İngiltere Büyücedünyası > Yasak Orman
Annem ve Kızım II
Mirabelle Starlight:
Derslerin bittiği saatte profesör tarafından sebepsizce çağırılan genç cadı, kimseye bir şey demeden belirlenen yere gitmişti.
"Ah, profesör? Beni çağırmışsınız, bir sorun mu var?" diye sordu. Bina sorumlusunun kendisini çağırması çok da şaşırılacak bir şey değildi, sonuçta Mirabelle bina başkanıydı. Merak ettiği tek şey, neden normal bir yere değil de ormanın sınırına çağırılmış olduğuydu.
Gwyndolin Lowell:
[justify]İnsanlar bütün hayatları boyunca bir takım kararlar alırlar. Hayatlarını şekillendiren bu kararların bir kısmı yanlış bir kısmı doğru olur. Gwyndolin'in yakın arkadaşı Cwenhild, hayatı boyunca yanlış kararlar almış bir insandı. Bir yaşam yaratmasına yanlış bir karar sebep olmuştu, ölmesine yanlış bir karar sebep olmuştu. Verdiği tek doğru karar karşısında duran kızı daha doğmadan öldürmekten vazgeçmesiydi. Kız yanına yaklaştığında ağaçların arasından çıkageldi bir Hipogrif. Hayvan başını eğdi, Gwyndolin hayvanın başını okşadı ve kıza cevap verdi. "Bu Hipogrif'in adı Elizabeth. Kendisinin yakın zamanda yavruları oldu. Vakit buldukça gelip kontrol ediyorum. Ara sıra sende gelebilirsin." dedi sonra derin bir nefes alıp devam etti. "Mirabelle, adının anlamını biliyor musun?"
Mirabelle Starlight:
Karşısındaki Hipgrif'i görünce gülümsedi. "Aww..." dedi sessizce, yavrularının olduğunu öğrendiğinde. Gelip ilgilenmek cidden zevkli olurdu, aklının bir köşesine yazıverdi. Sonrasındaysa pek de beklemediği bir soruyla karşılaştı.
"Hmm? Ah, şey, isim olarak 'mucizevi' veya 'olağanüstü güzellik' anlamına geliyor ancak çok hoş, tatlı bir erik türünün ismi aslında. Nisan sonunda çiçek açıyor ve çok güzel kokuyor. Neden ki?"
Gwyndolin Lowell:
[justify]"Ah, evet." dedi. Bakışları hala Hipogriff'in üzerindeydi. Hala parmaklarıyla hayvanın yumuşak tüylerini seviyordu. Hayvanda güzel bakışlar atıyor sevimli sevimli sesler çıkarıyordu. "Mirabelle ağacı. Londra'daki dükkanımda bir tane var biliyor musun? Çok güzel erik verir. Biraz elmanın yanında çok güzel oluyor. Çiçekleride iyi satar ve seninde dediğin gibi çok güzel kokar. " Önlüğünün geniş cebinden önceden hazırladığı et parçalarını çıkardı ve hayvanın önüne koydu. Hayvan onları yerken Gwyndolin kıza doğru döndü. Biraz korku ve biraz heyecanla kızın gözlerinin içine bakıyordu. Kalbi küt küt atıyor olmasına rağmen sakin kalmayı başarabilmişti. "O ağacı on altı yıl kadar önce sende görmüştün Mirabelle." dedi.
Mirabelle Starlight:
Hiçbir şey anlamadan profesörü dinliyordu. Profesörün Londra'da bir dükkanı olduğunu bilmiyordu veya neden şu anda ona bundan bahsettiği hakkında hiçbir fikri yoktu. Şikayetçi değildi gerçi, nereye varacağını merak ediyordu. Mirabelle çiçeklerinin satılabileceklerini bilmiyordu, belki de insanlar aynı kendisi gibi çay veya yemeklerde kullanmak için alıyordu çiçekleri.
Sonrasındaysa profesörle göz göze geldiler. Kadın önemli bir şey diyecek gibi duruyordu, konuştu. Dediği şeyi pek anlamadı Mirabelle. Belki de anlayası gelmemişti. "Umm... Dediğinizi tam anlayamadım açıkçası..."
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
Tam sürüme git