez ama. Elini uzatıp omzuma koyunca vurdum koluna elimin tersiyle “Dokunma tamam.” dedim. Sevmiyorum böyle elleşmesini. Yanımdaki arkadaşlarıma bırakın dediğinde çocuklar dönüp bana baktı. Ben de kafamı salladım bırakmaları için. Tutmasalar saldırmam ki zaten. Bu lavuk yüzünden kural çiğneyeceğimi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Olay güç gösterisi sadece. “Dost değiliz.” dedim aynı soyadı taşıdığım herif bana öyle hitap edince. YOO DOSTUM SADECE EĞLENMEK İSTEMİŞTİM. Benle mi eğleniyorsun keko? Git bir yerinle oyna öyle eğlen. Durduk yere sataşıp dostum şaka yapıyorum ehe diyorsun. Bir aralar dosttuk gerçekten bununla. Şimdi sürekli didişiyoruz. Gage’e söylediklerinden sonra, ki harbiden Gage durduk yere olayı çıkarmıştı ama benim korumacı yönüm çok güçlüdür, “Ağzını topla.” dedim. “Arkadaşım istediğini söyler. Sen burada kimin ne söylediğinin reçetesini mi tutuyorsun?” Winton’un yanına oturdum sakince. Elimle arkadaki Ravenclaw kızı gösterdim. Durduk yere kızın yemeğine satranç taşı attırdı iyi mi? “Fili ver hadi.” dedim buna.

Winton’ın önündeki satranç tahtasına baktım, masanın üstünden atlarken dağıtmışım oyunu. Zaten yeniliyordum iyi olmuş. Kuzenin yanındaki bebeler fili verince alıp masanın üstündeki tahtaya koydum. Sonra da Samuel’e dönüp ıslık çaldım. “Yanaş. Bi şey dicem.” dedim elime yanıma gelmesini işaret edip. Gelince de arkadaşlarıma da el ettim yanaşsınlar diye. Sessizce konuşmaya başladım kuzenime bakarak. Çünkü diğerleri zaten biliyordu olayı. “Ares’in olayını duydun mu?” dedim buna. Ne duyacak anca keko gibi karı tavlama taktikleri versin çevreye. “Ormanda Carmilla ile karşılaştığını, kadının ona eziyet laneti yaptığını falan anlattı. Böcürttür dedim, ormanda saçma sapan şeyler var. Değil diyor. Ares baya yakın arkadaşım. Önem veririm. Bilirsin.” Önem vermesem kuzenimle işbirliği yapmam zaten. Winton ne söyleyeceğimi anlamış gibi yerinde hareketlendi. “Urswick’e söyledim. Vampir dedi, başka bir şey demedi. Vampir falan değil o çocuğu o hale getiren. Anneme mektup yazacağım ama ilk önce emin olmam gerekiyor. İşi başından aşkın yanlış bir haber için rahatsız edemem. İki gün sonra ormana girmeyi planlıyorum. Kabul edersin ya da etmezsin. Sana söylüyorum çünkü...” Söylemesi zor olsa da güçlüsün ve sana güveniyorum. “Neyse. Gelecek misiniz?” Cyneric ve Winton direkt olumlu anlamda kafalarını sallarken Gage birinin gelmeyip bir şey olması durumunda profesörlere haber vermesi gerektiğini söyleyerek arkada kalacağını söyledi. Dönüp kuzenime baktım cevap versin diye.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git