İngiltere Büyücedünyası > Kehanet Dersliği

1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Kehanet Dersi

(1/2) > >>

Cynthia Jean Urswick:
Ekim
1865
Profesörünüz Bayan Urswick gelen öğrencileri kontrol ediyor tek tek. Aşırı klasik, sıkıcı bir şekilde düzenlenmiş kehanet kulesindeki dersliğe gelen her kız öğrencinin etek boylarını kontrol edip, kısa bulduklarını aşağı çekiştiriyor. Elindeki kalın asasıyla da acıtacak bir şekilde bacaklarına vuruyor. Erkeklerin ise kravatlarını ve gömleklerini düzeltiyor. Kız ve erkekler yanyana yürüyorsa omuzlarından tutup uzaklaştırıyor ikisini. Kızlar sol taraftaki sıralarda oturuyor, erkekler sağdaki. Kurallara göre Slytherin’deki safkan öğrenciler en önde, diğer binalardaki safkan öğrenciler onların arkasında oturuyor. Bu iki grubun arkasında da kan saflığına göre diziliyor gençler. Bulanık öğrenciler en arkada profesörü görmekte bile zorlanacakları yerlere oturuyorlar. Bayan Urswick zaten kan saflığı bozuldukça muhattap olmayan bir kadın. Tanıyorsunuz artık.

Dersliğin teorik derslerdeki dersliklerden tek farkı her sıranın üstünde bir kehanet küresinin olması. Herkes gereken yerlere oturunca masasının önüne geçiyor kadın. Her zaman derslerden önce uzun uzun sosyal kuralları öğrettiği, siyaset konuştuğu ya da bir şeylerden hayıflandığı için yine başlıyor konuşmaya. “Ah ah! Şu büyücedünyanın durumunu Yüce Merlin görse, şu okulun durumunu Yüce Slytherin görse kalpten giderdi herhalde. Gerçekten dertsiz başımıza dert edindik. İlk önce teröristler güzelim maskeli balomuzu bastı. Sonra da bu teröristlerin beyinlerini yıkadıkları kızlar trende iğrenç bir karalama kalkışması yaptılar. Neyse ki Hogwarts çok şerefli bir kuruluş. Müdiremiz, Bakanlıkla birlikte onurlu bir iş yürütmese, o terbiyesiz kızların istekleri de gerçekleşmiş olacaktı. Trenin ve Hogwarts’ın güvenli olmadığı yalanını gazetelere yansıtsalar neler olurdu bir düşünsenize? Aslında kutlamamız gereken bir gün bugün.” Gülümsüyor bu cümleleri söylerken. Ancak sözleri bitince sinirli bir şekilde sınıfa bakıyor. Öğrencileri şöyle bir tarıyor gözleri. Belli kişilere takılmadığı için kimlerin sorumlu olduğunu bilmiyor gibi gözüküyor. “Ancak hayır.” diyor. “Bir kaç holigan! Bir kaç kural tanımaz zibidi kendisini Bakanlıktan ve öğretmenlerden büyük görüyor! Sanki işlerinde profesyonel kişiler Bay Harris’i kurtaramazmış gibi, kendi başlarına vazifeymiş gibi haftasonu geziye çıkıyor ayağına Hogwarts’ın bilinen bir sürü kuralını ayaklar altına alıyorlar! AKLIM ALMIYOR! Üstelik... Ah söylemeye dilim varmıyor.” Kadın utançtan ağzını kapatıyor. Sessiz bir şekilde “Kızlı erkekli.” diyor aşırı utanç verici o kelimeleri söylüyor. “İnanılacak gibi değil. Sizin aileleriniz size ahlak, namus eğitimi vermedi mi? Demek ki vermemiş? İş başa düştü. Bir eğitimci olarak benim için şereftir!”

Profesörünüzün yüzünde sinsi bir gülüş oluşuyor. Pek hayra alamet değil gibi.

“Bu ders sonunda herkes cezaya kalacak. Zindanlar boş. Hademe bir kaç yeni ceza eşyası getirtmişti sanırım. Deneriz.” diyor.

Sınıfta oluşan uğultudan sonra da elini kaldırıyor öğrencilerin susması için.

“Cezaya kalmamak mı istiyorsunuz?” diye soruyor. “Bana o gün, André Harris’i kurtarmaya gidenlerin isimlerini vermeniz yeterli. Artık bilenleriniz mi söyler? Önünüzdeki kürelerden mi görürsünüz bilemem? Dersin sonunda 7 süpürgenin sahibinin adı elimde olursa, bütün herkes kalmayacak. Ne iyi niyetliğim değil mi? Ah benim gibi iyi niyetli bir profesörünüz olduğu için çok şanslısınız.”

[spoiler]
* Ne yazacağınızı anlamışsınızdır işte.
* André Harris’i kurtarmaya giden 7 kişinin ismini veren bir kişi bile olursa cezaya kalmayacaksınız.
* Kimse söylemezse tüm öğrenci karakterlerin ceza rp’si yazması gerekecek. Yazmadıkları taktirde de yüksek puanlar kıracağım sınıflarından. muahahaha.
* O 7 kişi her türlü cezaya kalacak orası kesin teheheheh
* İspitçilere ise hediye verir, bazı yerlerde kayırırım.
* Sorunuz olursa Discord'tan etiket atıverirsiniz.[/spoiler]

Regina Alexandrovna Romanovna:
[justify]Esneye esneye yolunu tutmuştu o gün de Kehanet kulesinin. Kehanet konu olarak ilgisini çekse de dersi veren ve aynı zamanda da bölüm sorumluları olan Cynthia Jean Urswick anlatıyorsa dinlemesi işkenceden farksızdı. O yüzden bugün geçmek bilmeyen bu dersi uyumak için kullanmayı kafasına koymuştu. En fazla ne sorun yaşayabilirdi ki bu konuda? Asıl yeri yerine arka tarafta bir yere oturursa sorun olmayacağını düşünüyordu. Profesör asla arka sıralara bakmazdı. Bundan sadece bu seferlik yararlanacaktı.

Kuleyi sürüklene sürüklene tırmandıktan sonra sınıfın girişine varabilmişti. Profesör Cynthia yine işi olmayan şeylere karışıyor milletin kıyafetlerini kendi istediği gibi düzeltiyordu. Kendi üstüne bir baktı Regina bir önündeki kızın üstü düzenlenirken. Yani eteğinin boyunu Regina kısa bulmuyordu. Nasıl rahat ediyorsa öyle giyiyordu ve kısa olsa rahatsız oldu herhalde. Tabii Cynthia hanım bunun hakkında ne düşünürdu bilemezdi.

Kapıdan geçtikten sonra Profesör onu durdurmuş ve eteğini çekip bacaklarına da bir güzel vurmuştu. Ama kızın canını yakan vurma kısmı değil eteğin çekilme kısmı olmuştu. Kadının eteği çektiği yerde bel kısmı kemiğine batmış gibi hissetmişti.

“Нахуя́-“

Fark etmeden sessizce de olsa ağzından kaçırdığı söz ardından anladı mı, duydu mu diye bir Profesöre baktı Regina. Duysa anlayacağını sanmıyordu ama söyleme şekli ve zamanı yüzünden ne olduğunu tahmin edebilir diye korkmuştu. Kadının çoktan başka bir kişinin üzerine düzeltmeye geçtiğini görünce de bir iç çekti.

Yavaşça sol tarafa kızların oturduğu yerlere doğru ilerledi Regina. Muggle-doğum kızlardan birinin yanına oturup önündeki bir diğer muggle-doğum kızın arkasına görünmeyecek bir şekilde oturup kafasını masaya küresinin yanına koydu. Gözlerini kapatıp rüyalarına dalmayı bekledi ama beklediği olmadı. Az önce çok uykusu olsa da uyumakta zorlanıyordu.

‘Biraz daha uyumazsam artık çok geç olacak.’ Diye düşündü Regina. Ve öyle de oldu. Profesör Urswick konuşmaya başlar başlamaz uykusu iyice kaçmıştı. Kafasını görünmeyen yerinde tutarak konuşmasını dinleme kararı aldı kadının. Düşündüğünden daha ilginçti bugün olan konuşma. Kadının konuşmasının her bir noktası komedi malzemesiydi Regina için. Teröristler ve karalamalar. Hogwarts bu kadar yüceltilecek ne katmıştı büyücü dünyasına anlayamıyordu Regina. Sadece bir okuldu işte. İçinden başarı kişilerin çıkmasının bir anlamı yoktu. O kişiler başka yere gitse orada da başarılı olurdu.

Kadının konuşmasındaki gülünç kısım bitince daha gülünç olan kısım gelmişti. Andre’yi birilerinin kurtardığını duymayan yoktu. İlginç bir konuydu evet ama ders konusu olması için bir sebep var mıydı? Birisi için canını tehlikeye atan bir grup aptal genç şu an uyuyamadığından başı ağrırken bir gram bile umurunda değildi. O bunları düşünürken profesörün sözleri yüzünden sınıfta bir uğultu oluşmuştu. Zindanlarda ceza... Neyi ima ettiği belliydi tabii ama bu kadarı da fazla değil miydi?

Sonrasında bir teklifle gelen kadının ne yapmaya çalıştığı açıktı. Ama sınıfta bilen var mıydı ki o süpürgeleri sürenleri o yedi kişi dışında? Çünkü eğer yoksa Cynthia hanımın sözünde durup durmayacağını merak ediyordu. O yedi kişi her kimse bir itirafta bulunacaklarını hiç mi hiç sanmıyordu.

Kürelerle bir şey yapmalarını söylemişti profesör -orayı tam dinlememişti- ama zaten buraya dönüp bir kere bile bakmayacağına emin olduğundan masada yatıyor halini bozmayıp gözlerini dinlendirdi Regina. Kulağı ise herhangi bir gelişmeyi duymak için sınıftaydı.[/justify]

André Harris:
[justify]Kehanet dersliğine çıkan bitmek bilmez merdivenleri çıkarken cübbesinde kızıl işlemeler bulunan dostu Gregory'le hararetli bir konuşma içerisindelerdi: "Bak Greg, şu kuleleri senelerce imanımız gevreyene kadar çıkacağımıza..." Sanki tüm bu süreç boyunca konuşuyor olmaları nefes nefese kalmalarında hiç pay sahibi değilmişçesine soluklandı kısa bir anlığına ve devam etti cümlesine. "...diyorum ki bir ara burayı süpürgeyle çıkalım. Çekinmeyip yapmamız lazım bunu bir ara!"

"Kısa fıkraymış", muhtemelen André'yi azıcık dahi tanıyan birisinin yegane tepkisi olurdu. Gerçi bir araya geldiklerinde ateşle barut gibi olan ikiliden böyle ihtimaller hiç beklenmez de değildi. Nitekim şatonun içerisinde süpürge kullanımını kısıtlayan bir yasağın şaka maka olmadığına dair uzun bir münakaşa ve beyin fırtınası, dersliğin kapısının eşiğindeki basamaklara gelmeleri ve derse girişteki sıkı denetim yüzünden sıkışan yaya trafiğinden ötürü duraksamalarıyla son bulmuş, apar topar icra edilen son dakika hazırlıklarına dönüşmüştü.

-André, bir baksana, kravatım düzgün mü ya?
-Dur şurasını düzelteyim... İyi dedin ama, sen de benimkine bir el atsana.
...

Profesör Urswick'in sıkı denetiminden yalnızca ufak birer dokunuşla geçen oğlanlar sınıfın ortalarına geçtikleri vakit bir müddet beklemek durumunda kalmışlardı ders için. Kadının kontrolleri ve dayakları bitmek bilmiyordu zira. Önündeki kehanet küresine bakarken "Peki ben neden mal gibi bu seçmeliyi alıyorum ki hala?.." diye iç geçiriyor, halihazırda keyifli geçeceğinden zerre ümidi olmayan dersin başlamasını daha da büyük bir can sıkıntısıyla bekliyordu.

Vakit geçmedi.

Profesör Yamashita'dan varlığını öğrendiği, origami denilen bir teknikle ilgileniyordu bir süredir boş vakitlerinde. Cebinden bir parça renkli parşömen çıkartıp şekil vermeye koyuldu, uzun uğraşı sonucunda minik bir kaplumbağa yaptı.

Vakit geçmedi.

Sınıfta herkesin doğru yerlere oturduğunu kontrol ederken profesörleri, asasıyla kaplumbağaya ufak bir tılsım fısıldadı ve şekilli parşömen, kamplumbağa hızında kürenin çevresinde turlamaya başlarken boş bakışlarla onu izledi.

Nihayetinde biraz vakit geçmiş olsa gerek ki ders, daha doğrusu ders sürelerini sömüren haftalık muhafazakar reisçi politika seansı başlayabilmişti. Gerçi bu sözler neyin nesiydi? Dönemin başında intihar eden üç kardeşten söz ediyordu. Cecilia ile pek tanışık olduğu söylenemezdi lakin Lorraine ile Rosalind sınıf arkadaşlarıydı. Neden intihar etikleri hakkında bir fikir sahibi değildi ama onlara terörist demek?.. Kararsızlığı bazen derslerde sorulan sorularda dakikalar yiyen yahut ağzından ancak cımbızla laf alınan o kızlara hele terörist demek?.. Bu kadın, altıncı sınıflara, yani intihar edenlerin beş yıllık sınıf arkadaşlarına bu vaazi geçtiğinin farkındaydı, değil mi? "Lacroix kardeşler terörist değildi!" diye bağırmak istedi. Yapamadı. Yoksun olduğu birçok vasıf vardı kumral saçlı oğlanın ve cesaret, bunların başta gelenlerinden biriydi. Gözleri seğirebildi yalnızca, bu beyanları daha fazla kaldıramayacağını hissetti.

Ayağa doğruldu karnını tutarak, rezalet bir yalancıydı lakin acı çeken yüz ifadesi rutin hayatında ne yazık ki gereğinden fazla bürünmüş olduğu bir ifadeydi. Yüzünü buruşturdu midesini üşütmüşçesine, profesörlerinin kendisine fazla fırça çekmemesini ümit ederek bakışlarıyla müsaade isteyip kapıya yöneldi. Bu ithamlara karşılık verecek cesareti yoktu belki, bu yaptığının bir tepki olduğunu da muhtemelen ne profesörleri ne de sınıftaki herhangi biri anlayacaktı. Muhtemelen "canı tatlı pısırık André mideciğini üşütmüş, uf olmuş" muamelesi görecekti. Lakin verebildiği yegane tepki buydu korkak oğlanın. Bunu yaptı...[/justify]

Mirabelle Starlight:
Bilirsiniz, Mirabelle genelde kurallara uyan bir öğrenciydi. Profesörleri kızdırmamak için elinden geleni yapar, kendini sevdirmek için en şirin haline bürünürdü. Fakat bugün Kehanet dersi vardı ve profesörleri birazcık... Şey bir insandı. Sıfatında bile hayır yoktu kadının. O yüzden normalde dizlerinin 7,5 cm üstünde olan eteği bugün kalçasının 3 cm altındaydı. Derslere girerken makyaj yapmayan kız bugün tavernada sahneye çıkacağı günlerde yaptığı makyajdan yapmıştı. Sırf Cynthia'nın inadınaydı bunlar. Aynada kendine gülümseyip dersliğe hoplaya zıplaya gitti, girmesiyle kadının adını çığırdığını işitti. Sırıtmasına engel olamadı ve en şerefsiz ses tonuyla, "Size de günaydın profesör!" dedi. Bacaklarına vurulmasıyla dramatik şekilde bağırmaya başladı bir de, "Ben bir genç kızım, dokunulmamış bir çiçeğim! Siz beni böyle lekelerseniz insanlara ne derim? Yanlış anlayacaklar! Bana kimse dokunmazken sadece sizin dokunmanız... Profesör, yanlış anlamalı mıyım bu hareketinizi?!"

Sonra muzip sırıtışıyla en arkaya gönderildi. Hem Slytherinli değildi hem de kan durumu bilinmediği için direkt bulanık muamelesi görmüştü. Kadın bıdı bıdı yaparken Mirabelle'in izlemekte olduğu André'nin şeytan karının lafları yüzünden rahatsız olduğu belli oluyordu. Çocuk izin isteyip sınıftan ayrıldığı saniye Mirabelle birden ayağa fırladı ve en öne doğru yürümeye başladı. "Profesör, en arkada ne bakılamaz derecede çirkin olan muşmula suratınızı görebiliyorum ne de çingene gibi iğrenç olan sesinizi duyabiliyorum. Sol taraf da hiç rahat değil ayrıca." dedi ve kendini çok uçuk birinin kucağına atıverdi; Eadwig Alger Boleyn. Çocuk tepki vermeden kulağına fısıldadı, "Bu derslik bir şey yapmazsan sana feci borçlanırım ve bana istediğin herhangi bir şeyi yaptırabilirsin." aynı anda ayaklarını sıranın üstüne attı.

Profesör Urswick yine kuduruyordu ki Mirabelle yanlış bir şey yaptığını fark etmiş gibi davrandı. "Merlin aşkına! Çok özür dilerim. Eteğimin altı gözüküyor, değil mi? Hemen düzeltiyorum bu durumu." dedi ve yerinden kalkmadan sadece dirseklerini Eadwig'e, bacaklarını sıraya dayayarak güç alıp kalçasını kaldırdı ve eteğini çıkarttı, altındaki kısa şortundan bunu daha gelmeden önce planladığı anlaşılıyordu. "Kim gitti diye soruyordunuz değil mi? Hemen cevaplayayım. Franziska aşkımla ben birlikte gittik, yanımıza fazladan süpürge falan da aldık hani lazım olur diye. Bizden başka biri geldi mi bilmiyorum açıkçası ama görmedim kimseyi, şerefsizler geldiyseniz niye yardım etmiyorsunuz?! Neyse. Fazladan süpürgeyi şeyden aldık hani yakışıklı birini buluruz getirmemiz gerekir falan... Anlarsınız ya." sırıtarak göz kırptı. Feci ağır ceza alacak gibiydi ancak şimdilik eğlencesi daha önemliydi.

Michael Throd Sigurðsson:
Kehanet dersi... Sarı saçlı çocuğun sevdiği derslerin en sonunda yer alan o sıkıcı ders... Dersliğe giderken aklında sadece dersin ne kadar sıkıcı, profesörünün ise ne kadar korkutucu olduğu geçiyordu. Mavi gözlerinde yorgunluğun parıltıları parlarken yaşıtlarının aksine sessizce sınıfa girmişti. Gözleri sınıfta gezinirken en arkalardan bir yere oturup uyumak istiyordu sadece. 'Buldum!' Bir masaya oturup kafasını koluna yaslamıştı ki duyduğu ses irkilmesine sebep oldu. Profesörün ağzından çıkanları tek tek dinlerken duyduğu birkaç kelime kalbinin hızlanmasına neden olmuştu. 'Andre Harris'i... Kurtarmaya... Gidenlerin... İsimlerini...' İki-üç kez yutkundu ve sınıfta gözlerini gezdirmeye başladı. İç sesi yine 'Ah Michael!Neden kalkıştın ki böyle bir şeye!! Cezasız kalacağını mı düşünmüştün aptal, geri zekalı, sümük beyinli!!' başının etini yerken Mirabelle'in sesini duyunca kıza doğru dönmüştü bakışları. Yüzünde kısa süren bir gülümseme oluşurken bu gülümseme aniden solmuştu. Birden "Hayır,sadece sen değildin!" demek istese de son anda dilini ısırdı ve sustu. Saftı ama kendini bilmediği bir cezaya sokacak kadar saf değildi. Derin bir nefes aldı ve içindeki korku ve tedirginlik büyürken profesörün tepkisini merak ediyordu. 

[spoiler]Michael'ın kendi renklerini koymaya üşendim... Düzenleyeceğim bir ara. konuşma iç ses[/spoiler]

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git